YÖKDİL Kelime Listesi (Sayfa 9)

YÖKDİL Kelime Listesi: 2.131 kelime, YÖKDİL’in fen, sağlık ve sosyal bilimler metinlerinde sık geçen türden akademik kelimeler. Her kelimenin Türkçe anlamı ve bir örnek cümlesi var; liste kolaydan zora sıralı. Seviyeler: B1 394, B2 937, C1 800.

2.001–2.131. kelimeler · Sayfa 9/9 · Güncelleme:

Kelimeler 2.001–2.131

KelimeAnlamıÖrnek cümle
2.001. validity · isim · C1geçerlilikCritics have questioned the validity of a test that favours students from wealthy backgrounds.Eleştirmenler, varlıklı ailelerden gelen öğrencileri kayıran bir testin geçerliliğini sorguladı.
2.002. consensus · isim · C1uzlaşı; genel görüş birliğiThere is now a scientific consensus that human activity is the main cause of recent warming.Artık son dönemdeki ısınmanın ana nedeninin insan faaliyetleri olduğu konusunda bilimsel bir uzlaşı var.
2.003. paradigm · isim · C1paradigma; modelThe discovery forced scientists to abandon the old paradigm and develop a new way of explaining the data.Bu keşif, bilim insanlarını eski paradigmayı bırakıp verileri açıklamak için yeni bir yol geliştirmeye zorladı.
2.004. discrepancy · isim · C1tutarsızlık; uyumsuzlukThe team noticed a discrepancy between the figures in the report and the original records.Ekip, rapordaki rakamlar ile orijinal kayıtlar arasında bir tutarsızlık fark etti.
2.005. rationale · isim · C1gerekçe; mantıksal dayanakThe authors explain the rationale behind choosing such a small group of participants.Yazarlar, bu kadar küçük bir katılımcı grubunu seçmelerinin gerekçesini açıklıyor.
2.006. constraint · isim · C1kısıt; engelLimited funding was the biggest constraint on the size of the research project.Sınırlı finansman, araştırma projesinin boyutu üzerindeki en büyük kısıttı.
2.007. magnitude · isim · C1büyüklük; boyut; önem derecesiFew people understood the magnitude of the problem until the full report was published.Tam rapor yayımlanana kadar çok az kişi sorunun büyüklüğünü kavrayabildi.
2.008. premise · isim · C1öncül; temel varsayımThe whole argument is built on the premise that people always act in their own interest.Tüm argüman, insanların her zaman kendi çıkarına göre davrandığı öncülü üzerine kurulmuştur.
2.009. scope · isim · C1kapsam; erimThe scope of this review is limited to studies published in the last ten years.Bu derlemenin kapsamı, son on yılda yayımlanan çalışmalarla sınırlıdır.
2.010. inference · isim · C1çıkarım; sonuç çıkarmaIt is a reasonable inference that the drop in attendance was caused by the new transport costs.Devamsızlıktaki düşüşün yeni ulaşım maliyetlerinden kaynaklandığı makul bir çıkarımdır.
2.011. insight · isim · C1derin kavrayış; içgörüInterviews with refugees gave the researchers valuable insight into the challenges of resettlement.Mültecilerle yapılan görüşmeler, araştırmacılara yeniden yerleşimin zorlukları hakkında değerli bir kavrayış sağladı.
2.012. expertise · isim · C1uzmanlık; ihtisas bilgisiThe project requires expertise in both molecular biology and statistical modelling.Proje hem moleküler biyoloji hem de istatistiksel modelleme alanında uzmanlık gerektirmektedir.
2.013. dilemma · isim · C1ikilemDoctors often face an ethical dilemma when a patient refuses life-saving care.Hasta hayat kurtarıcı bakımı reddettiğinde doktorlar sıklıkla etik bir ikilemle karşı karşıya kalır.
2.014. precedent · isim · C1emsal; örnek teşkil eden olayThe court's ruling set a precedent for how patient data should be protected.Mahkemenin kararı, hasta verilerinin nasıl korunması gerektiği konusunda bir emsal oluşturdu.
2.015. stakeholder · isim · C1paydaş; ilgili tarafTeachers, parents and local authorities are all key stakeholders in education reform.Öğretmenler, veliler ve yerel yönetimler eğitim reformunun temel paydaşlarıdır.
