A1 İngilizce Kelime Listesi

A1 İngilizce Kelime Listesi: 649 kelime, İngilizceye yeni başlayanlar için günlük hayatın en temel kelimeleri. Her kelimenin Türkçe anlamı ve bir örnek cümlesi var; liste kolaydan zora sıralı.

1–250. kelimeler · Sayfa 1/3 · Güncelleme:

Kelimeler 1–250

KelimeAnlamıÖrnek cümle
1. home · isimev; yuva; yaşanılan yerTheir home is a small flat near the sea, and it is always warm and friendly.Onların evi denize yakın küçük bir daire ve her zaman sıcak ve samimi.
2. family · isimaile; ailenin fertleriMy family eats dinner together every Sunday evening.Ailem her pazar akşamı birlikte yemek yer.
3. friend · isimarkadaş; dostMy best friend lives in Izmir, so we talk on the phone often.En yakın arkadaşım İzmir'de yaşıyor, bu yüzden sık sık telefonda konuşuruz.
4. house · isimev; müstakil evThey bought a small house with a garden near the sea.Denize yakın, bahçeli küçük bir ev satın aldılar.
5. live · fiilyaşamak; oturmak (bir yerde)I live in Ankara with my husband and our two cats.Eşimle ve iki kedimizle birlikte Ankara'da yaşıyorum.
6. work · fiilçalışmak; iş yapmakMy sister works in a bank in the city centre.Kız kardeşim şehir merkezindeki bir bankada çalışıyor.
7. city · isimşehir; büyük kentIstanbul is a very big city with millions of people.İstanbul, milyonlarca insanın yaşadığı çok büyük bir şehirdir.
8. street · isimsokak; caddeThere is a small bakery on our street.Sokağımızda küçük bir fırın var.
9. shop · isimdükkân; mağazaThe shop opens at nine and closes at seven.Dükkân dokuzda açılıyor ve yedide kapanıyor.
10. school · isimokulMy son walks to school with his friends every morning.Oğlum her sabah arkadaşlarıyla birlikte okula yürüyerek gidiyor.
11. neighbour · isimkomşuOur neighbour is a kind old woman who often brings us cake.Komşumuz bize sık sık kek getiren nazik yaşlı bir kadın.
12. teacher · isimöğretmenThe English teacher gives us a little homework every day.İngilizce öğretmeni bize her gün biraz ödev veriyor.
13. doctor · isimdoktor; hekimI have a headache, so I am going to see a doctor today.Başım ağrıyor, bu yüzden bugün bir doktora gidiyorum.
14. mother · isimanneMy mother makes the best soup in the world.Annem dünyanın en güzel çorbasını yapar.
15. father · isimbabaMy father reads the newspaper every morning with his tea.Babam her sabah çayını içerken gazete okur.
16. brother · isimerkek kardeş; ağabeyI have one older brother, and he works in Germany.Bir ağabeyim var ve o Almanya'da çalışıyor.
17. sister · isimkız kardeş; ablaMy little sister loves drawing animals.Küçük kız kardeşim hayvan resmi çizmeyi çok seviyor.
18. child · isimçocukEvery child in this class has a different favourite game.Bu sınıftaki her çocuğun en sevdiği oyun farklı.
19. man · isimadam; erkekThe man at the door is asking for the manager.Kapıdaki adam müdürü soruyor.
20. woman · isimkadınA young woman is waiting for the bus next to me.Yanımda genç bir kadın otobüs bekliyor.
21. kitchen · isimmutfakMy father is in the kitchen making breakfast for everyone.Babam mutfakta herkes için kahvaltı hazırlıyor.
22. bedroom · isimyatak odasıOur flat has two bedrooms and a small balcony.Dairemizde iki yatak odası ve küçük bir balkon var.
23. bathroom · isimbanyoPlease close the bathroom door when you take a shower.Lütfen duş alırken banyo kapısını kapat.
24. room · isimodaThis room is very warm because it gets the sun all day.Bu oda bütün gün güneş aldığı için çok sıcak.
25. door · isimkapıSomeone is knocking at the door. Can you open it?Biri kapıyı çalıyor. Açar mısın?
26. window · isimpencereI like to sit by the window and watch people in the street.Pencerenin yanında oturup sokaktaki insanları izlemeyi severim.
27. table · isimmasaWe put the plates and glasses on the table before dinner.Akşam yemeğinden önce tabakları ve bardakları masaya koyduk.
28. bed · isimyatak; karyolaThe bed in this room is big and very comfortable.Bu odadaki yatak büyük ve çok rahat.
29. buy · fiilsatın almak; almakI need to buy some bread and milk on the way home.Eve giderken biraz ekmek ve süt almam gerekiyor.
30. eat · fiilyemek yemek; yemekWe usually eat lunch at the office at half past twelve.Genellikle öğle yemeğini ofiste on iki buçukta yeriz.
