YÖKDİL Kelime Listesi (Sayfa 4)
YÖKDİL Kelime Listesi: 2.131 kelime, YÖKDİL’in fen, sağlık ve sosyal bilimler metinlerinde sık geçen türden akademik kelimeler. Her kelimenin Türkçe anlamı ve bir örnek cümlesi var; liste kolaydan zora sıralı. Seviyeler: B1 394, B2 937, C1 800.
751–1.000. kelimeler · Sayfa 4/9 · Güncelleme:
Kelimeler 751–1.000
| Kelime | Anlamı | Örnek cümle |
|---|---|---|
| 751. fertilizer · isim · B2 | gübre | Excess fertilizer from farms often washes into rivers and harms the plants and animals living there.Çiftliklerden gelen aşırı gübre çoğu zaman nehirlere karışır ve orada yaşayan bitki ve hayvanlara zarar verir. |
| 752. pesticide · isim · B2 | tarım ilacı, böcek ilacı | Heavy use of pesticide can kill useful insects such as bees along with the pests.Yoğun tarım ilacı kullanımı, zararlılarla birlikte arılar gibi faydalı böcekleri de öldürebilir. |
| 753. synthetic · sıfat · B2 | sentetik, yapay olarak üretilmiş | Synthetic fibres are strong and cheap, but they do not break down easily in the environment.Sentetik lifler güçlü ve ucuzdur ama çevrede kolay kolay ayrışmaz. |
| 754. biodegradable · sıfat · B2 | biyolojik olarak parçalanabilen | The company replaced plastic bags with biodegradable ones made from corn starch.Şirket, plastik poşetleri mısır nişastasından yapılan biyolojik olarak parçalanabilen poşetlerle değiştirdi. |
| 755. landfill · isim · B2 | çöp depolama alanı, düzenli depolama sahası | Recycling programmes aim to reduce the amount of waste that ends up in landfill each year.Geri dönüşüm programları, her yıl çöp depolama alanlarına giden atık miktarını azaltmayı amaçlar. |
| 756. asteroid · isim · B2 | asteroit, küçük gök cismi | Some scientists believe that an asteroid hitting the Earth caused the dinosaurs to disappear.Bazı bilim insanları, Dünya'ya çarpan bir asteroidin dinozorların yok olmasına neden olduğunu düşünüyor. |
| 757. herbivore · isim · B2 | otçul hayvan | A herbivore such as a cow spends many hours a day chewing grass to get enough energy.İnek gibi bir otçul, yeterli enerji almak için günde birçok saat ot çiğner. |
| 758. carnivore · isim · B2 | etçil hayvan | Every carnivore at the top of the food chain depends on a healthy population of smaller animals.Besin zincirinin tepesindeki her etçil, sağlıklı bir küçük hayvan popülasyonuna bağlıdır. |
| 759. reptile · isim · B2 | sürüngen | As a cold-blooded reptile, the lizard must lie in the sun to warm its body in the morning.Soğukkanlı bir sürüngen olan kertenkele, sabahları vücudunu ısıtmak için güneşte yatmak zorundadır. |
| 760. electron · isim · B2 | elektron | When electrons move through a wire, they carry energy that can power a light bulb.Elektronlar bir tel içinde hareket ettiğinde, ampulü çalıştırabilecek enerji taşır. |
| 761. flammable · sıfat · B2 | yanıcı, tutuşabilir | Flammable liquids must be kept away from heat and stored in clearly labelled containers.Yanıcı sıvılar ısıdan uzak tutulmalı ve açıkça etiketlenmiş kaplarda saklanmalıdır. |
| 762. vacuum · isim · B2 | vakum, boşluk | Sound cannot travel through a vacuum because there is nothing to carry the vibrations.Titreşimleri taşıyacak hiçbir şey olmadığı için ses boşlukta yayılamaz. |
| 763. elastic · sıfat · B2 | esnek, elastik | An elastic material returns to its original form once the force that stretched it is removed.Esnek bir madde, kendisini geren kuvvet kalkınca eski şekline döner. |
| 764. magma · isim · B2 | magma | When magma reaches the surface through a crack, it is called lava and slowly cools into rock.Magma bir çatlaktan yüzeye ulaştığında lav adını alır ve yavaş yavaş soğuyarak kayaya dönüşür. |
| 765. terrain · isim · B2 | arazi, yer şekilleri | The rocky terrain made it difficult for the research team to carry heavy equipment to the site.Kayalık arazi, araştırma ekibinin ağır ekipmanı bölgeye taşımasını zorlaştırdı. |
| 766. nocturnal · sıfat · B2 | gece aktif olan, gececil | Owls are nocturnal birds, so researchers usually study them after dark using special cameras.Baykuşlar gececil kuşlardır, bu yüzden araştırmacılar onları genellikle karanlıkta özel kameralarla inceler. |
| 767. algae · isim · B2 | alg, su yosunu | Too much fertilizer in a lake can cause algae to spread and use up the oxygen in the water.Bir göldeki fazla gübre, alglerin yayılmasına ve sudaki oksijeni tüketmesine neden olabilir. |
| 768. coral reef · isim · B2 | mercan resifi | A healthy coral reef provides shelter for thousands of fish species and protects the coast from waves.Sağlıklı bir mercan resifi binlerce balık türüne barınak sağlar ve kıyıyı dalgalardan korur. |
| 769. pollen · isim · B2 | polen, çiçek tozu | Bees carry pollen from one flower to another while they collect nectar for their hive.Arılar kovanları için nektar toplarken poleni bir çiçekten diğerine taşır. |
| 770. efficiency · isim · B2 | verimlilik; etkinlik | The new engine improved fuel efficiency by almost twenty percent without raising production costs.Yeni motor, üretim maliyetlerini artırmadan yakıt verimliliğini yaklaşık yüzde yirmi artırdı. |
| 771. implement · fiil · B2 | uygulamaya koymak; hayata geçirmek | The engineers decided to implement the new safety protocol before the bridge reopened to traffic.Mühendisler, köprü trafiğe yeniden açılmadan önce yeni güvenlik protokolünü uygulamaya koymaya karar verdi. |
| 772. innovation · isim · B2 | yenilik; yenilikçilik | Technological innovation has transformed the way hospitals store and share patient information across departments.Teknolojik yenilik, hastanelerin hasta bilgilerini bölümler arasında saklama ve paylaşma biçimini değiştirdi. |
| 773. mechanism · isim · B2 | mekanizma; işleyiş düzeni | A simple locking mechanism prevents the robotic arm from moving while technicians are repairing it.Basit bir kilitleme mekanizması, teknisyenler onarım yaparken robot kolun hareket etmesini engelliyor. |
| 774. durable · sıfat · B2 | dayanıklı; uzun ömürlü | Engineers chose a durable alloy because the part must withstand constant vibration for many years.Mühendisler, parçanın yıllarca sürekli titreşime dayanması gerektiği için dayanıklı bir alaşım seçti. |
| 775. generate · fiil · B2 | üretmek; meydana getirmek | The dam generates enough electricity to supply several nearby towns throughout the year.Baraj, yakındaki birkaç kasabaya yıl boyunca yetecek kadar elektrik üretiyor. |
| 776. capacity · isim · B2 | kapasite; hacim; taşıma gücü | The storage capacity of the new battery is twice that of the previous model.Yeni pilin depolama kapasitesi, önceki modelinkinin iki katıdır. |
| 777. component · isim · B2 | bileşen; parça | Each electronic component is tested separately before the final device is assembled.Her elektronik bileşen, son cihaz monte edilmeden önce ayrı ayrı test edilir. |
| 778. maintenance · isim · B2 | bakım; onarım ve koruma | Regular maintenance of the wind turbines reduces the likelihood of expensive breakdowns.Rüzgâr türbinlerinin düzenli bakımı, pahalı arızaların olasılığını azaltır. |
| 779. integrate · fiil · B2 | entegre etmek; bütünleştirmek | The company plans to integrate artificial intelligence into its customer service software next year.Şirket, gelecek yıl yapay zekâyı müşteri hizmetleri yazılımına entegre etmeyi planlıyor. |
| 780. upgrade · fiil · B2 | yükseltmek; daha iyi bir sürüme geçirmek | The university decided to upgrade its network to support faster data transfer between laboratories.Üniversite, laboratuvarlar arasında daha hızlı veri aktarımını desteklemek için ağını yükseltmeye karar verdi. |
| 781. sensor · isim · B2 | sensör; algılayıcı | A temperature sensor automatically switches off the machine when it becomes too hot.Bir sıcaklık sensörü, makine çok ısındığında onu otomatik olarak kapatır. |