2.016. allocation · isim · C1tahsis; dağıtımThe fair allocation of scarce organs remains one of the hardest questions in medical ethics.Kıt organların adil dağıtımı, tıp etiğindeki en zor sorulardan biri olmaya devam etmektedir.
2.017. surplus · isim · C1fazlalık; artık ürünFarmers sold their grain surplus abroad, which helped stabilise the local economy.Çiftçiler tahıl fazlalıklarını yurt dışına sattı ve bu durum yerel ekonominin istikrar kazanmasına yardımcı oldu.
2.018. dissertation · isim · C1tez; bitirme teziShe spent two years collecting interview data for her doctoral dissertation on rural education.Kırsal eğitim üzerine yazdığı doktora tezi için iki yıl boyunca görüşme verisi topladı.
2.019. misconception · isim · C1yanlış anlayış; yanlış kanıA common misconception is that antibiotics are effective against all kinds of illness.Yaygın bir yanlış kanı, antibiyotiklerin her tür hastalığa karşı etkili olduğudur.
2.020. modification · isim · C1değişiklik; uyarlamaA minor modification to the experimental design produced far more consistent results.Deney tasarımında yapılan küçük bir değişiklik çok daha tutarlı sonuçlar verdi.
2.021. domain · isim · C1alan; faaliyet sahasıQuestions about human memory fall within the domain of cognitive science.İnsan belleğiyle ilgili sorular bilişsel bilim alanına girer.
2.022. trade-off · isim · C1ödünleşim; bir şeyden vazgeçerek başka bir şey kazanma dengesiResearchers often face a trade-off between the size of a study and the depth of data collected from each person.Araştırmacılar çoğu zaman bir çalışmanın büyüklüğü ile her kişiden toplanan verinin derinliği arasında bir ödünleşimle karşılaşır.
2.023. deficit · isim · C1açık; eksiklik; yetersizlikThe clinic reported a budget deficit after the cost of medical equipment rose sharply.Klinik, tıbbi ekipman maliyetlerinin keskin biçimde artmasının ardından bütçe açığı bildirdi.
2.024. notion · isim · C1fikir; kanı; kavrayışThe notion that intelligence is fixed at birth has been challenged by recent educational research.Zekânın doğuştan sabit olduğu fikri, son dönem eğitim araştırmalarıyla sorgulanmıştır.
2.025. credibility · isim · C1güvenilirlik; inandırıcılıkUndisclosed funding from industry can damage the credibility of a scientific report.Sanayiden gelen ve açıklanmayan fon, bilimsel bir raporun güvenilirliğine zarar verebilir.
2.026. manuscript · isim · C1makale veya kitabın yayımlanmadan önceki metni; el yazmasıThe editor asked the authors to revise the manuscript before sending it to reviewers.Editör, yazarlardan metni hakemlere göndermeden önce gözden geçirmelerini istedi.
2.027. excerpt · isim · C1alıntı parça; bir metinden seçilmiş bölümThe lecturer handed out an excerpt from a classic study on child language development.Öğretim görevlisi, çocuklarda dil gelişimi üzerine klasik bir çalışmadan bir parça dağıttı.
2.028. inquiry · isim · C1soruşturma; araştırma; sistemli sorgulamaA public inquiry was opened to establish why the bridge had failed so suddenly.Köprünün neden bu kadar ani çöktüğünü belirlemek için kamuya açık bir soruşturma başlatıldı.
2.029. synthesis · isim · C1sentez; farklı fikir veya unsurların birleştirilmesiThe final chapter offers a synthesis of findings from psychology, sociology and economics.Son bölüm, psikoloji, sosyoloji ve ekonomiden gelen bulguların bir sentezini sunuyor.
2.030. discourse · isim · C1söylem; bir konudaki yazılı veya sözlü ifade biçimiPublic discourse on mental health has become more open over the past two decades.Ruh sağlığına ilişkin kamusal söylem, son yirmi yılda daha açık hâle geldi.
2.031. doctrine · isim · C1doktrin; öğreti; benimsenmiş ilkeler bütünüThe economic doctrine of free trade shaped government decisions throughout the century.Serbest ticaret yönündeki iktisadi doktrin, yüzyıl boyunca hükûmet kararlarını şekillendirdi.