31. drink · fiiliçmekDo you want to drink tea or coffee with your breakfast?Kahvaltında çay mı yoksa kahve mi içmek istersin?
32. cook · fiilyemek pişirmek; pişirmekMy husband cooks rice and chicken for us on Fridays.Eşim cuma günleri bizim için pilav ve tavuk pişirir.
33. sleep · fiiluyumakThe baby sleeps for about two hours in the afternoon.Bebek öğleden sonra yaklaşık iki saat uyuyor.
34. walk · fiilyürümek; yürüyerek gitmekIt is only ten minutes, so we can walk to the station.Sadece on dakika, bu yüzden istasyona yürüyerek gidebiliriz.
35. open · fiilaçmak; açılmakIt is hot in here, so please open the window.Burası sıcak, lütfen pencereyi aç.
36. close · fiilkapatmak; kapanmakDon't forget to close the door when you leave the house.Evden çıkarken kapıyı kapatmayı unutma.
37. big · sıfatbüyükThey live in a big house with six rooms.Altı odalı büyük bir evde yaşıyorlar.
38. small · sıfatküçükMy flat is small, but it has a lovely view of the park.Dairem küçük ama parka çok güzel bir manzarası var.
39. old · sıfatyaşlı; eskiMy grandfather lives in an old house in a quiet village.Dedem sessiz bir köydeki eski bir evde yaşıyor.
40. new · sıfatyeniWe have a new neighbour, and she seems very friendly.Yeni bir komşumuz var ve çok sıcakkanlı görünüyor.
41. near · edatyakınında; yakınOur school is near the train station, so it is easy to find.Okulumuz tren istasyonunun yakınında, bu yüzden bulması kolay.
42. far · zarfuzak; uzaktaMy office is not far from here, only two stops by bus.Ofisim buradan uzak değil, otobüsle sadece iki durak.
43. busy · sıfatmeşgul; kalabalık ve hareketliI can't talk now because I am very busy at work.Şimdi konuşamam çünkü işte çok meşgulüm.
44. happy · sıfatmutlu; memnunThe children are happy because there is no school tomorrow.Yarın okul olmadığı için çocuklar mutlu.
45. market · isimpazar; çarşıMy mother buys fresh vegetables at the market every Saturday.Annem her cumartesi pazardan taze sebze alır.
46. park · isimparkOn sunny days we take the dog to the park.Güneşli günlerde köpeği parka götürürüz.
47. hospital · isimhastaneMy aunt is in hospital, so we are visiting her this evening.Teyzem hastanede, bu yüzden bu akşam onu ziyaret edeceğiz.
48. restaurant · isimrestoranThere is a good restaurant next to the cinema.Sinemanın yanında iyi bir restoran var.
49. bus stop · isimotobüs durağıI wait at the bus stop in front of the pharmacy every morning.Her sabah eczanenin önündeki otobüs durağında bekliyorum.
50. supermarket · isimsüpermarketWe do our weekly shopping at the supermarket near our flat.Haftalık alışverişimizi dairemizin yakınındaki süpermarketten yapıyoruz.
51. job · isimiş; meslekHe wants a new job because his office is too far from home.Yeni bir iş istiyor çünkü ofisi evden çok uzak.
52. student · isimöğrenciShe is a student, so she doesn't have much money.O bir öğrenci, bu yüzden fazla parası yok.
53. lesson · isimdersThe first lesson on Monday is maths, and I don't like it.Pazartesi günkü ilk ders matematik ve ben onu sevmiyorum.
54. homework · isimev ödeviI must finish my homework before I watch television tonight.Bu akşam televizyon izlemeden önce ödevimi bitirmeliyim.
55. learn · fiilöğrenmekMy father wants to learn how to use a computer.Babam bilgisayar kullanmayı öğrenmek istiyor.
56. study · fiilders çalışmak; okumak, öğrenim görmekI study English for one hour after dinner every evening.Her akşam yemekten sonra bir saat İngilizce çalışıyorum.
57. office · isimofis; büroOur office is on the third floor, next to the lift.Ofisimiz üçüncü katta, asansörün yanında.
58. boss · isimpatron; amirMy boss is very kind and she often brings cakes to work.Patronum çok nazik ve işe sık sık kek getiriyor.
59. meeting · isimtoplantıWe have a meeting at ten o'clock in the small room.Saat onda küçük odada bir toplantımız var.
60. company · isimşirketHe works for a big company that makes shoes.Ayakkabı üreten büyük bir şirkette çalışıyor.
61. sad · sıfatüzgün; hüzünlüShe was sad when her old teacher moved to another city.Eski öğretmeni başka bir şehre taşınınca üzüldü.
62. angry · sıfatkızgın; öfkeliMy boss was angry because the report was late again.Patronum kızgındı çünkü rapor yine geç kalmıştı.
