A1 İngilizce Kelime Listesi
A1 İngilizce Kelime Listesi: 649 kelime, İngilizceye yeni başlayanlar için günlük hayatın en temel kelimeleri. Her kelimenin Türkçe anlamı ve bir örnek cümlesi var; liste kolaydan zora sıralı.
1–250. kelimeler · Sayfa 1/3 · Güncelleme:
Kelimeler 1–250
| Kelime | Anlamı | Örnek cümle |
|---|---|---|
| 1. home · isim | ev; yuva; yaşanılan yer | Their home is a small flat near the sea, and it is always warm and friendly.Onların evi denize yakın küçük bir daire ve her zaman sıcak ve samimi. |
| 2. family · isim | aile; ailenin fertleri | My family eats dinner together every Sunday evening.Ailem her pazar akşamı birlikte yemek yer. |
| 3. friend · isim | arkadaş; dost | My best friend lives in Izmir, so we talk on the phone often.En yakın arkadaşım İzmir'de yaşıyor, bu yüzden sık sık telefonda konuşuruz. |
| 4. house · isim | ev; müstakil ev | They bought a small house with a garden near the sea.Denize yakın, bahçeli küçük bir ev satın aldılar. |
| 5. live · fiil | yaşamak; oturmak (bir yerde) | I live in Ankara with my husband and our two cats.Eşimle ve iki kedimizle birlikte Ankara'da yaşıyorum. |
| 6. work · fiil | çalışmak; iş yapmak | My sister works in a bank in the city centre.Kız kardeşim şehir merkezindeki bir bankada çalışıyor. |
| 7. city · isim | şehir; büyük kent | Istanbul is a very big city with millions of people.İstanbul, milyonlarca insanın yaşadığı çok büyük bir şehirdir. |
| 8. street · isim | sokak; cadde | There is a small bakery on our street.Sokağımızda küçük bir fırın var. |
| 9. shop · isim | dükkân; mağaza | The shop opens at nine and closes at seven.Dükkân dokuzda açılıyor ve yedide kapanıyor. |
| 10. school · isim | okul | My son walks to school with his friends every morning.Oğlum her sabah arkadaşlarıyla birlikte okula yürüyerek gidiyor. |
| 11. neighbour · isim | komşu | Our neighbour is a kind old woman who often brings us cake.Komşumuz bize sık sık kek getiren nazik yaşlı bir kadın. |
| 12. teacher · isim | öğretmen | The English teacher gives us a little homework every day.İngilizce öğretmeni bize her gün biraz ödev veriyor. |
| 13. doctor · isim | doktor; hekim | I have a headache, so I am going to see a doctor today.Başım ağrıyor, bu yüzden bugün bir doktora gidiyorum. |
| 14. mother · isim | anne | My mother makes the best soup in the world.Annem dünyanın en güzel çorbasını yapar. |
| 15. father · isim | baba | My father reads the newspaper every morning with his tea.Babam her sabah çayını içerken gazete okur. |
| 16. brother · isim | erkek kardeş; ağabey | I have one older brother, and he works in Germany.Bir ağabeyim var ve o Almanya'da çalışıyor. |
| 17. sister · isim | kız kardeş; abla | My little sister loves drawing animals.Küçük kız kardeşim hayvan resmi çizmeyi çok seviyor. |
| 18. child · isim | çocuk | Every child in this class has a different favourite game.Bu sınıftaki her çocuğun en sevdiği oyun farklı. |
| 19. man · isim | adam; erkek | The man at the door is asking for the manager.Kapıdaki adam müdürü soruyor. |
| 20. woman · isim | kadın | A young woman is waiting for the bus next to me.Yanımda genç bir kadın otobüs bekliyor. |
| 21. kitchen · isim | mutfak | My father is in the kitchen making breakfast for everyone.Babam mutfakta herkes için kahvaltı hazırlıyor. |
| 22. bedroom · isim | yatak odası | Our flat has two bedrooms and a small balcony.Dairemizde iki yatak odası ve küçük bir balkon var. |
| 23. bathroom · isim | banyo | Please close the bathroom door when you take a shower.Lütfen duş alırken banyo kapısını kapat. |
| 24. room · isim | oda | This room is very warm because it gets the sun all day.Bu oda bütün gün güneş aldığı için çok sıcak. |
| 25. door · isim | kapı | Someone is knocking at the door. Can you open it?Biri kapıyı çalıyor. Açar mısın? |
| 26. window · isim | pencere | I like to sit by the window and watch people in the street.Pencerenin yanında oturup sokaktaki insanları izlemeyi severim. |
| 27. table · isim | masa | We put the plates and glasses on the table before dinner.Akşam yemeğinden önce tabakları ve bardakları masaya koyduk. |
| 28. bed · isim | yatak; karyola | The bed in this room is big and very comfortable.Bu odadaki yatak büyük ve çok rahat. |
| 29. buy · fiil | satın almak; almak | I need to buy some bread and milk on the way home.Eve giderken biraz ekmek ve süt almam gerekiyor. |
| 30. eat · fiil | yemek yemek; yemek | We usually eat lunch at the office at half past twelve.Genellikle öğle yemeğini ofiste on iki buçukta yeriz. |