2.032. proponent · isim · C1savunucu; bir görüşü destekleyen kişiProponents of the reform argue that it will give rural schools a fairer share of funding.Reformun savunucuları, bunun kırsal okullara fonlardan daha adil bir pay vereceğini ileri sürüyor.
2.033. paradox · isim · C1paradoks; çelişkili görünen ama doğru olabilen durumIt is a paradox that wealthier societies often report higher levels of loneliness.Daha zengin toplumların çoğu zaman daha yüksek yalnızlık düzeyleri bildirmesi bir paradokstur.
2.034. analogy · isim · C1benzetme; analojiThe teacher used an analogy between the heart and a pump to explain blood circulation.Öğretmen, kan dolaşımını açıklamak için kalple pompa arasında bir benzetme kullandı.
2.035. deduction · isim · C1çıkarım; akıl yürüterek varılan sonuç; tümdengelimHer deduction that the sudden drop was caused by faulty equipment turned out to be correct.Ani düşüşün arızalı ekipmandan kaynaklandığına dair çıkarımı doğru çıktı.
2.036. verdict · isim · C1karar; hüküm; varılan yargıThe panel's verdict on the new teaching method was cautiously positive.Kurulun yeni öğretim yöntemi hakkındaki kararı temkinli biçimde olumluydu.
2.037. shortcoming · isim · C1eksiklik; yetersiz yönOne shortcoming of the report is that it ignores differences between regions.Raporun bir eksikliği, bölgeler arasındaki farklılıkları göz ardı etmesidir.
2.038. merit · isim · C1değer; olumlu yön; üstünlükEach proposal will be judged on its scientific merit rather than on the author's fame.Her öneri, yazarın ünüyle değil, bilimsel değeriyle değerlendirilecektir.
2.039. setback · isim · C1aksilik; gerileme; ilerlemeyi geciktiren engelThe loss of key data was a serious setback for the research team.Önemli verilerin kaybı, araştırma ekibi için ciddi bir aksilikti.
2.040. prospect · isim · C1ihtimal; olasılık; gelecekte olabilecek durumThe prospect of a shortage of skilled engineers worries many manufacturers.Nitelikli mühendis kıtlığı ihtimali birçok üreticiyi endişelendiriyor.
2.041. realm · isim · C1alan; dünya; ilgi veya bilgi sahasıQuestions of consciousness once belonged to the realm of philosophy but are now studied in laboratories.Bilinç soruları bir zamanlar felsefe alanına aitti, ama artık laboratuvarlarda inceleniyor.
2.042. overlap · isim · C1örtüşme; kesişmeThere is considerable overlap between the symptoms of the two conditions, which complicates early detection.İki durumun belirtileri arasında büyük bir örtüşme var ve bu, erken tespiti zorlaştırıyor.
2.043. advancement · isim · C1ilerleme, gelişme; terfiAdvancements in imaging technology have transformed the way scientists study the brain.Görüntüleme teknolojisindeki ilerlemeler, bilim insanlarının beyni inceleme biçimini değiştirdi.
2.044. margin · isim · C1fark, pay; kenarThe new method improved accuracy by a narrow margin, which may not justify the extra cost.Yeni yöntem doğruluğu küçük bir farkla artırdı; bu fark ek maliyeti haklı çıkarmayabilir.
2.045. composition · isim · C1bileşim, kompozisyon; oluşumChanges in the chemical composition of the soil gradually affected the crops.Toprağın kimyasal bileşimindeki değişiklikler ekinleri zamanla etkiledi.
2.046. terminology · isim · C1terminoloji, terimler bilgisiMedical terminology can be confusing for patients who have no scientific background.Tıbbi terminoloji, bilimsel geçmişi olmayan hastalar için kafa karıştırıcı olabilir.
2.047. misconduct · isim · C1usulsüzlük, suistimal; etik ihlalThe journal withdrew the article after an inquiry found evidence of scientific misconduct.Dergi, bir soruşturma bilimsel etik ihlaline dair bulgu ortaya koyunca makaleyi geri çekti.
2.048. integrity · isim · C1dürüstlük, bütünlük; tutarlılıkAcademic integrity requires researchers to report their results honestly, even when they are disappointing.Akademik dürüstlük, araştırmacıların sonuçları hayal kırıcı olsa bile dürüstçe bildirmesini gerektirir.