63. tired · sıfatyorgunI am very tired after a long day at work.İşteki uzun bir günün ardından çok yorgunum.
64. afraid · sıfatkorkmuş; korkanMy little brother is afraid of dogs, even small ones.Küçük kardeşim köpeklerden, küçük olanlardan bile korkuyor.
65. worried · sıfatendişeli; kaygılıI am worried about my exam on Friday.Cuma günkü sınavım için endişeliyim.
66. excited · sıfatheyecanlıThe children are excited because we are going to the sea tomorrow.Çocuklar heyecanlı çünkü yarın denize gidiyoruz.
67. bored · sıfatsıkılmışI was bored in the meeting, so I looked out of the window.Toplantıda sıkıldım, o yüzden pencereden dışarı baktım.
68. like · fiilsevmek; hoşlanmakI like my job because my colleagues are friendly.İşimi seviyorum çünkü iş arkadaşlarım sıcakkanlı.
69. love · fiilçok sevmek; aşık olmakI love my family more than anything in the world.Ailemi dünyadaki her şeyden çok seviyorum.
70. people · isiminsanlar; halkMany people take the bus to work in this city.Bu şehirde birçok insan işe otobüsle gidiyor.
71. country · isimülkeWhich country would you like to visit next year?Gelecek yıl hangi ülkeyi ziyaret etmek istersin?
72. money · isimparaI don't have enough money to buy a new phone.Yeni bir telefon almaya yetecek kadar param yok.
73. free · sıfatboş (zamanı olan); müsaitAre you free on Saturday afternoon? We can go to the park.Cumartesi öğleden sonra boş musun? Parka gidebiliriz.
74. easy · sıfatkolayThe first question in the test was really easy.Testteki ilk soru gerçekten kolaydı.
75. difficult · sıfatzorEnglish spelling is difficult for many students.İngilizce yazım birçok öğrenci için zordur.
76. help · fiilyardım etmekCan you help me with this homework, please?Bu ödevde bana yardım edebilir misin, lütfen?
77. ask · fiilsormak; rica etmekIf you don't understand, please ask the teacher.Anlamazsan lütfen öğretmene sor.
78. answer · isimcevapI don't know the answer to the last question.Son sorunun cevabını bilmiyorum.
79. question · isimsoruThe student asked a good question about the new word.Öğrenci yeni kelime hakkında güzel bir soru sordu.
80. understand · fiilanlamakI understand you, but please speak a little more slowly.Seni anlıyorum ama lütfen biraz daha yavaş konuş.
81. remember · fiilhatırlamak; aklında tutmakDo you remember the name of our first teacher?İlk öğretmenimizin adını hatırlıyor musun?
82. forget · fiilunutmakI often forget my keys when I leave the house in a hurry.Evden acele çıkarken anahtarlarımı sık sık unutuyorum.
83. need · fiilihtiyacı olmak; gerekmekI need a new notebook for my English class.İngilizce dersim için yeni bir deftere ihtiyacım var.
84. want · fiilistemekI want to find a better job in the next year.Gelecek yıl içinde daha iyi bir iş bulmak istiyorum.
85. hope · fiilummak; umut etmekI hope you pass your exam and get the job.Umarım sınavını geçer ve işi alırsın.
86. kind · sıfatnazik; iyi kalpliThe woman at the bank was very kind and explained everything.Bankadaki kadın çok naziktı ve her şeyi açıkladı.
87. problem · isimsorun; problemWe have a problem with the printer in the office.Ofisteki yazıcıyla ilgili bir sorunumuz var.
88. husband · isimkoca, eş (erkek)My husband makes breakfast for all of us every Sunday morning.Kocam her pazar sabahı hepimiz için kahvaltı hazırlar.
89. wife · isimeş (kadın), karıHis wife is a nurse, and she works at night.Karısı hemşire ve geceleri çalışıyor.
90. son · isimoğul, erkek evlatOur son starts primary school in September, and he is very excited.Oğlumuz eylülde ilkokula başlıyor ve çok heyecanlı.
91. daughter · isimkız evlat, kız çocuk (aile içinde)Their daughter plays the piano every evening after dinner.Kızları her akşam yemekten sonra piyano çalıyor.
92. parents · isimanne baba, ebeveynlerI call my parents every weekend to hear how they are.Nasıl olduklarını öğrenmek için her hafta sonu annemi babamı arıyorum.
93. mum · isimanne, anneciğim (günlük dil)My mum makes the best soup in the world.Annem dünyanın en güzel çorbasını yapar.
94. dad · isimbaba, babacığım (günlük dil)My dad drives me to the station every morning.Babam beni her sabah istasyona götürür.
95. grandmother · isimbüyükanne, nine, babaanne, anneanneMy grandmother tells us wonderful stories when we visit her village.Büyükannem köyüne gittiğimizde bize harika hikâyeler anlatır.