| 782. tolerance · isim · B2 | tolerans; hoşgörü; dayanma gücü | Patients who take the drug for a long time often develop a tolerance and need higher doses.İlacı uzun süre kullanan hastalarda çoğu zaman tolerans gelişir ve daha yüksek dozlara ihtiyaç duyulur. |
| 783. cutting-edge · sıfat · B2 | son teknoloji; en yeni ve en gelişmiş | The institute uses cutting-edge equipment to study materials at the atomic level.Enstitü, malzemeleri atom düzeyinde incelemek için son teknoloji ekipman kullanıyor. |
| 784. transmit · fiil · B2 | iletmek; aktarmak; yayınlamak | The antenna transmits radio signals to receivers located more than a hundred kilometres away.Anten, yüz kilometreden daha uzakta bulunan alıcılara radyo sinyalleri iletir. |
| 785. circuit · isim · B2 | devre; elektrik devresi | A fault in the circuit caused the whole control panel to shut down without warning.Devredeki bir arıza, tüm kontrol panelinin uyarı vermeden kapanmasına yol açtı. |
| 786. voltage · isim · B2 | gerilim; voltaj | High voltage can damage sensitive electronic parts if the system has no protective unit.Sistemde koruyucu bir birim yoksa yüksek gerilim hassas elektronik parçalara zarar verebilir. |
| 787. artificial intelligence · isim · B2 | yapay zekâ | Artificial intelligence is now used to read medical images faster than a human specialist can.Yapay zekâ artık tıbbi görüntüleri bir uzmandan daha hızlı okumak için kullanılıyor. |
| 788. insulation · isim · B2 | yalıtım | Good insulation in the walls can cut a building's heating costs by a large margin.Duvarlardaki iyi bir yalıtım, bir binanın ısınma masraflarını büyük ölçüde azaltabilir. |
| 789. load · isim · B2 | yük; taşınan ağırlık | The bridge was tested to make sure it could bear a load far greater than normal traffic.Köprü, normal trafikten çok daha büyük bir yükü taşıyabildiğinden emin olmak için test edildi. |
| 790. manufacture · fiil · B2 | üretmek; imal etmek | The company manufactures medical equipment and exports it to more than forty countries.Şirket tıbbi ekipman üretiyor ve bunu kırktan fazla ülkeye ihraç ediyor. |
| 791. assemble · fiil · B2 | monte etmek; birleştirmek | Technicians assemble each unit by hand before it is checked in the quality control room.Teknisyenler her üniteyi, kalite kontrol odasında denetlenmeden önce elle monte eder. |
| 792. compatible · sıfat · B2 | uyumlu; birlikte çalışabilen | The new program is not compatible with older operating systems used in many public offices.Yeni program, birçok kamu dairesinde kullanılan eski işletim sistemleriyle uyumlu değildir. |
| 793. server · isim · B2 | sunucu | All the survey results are stored on a secure server that only the research team can access.Tüm anket sonuçları, yalnızca araştırma ekibinin erişebildiği güvenli bir sunucuda saklanır. |
| 794. database · isim · B2 | veri tabanı | The scientists searched a large database of published studies to find relevant articles.Bilim insanları, ilgili makaleleri bulmak için yayımlanmış çalışmalardan oluşan büyük bir veri tabanını taradı. |
| 795. drone · isim · B2 | insansız hava aracı; dron | Farmers use drones to check the condition of crops across fields that are too large to walk.Çiftçiler, yürüyerek gezilemeyecek kadar büyük tarlalardaki ürünlerin durumunu kontrol etmek için dron kullanıyor. |
| 796. satellite · isim · B2 | uydu | Satellite images showed how quickly the forest area had shrunk over the past decade.Uydu görüntüleri, orman alanının son on yılda ne kadar hızlı küçüldüğünü gösterdi. |
| 797. thermal · sıfat · B2 | ısıl; termal; ısıya ilişkin | Thermal cameras can detect people with a high body temperature in crowded airports.Termal kameralar, kalabalık havalimanlarında vücut ısısı yüksek kişileri tespit edebilir. |
| 798. infrastructure · isim · B2 | altyapı | Rapid population growth has put heavy pressure on the city's transport and water infrastructure.Hızlı nüfus artışı, şehrin ulaşım ve su altyapısı üzerinde ciddi bir baskı oluşturdu. |
| 799. construct · fiil · B2 | inşa etmek; yapmak | Engineers plan to construct a new bridge that can withstand strong winds and heavy traffic.Mühendisler, güçlü rüzgârlara ve yoğun trafiğe dayanabilecek yeni bir köprü inşa etmeyi planlıyor. |
| 800. machinery · isim · B2 | makineler; makine takımı | Workers must receive proper training before they are allowed to operate heavy machinery in the plant.İşçiler, tesiste ağır makineleri kullanmalarına izin verilmeden önce uygun bir eğitim almak zorundadır. |
| 801. mechanical · sıfat · B2 | mekanik; makineyle ilgili | The accident was caused by a mechanical failure in the braking system, not by human error.Kaza, insan hatasından değil, fren sistemindeki mekanik bir arızadan kaynaklandı. |
| 802. sophisticated · sıfat · B2 | gelişmiş; karmaşık ve ileri düzeyde | Modern aircraft rely on sophisticated control systems that constantly adjust the flight path.Modern uçaklar, uçuş rotasını sürekli ayarlayan gelişmiş kontrol sistemlerine dayanır. |
| 803. generator · isim · B2 | jeneratör | During the blackout, the hospital relied on a diesel generator to keep its equipment running.Elektrik kesintisi sırasında hastane, cihazlarını çalışır durumda tutmak için bir dizel jeneratöre güvendi. |
| 804. nuclear · sıfat · B2 | nükleer; çekirdeğe ait | Supporters argue that nuclear energy can supply large amounts of electricity without producing carbon dioxide.Destekçileri, nükleer enerjinin karbondioksit üretmeden büyük miktarda elektrik sağlayabileceğini savunuyor. |
| 805. concrete · isim · B2 | beton | Reinforced concrete is widely used in earthquake-resistant buildings because it combines strength with low cost.Donatılı beton, dayanıklılığı düşük maliyetle birleştirdiği için depreme dayanıklı binalarda yaygın olarak kullanılır. |
| 806. rigid · sıfat · B2 | katı; bükülmez | The device needs a rigid frame so that its delicate parts are not damaged during transport.Cihazın hassas parçaları taşıma sırasında zarar görmesin diye bükülmez bir çerçeveye ihtiyacı vardır. |
| 807. lightweight · sıfat · B2 | hafif; az ağırlıklı | Designers chose a lightweight material so that the new bicycle would be easy to carry upstairs.Tasarımcılar, yeni bisikletin yukarı kolayca taşınabilmesi için hafif bir malzeme seçti. |
| 808. sturdy · sıfat · B2 | sağlam; güçlü yapılı | The shelter was built with a sturdy wooden frame that survived the storm without any damage.Barınak, fırtınadan hiç hasar görmeden çıkan sağlam bir ahşap iskeletle inşa edilmişti. |
| 809. versatile · sıfat · B2 | çok yönlü; çok amaçlı kullanılabilir | Plastic is such a versatile material that it appears in everything from medical tools to car parts.Plastik o kadar çok yönlü bir malzemedir ki tıbbi araçlardan araba parçalarına kadar her şeyde karşımıza çıkar. |
| 810. user-friendly · sıfat · B2 | kullanıcı dostu; kullanımı kolay | The app's user-friendly design allows elderly patients to book appointments without any help.Uygulamanın kullanıcı dostu tasarımı, yaşlı hastaların yardım almadan randevu almasını sağlıyor. |
| 811. compact · sıfat · B2 | küçük ve derli toplu; kompakt | The team produced a compact scanner that fits easily into a doctor's bag.Ekip, bir doktorun çantasına kolayca sığan kompakt bir tarayıcı üretti. |
| 812. outdated · sıfat · B2 | modası geçmiş; eskimiş | Many universities still depend on outdated equipment, which limits the quality of practical training.Birçok üniversite hâlâ eskimiş ekipmanlara bağımlıdır; bu da uygulamalı eğitimin kalitesini sınırlar. |
| 813. cybersecurity · isim · B2 | siber güvenlik | Hospitals have begun investing more in cybersecurity because patient records are an attractive target for criminals.Hastaneler, hasta kayıtları suçlular için cazip bir hedef olduğundan siber güvenliğe daha fazla yatırım yapmaya başladı. |