2.049. transparency · isim · C1şeffaflık, açıklıkGreater transparency in funding would help readers judge whether a study is free from bias.Finansmanda daha fazla şeffaflık, okurların bir çalışmanın yanlılıktan uzak olup olmadığına karar vermesine yardımcı olur.
2.050. accountability · isim · C1hesap verebilirlik, sorumlulukPublic accountability is a basic requirement for any institution that receives government funding.Kamuya karşı hesap verebilirlik, devlet fonu alan her kurum için temel bir gerekliliktir.
2.051. attribute · isim · C1nitelik, özellikCuriosity is often listed as an important attribute of successful scientists.Merak, başarılı bilim insanlarının önemli bir niteliği olarak sıkça sayılır.
2.052. entity · isim · C1varlık; tüzel kişilik, bağımsız birimIn law, a company is treated as a separate entity from the people who own it.Hukukta bir şirket, sahiplerinden ayrı bir tüzel kişilik olarak kabul edilir.
2.053. hindsight · isim · C1geriye dönüp bakınca anlama; sonradan kavramaWith hindsight, it is clear that the early warning signs of the outbreak were ignored.Geriye dönüp bakıldığında, salgının erken uyarı işaretlerinin göz ardı edildiği açıktır.
2.054. hindrance · isim · C1engel, köstekLimited funding proved a serious hindrance to the progress of the research team.Sınırlı finansman, araştırma ekibinin ilerlemesi önünde ciddi bir engel oldu.
2.055. sphere · isim · C1alan, çevre, etki alanı; küreDigital technology has changed almost every sphere of modern life, from education to medicine.Dijital teknoloji, eğitimden tıbba kadar modern yaşamın neredeyse her alanını değiştirdi.
2.056. subsequently · zarf · C1daha sonra; ardındanThe compound was first isolated in 1950 and subsequently used in many industrial processes.Bileşik ilk olarak 1950'de izole edildi ve daha sonra birçok endüstriyel süreçte kullanıldı.
2.057. notably · zarf · C1özellikle; dikkat çekici biçimdeSeveral countries, notably those in northern Europe, have reduced their reliance on coal.Başta kuzey Avrupa'dakiler olmak üzere birçok ülke kömüre bağımlılığını azalttı.
2.058. predominantly · zarf · C1ağırlıklı olarak; çoğunluklaThe survey sample was predominantly female, which may limit how far the results can be generalised.Anket örneklemi ağırlıklı olarak kadınlardan oluşuyordu; bu, sonuçların ne kadar genellenebileceğini sınırlayabilir.
2.059. ambiguous · sıfat · C1belirsiz; birden çok anlama gelebilenThe wording of the question was ambiguous, so participants interpreted it in different ways.Sorunun ifadesi belirsizdi, bu yüzden katılımcılar onu farklı biçimlerde yorumladı.
2.060. coherent · sıfat · C1tutarlı; mantıklı biçimde bağlantılıA good abstract presents a coherent account of the aims, methods and main findings.İyi bir özet, amaçları, yöntemleri ve temel bulguları tutarlı bir biçimde aktarır.
2.061. explicit · sıfat · C1açık; net; açıkça belirtilmişThe guidelines give explicit instructions on how the data must be stored and shared.Yönergeler, verilerin nasıl saklanıp paylaşılması gerektiği konusunda açık talimatlar veriyor.
2.062. implicit · sıfat · C1zımni; üstü kapalı; dolaylıThere is an implicit assumption in the model that all households behave in the same way.Modelde, tüm hanelerin aynı biçimde davrandığına dair zımni bir varsayım vardır.
2.063. profound · sıfat · C1derin; köklü; çok büyükThe invention of the printing press had a profound influence on the spread of knowledge.Matbaanın icadı, bilginin yayılması üzerinde derin bir etki yarattı.
2.064. arbitrary · sıfat · C1keyfi; rastgele; gelişigüzelCritics argue that the age limit is arbitrary and has no real scientific basis.Eleştirmenler yaş sınırının keyfi olduğunu ve gerçek bir bilimsel dayanağı bulunmadığını savunuyor.