| 31. drink · fiil | içmek | Do you want to drink tea or coffee with your breakfast?Kahvaltında çay mı yoksa kahve mi içmek istersin? |
| 32. cook · fiil | yemek pişirmek; pişirmek | My husband cooks rice and chicken for us on Fridays.Eşim cuma günleri bizim için pilav ve tavuk pişirir. |
| 33. sleep · fiil | uyumak | The baby sleeps for about two hours in the afternoon.Bebek öğleden sonra yaklaşık iki saat uyuyor. |
| 34. walk · fiil | yürümek; yürüyerek gitmek | It is only ten minutes, so we can walk to the station.Sadece on dakika, bu yüzden istasyona yürüyerek gidebiliriz. |
| 35. open · fiil | açmak; açılmak | It is hot in here, so please open the window.Burası sıcak, lütfen pencereyi aç. |
| 36. close · fiil | kapatmak; kapanmak | Don't forget to close the door when you leave the house.Evden çıkarken kapıyı kapatmayı unutma. |
| 37. big · sıfat | büyük | They live in a big house with six rooms.Altı odalı büyük bir evde yaşıyorlar. |
| 38. small · sıfat | küçük | My flat is small, but it has a lovely view of the park.Dairem küçük ama parka çok güzel bir manzarası var. |
| 39. old · sıfat | yaşlı; eski | My grandfather lives in an old house in a quiet village.Dedem sessiz bir köydeki eski bir evde yaşıyor. |
| 40. new · sıfat | yeni | We have a new neighbour, and she seems very friendly.Yeni bir komşumuz var ve çok sıcakkanlı görünüyor. |
| 41. near · edat | yakınında; yakın | Our school is near the train station, so it is easy to find.Okulumuz tren istasyonunun yakınında, bu yüzden bulması kolay. |
| 42. far · zarf | uzak; uzakta | My office is not far from here, only two stops by bus.Ofisim buradan uzak değil, otobüsle sadece iki durak. |
| 43. busy · sıfat | meşgul; kalabalık ve hareketli | I can't talk now because I am very busy at work.Şimdi konuşamam çünkü işte çok meşgulüm. |
| 44. happy · sıfat | mutlu; memnun | The children are happy because there is no school tomorrow.Yarın okul olmadığı için çocuklar mutlu. |
| 45. market · isim | pazar; çarşı | My mother buys fresh vegetables at the market every Saturday.Annem her cumartesi pazardan taze sebze alır. |
| 46. park · isim | park | On sunny days we take the dog to the park.Güneşli günlerde köpeği parka götürürüz. |
| 47. hospital · isim | hastane | My aunt is in hospital, so we are visiting her this evening.Teyzem hastanede, bu yüzden bu akşam onu ziyaret edeceğiz. |
| 48. restaurant · isim | restoran | There is a good restaurant next to the cinema.Sinemanın yanında iyi bir restoran var. |
| 49. bus stop · isim | otobüs durağı | I wait at the bus stop in front of the pharmacy every morning.Her sabah eczanenin önündeki otobüs durağında bekliyorum. |
| 50. supermarket · isim | süpermarket | We do our weekly shopping at the supermarket near our flat.Haftalık alışverişimizi dairemizin yakınındaki süpermarketten yapıyoruz. |
| 51. job · isim | iş; meslek | He wants a new job because his office is too far from home.Yeni bir iş istiyor çünkü ofisi evden çok uzak. |
| 52. student · isim | öğrenci | She is a student, so she doesn't have much money.O bir öğrenci, bu yüzden fazla parası yok. |
| 53. lesson · isim | ders | The first lesson on Monday is maths, and I don't like it.Pazartesi günkü ilk ders matematik ve ben onu sevmiyorum. |
| 54. homework · isim | ev ödevi | I must finish my homework before I watch television tonight.Bu akşam televizyon izlemeden önce ödevimi bitirmeliyim. |
| 55. learn · fiil | öğrenmek | My father wants to learn how to use a computer.Babam bilgisayar kullanmayı öğrenmek istiyor. |
| 56. study · fiil | ders çalışmak; okumak, öğrenim görmek | I study English for one hour after dinner every evening.Her akşam yemekten sonra bir saat İngilizce çalışıyorum. |
| 57. office · isim | ofis; büro | Our office is on the third floor, next to the lift.Ofisimiz üçüncü katta, asansörün yanında. |
| 58. boss · isim | patron; amir | My boss is very kind and she often brings cakes to work.Patronum çok nazik ve işe sık sık kek getiriyor. |
| 59. meeting · isim | toplantı | We have a meeting at ten o'clock in the small room.Saat onda küçük odada bir toplantımız var. |
| 60. company · isim | şirket | He works for a big company that makes shoes.Ayakkabı üreten büyük bir şirkette çalışıyor. |
| 61. sad · sıfat | üzgün; hüzünlü | She was sad when her old teacher moved to another city.Eski öğretmeni başka bir şehre taşınınca üzüldü. |
| 62. angry · sıfat | kızgın; öfkeli | My boss was angry because the report was late again.Patronum kızgındı çünkü rapor yine geç kalmıştı. |