| 814. processor · isim · B2 | işlemci | A faster processor allows the program to analyse large images in a fraction of the time.Daha hızlı bir işlemci, programın büyük görüntüleri çok daha kısa sürede incelemesini sağlar. |
| 815. compress · fiil · B2 | sıkıştırmak | The software can compress large video files without a noticeable loss of quality.Yazılım, büyük video dosyalarını gözle görülür bir kalite kaybı olmadan sıkıştırabiliyor. |
| 816. platform · isim · B2 | platform (yazılım/çevrimiçi sistem) | The online learning platform allows students to submit lab reports and receive comments from instructors.Çevrimiçi öğrenme platformu, öğrencilerin laboratuvar raporlarını teslim etmesine ve öğretmenlerden yorum almasına olanak tanır. |
| 817. virtual · sıfat · B2 | sanal | Medical engineers use virtual models to test new designs before building any physical version.Tıbbi mühendisler, herhangi bir fiziksel sürümü üretmeden önce yeni tasarımları sanal modellerle test eder. |
| 818. microchip · isim · B2 | mikroçip, mikro yonga | A single microchip can now perform tasks that once required a machine the size of a room.Tek bir mikroçip artık eskiden bir oda büyüklüğünde makine gerektiren işleri yapabiliyor. |
| 819. laser · isim · B2 | lazer | Surgeons and manufacturers alike use a laser to cut materials with extreme precision.Hem cerrahlar hem de üreticiler, malzemeleri son derece hassas biçimde kesmek için lazer kullanır. |
| 820. radar · isim · B2 | radar | Air traffic controllers depend on radar to track every aircraft in their region.Hava trafik kontrolörleri, bölgelerindeki her uçağı izlemek için radara güvenir. |
| 821. aviation · isim · B2 | havacılık | Advances in materials science have made modern aviation safer and considerably cheaper.Malzeme bilimindeki ilerlemeler, modern havacılığı daha güvenli ve belirgin biçimde daha ucuz hale getirdi. |
| 822. spacecraft · isim · B2 | uzay aracı | The spacecraft survived extreme temperatures during its ten-year journey to the outer planets.Uzay aracı, dış gezegenlere yaptığı on yıllık yolculuk boyunca aşırı sıcaklıklara dayandı. |
| 823. tension · isim · B2 | gerilme, çekme kuvveti; gerginlik | The cables of a suspension bridge are under constant tension from the weight of the road.Asma köprünün kabloları, yolun ağırlığı nedeniyle sürekli gerilme altındadır. |
| 824. defect · isim · B2 | kusur, arıza | A small defect in the metal caused the entire batch of parts to be rejected.Metaldeki küçük bir kusur yüzünden parçaların tüm partisi reddedildi. |
| 825. silicon · isim · B2 | silisyum | Most electronic components are built on thin slices of pure silicon.Çoğu elektronik bileşen, saf silisyumdan yapılmış ince dilimler üzerine inşa edilir. |
| 826. demolish · fiil · B2 | yıkmak (bina) | The city decided to demolish the unsafe factory and build a research centre on the site.Şehir, güvenli olmayan fabrikayı yıkıp o alana bir araştırma merkezi yapmaya karar verdi. |
| 827. renovate · fiil · B2 | yenilemek, restore etmek | Engineers will renovate the old power station rather than build a new one from scratch.Mühendisler, sıfırdan yenisini yapmak yerine eski enerji santralini yenileyecek. |
| 828. reservoir · isim · B2 | su deposu, baraj gölü | After months without rain, the reservoir supplying the city dropped to a dangerously low level.Aylarca yağmur yağmayınca şehri besleyen baraj gölü tehlikeli derecede düşük bir seviyeye indi. |
| 829. irrigation · isim · B2 | sulama | Efficient irrigation systems have helped farmers grow food in regions with very little rainfall.Verimli sulama sistemleri, çiftçilerin çok az yağış alan bölgelerde gıda yetiştirmesine yardımcı oldu. |
| 830. purify · fiil · B2 | arıtmak, saflaştırmak | The new plant can purify enough seawater to supply a town of fifty thousand people.Yeni tesis, elli bin kişilik bir kasabayı besleyecek kadar deniz suyunu arıtabiliyor. |
| 831. ventilation · isim · B2 | havalandırma | Poor ventilation in the tunnel allowed dangerous gases to build up during the construction work.Tünelin yetersiz havalandırması, inşaat çalışması sırasında tehlikeli gazların birikmesine yol açtı. |
| 832. thermostat · isim · B2 | termostat | A faulty thermostat caused the machine to run far hotter than the designers had intended.Arızalı bir termostat, makinenin tasarımcıların amaçladığından çok daha sıcak çalışmasına neden oldu. |
| 833. overheat · fiil · B2 | aşırı ısınmak | Without a proper cooling system, the processor will overheat and shut down within minutes.Uygun bir soğutma sistemi olmadan işlemci aşırı ısınır ve dakikalar içinde kapanır. |
| 834. exhaust · isim · B2 | egzoz (gazı veya borusu) | Cleaner exhaust from newer engines has noticeably improved air quality in many large cities.Yeni motorların daha temiz egzozu, birçok büyük şehirde hava kalitesini belirgin biçimde iyileştirdi. |
| 835. hybrid · sıfat · B2 | hibrit, karma | A hybrid car switches between an electric motor and a petrol engine to save energy.Hibrit bir araba, enerji tasarrufu için elektrik motoru ile benzinli motor arasında geçiş yapar. |
| 836. wear out · öbek fiil · B2 | aşınmak, yıpranıp kullanılmaz hale gelmek | Moving parts wear out faster when they are not lubricated regularly.Hareketli parçalar düzenli olarak yağlanmadığında daha hızlı aşınır. |
| 837. inequality · isim · B2 | eşitsizlik | Sociologists argue that income inequality weakens trust between different groups in a society.Sosyologlar, gelir eşitsizliğinin toplumdaki farklı gruplar arasındaki güveni zayıflattığını savunur. |
| 838. urbanization · isim · B2 | kentleşme | Rapid urbanization has put great pressure on housing and public transport in developing countries.Hızlı kentleşme, gelişmekte olan ülkelerde konut ve toplu taşıma üzerinde büyük baskı oluşturdu. |
| 839. discrimination · isim · B2 | ayrımcılık | Laws against discrimination in the workplace aim to give every applicant an equal chance.İş yerindeki ayrımcılığa karşı yasalar, her adaya eşit şans tanımayı amaçlar. |
| 840. ethnicity · isim · B2 | etnik köken | The survey asked participants to state their age, gender and ethnicity before answering the questions.Anket, katılımcılardan soruları yanıtlamadan önce yaşlarını, cinsiyetlerini ve etnik kökenlerini belirtmelerini istedi. |
| 841. norm · isim · B2 | norm; toplumsal kural ve beklenti | Social norms about marriage differ widely from one culture to another.Evlilikle ilgili toplumsal normlar bir kültürden diğerine büyük farklılık gösterir. |
| 842. institution · isim · B2 | kurum; kuruluş | Researchers examine how institutions like schools and courts shape the opportunities of young people.Araştırmacılar, okul ve mahkeme gibi kurumların gençlerin fırsatlarını nasıl şekillendirdiğini inceler. |
| 843. welfare · isim · B2 | refah; sosyal yardım | Many economists debate whether generous welfare systems reduce the motivation to look for work.Birçok ekonomist, cömert sosyal yardım sistemlerinin iş arama motivasyonunu azaltıp azaltmadığını tartışır. |
| 844. literacy · isim · B2 | okuryazarlık | Raising literacy rates among women has led to clear improvements in family income.Kadınlar arasında okuryazarlık oranının artırılması, aile gelirinde belirgin iyileşmelere yol açtı. |
| 845. bias · isim · B2 | yanlılık; önyargı | To avoid bias, the interviewers did not know which group each participant belonged to.Yanlılığı önlemek için görüşmeciler, her katılımcının hangi gruba ait olduğunu bilmiyordu. |
| 846. perception · isim · B2 | algı; görüş | Media coverage can strongly influence public perception of crime, even when crime rates are falling.Medya haberciliği, suç oranları düşse bile halkın suça ilişkin algısını güçlü biçimde etkileyebilir. |