96. grandfather · isimbüyükbaba, dedeMy grandfather reads the newspaper in the garden every afternoon.Dedem her öğleden sonra bahçede gazete okur.
97. grandparents · isimbüyükanne ve büyükbaba, dede ve nineWe have lunch with my grandparents on the first day of every holiday.Her tatilin ilk günü büyükannem ve büyükbabamla öğle yemeği yeriz.
98. uncle · isimamca, dayı, enişteMy uncle lives in Germany and visits us every summer.Amcam Almanya'da yaşıyor ve her yaz bizi ziyaret ediyor.
99. aunt · isimhala, teyze, yengeMy aunt sends me a small gift on my birthday every year.Teyzem her yıl doğum günümde bana küçük bir hediye gönderir.
100. cousin · isimkuzenMy cousin is the same age as me, so we play together a lot.Kuzenim benimle aynı yaşta, bu yüzden birlikte çok oynarız.
101. baby · isimbebekThe baby is sleeping, so please speak quietly.Bebek uyuyor, o yüzden lütfen sessiz konuşun.
102. boy · isimerkek çocuk, oğlanThe boy in the red jacket is my cousin's son.Kırmızı montlu oğlan kuzenimin oğlu.
103. girl · isimkız çocuğu, genç kızThat girl is new in our class, and her name is Elif.O kız sınıfımızda yeni ve adı Elif.
104. kid · isimçocuk (günlük dil)There are three kids playing football in front of the building.Binanın önünde futbol oynayan üç çocuk var.
105. twin · isimikizMy twin looks just like me, but he is much taller.İkizim tıpkı bana benziyor ama o çok daha uzun.
106. adult · isimyetişkin, reşit kişiThis ticket is for one adult and two children.Bu bilet bir yetişkin ve iki çocuk için.
107. person · isimkişi, insanShe is a very warm person, and everyone enjoys talking to her.O çok sıcakkanlı biri ve herkes onunla konuşmaktan hoşlanıyor.
108. couple · isimçift, evli veya sevgili iki kişiThe young couple at the next table are celebrating their first anniversary.Yan masadaki genç çift ilk yıldönümlerini kutluyor.
109. partner · isimeş, sevgili, partnerI am going to the wedding with my partner.Düğüne eşimle gidiyorum.
110. boyfriend · isimerkek arkadaş, sevgiliHer boyfriend cooks dinner for her on Fridays.Erkek arkadaşı cuma günleri onun için akşam yemeği yapıyor.
111. girlfriend · isimkız arkadaş, sevgiliHe bought flowers for his girlfriend on her birthday.Doğum gününde kız arkadaşına çiçek aldı.
112. classmate · isimsınıf arkadaşıMy classmate sits next to me and shares his notes with me.Sınıf arkadaşım yanımda oturuyor ve notlarını benimle paylaşıyor.
113. roommate · isimoda arkadaşı, ev arkadaşıMy roommate is from Spain, and she teaches me some Spanish words.Oda arkadaşım İspanyol ve bana birkaç İspanyolca kelime öğretiyor.
114. married · sıfatevliMy sister has been married for five years.Kız kardeşim beş yıldır evli.
115. single · sıfatbekârI am single now, but my brother is married with two kids.Ben şimdi bekârım ama erkek kardeşim evli ve iki çocuğu var.
116. marry · fiilevlenmek, ile evlenmekMehmet wants to marry his girlfriend next spring.Mehmet gelecek ilkbaharda kız arkadaşıyla evlenmek istiyor.
117. wedding · isimdüğün, evlilik töreniOver two hundred guests came to their wedding last Saturday.Geçen cumartesi düğünlerine iki yüzden fazla kişi geldi.
118. birthday · isimdoğum günüHer birthday is in July, so we usually have a party outside.Onun doğum günü temmuzda, bu yüzden genellikle dışarıda parti yaparız.
119. born · sıfatdoğmuş; doğmak (be born)I was born in Izmir, but I grew up in Ankara.İzmir'de doğdum ama Ankara'da büyüdüm.
120. young · sıfatgenç, küçük yaştaMy uncle looks very young, but he is actually fifty.Amcam çok genç görünüyor ama aslında elli yaşında.
121. tall · sıfatuzun boyluMy father is very tall, so he always sits at the back in the cinema.Babam çok uzun boylu, bu yüzden sinemada hep arkada oturur.
122. nice · sıfathoş, sevimli, iyi (biri için)Your wife is really nice, and the children adore her.Eşin gerçekten çok hoş biri ve çocuklar ona bayılıyor.
123. funny · sıfatkomik, güldürenMy grandfather is very funny, and he tells jokes at every dinner.Dedem çok komik ve her akşam yemeğinde fıkra anlatır.