2.065. concurrently · zarf · C1eş zamanlı olarak; aynı andaTwo separate teams worked concurrently on the problem, using entirely different approaches.İki ayrı ekip, tamamen farklı yaklaşımlar kullanarak soruna eş zamanlı olarak çalıştı.
2.066. markedly · zarf · C1belirgin biçimde; gözle görülür şekildeAverage test scores rose markedly after the school introduced smaller classes.Okul daha küçük sınıflar oluşturduktan sonra ortalama sınav puanları belirgin biçimde yükseldi.
2.067. thereby · zarf · C1böylece; bu yollaThe city expanded its bus network, thereby reducing the number of cars in the centre.Şehir otobüs ağını genişletti ve böylece merkezdeki araç sayısını azalttı.
2.068. rigorous · sıfat · C1titiz; sıkı; kesinThe journal only publishes work that has passed a rigorous process of peer review.Dergi yalnızca titiz bir hakem değerlendirmesi sürecinden geçen çalışmaları yayımlıyor.
2.069. plausible · sıfat · C1makul; akla yatkın; inandırıcıThe authors offer a plausible explanation for why the numbers fell so sharply.Yazarlar, rakamların neden bu kadar keskin düştüğüne dair akla yatkın bir açıklama sunuyor.
2.070. subtle · sıfat · C1ince; belli belirsiz; fark edilmesi zorThe scan revealed subtle changes in the brain that earlier tests had missed.Tarama, önceki testlerin gözden kaçırdığı beyindeki ince değişiklikleri ortaya çıkardı.
2.071. tangible · sıfat · C1somut; elle tutulur; gözle görülürThe programme has already produced tangible benefits for families living in remote villages.Program, uzak köylerde yaşayan aileler için şimdiden somut yararlar sağladı.
2.072. detrimental · sıfat · C1zararlı; olumsuz etkisi olanLong periods of noise exposure can be detrimental to children's hearing and concentration.Uzun süreli gürültüye maruz kalmak çocukların işitmesine ve dikkatine zarar verebilir.
2.073. unprecedented · sıfat · C1eşi görülmemiş; emsalsizThe speed at which the glaciers are melting is unprecedented in recorded history.Buzulların erime hızı, kayıtlı tarihte eşi görülmemiş düzeydedir.
2.074. accordingly · zarf · C1buna göre; bu doğrultudaFunding needs vary between regions, and the budget should be distributed accordingly.Fon ihtiyaçları bölgeler arasında farklılık gösterir ve bütçe buna göre dağıtılmalıdır.
2.075. inherent · sıfat · C1doğasında var olan; ayrılmazSome uncertainty is inherent in any attempt to predict how a society will change.Bir toplumun nasıl değişeceğini öngörmeye çalışan her girişimin doğasında bir ölçüde belirsizlik vardır.
2.076. preliminary · sıfat · C1ön; başlangıç niteliğindeThe preliminary results look promising, but larger trials are needed before any conclusions can be drawn.Ön sonuçlar umut verici görünüyor, ancak herhangi bir sonuca varmadan önce daha geniş çaplı denemeler gerekiyor.
2.077. inconclusive · sıfat · C1kesin sonuç vermeyen; yetersizEarlier tests were inconclusive, so doctors ordered a second scan to be sure.Önceki testler kesin sonuç vermedi, bu yüzden doktorlar emin olmak için ikinci bir tarama istedi.
2.078. prone · sıfat · C1yatkın; eğilimliCoastal areas are prone to flooding when heavy rain coincides with high tides.Kıyı bölgeleri, şiddetli yağış yüksek gelgitle çakıştığında sele açıktır.
2.079. eligible · sıfat · C1uygun; hak sahibi olabilecekOnly adults over sixty were eligible to take part in the screening programme.Tarama programına yalnızca altmış yaşın üzerindeki yetişkinler katılabiliyordu.
2.080. prominent · sıfat · C1önde gelen; dikkat çekenA prominent sociologist argued that social media has changed how young people form friendships.Önde gelen bir sosyolog, sosyal medyanın gençlerin arkadaşlık kurma biçimini değiştirdiğini savundu.
2.081. viable · sıfat · C1uygulanabilir; yaşayabilirSolar power is now a viable alternative to coal even in less sunny countries.Güneş enerjisi artık güneşin az olduğu ülkelerde bile kömüre uygulanabilir bir alternatiftir.