| 847. integration · isim · B2 | bütünleşme; topluma uyum | Language courses play a key role in the successful integration of newly arrived refugees.Dil kursları, yeni gelen mültecilerin başarılı biçimde topluma uyum sağlamasında kilit rol oynar. |
| 848. stereotype · isim · B2 | basmakalıp yargı; klişe | Children's books often repeat gender stereotypes by showing women only as carers and men as leaders.Çocuk kitapları, kadınları yalnızca bakım veren, erkekleri ise lider olarak göstererek sıklıkla cinsiyet klişelerini tekrarlar. |
| 849. ideology · isim · B2 | ideoloji | The party's ideology emphasizes individual freedom and limited government control over the economy.Partinin ideolojisi, bireysel özgürlüğü ve hükümetin ekonomi üzerindeki sınırlı denetimini vurgular. |
| 850. citizenship · isim · B2 | vatandaşlık | Acquiring citizenship usually requires several years of residence and a basic knowledge of the national language.Vatandaşlık kazanmak genellikle birkaç yıllık ikamet ve ulusal dile dair temel bilgi gerektirir. |
| 851. globalization · isim · B2 | küreselleşme | Globalization has created new jobs in some regions while causing factory closures in others.Küreselleşme bazı bölgelerde yeni işler yaratırken diğerlerinde fabrikaların kapanmasına neden oldu. |
| 852. fertility · isim · B2 | doğurganlık; doğum oranı | Falling fertility rates are expected to shrink the working-age population in many countries.Düşen doğurganlık oranlarının birçok ülkede çalışma çağındaki nüfusu azaltması bekleniyor. |
| 853. household · isim · B2 | hane; hane halkı | The average household in the region spends nearly half of its income on food and rent.Bölgedeki ortalama hane, gelirinin neredeyse yarısını yiyecek ve kiraya harcıyor. |
| 854. mobility · isim · B2 | hareketlilik; toplumsal basamak atlama | Free public education is widely seen as a tool for increasing social mobility.Ücretsiz kamusal eğitim, toplumsal hareketliliği artırmanın bir aracı olarak yaygın biçimde görülür. |
| 855. coexist · fiil · B2 | bir arada yaşamak; birlikte var olmak | The city is known for its history of different religious communities coexisting in the same neighbourhoods.Şehir, farklı dini toplulukların aynı mahallelerde bir arada yaşadığı tarihiyle tanınır. |
| 856. wealth · isim · B2 | servet; zenginlik | In many societies, wealth is passed down through families rather than earned by individuals.Birçok toplumda servet, bireyler tarafından kazanılmaktan çok ailelerde kuşaktan kuşağa aktarılır. |
| 857. legislation · isim · B2 | mevzuat; yasama; yasalar | New legislation on data privacy forced several companies to change how they store personal records.Veri gizliliğine ilişkin yeni mevzuat, birçok şirketi kişisel kayıtları saklama biçimini değiştirmeye zorladı. |
| 858. inflation · isim · B2 | enflasyon | High inflation erodes the savings of ordinary households faster than most people expect.Yüksek enflasyon, sıradan hanelerin birikimlerini çoğu insanın beklediğinden daha hızlı eritir. |
| 859. workforce · isim · B2 | işgücü; çalışan nüfus | Women's participation in the workforce rose sharply during the second half of the century.Kadınların işgücüne katılımı yüzyılın ikinci yarısında keskin biçimde arttı. |
| 860. prejudice · isim · B2 | önyargı | Prejudice against older workers makes it hard for them to find new jobs after redundancy.Yaşlı çalışanlara yönelik önyargı, işten çıkarıldıktan sonra yeni iş bulmalarını zorlaştırıyor. |
| 861. segregation · isim · B2 | ayrıştırma; (ırk, sınıf veya din temelli) ayrım | Residential segregation continues to affect which schools children from different backgrounds attend.Konut ayrışması, farklı kökenlerden çocukların hangi okullara gideceğini etkilemeyi sürdürüyor. |
| 862. settlement · isim · B2 | yerleşim; yerleşim yeri; yerleşme | Archaeologists found traces of a farming settlement dating back more than eight thousand years.Arkeologlar, sekiz bin yıldan eski bir çiftçi yerleşiminin izlerini buldu. |
| 863. ritual · isim · B2 | ritüel; tören; ayin | Anthropologists recorded the funeral rituals of the community over a period of two years.Antropologlar, topluluğun cenaze ritüellerini iki yıl boyunca kayda geçirdi. |
| 864. consumption · isim · B2 | tüketim | Rising consumption in wealthy countries puts pressure on resources in the rest of the world.Zengin ülkelerdeki artan tüketim, dünyanın geri kalanındaki kaynaklar üzerinde baskı yaratıyor. |
| 865. homelessness · isim · B2 | evsizlik | Rising rents have been identified as a major cause of homelessness among young adults.Artan kiralar, genç yetişkinler arasında evsizliğin başlıca nedenlerinden biri olarak gösterildi. |
| 866. diplomacy · isim · B2 | diplomasi | Quiet diplomacy helped the two governments end the border dispute without further conflict.Sessiz diplomasi, iki hükümetin sınır anlaşmazlığını daha fazla çatışma yaşamadan sona erdirmesine yardımcı oldu. |
| 867. referendum · isim · B2 | halk oylaması; referandum | The constitutional change was approved in a referendum with a high turnout.Anayasa değişikliği, yüksek katılımlı bir halk oylamasıyla kabul edildi. |
| 868. authority · isim · B2 | otorite; yetki; yetkili kurum | Citizens are more likely to obey rules when they believe that the authority making them is fair.Vatandaşlar, kuralları koyan otoritenin adil olduğuna inandıklarında bu kurallara uyma eğilimindedir. |
| 869. reform · isim · B2 | reform; yenileme, ıslahat | The tax reform was designed to make the system simpler and to help low-paid workers.Vergi reformu, sistemi daha basit hale getirmek ve düşük ücretli çalışanlara yardımcı olmak için tasarlandı. |
| 870. revolution · isim · B2 | devrim; köklü değişiklik | The industrial revolution transformed family life by moving production from homes and farms into large factories.Sanayi devrimi, üretimi evlerden ve çiftliklerden büyük fabrikalara taşıyarak aile yaşamını dönüştürdü. |
| 871. equality · isim · B2 | eşitlik | Legal equality does not always lead to equality in practice, especially in access to well-paid jobs.Hukuki eşitlik, özellikle iyi ücretli işlere erişimde, her zaman uygulamada eşitliğe yol açmaz. |
| 872. justice · isim · B2 | adalet | Many scholars argue that social justice requires fair access to education and healthcare for every citizen.Birçok akademisyen, toplumsal adaletin her vatandaş için eğitime ve sağlık hizmetine adil erişim gerektirdiğini savunur. |
| 873. labour · isim · B2 | emek; işgücü; çalışma | Cheap labour attracted many foreign companies to the region, but working conditions in the factories remained poor.Ucuz işgücü birçok yabancı şirketi bölgeye çekti, ancak fabrikalardaki çalışma koşulları kötü kaldı. |
| 874. constitution · isim · B2 | anayasa | The constitution protects freedom of speech, but courts sometimes disagree about how far that right extends.Anayasa ifade özgürlüğünü korur, ancak mahkemeler bu hakkın ne kadar uzandığı konusunda zaman zaman görüş ayrılığına düşer. |
| 875. heritage · isim · B2 | miras; kültürel miras | Local governments are under pressure to protect the cultural heritage of old city centres from rapid development.Yerel yönetimler, eski şehir merkezlerinin kültürel mirasını hızlı yapılaşmaya karşı koruma yönünde baskı altındadır. |
| 876. collective · sıfat · B2 | ortak; toplu; kolektif | Some cultures place more value on collective responsibility than on the achievements of the individual.Bazı kültürler, bireyin başarılarından çok ortak sorumluluğa değer verir. |
| 877. hardship · isim · B2 | zorluk; sıkıntı; yoksunluk | Many families faced severe economic hardship when the factory that employed most of the town closed.Kasabadaki çalışanların çoğunu istihdam eden fabrika kapandığında birçok aile ağır ekonomik sıkıntıyla karşılaştı. |