| 63. tired · sıfat | yorgun | I am very tired after a long day at work.İşteki uzun bir günün ardından çok yorgunum. |
| 64. afraid · sıfat | korkmuş; korkan | My little brother is afraid of dogs, even small ones.Küçük kardeşim köpeklerden, küçük olanlardan bile korkuyor. |
| 65. worried · sıfat | endişeli; kaygılı | I am worried about my exam on Friday.Cuma günkü sınavım için endişeliyim. |
| 66. excited · sıfat | heyecanlı | The children are excited because we are going to the sea tomorrow.Çocuklar heyecanlı çünkü yarın denize gidiyoruz. |
| 67. bored · sıfat | sıkılmış | I was bored in the meeting, so I looked out of the window.Toplantıda sıkıldım, o yüzden pencereden dışarı baktım. |
| 68. like · fiil | sevmek; hoşlanmak | I like my job because my colleagues are friendly.İşimi seviyorum çünkü iş arkadaşlarım sıcakkanlı. |
| 69. love · fiil | çok sevmek; aşık olmak | I love my family more than anything in the world.Ailemi dünyadaki her şeyden çok seviyorum. |
| 70. people · isim | insanlar; halk | Many people take the bus to work in this city.Bu şehirde birçok insan işe otobüsle gidiyor. |
| 71. country · isim | ülke | Which country would you like to visit next year?Gelecek yıl hangi ülkeyi ziyaret etmek istersin? |
| 72. money · isim | para | I don't have enough money to buy a new phone.Yeni bir telefon almaya yetecek kadar param yok. |
| 73. free · sıfat | boş (zamanı olan); müsait | Are you free on Saturday afternoon? We can go to the park.Cumartesi öğleden sonra boş musun? Parka gidebiliriz. |
| 74. easy · sıfat | kolay | The first question in the test was really easy.Testteki ilk soru gerçekten kolaydı. |
| 75. difficult · sıfat | zor | English spelling is difficult for many students.İngilizce yazım birçok öğrenci için zordur. |
| 76. help · fiil | yardım etmek | Can you help me with this homework, please?Bu ödevde bana yardım edebilir misin, lütfen? |
| 77. ask · fiil | sormak; rica etmek | If you don't understand, please ask the teacher.Anlamazsan lütfen öğretmene sor. |
| 78. answer · isim | cevap | I don't know the answer to the last question.Son sorunun cevabını bilmiyorum. |
| 79. question · isim | soru | The student asked a good question about the new word.Öğrenci yeni kelime hakkında güzel bir soru sordu. |
| 80. understand · fiil | anlamak | I understand you, but please speak a little more slowly.Seni anlıyorum ama lütfen biraz daha yavaş konuş. |
| 81. remember · fiil | hatırlamak; aklında tutmak | Do you remember the name of our first teacher?İlk öğretmenimizin adını hatırlıyor musun? |
| 82. forget · fiil | unutmak | I often forget my keys when I leave the house in a hurry.Evden acele çıkarken anahtarlarımı sık sık unutuyorum. |
| 83. need · fiil | ihtiyacı olmak; gerekmek | I need a new notebook for my English class.İngilizce dersim için yeni bir deftere ihtiyacım var. |
| 84. want · fiil | istemek | I want to find a better job in the next year.Gelecek yıl içinde daha iyi bir iş bulmak istiyorum. |
| 85. hope · fiil | ummak; umut etmek | I hope you pass your exam and get the job.Umarım sınavını geçer ve işi alırsın. |
| 86. kind · sıfat | nazik; iyi kalpli | The woman at the bank was very kind and explained everything.Bankadaki kadın çok naziktı ve her şeyi açıkladı. |
| 87. problem · isim | sorun; problem | We have a problem with the printer in the office.Ofisteki yazıcıyla ilgili bir sorunumuz var. |
| 88. husband · isim | koca, eş (erkek) | My husband makes breakfast for all of us every Sunday morning.Kocam her pazar sabahı hepimiz için kahvaltı hazırlar. |
| 89. wife · isim | eş (kadın), karı | His wife is a nurse, and she works at night.Karısı hemşire ve geceleri çalışıyor. |
| 90. son · isim | oğul, erkek evlat | Our son starts primary school in September, and he is very excited.Oğlumuz eylülde ilkokula başlıyor ve çok heyecanlı. |
| 91. daughter · isim | kız evlat, kız çocuk (aile içinde) | Their daughter plays the piano every evening after dinner.Kızları her akşam yemekten sonra piyano çalıyor. |
| 92. parents · isim | anne baba, ebeveynler | I call my parents every weekend to hear how they are.Nasıl olduklarını öğrenmek için her hafta sonu annemi babamı arıyorum. |
| 93. mum · isim | anne, anneciğim (günlük dil) | My mum makes the best soup in the world.Annem dünyanın en güzel çorbasını yapar. |
| 94. dad · isim | baba, babacığım (günlük dil) | My dad drives me to the station every morning.Babam beni her sabah istasyona götürür. |