2.082. stringent · sıfat · C1katı; sıkı (kural, denetim)Stringent safety rules apply to any laboratory that handles dangerous microorganisms.Tehlikeli mikroorganizmalarla çalışan her laboratuvar için sıkı güvenlik kuralları geçerlidir.
2.083. mandatory · sıfat · C1zorunlu; mecburiHelmets became mandatory for all cyclists on the university campus last year.Kask kullanımı geçen yıl üniversite yerleşkesindeki tüm bisikletliler için zorunlu hale geldi.
2.084. prolonged · sıfat · C1uzun süren; uzamışProlonged use of screens before bedtime can disturb the body's natural sleep cycle.Yatmadan önce ekranların uzun süre kullanılması vücudun doğal uyku döngüsünü bozabilir.
2.085. conventional · sıfat · C1geleneksel; alışılagelmiş; konvansiyonelSome people combine conventional medicine with traditional remedies, though doctors usually advise caution.Bazı insanlar konvansiyonel tıbbı geleneksel şifa yöntemleriyle birleştirir, ancak doktorlar genellikle dikkatli olunmasını önerir.
2.086. radical · sıfat · C1köklü; radikal; aşırıThe government introduced radical changes to the way public schools are funded.Hükümet, devlet okullarının finanse edilme biçiminde köklü değişiklikler getirdi.
2.087. spontaneous · sıfat · C1kendiliğinden olan; plansız, içtenThe children's spontaneous reactions gave the researchers more honest information than the planned interviews.Çocukların kendiliğinden verdiği tepkiler, araştırmacılara planlı görüşmelerden daha dürüst bilgi sağladı.
2.088. superficial · sıfat · C1yüzeysel; derinliği olmayanThe report gave only a superficial account of the causes behind the housing crisis.Rapor, konut krizinin ardındaki nedenleri yalnızca yüzeysel biçimde anlattı.
2.089. selective · sıfat · C1seçici; titiz seçim yapanThe university is highly selective, accepting fewer than one in ten applicants each year.Üniversite çok seçicidir ve her yıl adayların ancak onda birinden azını kabul eder.
2.090. ample · sıfat · C1bol; fazlasıyla yeterliThe island receives ample rainfall, so farmers rarely need to water their fields.Ada bol yağış aldığından çiftçilerin tarlalarını sulaması nadiren gerekir.
2.091. sheer · sıfat · C1sırf; tamamen; (miktar) çok büyükThe sheer number of applications made it impossible for the committee to read each one carefully.Başvuru sayısının çokluğu, komitenin her birini dikkatlice okumasını imkânsız kıldı.
2.092. innate · sıfat · C1doğuştan gelen; içgüdüselLinguists still debate whether the ability to learn grammar is innate or shaped by experience.Dilbilimciler, dil bilgisini öğrenme yeteneğinin doğuştan mı yoksa deneyimle mi biçimlendiği konusunda hâlâ tartışıyor.
2.093. irreversible · sıfat · C1geri döndürülemez; eski haline getirilemezScientists warn that the damage to the coral reef may soon become irreversible.Bilim insanları, mercan resifindeki hasarın yakında geri döndürülemez hale gelebileceği konusunda uyarıyor.
2.094. hostile · sıfat · C1düşmanca; (ortam) elverişsizFew plants can survive in the hostile conditions of the desert.Çölün elverişsiz koşullarında çok az bitki hayatta kalabilir.
2.095. ubiquitous · sıfat · C1her yerde bulunan; yaygınSmartphones have become ubiquitous, even in some of the poorest regions of the world.Akıllı telefonlar, dünyanın en yoksul bölgelerinin bazılarında bile her yerde bulunur hale geldi.
2.096. solely · zarf · C1yalnızca; sadeceThe success of a school should not be judged solely by its students' exam results.Bir okulun başarısı yalnızca öğrencilerinin sınav sonuçlarına bakılarak değerlendirilmemelidir.
2.097. exclusively · zarf · C1yalnızca; münhasıranThe journal publishes exclusively original research written by experts in the field.Dergi, yalnızca alanında uzman kişilerce yazılmış özgün araştırmaları yayımlar.
2.098. chiefly · zarf · C1başlıca; esas olarakThe river is polluted chiefly by waste from the factories built along its banks.Nehir, esas olarak kıyılarına kurulan fabrikaların atıkları yüzünden kirlenmiştir.