| 878. entrepreneur · isim · B2 | girişimci | Young entrepreneurs in the city often struggle to obtain loans because banks regard new businesses as too risky.Şehirdeki genç girişimciler, bankalar yeni işletmeleri fazla riskli gördüğü için çoğu zaman kredi almakta zorlanır. |
| 879. territory · isim · B2 | toprak; bölge; egemenlik alanı | Disputes over territory have been a major cause of war between neighbouring states for centuries.Toprak anlaşmazlıkları, yüzyıllardır komşu devletler arasındaki savaşların başlıca nedenlerinden biri olmuştur. |
| 880. alliance · isim · B2 | ittifak; birlik | Several small parties formed an alliance so that they could compete more effectively against the larger ones.Birkaç küçük parti, büyük partilere karşı daha etkili yarışabilmek için bir ittifak kurdu. |
| 881. negotiation · isim · B2 | müzakere; pazarlık | After months of negotiation, the union and the employers agreed on shorter working hours.Aylarca süren müzakerenin ardından sendika ve işverenler daha kısa çalışma saatleri konusunda anlaştı. |
| 882. dispute · isim · B2 | anlaşmazlık; uyuşmazlık; tartışma | The long-running dispute between the two communities was finally settled with the help of an independent mediator.İki topluluk arasındaki uzun süredir devam eden anlaşmazlık, bağımsız bir arabulucunun yardımıyla nihayet çözüldü. |
| 883. pension · isim · B2 | emekli maaşı; emeklilik geliri | Many elderly people in rural areas depend on a small pension that barely covers their basic expenses.Kırsal bölgelerdeki birçok yaşlı, temel giderlerini zar zor karşılayan küçük bir emekli maaşına bağımlıdır. |
| 884. social class · isim · B2 | toplumsal sınıf; sosyal sınıf | Sociologists have long studied how social class affects a child's chances of entering university.Sosyologlar, toplumsal sınıfın bir çocuğun üniversiteye girme şansını nasıl etkilediğini uzun süredir incelemektedir. |
| 885. demand · isim · B2 | talep; bir mal veya hizmete duyulan istek | When demand for housing exceeds supply, prices usually rise sharply in city centres.Konut talebi arzı aştığında, şehir merkezlerinde fiyatlar genellikle hızla yükselir. |
| 886. supply · isim · B2 | arz; sunulan mal veya hizmet miktarı | A sudden fall in the supply of oil can affect prices across the whole global market.Petrol arzındaki ani bir düşüş, tüm küresel piyasadaki fiyatları etkileyebilir. |
| 887. investment · isim · B2 | yatırım | Public investment in schools is often seen as the most effective way to improve long-term social outcomes.Okullara yapılan kamu yatırımı, uzun vadeli toplumsal sonuçları iyileştirmenin en etkili yolu olarak görülür. |
| 888. debt · isim · B2 | borç | Many developing countries spend a large share of their income on paying back foreign debt.Birçok gelişmekte olan ülke, gelirinin büyük bir bölümünü dış borcu ödemeye harcar. |
| 889. budget · isim · B2 | bütçe | The ministry was forced to cut its education budget after tax revenues fell unexpectedly.Bakanlık, vergi gelirleri beklenmedik şekilde düşünce eğitim bütçesini kısmak zorunda kaldı. |
| 890. export · fiil · B2 | ihraç etmek | The country exports most of its agricultural products to neighbouring states in the region.Ülke tarım ürünlerinin çoğunu bölgedeki komşu devletlere ihraç ediyor. |
| 891. parliament · isim · B2 | parlamento, meclis | The new law was debated for several weeks before parliament finally approved it by a narrow margin.Yeni yasa, meclis onu sonunda dar bir farkla kabul etmeden önce haftalarca tartışıldı. |
| 892. campaign · isim · B2 | kampanya; seçim çalışması | The campaign against child labour attracted wide support from teachers, journalists and local authorities.Çocuk işçiliğine karşı yürütülen kampanya; öğretmenlerden, gazetecilerden ve yerel yönetimlerden geniş destek gördü. |
| 893. human rights · isim · B2 | insan hakları | The report accuses the regime of repeatedly violating the human rights of ethnic groups.Rapor, rejimi etnik grupların insan haklarını defalarca ihlal etmekle suçluyor. |
| 894. abuse · isim · B2 | istismar; kötü muamele | Social workers are trained to recognise the early signs of abuse in children.Sosyal hizmet uzmanları, çocuklardaki istismarın erken belirtilerini tanımak üzere eğitilir. |
| 895. sentence · isim · B2 | (hukuk) ceza, mahkûmiyet | The judge gave the defendant a suspended sentence because it was his first offence.Hâkim, ilk suçu olduğu için sanığa ertelenmiş bir ceza verdi. |
| 896. witness · isim · B2 | tanık | The court postponed the hearing because a key witness was unable to attend.Mahkeme, kilit bir tanık katılamadığı için duruşmayı erteledi. |
| 897. terrorism · isim · B2 | terörizm | International cooperation is regarded as essential for fighting terrorism effectively across borders.Sınır ötesi terörizmle etkili biçimde mücadele için uluslararası iş birliği vazgeçilmez kabul edilir. |
| 898. empire · isim · B2 | imparatorluk | The empire survived for centuries by allowing local communities to keep their own languages and religions.İmparatorluk, yerel toplulukların kendi dillerini ve dinlerini korumasına izin vererek yüzyıllarca ayakta kaldı. |
| 899. civilization · isim · B2 | uygarlık, medeniyet | Historians still debate why the ancient civilization of the Indus Valley suddenly declined.Tarihçiler, İndus Vadisi'ndeki eski uygarlığın neden aniden gerilediğini hâlâ tartışıyor. |
| 900. tribe · isim · B2 | kabile, aşiret | Each tribe in the region has its own oral traditions that are passed down to the young.Bölgedeki her kabilenin gençlere aktarılan kendine özgü sözlü gelenekleri vardır. |
| 901. myth · isim · B2 | mit, söylence; yanlış yaygın inanış | Anthropologists study the myths of a culture to understand how it explains the origin of the world.Antropologlar, bir kültürün dünyanın kökenini nasıl açıkladığını anlamak için o kültürün mitlerini inceler. |
| 902. racism · isim · B2 | ırkçılık | Schools play an important part in teaching children to recognise and reject racism.Okullar, çocuklara ırkçılığı tanımayı ve reddetmeyi öğretmede önemli bir rol oynar. |
| 903. status · isim · B2 | statü, toplumsal konum; hukuki durum | In many societies, a person's social status is determined more by occupation than by wealth.Birçok toplumda bir kişinin toplumsal statüsü, servetinden çok mesleğine göre belirlenir. |
| 904. moral · sıfat · B2 | ahlaki; etik değerlerle ilgili | The debate raised a difficult moral question about whether wealthy nations must help poorer ones.Tartışma, zengin ulusların yoksul uluslara yardım etmek zorunda olup olmadığı konusunda zor bir ahlaki soru ortaya attı. |
| 905. mass media · isim · B2 | kitle iletişim araçları | The mass media can strongly influence how the public understands crime and social problems.Kitle iletişim araçları, kamuoyunun suçu ve toplumsal sorunları nasıl anladığını güçlü biçimde etkileyebilir. |
| 906. public opinion · isim · B2 | kamuoyu | The government changed its plan after public opinion turned sharply against the proposed tax.Kamuoyu önerilen vergiye keskin biçimde karşı çıkınca hükümet planını değiştirdi. |
| 907. cognitive · sıfat · B2 | bilişsel; düşünme ve öğrenme süreçleriyle ilgili | Reading regularly can improve cognitive skills such as attention and memory in older adults.Düzenli okumak, yaşlı yetişkinlerde dikkat ve bellek gibi bilişsel becerileri geliştirebilir. |
| 908. anxiety · isim · B2 | kaygı; endişe | Test anxiety can lower the performance of even well-prepared students during examinations.Sınav kaygısı, iyi hazırlanmış öğrencilerin bile sınavlardaki performansını düşürebilir. |
| 909. curriculum · isim · B2 | müfredat; öğretim programı | Many educators argue that the national curriculum should place more emphasis on critical thinking.Birçok eğitimci, ulusal müfredatın eleştirel düşünmeye daha fazla vurgu yapması gerektiğini savunuyor. |