| 95. grandmother · isim | büyükanne, nine, babaanne, anneanne | My grandmother tells us wonderful stories when we visit her village.Büyükannem köyüne gittiğimizde bize harika hikâyeler anlatır. |
| 96. grandfather · isim | büyükbaba, dede | My grandfather reads the newspaper in the garden every afternoon.Dedem her öğleden sonra bahçede gazete okur. |
| 97. grandparents · isim | büyükanne ve büyükbaba, dede ve nine | We have lunch with my grandparents on the first day of every holiday.Her tatilin ilk günü büyükannem ve büyükbabamla öğle yemeği yeriz. |
| 98. uncle · isim | amca, dayı, enişte | My uncle lives in Germany and visits us every summer.Amcam Almanya'da yaşıyor ve her yaz bizi ziyaret ediyor. |
| 99. aunt · isim | hala, teyze, yenge | My aunt sends me a small gift on my birthday every year.Teyzem her yıl doğum günümde bana küçük bir hediye gönderir. |
| 100. cousin · isim | kuzen | My cousin is the same age as me, so we play together a lot.Kuzenim benimle aynı yaşta, bu yüzden birlikte çok oynarız. |
| 101. baby · isim | bebek | The baby is sleeping, so please speak quietly.Bebek uyuyor, o yüzden lütfen sessiz konuşun. |
| 102. boy · isim | erkek çocuk, oğlan | The boy in the red jacket is my cousin's son.Kırmızı montlu oğlan kuzenimin oğlu. |
| 103. girl · isim | kız çocuğu, genç kız | That girl is new in our class, and her name is Elif.O kız sınıfımızda yeni ve adı Elif. |
| 104. kid · isim | çocuk (günlük dil) | There are three kids playing football in front of the building.Binanın önünde futbol oynayan üç çocuk var. |
| 105. twin · isim | ikiz | My twin looks just like me, but he is much taller.İkizim tıpkı bana benziyor ama o çok daha uzun. |
| 106. adult · isim | yetişkin, reşit kişi | This ticket is for one adult and two children.Bu bilet bir yetişkin ve iki çocuk için. |
| 107. person · isim | kişi, insan | She is a very warm person, and everyone enjoys talking to her.O çok sıcakkanlı biri ve herkes onunla konuşmaktan hoşlanıyor. |
| 108. couple · isim | çift, evli veya sevgili iki kişi | The young couple at the next table are celebrating their first anniversary.Yan masadaki genç çift ilk yıldönümlerini kutluyor. |
| 109. partner · isim | eş, sevgili, partner | I am going to the wedding with my partner.Düğüne eşimle gidiyorum. |
| 110. boyfriend · isim | erkek arkadaş, sevgili | Her boyfriend cooks dinner for her on Fridays.Erkek arkadaşı cuma günleri onun için akşam yemeği yapıyor. |
| 111. girlfriend · isim | kız arkadaş, sevgili | He bought flowers for his girlfriend on her birthday.Doğum gününde kız arkadaşına çiçek aldı. |
| 112. classmate · isim | sınıf arkadaşı | My classmate sits next to me and shares his notes with me.Sınıf arkadaşım yanımda oturuyor ve notlarını benimle paylaşıyor. |
| 113. roommate · isim | oda arkadaşı, ev arkadaşı | My roommate is from Spain, and she teaches me some Spanish words.Oda arkadaşım İspanyol ve bana birkaç İspanyolca kelime öğretiyor. |
| 114. married · sıfat | evli | My sister has been married for five years.Kız kardeşim beş yıldır evli. |
| 115. single · sıfat | bekâr | I am single now, but my brother is married with two kids.Ben şimdi bekârım ama erkek kardeşim evli ve iki çocuğu var. |
| 116. marry · fiil | evlenmek, ile evlenmek | Mehmet wants to marry his girlfriend next spring.Mehmet gelecek ilkbaharda kız arkadaşıyla evlenmek istiyor. |
| 117. wedding · isim | düğün, evlilik töreni | Over two hundred guests came to their wedding last Saturday.Geçen cumartesi düğünlerine iki yüzden fazla kişi geldi. |
| 118. birthday · isim | doğum günü | Her birthday is in July, so we usually have a party outside.Onun doğum günü temmuzda, bu yüzden genellikle dışarıda parti yaparız. |
| 119. born · sıfat | doğmuş; doğmak (be born) | I was born in Izmir, but I grew up in Ankara.İzmir'de doğdum ama Ankara'da büyüdüm. |
| 120. young · sıfat | genç, küçük yaşta | My uncle looks very young, but he is actually fifty.Amcam çok genç görünüyor ama aslında elli yaşında. |
| 121. tall · sıfat | uzun boylu | My father is very tall, so he always sits at the back in the cinema.Babam çok uzun boylu, bu yüzden sinemada hep arkada oturur. |
| 122. nice · sıfat | hoş, sevimli, iyi (biri için) | Your wife is really nice, and the children adore her.Eşin gerçekten çok hoş biri ve çocuklar ona bayılıyor. |
| 123. funny · sıfat | komik, güldüren | My grandfather is very funny, and he tells jokes at every dinner.Dedem çok komik ve her akşam yemeğinde fıkra anlatır. |
| 124. clever · sıfat | zeki, akıllı | Her son is clever, and he can already read long books.Oğlu çok zeki ve şimdiden uzun kitaplar okuyabiliyor. |