2.099. comparatively · zarf · C1nispeten; karşılaştırmalı olarakThe test is comparatively cheap, so even small hospitals in poor areas can use it.Test nispeten ucuzdur, bu yüzden yoksul bölgelerdeki küçük hastaneler bile onu kullanabilir.
2.100. barely · zarf · C1güçlükle, ancak; neredeyse hiçThe lecture hall was so noisy that students could barely hear what the teacher was saying.Konferans salonu o kadar gürültülüydü ki öğrenciler öğretmenin ne dediğini güçlükle duyabiliyordu.
2.101. scarcely · zarf · C1neredeyse hiç; zorluklaScarcely any of the villagers had access to clean water before the project began.Proje başlamadan önce köylülerin neredeyse hiçbirinin temiz suya erişimi yoktu.
2.102. allegedly · zarf · C1iddiaya göre; iddia edildiğine göreThe company allegedly ignored several safety warnings before the accident happened.İddiaya göre şirket, kaza olmadan önce birkaç güvenlik uyarısını görmezden geldi.
2.103. drastically · zarf · C1köklü biçimde; ciddi ölçüdeTraffic in the city centre dropped drastically after the new congestion tax was introduced.Yeni trafik yoğunluğu vergisi getirildikten sonra şehir merkezindeki trafik ciddi ölçüde azaldı.
2.104. seemingly · zarf · C1görünüşte; görünüşe bakılırsaThe seemingly minor change in diet produced surprisingly large differences in the test results.Beslenmedeki görünüşte küçük değişiklik, test sonuçlarında şaşırtıcı derecede büyük farklar yarattı.
2.105. arguably · zarf · C1belki de; savunulabilir biçimde; denebilir kiPenicillin is arguably the most important medical discovery of the twentieth century.Penisilin, yirminci yüzyılın belki de en önemli tıbbi keşfidir.
2.106. undeniably · zarf · C1yadsınamaz biçimde; su götürmez şekildeSocial media has undeniably changed the way young people communicate with one another.Sosyal medya, gençlerin birbirleriyle iletişim kurma biçimini su götürmez şekilde değiştirmiştir.
2.107. invariably · zarf · C1değişmez biçimde; her seferindeLarge-scale reforms invariably meet resistance from groups that benefit from the existing system.Büyük çaplı reformlar, mevcut sistemden yararlanan gruplardan her zaman direnç görür.
2.108. reportedly · zarf · C1bildirildiğine göre; iddiaya göreThe factory has reportedly released harmful waste into the river for several years.Bildirildiğine göre fabrika, birkaç yıldır nehre zararlı atık bırakıyor.
2.109. inadvertently · zarf · C1istemeden; dikkatsizlik sonucuThe nurse inadvertently recorded the wrong date, which delayed the analysis of the files.Hemşire istemeden yanlış tarihi kaydetti ve bu, dosyaların incelenmesini geciktirdi.
2.110. routinely · zarf · C1düzenli olarak; rutin biçimdeBlood tests are routinely performed on all patients before they are admitted to the ward.Kan tahlilleri, hastalar servise alınmadan önce rutin olarak yapılır.
2.111. narrowly · zarf · C1zar zor; dar anlamdaThe proposal was narrowly approved by the committee after a long and heated discussion.Teklif, uzun ve hararetli bir tartışmanın ardından komitede az farkla kabul edildi.
2.112. utterly · zarf · C1büsbütün; tamamenWithout enough funding, the project became utterly impossible to continue.Yeterli finansman olmadan projenin sürdürülmesi tamamen imkânsız hale geldi.
2.113. pivotal · sıfat · C1belirleyici; kilit öneme sahipThe discovery of DNA's structure played a pivotal role in the development of modern biology.DNA yapısının keşfi, modern biyolojinin gelişiminde kilit bir rol oynadı.
2.114. paramount · sıfat · C1en önemli; birincilThe safety of participants is paramount in any study involving human subjects.İnsanların katıldığı her çalışmada katılımcıların güvenliği her şeyden önemlidir.
2.115. indispensable · sıfat · C1vazgeçilmez; şart olanComputers have become indispensable tools for scientists who analyse very large amounts of information.Bilgisayarlar, çok büyük miktarda bilgiyi inceleyen bilim insanları için vazgeçilmez araçlar haline geldi.