| 910. assessment · isim · B2 | değerlendirme; ölçme | Continuous assessment gives teachers a clearer picture of progress than a single final exam.Sürekli değerlendirme, öğretmenlere tek bir final sınavından daha net bir gelişim tablosu sunar. |
| 911. peer · isim · B2 | yaşıt; akran | Adolescents are often more influenced by their peers than by their parents.Ergenler çoğu zaman ebeveynlerinden çok akranlarından etkilenir. |
| 912. self-esteem · isim · B2 | öz saygı; benlik saygısı | Children who receive constant criticism may develop low self-esteem that lasts into adulthood.Sürekli eleştirilen çocuklarda yetişkinliğe kadar süren düşük bir öz saygı gelişebilir. |
| 913. reinforce · fiil · B2 | pekiştirmek; güçlendirmek | Frequent practice quizzes reinforce what students have learned during the lesson.Sık yapılan alıştırma testleri, öğrencilerin derste öğrendiklerini pekiştirir. |
| 914. enrol · fiil · B2 | kaydolmak; kaydetmek | More than two thousand students enrolled in the new distance learning programme in its first year.İlk yılında iki binden fazla öğrenci yeni uzaktan eğitim programına kaydoldu. |
| 915. empathy · isim · B2 | empati; kendini başkasının yerine koyma | Teachers who show empathy are better able to build trust with struggling students.Empati gösteren öğretmenler, zorlanan öğrencilerle daha iyi güven ilişkisi kurabilir. |
| 916. trait · isim · B2 | özellik; kişilik özelliği | Curiosity is a personality trait that is often linked with success in scientific careers.Merak, bilimsel kariyerlerdeki başarıyla sıklıkla ilişkilendirilen bir kişilik özelliğidir. |
| 917. comprehension · isim · B2 | anlama; kavrayış | Reading comprehension depends not only on vocabulary but also on background knowledge.Okuduğunu anlama, yalnızca kelime bilgisine değil, aynı zamanda ön bilgiye de bağlıdır. |
| 918. tuition · isim · B2 | öğretim; ders ücreti | Rising tuition fees have made it harder for low-income families to send their children to university.Artan öğrenim ücretleri, düşük gelirli ailelerin çocuklarını üniversiteye göndermesini zorlaştırdı. |
| 919. drop out · öbek fiil · B2 | okulu/dersi bırakmak | Students who work long hours while studying are more likely to drop out in their first year.Okurken uzun saatler çalışan öğrencilerin ilk yıllarında okulu bırakma olasılığı daha yüksektir. |
| 920. gifted · sıfat · B2 | üstün yetenekli | Gifted children may become bored in standard classrooms if the lessons are not challenging enough.Üstün yetenekli çocuklar, dersler yeterince zorlayıcı değilse standart sınıflarda sıkılabilir. |
| 921. adolescence · isim · B2 | ergenlik dönemi | Adolescence is a stage when young people become more sensitive to the opinions of their friends.Ergenlik, gençlerin arkadaşlarının görüşlerine karşı daha duyarlı hale geldiği bir dönemdir. |
| 922. overcome · fiil · B2 | üstesinden gelmek; yenmek | Many learners overcome their fear of speaking when they practise regularly in small groups.Birçok öğrenci, küçük gruplarda düzenli pratik yaptığında konuşma korkusunun üstesinden gelir. |
| 923. fluency · isim · B2 | akıcılık | Fluency usually develops faster when learners focus on communication rather than perfect grammar.Akıcılık, öğrenciler kusursuz dil bilgisi yerine iletişime odaklandığında genellikle daha hızlı gelişir. |
| 924. perceive · fiil · B2 | algılamak; (bir şekilde) görmek | Students who perceive their teacher as fair are generally more willing to participate in class.Öğretmenlerini adil olarak algılayan öğrenciler genellikle derse katılmaya daha istekli olur. |
| 925. compulsory · sıfat · B2 | zorunlu | In many countries, education is compulsory until the age of sixteen.Birçok ülkede eğitim on altı yaşına kadar zorunludur. |
| 926. mentor · isim · B2 | mentor; yol gösterici deneyimli kişi | Having a mentor during the first year of teaching helps new teachers manage their workload.Öğretmenliğin ilk yılında bir mentora sahip olmak, yeni öğretmenlerin iş yükünü yönetmesine yardımcı olur. |
| 927. feedback · isim · B2 | geri bildirim | Specific feedback on written work helps learners understand exactly how to improve their next essay.Yazılı çalışmalara verilen ayrıntılı geri bildirim, öğrencilerin bir sonraki kompozisyonlarını nasıl geliştireceklerini tam olarak anlamalarına yardımcı olur. |
| 928. mindset · isim · B2 | zihniyet; düşünce yapısı | A growth mindset encourages students to see ability as something that can develop through effort.Gelişim odaklı zihniyet, öğrencileri yeteneği çabayla gelişebilen bir şey olarak görmeye teşvik eder. |
| 929. recall · fiil · B2 | hatırlamak, anımsamak | Witnesses often struggle to recall small details of a stressful event several months afterwards.Tanıklar, stresli bir olayın küçük ayrıntılarını aylar sonra hatırlamakta çoğu zaman zorlanır. |
| 930. distraction · isim · B2 | dikkat dağıtıcı şey; dikkat dağınıklığı | Mobile phones are a major distraction in classrooms and lower the quality of learning.Cep telefonları sınıflarda büyük bir dikkat dağıtıcıdır ve öğrenmenin kalitesini düşürür. |
| 931. discipline · isim · B2 | disiplin; bilim dalı, alan | Psychology is a discipline that combines methods from biology, sociology and philosophy.Psikoloji; biyoloji, sosyoloji ve felsefeden yöntemleri bir araya getiren bir bilim dalıdır. |
| 932. syllabus · isim · B2 | ders programı, müfredat taslağı | The syllabus for the educational psychology module includes weekly readings and two written assignments.Eğitim psikolojisi modülünün ders programı haftalık okumaları ve iki yazılı ödevi içerir. |
| 933. seminar · isim · B2 | seminer, tartışma dersi | In the weekly seminar, students present their findings and defend them against questions from classmates.Haftalık seminerde öğrenciler bulgularını sunar ve sınıf arkadaşlarının sorularına karşı savunur. |
| 934. tutor · isim · B2 | özel öğretmen; danışman öğretim görevlisi | Her tutor advised her to start the literature review earlier than most of her classmates.Danışman hocası, literatür taramasına sınıf arkadaşlarının çoğundan daha erken başlamasını tavsiye etti. |
| 935. vocational · sıfat · B2 | mesleki | Vocational training gives young people practical skills that employers in many sectors actively look for.Mesleki eğitim, gençlere birçok sektördeki işverenlerin aktif olarak aradığı pratik beceriler kazandırır. |
| 936. inclusive · sıfat · B2 | kapsayıcı, herkesi içine alan | An inclusive classroom allows children with and without disabilities to learn side by side.Kapsayıcı bir sınıf, engelli ve engelsiz çocukların yan yana öğrenmesine imkân tanır. |
| 937. bullying · isim · B2 | zorbalık | Victims of bullying at school are more likely to suffer from low mood in adulthood.Okulda zorbalığa uğrayanların yetişkinlikte düşük ruh hali yaşama olasılığı daha yüksektir. |
| 938. aggression · isim · B2 | saldırganlık | Some experiments examine whether violent video games increase aggression in teenage players.Bazı deneyler, şiddet içerikli video oyunlarının genç oyuncularda saldırganlığı artırıp artırmadığını incelemektedir. |
| 939. trauma · isim · B2 | travma, ruhsal yara | Children who experience war often carry trauma with them for many years.Savaşı yaşayan çocuklar çoğu zaman travmayı uzun yıllar boyunca içlerinde taşır. |
| 940. grief · isim · B2 | yas, derin üzüntü | Counsellors help students deal with grief after the sudden loss of a classmate.Danışmanlar, öğrencilerin bir sınıf arkadaşlarını aniden kaybetmelerinin ardından yasla başa çıkmasına yardımcı olur. |
| 941. phobia · isim · B2 | fobi, aşırı korku | A phobia of public speaking can prevent capable students from taking part in class discussions.Topluluk önünde konuşma fobisi, yetenekli öğrencilerin sınıf tartışmalarına katılmasını engelleyebilir. |