124. clever · sıfatzeki, akıllıHer son is clever, and he can already read long books.Oğlu çok zeki ve şimdiden uzun kitaplar okuyabiliyor.
125. talk · fiilkonuşmak, sohbet etmekMy cousin and I talk on the phone for an hour every night.Kuzenimle her gece bir saat telefonda konuşuruz.
126. call · fiilaramak (telefonla); çağırmakPlease call your grandmother tonight because she misses you.Lütfen bu akşam büyükannenizi arayın, çünkü sizi özledi.
127. smile · fiilgülümsemekThe baby smiles every time she sees her father.Bebek babasını her gördüğünde gülümsüyor.
128. laugh · fiilgülmek, kahkaha atmakWe laughed a lot at my uncle's old stories.Amcamın eski hikâyelerine çok güldük.
129. hug · fiilkucaklamak, sarılmakShe ran to the door and hugged her grandfather tightly.Kapıya koştu ve büyükbabasına sıkıca sarıldı.
130. kiss · fiilöpmekHe kissed his daughter on the head and said goodnight.Kızını başından öptü ve iyi geceler dedi.
131. share · fiilpaylaşmakMy sister and I share a small room with two beds.Kız kardeşimle iki yataklı küçük bir odayı paylaşıyoruz.
132. miss · fiilözlemekI miss my parents a lot because they live in another city.Annemle babamı çok özlüyorum çünkü başka bir şehirde yaşıyorlar.
133. together · zarfbirlikte, beraberMy parents and I always watch the news together after dinner.Annem, babam ve ben akşam yemeğinden sonra haberleri hep birlikte izleriz.
134. apartment · isimapartman dairesi, daireWe have a small apartment on the third floor, and it has a lovely view.Üçüncü katta küçük bir dairemiz var ve manzarası çok güzel.
135. garden · isimbahçeMy grandfather grows tomatoes and peppers in his garden every summer.Dedem her yaz bahçesinde domates ve biber yetiştirir.
136. chair · isimsandalyePlease take a chair and sit next to me while we wait.Lütfen bir sandalye al ve beklerken yanıma otur.
137. sofa · isimkanepeAfter dinner we sat on the sofa and watched a film together.Akşam yemeğinden sonra kanepede oturup birlikte film izledik.
138. floor · isimyer, zemin; katSomeone dropped a glass, and now there is water all over the floor.Biri bardak düşürdü ve şimdi her yer su oldu.
139. wall · isimduvarThere is a big clock on the wall above the television.Televizyonun üstündeki duvarda büyük bir saat var.
140. stairs · isimmerdiven, basamaklarThe lift is broken today, so we have to use the stairs.Asansör bugün bozuk, bu yüzden merdivenleri kullanmak zorundayız.
141. roof · isimçatıSnow covered the roof of our building this morning.Bu sabah binamızın çatısını kar kapladı.
142. balcony · isimbalkonWe often have breakfast on the balcony when the weather is warm.Hava ılık olduğunda sık sık balkonda kahvaltı yaparız.
143. garage · isimgarajMy dad parks his car in the garage every night.Babam arabasını her gece garaja park eder.
144. key · isimanahtarI can't find my key, so I can't get into the apartment.Anahtarımı bulamıyorum, o yüzden daireye giremiyorum.
145. lock · fiilkilitlemekDon't forget to lock the front door when you leave.Çıkarken ön kapıyı kilitlemeyi unutma.
146. light · isimışık; lambaPlease turn off the light before you go to bed.Lütfen yatmadan önce ışığı kapat.
147. lamp · isimlamba, abajurI read a book by the small lamp next to my chair.Sandalyemin yanındaki küçük lambanın ışığında kitap okuyorum.
148. curtain · isimperdePlease close the curtains because the sun is too bright.Güneş çok parlak, lütfen perdeleri kapat.
149. carpet · isimhalıThe baby is playing on the soft blue carpet.Bebek yumuşak mavi halının üzerinde oynuyor.
150. mirror · isimaynaShe looked in the mirror and fixed her hair before leaving.Çıkmadan önce aynaya baktı ve saçını düzeltti.
151. shelf · isimrafI put all my books on the shelf above my desk.Bütün kitaplarımı masamın üstündeki rafa koydum.
152. cupboard · isimdolap (mutfak dolabı)The cups are in the cupboard next to the fridge.Fincanlar buzdolabının yanındaki dolapta.
153. wardrobe · isimgardırop, elbise dolabıMy jackets and shirts are in the wardrobe.Montlarım ve gömleklerim gardırobun içinde.
154. desk · isimçalışma masası, yazı masasıHe sits at his desk and does his online lessons every morning.Her sabah masasına oturur ve çevrimiçi derslerini yapar.
155. pillow · isimyastıkThis pillow is too hard, so I can't sleep well.Bu yastık çok sert, bu yüzden iyi uyuyamıyorum.