| 125. talk · fiil | konuşmak, sohbet etmek | My cousin and I talk on the phone for an hour every night.Kuzenimle her gece bir saat telefonda konuşuruz. |
| 126. call · fiil | aramak (telefonla); çağırmak | Please call your grandmother tonight because she misses you.Lütfen bu akşam büyükannenizi arayın, çünkü sizi özledi. |
| 127. smile · fiil | gülümsemek | The baby smiles every time she sees her father.Bebek babasını her gördüğünde gülümsüyor. |
| 128. laugh · fiil | gülmek, kahkaha atmak | We laughed a lot at my uncle's old stories.Amcamın eski hikâyelerine çok güldük. |
| 129. hug · fiil | kucaklamak, sarılmak | She ran to the door and hugged her grandfather tightly.Kapıya koştu ve büyükbabasına sıkıca sarıldı. |
| 130. kiss · fiil | öpmek | He kissed his daughter on the head and said goodnight.Kızını başından öptü ve iyi geceler dedi. |
| 131. share · fiil | paylaşmak | My sister and I share a small room with two beds.Kız kardeşimle iki yataklı küçük bir odayı paylaşıyoruz. |
| 132. miss · fiil | özlemek | I miss my parents a lot because they live in another city.Annemle babamı çok özlüyorum çünkü başka bir şehirde yaşıyorlar. |
| 133. together · zarf | birlikte, beraber | My parents and I always watch the news together after dinner.Annem, babam ve ben akşam yemeğinden sonra haberleri hep birlikte izleriz. |
| 134. apartment · isim | apartman dairesi, daire | We have a small apartment on the third floor, and it has a lovely view.Üçüncü katta küçük bir dairemiz var ve manzarası çok güzel. |
| 135. garden · isim | bahçe | My grandfather grows tomatoes and peppers in his garden every summer.Dedem her yaz bahçesinde domates ve biber yetiştirir. |
| 136. chair · isim | sandalye | Please take a chair and sit next to me while we wait.Lütfen bir sandalye al ve beklerken yanıma otur. |
| 137. sofa · isim | kanepe | After dinner we sat on the sofa and watched a film together.Akşam yemeğinden sonra kanepede oturup birlikte film izledik. |
| 138. floor · isim | yer, zemin; kat | Someone dropped a glass, and now there is water all over the floor.Biri bardak düşürdü ve şimdi her yer su oldu. |
| 139. wall · isim | duvar | There is a big clock on the wall above the television.Televizyonun üstündeki duvarda büyük bir saat var. |
| 140. stairs · isim | merdiven, basamaklar | The lift is broken today, so we have to use the stairs.Asansör bugün bozuk, bu yüzden merdivenleri kullanmak zorundayız. |
| 141. roof · isim | çatı | Snow covered the roof of our building this morning.Bu sabah binamızın çatısını kar kapladı. |
| 142. balcony · isim | balkon | We often have breakfast on the balcony when the weather is warm.Hava ılık olduğunda sık sık balkonda kahvaltı yaparız. |
| 143. garage · isim | garaj | My dad parks his car in the garage every night.Babam arabasını her gece garaja park eder. |
| 144. key · isim | anahtar | I can't find my key, so I can't get into the apartment.Anahtarımı bulamıyorum, o yüzden daireye giremiyorum. |
| 145. lock · fiil | kilitlemek | Don't forget to lock the front door when you leave.Çıkarken ön kapıyı kilitlemeyi unutma. |
| 146. light · isim | ışık; lamba | Please turn off the light before you go to bed.Lütfen yatmadan önce ışığı kapat. |
| 147. lamp · isim | lamba, abajur | I read a book by the small lamp next to my chair.Sandalyemin yanındaki küçük lambanın ışığında kitap okuyorum. |
| 148. curtain · isim | perde | Please close the curtains because the sun is too bright.Güneş çok parlak, lütfen perdeleri kapat. |
| 149. carpet · isim | halı | The baby is playing on the soft blue carpet.Bebek yumuşak mavi halının üzerinde oynuyor. |
| 150. mirror · isim | ayna | She looked in the mirror and fixed her hair before leaving.Çıkmadan önce aynaya baktı ve saçını düzeltti. |
| 151. shelf · isim | raf | I put all my books on the shelf above my desk.Bütün kitaplarımı masamın üstündeki rafa koydum. |
| 152. cupboard · isim | dolap (mutfak dolabı) | The cups are in the cupboard next to the fridge.Fincanlar buzdolabının yanındaki dolapta. |
| 153. wardrobe · isim | gardırop, elbise dolabı | My jackets and shirts are in the wardrobe.Montlarım ve gömleklerim gardırobun içinde. |
| 154. desk · isim | çalışma masası, yazı masası | He sits at his desk and does his online lessons every morning.Her sabah masasına oturur ve çevrimiçi derslerini yapar. |
| 155. pillow · isim | yastık | This pillow is too hard, so I can't sleep well.Bu yastık çok sert, bu yüzden iyi uyuyamıyorum. |