| 942. obsession · isim · B2 | takıntı, saplantı | Her obsession with perfect grades left her little time for friends or rest.Mükemmel notlara olan takıntısı, arkadaşlarına ya da dinlenmeye çok az zaman bırakıyordu. |
| 943. instinct · isim · B2 | içgüdü | Newborn babies show an instinct to suck, which helps them feed within minutes of birth.Yeni doğan bebekler emme içgüdüsü gösterir; bu, doğumdan dakikalar sonra beslenmelerine yardımcı olur. |
| 944. introvert · isim · B2 | içe dönük kişi | An introvert may learn best through reading and quiet reflection rather than through group work.İçe dönük biri, grup çalışmasından çok okuma ve sessiz düşünme yoluyla en iyi öğrenebilir. |
| 945. extrovert · isim · B2 | dışa dönük kişi | As an extrovert, he gained energy from debates and often led discussions in seminars.Dışa dönük biri olarak tartışmalardan enerji alıyor ve seminerlerde sıklıkla tartışmaları yönetiyordu. |
| 946. upbringing · isim · B2 | yetiştirilme (tarzı), terbiye | A strict upbringing does not always produce anxious adults; much depends on warmth within the family.Sıkı bir yetiştirilme tarzı her zaman kaygılı yetişkinler ortaya çıkarmaz; çok şey ailedeki sıcaklığa bağlıdır. |
| 947. parenting · isim · B2 | ebeveynlik, çocuk yetiştirme | Different styles of parenting have been linked to children's academic performance and social skills.Farklı ebeveynlik tarzları, çocukların akademik başarısı ve sosyal becerileriyle ilişkilendirilmiştir. |
| 948. sibling · isim · B2 | kardeş (erkek veya kız) | Having an older sibling can affect how a child develops language and social understanding.Büyük bir kardeşe sahip olmak, çocuğun dil ve sosyal anlayış gelişimini etkileyebilir. |
| 949. attachment · isim · B2 | bağlanma, duygusal bağ | Secure attachment in infancy is associated with greater confidence when exploring new environments.Bebeklik döneminde güvenli bağlanma, yeni ortamları keşfederken daha fazla özgüvenle ilişkilidir. |
| 950. milestone · isim · B2 | gelişim basamağı; dönüm noktası | Walking and speaking the first words are milestones that doctors check during early childhood visits.Yürümek ve ilk kelimeleri söylemek, erken çocukluk muayenelerinde doktorların kontrol ettiği gelişim basamaklarıdır. |
| 951. stimulate · fiil · B2 | teşvik etmek, uyarmak | Reading aloud to toddlers stimulates their language development and encourages curiosity about books.Yeni yürümeye başlayan çocuklara yüksek sesle kitap okumak, dil gelişimlerini uyarır ve kitaplara merak duymalarını sağlar. |
| 952. counselling · isim · B2 | psikolojik danışmanlık, rehberlik | The university offers free counselling to students who struggle with pressure or personal difficulties.Üniversite, baskıyla veya kişisel zorluklarla boğuşan öğrencilere ücretsiz psikolojik danışmanlık sunmaktadır. |
| 953. overwhelm · fiil · B2 | bunaltmak, altında ezmek | A heavy workload can overwhelm first-year students who are not used to independent study.Ağır bir iş yükü, bağımsız çalışmaya alışık olmayan birinci sınıf öğrencilerini bunaltabilir. |
| 954. critical thinking · isim · B2 | eleştirel düşünme | Courses that encourage critical thinking help students question sources instead of simply memorising what they are told.Eleştirel düşünmeyi teşvik eden dersler, öğrencilerin kendilerine söyleneni ezberlemek yerine kaynakları sorgulamasına yardımcı olur. |
| 955. engagement · isim · B2 | katılım; ilgi ve bağlılık | Short group tasks are often used to raise student engagement during long theoretical lessons.Kısa grup çalışmaları, uzun kuramsal derslerde öğrencilerin ilgisini ve katılımını artırmak için sıkça kullanılır. |
| 956. collaboration · isim · B2 | işbirliği | Collaboration between psychologists and teachers can lead to better support for children with learning difficulties.Psikologlar ile öğretmenler arasındaki işbirliği, öğrenme güçlüğü çeken çocuklara daha iyi destek sağlayabilir. |
| 957. reasoning · isim · B2 | akıl yürütme; muhakeme | Tests of mathematical reasoning are often used to select students for advanced science programmes.Matematiksel akıl yürütme testleri, öğrencileri ileri düzey fen programlarına seçmek için sıkça kullanılır. |
| 958. judgment · isim · B2 | yargı; muhakeme gücü | Stress and lack of sleep can seriously affect a person's judgment when they have to make quick decisions.Stres ve uykusuzluk, hızlı karar vermek gerektiğinde bir kişinin muhakeme gücünü ciddi biçimde etkileyebilir. |
| 959. self-control · isim · B2 | öz denetim; kendini kontrol | Studies link childhood self-control to better health and financial stability in adult life.Çalışmalar, çocukluktaki öz denetimi yetişkin yaşamdaki daha iyi sağlık ve mali istikrarla ilişkilendirir. |
| 960. frustration · isim · B2 | engellenmişlik hissi; hayal kırıklığı | Pupils who repeatedly fail without guidance may express their frustration through withdrawal or disruptive behaviour.Rehberlik almadan tekrar tekrar başarısız olan öğrenciler, hayal kırıklıklarını içe kapanma ya da yıkıcı davranışlarla gösterebilir. |
| 961. optimism · isim · B2 | iyimserlik | Research suggests that optimism may help people to recover more quickly from stressful life events.Araştırmalar, iyimserliğin insanların stresli yaşam olaylarından daha çabuk toparlanmasına yardımcı olabileceğini düşündürmektedir. |
| 962. toddler · isim · B2 | yeni yürümeye başlayan çocuk (1–3 yaş) | A toddler's vocabulary can grow rapidly when adults talk and read to them every day.Yetişkinler her gün onlarla konuşup kitap okuduğunda, yürümeye yeni başlayan bir çocuğun kelime dağarcığı hızla gelişebilir. |
| 963. puberty · isim · B2 | ergenlik çağına giriş; büluğ | Hormonal changes during puberty are often accompanied by sudden shifts in mood and sleep habits.Ergenliğe girerken yaşanan hormonal değişimlere sıklıkla ruh halinde ve uyku alışkanlıklarında ani değişiklikler eşlik eder. |
| 964. role model · isim · B2 | rol model; örnek alınan kişi | Children often choose a parent or a teacher as a role model and imitate their habits.Çocuklar çoğu zaman bir ebeveyni ya da öğretmeni rol model seçer ve onun alışkanlıklarını taklit eder. |
| 965. imitation · isim · B2 | taklit; öykünme | Early language development depends heavily on imitation of the sounds that infants hear around them.Erken dil gelişimi, bebeklerin çevrelerinde duydukları seslerin taklit edilmesine büyük ölçüde bağlıdır. |
| 966. standardized · sıfat · B2 | standartlaştırılmış; ortak ölçütlere göre hazırlanmış | Critics argue that standardized tests ignore skills such as teamwork and creative problem-solving.Eleştirmenler, standart testlerin ekip çalışması ve yaratıcı problem çözme gibi becerileri göz ardı ettiğini savunur. |
| 967. bilingual · sıfat · B2 | iki dilli | Bilingual children often switch between languages more easily and may show stronger attention control.İki dilli çocuklar diller arasında çoğu zaman daha kolay geçiş yapar ve daha güçlü dikkat kontrolü gösterebilir. |
| 968. attention span · isim · B2 | dikkat süresi | Young children have a short attention span, so lessons for them should include frequent changes of activity.Küçük çocukların dikkat süresi kısadır, bu yüzden onlara yönelik derslerde etkinlikler sık sık değiştirilmelidir. |
| 969. lifelong learning · isim · B2 | yaşam boyu öğrenme | Rapid technological change has made lifelong learning an essential part of most professional careers.Hızlı teknolojik değişim, yaşam boyu öğrenmeyi çoğu mesleki kariyerin vazgeçilmez bir parçası hâline getirmiştir. |
| 970. psychiatrist · isim · B2 | psikiyatrist; ruh hekimi | Only a psychiatrist, not a psychologist, can prescribe medicine for serious mental conditions in most countries.Çoğu ülkede ciddi ruhsal rahatsızlıklar için ilaç yazabilen kişi psikolog değil, yalnızca psikiyatristtir. |