156. blanket · isimbattaniyeIt's cold tonight, so I will take an extra blanket.Bu gece hava soğuk, bu yüzden fazladan bir battaniye alacağım.
157. towel · isimhavluHere is a clean towel for you to use after your shower.İşte duştan sonra kullanman için temiz bir havlu.
158. fridge · isimbuzdolabıThere is some milk and cheese in the fridge.Buzdolabında biraz süt ve peynir var.
159. oven · isimfırınThe bread is in the oven and will be ready in ten minutes.Ekmek fırında ve on dakikaya hazır olur.
160. sink · isimevye, lavaboThere are dirty plates in the sink again.Evyede yine kirli tabaklar var.
161. shower · isimduşI take a quick shower every morning before breakfast.Her sabah kahvaltıdan önce çabuk bir duş alırım.
162. toilet · isimtuvaletExcuse me, where is the toilet, please?Affedersiniz, tuvalet nerede lütfen?
163. tap · isimmuslukPlease turn off the tap while you brush your teeth.Dişlerini fırçalarken lütfen musluğu kapat.
164. clean · sıfattemizThe apartment is small, but it is always very clean.Daire küçük ama her zaman çok temiz.
165. dirty · sıfatkirliYour shoes are dirty, so please take them off at the entrance.Ayakkabıların kirli, lütfen girişte çıkar.
166. wash · fiilyıkamakI wash the dishes after dinner every evening.Her akşam yemekten sonra bulaşıkları yıkarım.
167. furniture · isimmobilya, eşyaWe bought some new furniture for the apartment last weekend.Geçen hafta sonu daire için biraz yeni mobilya aldık.
168. heating · isimısıtma, kaloriferThe heating isn't working, and the apartment is freezing.Kalorifer çalışmıyor ve daire buz gibi.
169. electricity · isimelektrikWe had no electricity for two hours last night.Dün gece iki saat elektriğimiz yoktu.
170. washing machine · isimçamaşır makinesiI put my dirty clothes in the washing machine every Sunday.Kirli giysilerimi her pazar çamaşır makinesine atarım.
171. lift · isimasansörWe live on the eighth floor, so we always take the lift.Sekizinci katta oturuyoruz, bu yüzden hep asansöre biniyoruz.
172. upstairs · zarfüst katta, yukarı kataThe children are playing upstairs, and I'm cooking dinner below.Çocuklar üst katta oynuyor, ben de aşağıda akşam yemeği hazırlıyorum.
173. downstairs · zarfalt katta, aşağı kataPlease wait downstairs, and I'll come down in a minute.Lütfen aşağıda bekle, bir dakikaya ineceğim.
174. inside · zarfiçeride, içeriIt's raining, so let's go inside and have some tea.Yağmur yağıyor, hadi içeri girip çay içelim.
175. outside · zarfdışarıda, dışarıThe dog is waiting outside because his paws are muddy.Köpeğin patileri çamurlu olduğu için dışarıda bekliyor.
176. armchair · isimkoltuk, berjerMy grandmother sits in her old armchair and reads the newspaper.Büyükannem eski koltuğunda oturup gazete okur.
177. drawer · isimçekmeceThe scissors are in the top drawer of the desk.Makas masanın üst çekmecesinde.
178. clock · isimduvar saati, masa saatiThe clock in the hall is five minutes late.Koridordaki saat beş dakika geri.
179. picture · isimresim, tabloWe hung a picture of the sea above the sofa.Kanepenin üstüne deniz resmi astık.
180. bin · isimçöp kutusuPlease put the empty bottles in the bin under the sink.Lütfen boş şişeleri evyenin altındaki çöp kutusuna at.
181. cup · isimfincan, bardakWould you like a cup of tea with your breakfast?Kahvaltının yanında bir fincan çay ister misin?
182. plate · isimtabakShe put rice and chicken on my plate.Tabağıma pilav ve tavuk koydu.
183. gate · isimkapı (bahçe kapısı), giriş kapısıPlease close the gate so the dog doesn't run into the road.Köpek yola kaçmasın diye lütfen bahçe kapısını kapat.
184. class · isimsınıf; ders (öğrenci grubu veya ders saati)Our English class starts at nine o'clock every morning.İngilizce dersimiz her sabah saat dokuzda başlar.
185. write · fiilyazmakPlease write your name at the top of the page.Lütfen adınızı sayfanın üstüne yazın.
186. word · isimkelime, sözcükI don't know this word in English, so I'm using my phone.Bu kelimeyi İngilizce bilmiyorum, o yüzden telefonumu kullanıyorum.
187. teach · fiilöğretmek; ders vermekMy uncle teaches maths to young children on weekdays.Amcam hafta içi küçük çocuklara matematik öğretiyor.
188. speak · fiilkonuşmakCan you speak slowly, please? My English is not very good.Yavaş konuşabilir misiniz lütfen? İngilizcem çok iyi değil.