2.116. invaluable · sıfat · C1paha biçilmez; çok değerliInterviews with older residents provided invaluable insight into how the neighbourhood had changed.Yaşlı sakinlerle yapılan görüşmeler, mahallenin nasıl değiştiğine dair paha biçilmez bir bakış sağladı.
2.117. imminent · sıfat · C1yakın; çok yakında olacakScientists warned that the collapse of the fishing industry was imminent unless catches were limited.Bilim insanları, avlanma sınırlanmazsa balıkçılık sektörünün çökmesinin yakın olduğu konusunda uyardı.
2.118. intact · sıfat · C1bozulmamış; sağlamRemarkably, the ancient skeleton was found almost intact beneath several layers of sediment.Dikkat çekici biçimde, antik iskelet birkaç tortu tabakasının altında neredeyse eksiksiz bulundu.
2.119. intricate · sıfat · C1karmaşık; ince ayrıntılıThe immune system is an intricate network of cells that work together to defend the body.Bağışıklık sistemi, vücudu savunmak için birlikte çalışan hücrelerden oluşan karmaşık bir ağdır.
2.120. pervasive · sıfat · C1yaygın; her yere işlemişThe pervasive influence of advertising shapes the choices of consumers from a very early age.Reklamcılığın her yere nüfuz eden etkisi, tüketicilerin tercihlerini çok erken yaşlardan itibaren şekillendirir.
2.121. elusive · sıfat · C1yakalanması zor; belirsizDespite decades of research, a complete explanation for the disorder remains elusive.Onlarca yıllık araştırmaya rağmen, bu rahatsızlığın tam bir açıklamasına hâlâ ulaşılamadı.
2.122. volatile · sıfat · C1değişken; dengesiz; uçucuOil prices are highly volatile, which makes long-term planning difficult for many governments.Petrol fiyatları çok dalgalıdır ve bu, birçok hükümet için uzun vadeli planlamayı zorlaştırır.
2.123. stagnant · sıfat · C1durgun; gelişmeyenWages remained stagnant for a decade, while the cost of housing rose steadily.Konut maliyetleri sürekli artarken ücretler on yıl boyunca yerinde saydı.
2.124. redundant · sıfat · C1gereksiz; fazlalık olanSeveral questions in the first draft were redundant, so the authors removed them from the final form.İlk taslaktaki birkaç soru gereksizdi, bu nedenle yazarlar onları son formdan çıkardı.
2.125. optimal · sıfat · C1en uygun; optimumPlants need an optimal temperature range to grow quickly and produce a healthy harvest.Bitkilerin hızlı büyümesi ve sağlıklı ürün vermesi için en uygun sıcaklık aralığına ihtiyaçları vardır.
2.126. peripheral · sıfat · C1ikincil; çevreselThe study treated cost as a peripheral issue and concentrated on the quality of care.Çalışma maliyeti ikincil bir konu saydı ve bakımın kalitesine odaklandı.
2.127. imperative · sıfat · C1zorunlu; çok acilIt is imperative that governments act now to protect the remaining areas of natural forest.Hükümetlerin, kalan doğal orman alanlarını korumak için şimdi harekete geçmesi zorunludur.
2.128. lenient · sıfat · C1hoşgörülü; yumuşak davrananCritics argued that the courts were too lenient with companies that damaged the environment.Eleştirmenler, mahkemelerin çevreye zarar veren şirketlere karşı fazla yumuşak davrandığını savundu.
2.129. impartial · sıfat · C1tarafsız; yansızA review of this kind must be conducted by an impartial panel with no financial interests.Bu türden bir inceleme, hiçbir mali çıkarı olmayan tarafsız bir kurul tarafından yürütülmelidir.
2.130. unanimous · sıfat · C1oybirliğiyle alınan; hemfikirThe board reached a unanimous decision to stop the trial after the first safety report.Kurul, ilk güvenlik raporunun ardından denemeyi durdurma konusunda oybirliğiyle karar verdi.
2.131. meticulous · sıfat · C1titiz; çok dikkatliThe findings were the result of meticulous record-keeping over a period of fifteen years.Bulgular, on beş yıl boyunca tutulan titiz kayıtların sonucuydu.