| 971. awareness · isim · B2 | farkındalık; bilinç; haberdar olma | Training programmes for teachers aim to raise awareness of the signs of learning difficulties in young pupils.Öğretmenlere yönelik eğitim programları, küçük öğrencilerdeki öğrenme güçlüklerinin belirtileri konusunda farkındalığı artırmayı hedefler. |
| 972. qualification · isim · B2 | yeterlilik belgesi; diploma, sertifika; nitelik | A teaching qualification is usually required before someone can work in a state school.Bir devlet okulunda çalışabilmek için genellikle öğretmenlik yeterlilik belgesi gerekir. |
| 973. faculty · isim · B2 | fakülte; bir üniversitenin bölümlerinden biri | The faculty of education has introduced a new course on how children acquire reading skills.Eğitim fakültesi, çocukların okuma becerilerini nasıl kazandığına dair yeni bir ders başlattı. |
| 974. instruction · isim · B2 | öğretim; eğitim verme | Studies suggest that small-group instruction helps weaker readers more than lessons delivered to the whole class.Araştırmalar, küçük grup öğretiminin okuma becerisi zayıf öğrencilere tüm sınıfa verilen derslerden daha çok yardımcı olduğunu gösteriyor. |
| 975. discourage · fiil · B2 | cesaretini kırmak; caydırmak | Harsh comments on a first draft can discourage young writers from ever sharing their work again.İlk taslağa yapılan sert yorumlar, genç yazarların çalışmalarını bir daha paylaşma isteğini kırabilir. |
| 976. ambition · isim · B2 | hırs; hedef, tutku | Her ambition to become a child psychologist kept her studying late throughout her final year.Çocuk psikoloğu olma hedefi, son yılı boyunca onu geç saatlere kadar çalışmaya yöneltti. |
| 977. cooperation · isim · B2 | işbirliği | Successful inclusion of disabled pupils depends on close cooperation between parents, teachers and health workers.Engelli öğrencilerin başarılı biçimde dahil edilmesi, ebeveynler, öğretmenler ve sağlık çalışanları arasındaki yakın işbirliğine bağlıdır. |
| 978. jealousy · isim · B2 | kıskançlık | Jealousy between brothers and sisters often appears when a new baby takes the parents' attention.Kardeşler arasındaki kıskançlık, yeni bir bebek anne babanın ilgisini üzerine çektiğinde sık sık ortaya çıkar. |
| 979. shame · isim · B2 | utanç; ayıp | Public correction in front of classmates can leave a sensitive child with lasting feelings of shame.Sınıf arkadaşlarının önünde yapılan düzeltme, hassas bir çocukta kalıcı utanç duygusu bırakabilir. |
| 980. loyalty · isim · B2 | sadakat; bağlılık | Group loyalty can lead teenagers to hide the bad behaviour of their friends from teachers.Gruba sadakat, gençlerin arkadaşlarının kötü davranışlarını öğretmenlerden saklamasına yol açabilir. |
| 981. affection · isim · B2 | sevgi; şefkat | Children who receive steady affection in their early years usually form healthier relationships later in life.İlk yıllarında istikrarlı sevgi gören çocuklar, ilerleyen yaşamlarında genellikle daha sağlıklı ilişkiler kurar. |
| 982. sympathy · isim · B2 | anlayış; acıma; sempati | The teacher showed great sympathy for the boy, whose parents had recently separated.Öğretmen, anne babası yakın zamanda ayrılmış olan çocuğa büyük bir anlayış gösterdi. |
| 983. intellectual · sıfat · B2 | zihinsel; entelektüel | Games that require planning can support the intellectual growth of children during the primary school years.Planlama gerektiren oyunlar, çocukların ilkokul yıllarındaki zihinsel gelişimini destekleyebilir. |
| 984. repetition · isim · B2 | tekrar | Spaced repetition helps learners keep new facts in their memory for much longer than a single study session.Aralıklı tekrar, öğrenenlerin yeni bilgileri tek bir çalışma oturumuna göre çok daha uzun süre hatırlamasına yardımcı olur. |
| 985. coach · fiil · B2 | özel ders vermek; yönlendirmek, çalıştırmak | She coaches final-year students who need extra help in preparing for the national university entrance exam.Ulusal üniversite giriş sınavına hazırlanırken ek desteğe ihtiyaç duyan son sınıf öğrencilerine özel ders veriyor. |
| 986. commitment · isim · B2 | bağlılık; taahhüt | Completing a doctoral degree requires a serious commitment of time, money and emotional energy.Doktora yapmak; zaman, para ve duygusal enerji açısından ciddi bir bağlılık gerektirir. |
| 987. leadership · isim · B2 | liderlik; önderlik | Strong leadership from the head teacher can improve both staff morale and pupils' results.Okul müdüründen gelen güçlü liderlik, hem personelin moralini hem de öğrencilerin başarısını artırabilir. |
| 988. stubborn · sıfat · B2 | inatçı; dik kafalı | A stubborn learner may refuse to accept correction, which slows down progress considerably.İnatçı bir öğrenci düzeltmeyi kabul etmeyebilir ve bu da ilerlemeyi ciddi biçimde yavaşlatır. |
| 989. hesitate · fiil · B2 | tereddüt etmek; duraksamak | Pupils who are afraid of giving a wrong answer often hesitate before raising their hands.Yanlış cevap vermekten korkan öğrenciler, el kaldırmadan önce çoğu zaman tereddüt eder. |
| 990. panic · isim · B2 | panik; ani ve aşırı korku | Some students are overcome by panic when they see the exam paper, even though they have studied hard.Bazı öğrenciler, çok çalışmış olsalar bile sınav kâğıdını gördüklerinde panik yaşar. |
| 991. meditation · isim · B2 | meditasyon; derin düşünme | Ten minutes of daily meditation helped the participants feel calmer before their university exams.Günde on dakikalık meditasyon, katılımcıların üniversite sınavlarından önce daha sakin hissetmesine yardımcı oldu. |
| 992. gratitude · isim · B2 | minnettarlık; şükran | Writing a short note of gratitude each day has been linked with higher levels of happiness in young adults.Her gün kısa bir minnettarlık notu yazmak, genç yetişkinlerde daha yüksek mutluluk düzeyleriyle ilişkilendirilmiştir. |
| 993. estimate · fiil · B2 | tahmin etmek; kabaca hesaplamak | Economists estimate that the new policy will reduce unemployment by about two percent within a decade.Ekonomistler yeni politikanın on yıl içinde işsizliği yaklaşık yüzde iki azaltacağını tahmin ediyor. |
| 994. significant · sıfat · B2 | anlamlı; önemli; istatistiksel olarak anlamlı | The difference between the two groups was statistically significant, so it was unlikely to be accidental.İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı, bu yüzden tesadüf olması pek mümkün değildi. |
| 995. valid · sıfat · B2 | geçerli; gerçekten ölçmesi gerekeni ölçen | The scale was not valid for children, because its questions assumed adult life experience.Ölçek çocuklar için geçerli değildi, çünkü soruları yetişkin yaşam deneyimini varsayıyordu. |
| 996. respondent · isim · B2 | ankete cevap veren kişi; yanıtlayıcı | Over sixty percent of respondents reported that they trusted local doctors more than online sources.Yanıtlayanların yüzde altmışından fazlası yerel doktorlara internet kaynaklarından daha çok güvendiğini belirtti. |
| 997. findings · isim · B2 | bulgular; araştırma sonuçları | The main findings of the report were presented to health ministers at the annual conference.Raporun ana bulguları yıllık konferansta sağlık bakanlarına sunuldu. |
| 998. methodology · isim · B2 | yöntembilim; araştırma yöntemi | Reviewers criticised the methodology because the researchers never explained how participants were recruited.Hakemler yöntemi eleştirdi, çünkü araştırmacılar katılımcıların çalışmaya nasıl dahil edildiğini hiç açıklamadı. |
| 999. assumption · isim · B2 | varsayım | The model rests on the assumption that all households respond to price changes in the same way.Model, tüm hanelerin fiyat değişimlerine aynı şekilde tepki verdiği varsayımına dayanıyor. |
| 1.000. control group · isim · B2 | kontrol grubu | Students in the control group followed the usual timetable, while the others tried the new method.Kontrol grubundaki öğrenciler olağan programı izlerken diğerleri yeni yöntemi denedi. |