| 156. blanket · isim | battaniye | It's cold tonight, so I will take an extra blanket.Bu gece hava soğuk, bu yüzden fazladan bir battaniye alacağım. |
| 157. towel · isim | havlu | Here is a clean towel for you to use after your shower.İşte duştan sonra kullanman için temiz bir havlu. |
| 158. fridge · isim | buzdolabı | There is some milk and cheese in the fridge.Buzdolabında biraz süt ve peynir var. |
| 159. oven · isim | fırın | The bread is in the oven and will be ready in ten minutes.Ekmek fırında ve on dakikaya hazır olur. |
| 160. sink · isim | evye, lavabo | There are dirty plates in the sink again.Evyede yine kirli tabaklar var. |
| 161. shower · isim | duş | I take a quick shower every morning before breakfast.Her sabah kahvaltıdan önce çabuk bir duş alırım. |
| 162. toilet · isim | tuvalet | Excuse me, where is the toilet, please?Affedersiniz, tuvalet nerede lütfen? |
| 163. tap · isim | musluk | Please turn off the tap while you brush your teeth.Dişlerini fırçalarken lütfen musluğu kapat. |
| 164. clean · sıfat | temiz | The apartment is small, but it is always very clean.Daire küçük ama her zaman çok temiz. |
| 165. dirty · sıfat | kirli | Your shoes are dirty, so please take them off at the entrance.Ayakkabıların kirli, lütfen girişte çıkar. |
| 166. wash · fiil | yıkamak | I wash the dishes after dinner every evening.Her akşam yemekten sonra bulaşıkları yıkarım. |
| 167. furniture · isim | mobilya, eşya | We bought some new furniture for the apartment last weekend.Geçen hafta sonu daire için biraz yeni mobilya aldık. |
| 168. heating · isim | ısıtma, kalorifer | The heating isn't working, and the apartment is freezing.Kalorifer çalışmıyor ve daire buz gibi. |
| 169. electricity · isim | elektrik | We had no electricity for two hours last night.Dün gece iki saat elektriğimiz yoktu. |
| 170. washing machine · isim | çamaşır makinesi | I put my dirty clothes in the washing machine every Sunday.Kirli giysilerimi her pazar çamaşır makinesine atarım. |
| 171. lift · isim | asansör | We live on the eighth floor, so we always take the lift.Sekizinci katta oturuyoruz, bu yüzden hep asansöre biniyoruz. |
| 172. upstairs · zarf | üst katta, yukarı kata | The children are playing upstairs, and I'm cooking dinner below.Çocuklar üst katta oynuyor, ben de aşağıda akşam yemeği hazırlıyorum. |
| 173. downstairs · zarf | alt katta, aşağı kata | Please wait downstairs, and I'll come down in a minute.Lütfen aşağıda bekle, bir dakikaya ineceğim. |
| 174. inside · zarf | içeride, içeri | It's raining, so let's go inside and have some tea.Yağmur yağıyor, hadi içeri girip çay içelim. |
| 175. outside · zarf | dışarıda, dışarı | The dog is waiting outside because his paws are muddy.Köpeğin patileri çamurlu olduğu için dışarıda bekliyor. |
| 176. armchair · isim | koltuk, berjer | My grandmother sits in her old armchair and reads the newspaper.Büyükannem eski koltuğunda oturup gazete okur. |
| 177. drawer · isim | çekmece | The scissors are in the top drawer of the desk.Makas masanın üst çekmecesinde. |
| 178. clock · isim | duvar saati, masa saati | The clock in the hall is five minutes late.Koridordaki saat beş dakika geri. |
| 179. picture · isim | resim, tablo | We hung a picture of the sea above the sofa.Kanepenin üstüne deniz resmi astık. |
| 180. bin · isim | çöp kutusu | Please put the empty bottles in the bin under the sink.Lütfen boş şişeleri evyenin altındaki çöp kutusuna at. |
| 181. cup · isim | fincan, bardak | Would you like a cup of tea with your breakfast?Kahvaltının yanında bir fincan çay ister misin? |
| 182. plate · isim | tabak | She put rice and chicken on my plate.Tabağıma pilav ve tavuk koydu. |
| 183. gate · isim | kapı (bahçe kapısı), giriş kapısı | Please close the gate so the dog doesn't run into the road.Köpek yola kaçmasın diye lütfen bahçe kapısını kapat. |
| 184. class · isim | sınıf; ders (öğrenci grubu veya ders saati) | Our English class starts at nine o'clock every morning.İngilizce dersimiz her sabah saat dokuzda başlar. |
| 185. write · fiil | yazmak | Please write your name at the top of the page.Lütfen adınızı sayfanın üstüne yazın. |
| 186. word · isim | kelime, sözcük | I don't know this word in English, so I'm using my phone.Bu kelimeyi İngilizce bilmiyorum, o yüzden telefonumu kullanıyorum. |
| 187. teach · fiil | öğretmek; ders vermek | My uncle teaches maths to young children on weekdays.Amcam hafta içi küçük çocuklara matematik öğretiyor. |