189. listen · fiildinlemekListen to the audio and repeat each sentence after the speaker.Ses kaydını dinleyin ve konuşmacıdan sonra her cümleyi tekrar edin.
190. language · isimdil (konuşulan veya yazılan)Turkish is my first language, and English is my second one.Türkçe ilk dilim, İngilizce ise ikinci dilim.
191. test · isimsınav, testWe have an English test on Friday, so I am practising a lot.Cuma günü İngilizce sınavımız var, bu yüzden çok çalışıyorum.
192. university · isimüniversiteAyşe goes to university in Ankara, and she is in her first year.Ayşe Ankara'da üniversiteye gidiyor ve birinci sınıfta.
193. page · isimsayfaTurn to page twenty and read the first paragraph.Yirminci sayfaya geçin ve ilk paragrafı okuyun.
194. pen · isimkalem (tükenmez/dolma kalem)Do you have a pen? Mine doesn't write.Kaleminiz var mı? Benimki yazmıyor.
195. pencil · isimkurşun kalemPlease use a pencil, not a pen, for the drawing.Lütfen çizim için tükenmez kalem değil, kurşun kalem kullanın.
196. dictionary · isimsözlükWhen I see a word I don't know, I check my dictionary.Bilmediğim bir kelime görünce sözlüğüme bakarım.
197. sentence · isimcümleWrite a short sentence with the word 'always'.'Always' kelimesiyle kısa bir cümle yazın.
198. correct · sıfatdoğru, hatasızYour spelling is correct, well done.İmlan doğru, aferin.
199. wrong · sıfatyanlışSorry, that is wrong. Two plus two is four, not five.Üzgünüm, bu yanlış. İki artı iki dört eder, beş değil.
200. explain · fiilaçıklamak, anlatmakCan you explain this word again, please? I'm a little confused.Bu kelimeyi tekrar açıklar mısınız lütfen? Biraz kafam karıştı.
201. repeat · fiiltekrar etmek, yinelemekPlease repeat the sentence after me.Lütfen cümleyi benden sonra tekrar edin.
202. spell · fiilhecelemek; harf harf söylemek veya yazmakHow do you spell your surname? I always get it wrong.Soyadınızı nasıl heceliyorsunuz? Ben onu hep yanlış yazıyorum.
203. grammar · isimdil bilgisi, gramerEnglish grammar is hard for me, but I am getting better.İngilizce gramer benim için zor ama gittikçe iyileşiyorum.
204. maths · isimmatematikWe do maths on Monday and Wednesday, and I enjoy it.Pazartesi ve çarşamba günleri matematik yapıyoruz ve ben bundan keyif alıyorum.
205. science · isimfen bilimleri, bilimIn science class, we made a model of a volcano.Fen dersinde bir yanardağ maketi yaptık.
206. history · isimtarih (ders veya geçmiş)I enjoy history because the stories about the past are interesting.Tarihi seviyorum çünkü geçmişle ilgili hikâyeler çok ilginç.
207. art · isimsanat; resim dersiIn art class, we draw and paint with bright paints.Resim dersinde parlak boyalarla çizim ve boyama yapıyoruz.
208. paper · isimkâğıtWrite your name on this piece of paper.Adını bu kâğıt parçasına yaz.
209. letter · isimharfThe word 'cat' has three letters: c, a and t.'Cat' kelimesi üç harften oluşur: c, a ve t.
210. number · isimsayı; numaraWhat is your phone number? I will write it down.Telefon numaran nedir? Onu yazacağım.
211. alphabet · isimalfabeThe English alphabet has twenty-six letters.İngiliz alfabesinde yirmi altı harf vardır.
212. example · isimörnekHere is an example: 'I am from Turkey.'İşte bir örnek: 'Ben Türkiye'denim.'
213. meaning · isimanlamWhat is the meaning of this word? I can't find it.Bu kelimenin anlamı nedir? Onu bulamıyorum.
214. translate · fiilçevirmek (bir dilden başka bir dile)Can you translate this sentence into Turkish for me?Bu cümleyi benim için Türkçeye çevirebilir misin?
215. pronounce · fiiltelaffuz etmekHow do you pronounce this word? It looks very strange.Bu kelimeyi nasıl telaffuz ediyorsun? Çok tuhaf görünüyor.
216. begin · fiilbaşlamakThe class begins at nine, so please be on time.Ders dokuzda başlıyor, o yüzden lütfen zamanında gelin.
217. backpack · isimsırt çantasıHer backpack is full of pens, paper and a dictionary.Onun sırt çantası kalemler, kâğıtlar ve bir sözlükle dolu.
218. ruler · isimcetvelUse a ruler to draw a line under the title.Başlığın altına bir çizgi çekmek için cetvel kullan.