| 188. speak · fiil | konuşmak | Can you speak slowly, please? My English is not very good.Yavaş konuşabilir misiniz lütfen? İngilizcem çok iyi değil. |
| 189. listen · fiil | dinlemek | Listen to the audio and repeat each sentence after the speaker.Ses kaydını dinleyin ve konuşmacıdan sonra her cümleyi tekrar edin. |
| 190. language · isim | dil (konuşulan veya yazılan) | Turkish is my first language, and English is my second one.Türkçe ilk dilim, İngilizce ise ikinci dilim. |
| 191. test · isim | sınav, test | We have an English test on Friday, so I am practising a lot.Cuma günü İngilizce sınavımız var, bu yüzden çok çalışıyorum. |
| 192. university · isim | üniversite | Ayşe goes to university in Ankara, and she is in her first year.Ayşe Ankara'da üniversiteye gidiyor ve birinci sınıfta. |
| 193. page · isim | sayfa | Turn to page twenty and read the first paragraph.Yirminci sayfaya geçin ve ilk paragrafı okuyun. |
| 194. pen · isim | kalem (tükenmez/dolma kalem) | Do you have a pen? Mine doesn't write.Kaleminiz var mı? Benimki yazmıyor. |
| 195. pencil · isim | kurşun kalem | Please use a pencil, not a pen, for the drawing.Lütfen çizim için tükenmez kalem değil, kurşun kalem kullanın. |
| 196. dictionary · isim | sözlük | When I see a word I don't know, I check my dictionary.Bilmediğim bir kelime görünce sözlüğüme bakarım. |
| 197. sentence · isim | cümle | Write a short sentence with the word 'always'.'Always' kelimesiyle kısa bir cümle yazın. |
| 198. correct · sıfat | doğru, hatasız | Your spelling is correct, well done.İmlan doğru, aferin. |
| 199. wrong · sıfat | yanlış | Sorry, that is wrong. Two plus two is four, not five.Üzgünüm, bu yanlış. İki artı iki dört eder, beş değil. |
| 200. explain · fiil | açıklamak, anlatmak | Can you explain this word again, please? I'm a little confused.Bu kelimeyi tekrar açıklar mısınız lütfen? Biraz kafam karıştı. |
| 201. repeat · fiil | tekrar etmek, yinelemek | Please repeat the sentence after me.Lütfen cümleyi benden sonra tekrar edin. |
| 202. spell · fiil | hecelemek; harf harf söylemek veya yazmak | How do you spell your surname? I always get it wrong.Soyadınızı nasıl heceliyorsunuz? Ben onu hep yanlış yazıyorum. |
| 203. grammar · isim | dil bilgisi, gramer | English grammar is hard for me, but I am getting better.İngilizce gramer benim için zor ama gittikçe iyileşiyorum. |
| 204. maths · isim | matematik | We do maths on Monday and Wednesday, and I enjoy it.Pazartesi ve çarşamba günleri matematik yapıyoruz ve ben bundan keyif alıyorum. |
| 205. science · isim | fen bilimleri, bilim | In science class, we made a model of a volcano.Fen dersinde bir yanardağ maketi yaptık. |
| 206. history · isim | tarih (ders veya geçmiş) | I enjoy history because the stories about the past are interesting.Tarihi seviyorum çünkü geçmişle ilgili hikâyeler çok ilginç. |
| 207. art · isim | sanat; resim dersi | In art class, we draw and paint with bright paints.Resim dersinde parlak boyalarla çizim ve boyama yapıyoruz. |
| 208. paper · isim | kâğıt | Write your name on this piece of paper.Adını bu kâğıt parçasına yaz. |
| 209. letter · isim | harf | The word 'cat' has three letters: c, a and t.'Cat' kelimesi üç harften oluşur: c, a ve t. |
| 210. number · isim | sayı; numara | What is your phone number? I will write it down.Telefon numaran nedir? Onu yazacağım. |
| 211. alphabet · isim | alfabe | The English alphabet has twenty-six letters.İngiliz alfabesinde yirmi altı harf vardır. |
| 212. example · isim | örnek | Here is an example: 'I am from Turkey.'İşte bir örnek: 'Ben Türkiye'denim.' |
| 213. meaning · isim | anlam | What is the meaning of this word? I can't find it.Bu kelimenin anlamı nedir? Onu bulamıyorum. |
| 214. translate · fiil | çevirmek (bir dilden başka bir dile) | Can you translate this sentence into Turkish for me?Bu cümleyi benim için Türkçeye çevirebilir misin? |
| 215. pronounce · fiil | telaffuz etmek | How do you pronounce this word? It looks very strange.Bu kelimeyi nasıl telaffuz ediyorsun? Çok tuhaf görünüyor. |
| 216. begin · fiil | başlamak | The class begins at nine, so please be on time.Ders dokuzda başlıyor, o yüzden lütfen zamanında gelin. |
| 217. backpack · isim | sırt çantası | Her backpack is full of pens, paper and a dictionary.Onun sırt çantası kalemler, kâğıtlar ve bir sözlükle dolu. |
| 218. ruler · isim | cetvel | Use a ruler to draw a line under the title.Başlığın altına bir çizgi çekmek için cetvel kullan. |
| 219. grade · isim | not, puan | She got a good grade in English.İngilizceden iyi bir not aldı. |