219. grade · isimnot, puanShe got a good grade in English.İngilizceden iyi bir not aldı.
220. result · isimsonuç (sınav sonucu)I got my test result today, and I am very pleased.Bugün sınav sonucumu aldım ve çok memnunum.
221. kindergarten · isimanaokuluMy daughter goes to kindergarten from Monday to Friday.Kızım pazartesiden cumaya kadar anaokuluna gidiyor.
222. hobby · isimhobi; boş zamanlarda zevk için yapılan uğraşMy hobby is taking photos of old buildings when I have a quiet afternoon.Hobim, sakin bir öğleden sonram olduğunda eski binaların fotoğrafını çekmek.
223. enjoy · fiilhoşlanmak; keyif almakI really enjoy listening to music on the way to work.İşe giderken müzik dinlemekten gerçekten keyif alıyorum.
224. play · fiiloynamak; (enstrüman) çalmakOn Sundays we play basketball near the river.Pazar günleri nehrin yanında basketbol oynuyoruz.
225. watch · fiilizlemek; seyretmekWe usually watch a film together on Saturday evening.Cumartesi akşamları genellikle birlikte bir film izleriz.
226. listen to · öbek fiildinlemekShe listens to the radio while she paints.O, resim yaparken radyo dinler.
227. read · fiilokumakI read for half an hour every night before I go to sleep.Uyumadan önce her gece yarım saat okurum.
228. music · isimmüzikTurkish music is very popular at our parties.Türk müziği partilerimizde çok popülerdir.
229. film · isimfilmThis film is about two brothers who start a small band.Bu film, küçük bir grup kuran iki kardeşi anlatıyor.
230. game · isimoyun; maçDo you want to play a game of cards or a video game?İskambil oyunu mu yoksa video oyunu mu oynamak istersin?
231. sport · isimsporTennis is my favourite sport because I can play it all year.Tenis en sevdiğim spor, çünkü bütün yıl oynayabiliyorum.
232. football · isimfutbolEvery Tuesday evening, Murat plays football with his colleagues.Murat her salı akşamı iş arkadaşlarıyla futbol oynar.
233. swim · fiilyüzmekI swim for forty minutes on Wednesday mornings.Çarşamba sabahları kırk dakika yüzerim.
234. run · fiilkoşmakHe runs along the beach every morning before breakfast.O, her sabah kahvaltıdan önce sahilde koşar.
235. dance · fiildans etmekThey dance together at every family party.Her aile partisinde birlikte dans ederler.
236. sing · fiilşarkı söylemekMy sister sings in the shower and she knows all the words.Kız kardeşim duşta şarkı söyler ve bütün sözleri bilir.
237. song · isimşarkıThis song makes me think of last summer.Bu şarkı bana geçen yazı hatırlatıyor.
238. paint · fiilboyamak; resim yapmak (boyayla)My grandmother paints flowers and sells them at a small fair.Büyükannem çiçek resimleri yapar ve onları küçük bir panayırda satar.
239. draw · fiilçizmek; resim çizmekShe likes to draw animals in her notebook on the train.Trende defterine hayvan resimleri çizmeyi sever.
240. photo · isimfotoğrafCan you take a photo of us in front of the mountain?Dağın önünde bizim fotoğrafımızı çekebilir misin?
241. camera · isimfotoğraf makinesi; kameraI bought a small camera for my hobby last month.Geçen ay hobim için küçük bir fotoğraf makinesi aldım.
242. guitar · isimgitarHe plays the guitar in a small band at weekends.Hafta sonları küçük bir grupta gitar çalıyor.
243. piano · isimpiyanoMy daughter has a piano lesson every Thursday afternoon.Kızımın her perşembe öğleden sonra piyano dersi var.
244. weekend · isimhafta sonuWhat are you doing this weekend?Bu hafta sonu ne yapıyorsun?
245. spare time · kalıpboş zamanIn my spare time I read novels and go for long runs.Boş zamanımda roman okurum ve uzun koşulara çıkarım.
246. favourite · sıfaten sevilen; favoriChess is his favourite game, and he plays it every evening.Satranç onun en sevdiği oyun ve her akşam oynuyor.
247. fun · isimeğlence; keyifli şeyThe picnic was great fun for everyone.Piknik herkes için çok eğlenceliydi.
248. go out · öbek fiildışarı çıkmak; gezmeye çıkmakOn Friday nights we often go out for a coffee and a chat.Cuma geceleri sık sık bir kahve ve sohbet için dışarı çıkarız.
249. stay in · öbek fiilevde kalmak; dışarı çıkmamakIt is raining, so let's stay in and watch a series.Yağmur yağıyor, o yüzden evde kalıp bir dizi izleyelim.
250. party · isimparti; eğlenceThere is a party at Ayşe's place on Saturday night.Cumartesi gecesi Ayşe'nin evinde bir parti var.