| 220. result · isim | sonuç (sınav sonucu) | I got my test result today, and I am very pleased.Bugün sınav sonucumu aldım ve çok memnunum. |
| 221. kindergarten · isim | anaokulu | My daughter goes to kindergarten from Monday to Friday.Kızım pazartesiden cumaya kadar anaokuluna gidiyor. |
| 222. hobby · isim | hobi; boş zamanlarda zevk için yapılan uğraş | My hobby is taking photos of old buildings when I have a quiet afternoon.Hobim, sakin bir öğleden sonram olduğunda eski binaların fotoğrafını çekmek. |
| 223. enjoy · fiil | hoşlanmak; keyif almak | I really enjoy listening to music on the way to work.İşe giderken müzik dinlemekten gerçekten keyif alıyorum. |
| 224. play · fiil | oynamak; (enstrüman) çalmak | On Sundays we play basketball near the river.Pazar günleri nehrin yanında basketbol oynuyoruz. |
| 225. watch · fiil | izlemek; seyretmek | We usually watch a film together on Saturday evening.Cumartesi akşamları genellikle birlikte bir film izleriz. |
| 226. listen to · öbek fiil | dinlemek | She listens to the radio while she paints.O, resim yaparken radyo dinler. |
| 227. read · fiil | okumak | I read for half an hour every night before I go to sleep.Uyumadan önce her gece yarım saat okurum. |
| 228. music · isim | müzik | Turkish music is very popular at our parties.Türk müziği partilerimizde çok popülerdir. |
| 229. film · isim | film | This film is about two brothers who start a small band.Bu film, küçük bir grup kuran iki kardeşi anlatıyor. |
| 230. game · isim | oyun; maç | Do you want to play a game of cards or a video game?İskambil oyunu mu yoksa video oyunu mu oynamak istersin? |
| 231. sport · isim | spor | Tennis is my favourite sport because I can play it all year.Tenis en sevdiğim spor, çünkü bütün yıl oynayabiliyorum. |
| 232. football · isim | futbol | Every Tuesday evening, Murat plays football with his colleagues.Murat her salı akşamı iş arkadaşlarıyla futbol oynar. |
| 233. swim · fiil | yüzmek | I swim for forty minutes on Wednesday mornings.Çarşamba sabahları kırk dakika yüzerim. |
| 234. run · fiil | koşmak | He runs along the beach every morning before breakfast.O, her sabah kahvaltıdan önce sahilde koşar. |
| 235. dance · fiil | dans etmek | They dance together at every family party.Her aile partisinde birlikte dans ederler. |
| 236. sing · fiil | şarkı söylemek | My sister sings in the shower and she knows all the words.Kız kardeşim duşta şarkı söyler ve bütün sözleri bilir. |
| 237. song · isim | şarkı | This song makes me think of last summer.Bu şarkı bana geçen yazı hatırlatıyor. |
| 238. paint · fiil | boyamak; resim yapmak (boyayla) | My grandmother paints flowers and sells them at a small fair.Büyükannem çiçek resimleri yapar ve onları küçük bir panayırda satar. |
| 239. draw · fiil | çizmek; resim çizmek | She likes to draw animals in her notebook on the train.Trende defterine hayvan resimleri çizmeyi sever. |
| 240. photo · isim | fotoğraf | Can you take a photo of us in front of the mountain?Dağın önünde bizim fotoğrafımızı çekebilir misin? |
| 241. camera · isim | fotoğraf makinesi; kamera | I bought a small camera for my hobby last month.Geçen ay hobim için küçük bir fotoğraf makinesi aldım. |
| 242. guitar · isim | gitar | He plays the guitar in a small band at weekends.Hafta sonları küçük bir grupta gitar çalıyor. |
| 243. piano · isim | piyano | My daughter has a piano lesson every Thursday afternoon.Kızımın her perşembe öğleden sonra piyano dersi var. |
| 244. weekend · isim | hafta sonu | What are you doing this weekend?Bu hafta sonu ne yapıyorsun? |
| 245. spare time · kalıp | boş zaman | In my spare time I read novels and go for long runs.Boş zamanımda roman okurum ve uzun koşulara çıkarım. |
| 246. favourite · sıfat | en sevilen; favori | Chess is his favourite game, and he plays it every evening.Satranç onun en sevdiği oyun ve her akşam oynuyor. |
| 247. fun · isim | eğlence; keyifli şey | The picnic was great fun for everyone.Piknik herkes için çok eğlenceliydi. |
| 248. go out · öbek fiil | dışarı çıkmak; gezmeye çıkmak | On Friday nights we often go out for a coffee and a chat.Cuma geceleri sık sık bir kahve ve sohbet için dışarı çıkarız. |
| 249. stay in · öbek fiil | evde kalmak; dışarı çıkmamak | It is raining, so let's stay in and watch a series.Yağmur yağıyor, o yüzden evde kalıp bir dizi izleyelim. |
| 250. party · isim | parti; eğlence | There is a party at Ayşe's place on Saturday night.Cumartesi gecesi Ayşe'nin evinde bir parti var. |