IELTS Kelime Listesi

IELTS Kelime Listesi: 2.288 kelime, IELTS Academic okuma, dinleme, yazma ve konuşma bölümleri için kelimeler. Her kelimenin Türkçe anlamı ve bir örnek cümlesi var; liste kolaydan zora sıralı. Seviyeler: B1 564, B2 1.145, C1 579.

1–250. kelimeler · Sayfa 1/10 · Güncelleme:

Kelimeler 1–250

KelimeAnlamıÖrnek cümle
1. increase · fiil · B1artmak; artırmakThe number of international students increased from 2,000 in 2010 to 5,000 in 2020.Uluslararası öğrenci sayısı 2010'da 2.000 iken 2020'de 5.000'e yükseldi.
2. decrease · fiil · B1azalmak; azaltmakSales of printed newspapers decreased steadily throughout the period shown in the graph.Basılı gazete satışları, grafikte gösterilen dönem boyunca istikrarlı biçimde azaldı.
3. percentage · isim · B1yüzde, yüzdelik oranThe percentage of households with internet access rose in every region.İnternet erişimi olan hanelerin yüzdesi her bölgede arttı.
4. figure · isim · B1rakam, sayısal veriThe figure for female employees was considerably higher than that for male employees.Kadın çalışanlara ilişkin rakam, erkek çalışanlara ilişkin rakamdan hayli yüksekti.
5. overall · zarf · B1genel olarak, toplamdaOverall, the graph shows that energy use grew in all four countries.Genel olarak grafik, enerji kullanımının dört ülkenin hepsinde arttığını gösteriyor.
6. compared with · kalıp · B1ile karşılaştırıldığındaCompared with 1990, car ownership in 2020 was almost three times higher.1990 ile karşılaştırıldığında, 2020'de araç sahipliği neredeyse üç kat daha yüksekti.
7. double · fiil · B1iki katına çıkmakThe number of online shoppers doubled in just five years.Çevrimiçi alışveriş yapanların sayısı sadece beş yılda iki katına çıktı.
8. drop · isim · B1düşüş; ani azalmaThere was a sudden drop in temperature after midnight, as the line graph clearly shows.Çizgi grafiğin açıkça gösterdiği gibi, gece yarısından sonra sıcaklıkta ani bir düşüş yaşandı.
9. rate · isim · B1oran, hızThe birth rate in the region has remained lower than the national average since 1990.Bölgedeki doğum oranı 1990'dan beri ulusal ortalamanın altında kaldı.
10. average · isim · B1ortalamaOn average, students in the survey spent four hours a day studying online.Ankete katılan öğrenciler ortalama olarak günde dört saatini çevrimiçi ders çalışarak geçirdi.
11. similarly · zarf · B1benzer şekildeSales of tablets went up sharply; similarly, demand for e-readers grew over the same period.Tablet satışları keskin biçimde yükseldi; benzer şekilde, e-okuyucu talebi de aynı dönemde arttı.
12. gap · isim · B1fark, açıklıkThe gap between rich and poor regions became wider during the 2000s.Zengin ve yoksul bölgeler arasındaki fark 2000'li yıllarda daha da açıldı.
13. survey · isim · B1anket, araştırmaAccording to the survey, most young people prefer to read the news on their phones.Ankete göre gençlerin çoğu haberleri telefonlarından okumayı tercih ediyor.
14. statistics · isim · B1istatistikler, sayısal verilerOfficial statistics show that fewer people are getting married than in the past.Resmî istatistikler, geçmişe kıyasla daha az insanın evlendiğini gösteriyor.
15. just over · kalıp · B1biraz fazla, azıcık üzerindeJust over half of the adults in the sample said they exercised at least twice a week.Örneklemdeki yetişkinlerin yarısından biraz fazlası haftada en az iki kez egzersiz yaptığını söyledi.
16. a quarter of · kalıp · B1…in dörtte biriA quarter of the households in the survey did not own a car.Ankete katılan hanelerin dörtte biri arabaya sahip değildi.
17. decade · isim · B1on yıl, onyıllık dönemOver the past decade, the number of people working from home has grown steadily.Son on yılda evden çalışanların sayısı sürekli arttı.
18. age group · isim · B1yaş grubuPeople in the 18–25 age group were the most likely to use public libraries.18–25 yaş grubundakiler halk kütüphanelerini kullanma ihtimali en yüksek olanlardı.
19. bar chart · isim · B1çubuk grafikThe bar chart compares the number of tourists visiting five European cities in 2019.Çubuk grafik, 2019'da beş Avrupa şehrini ziyaret eden turist sayılarını karşılaştırıyor.
20. growth · isim · B1büyüme; artışThe graph shows strong growth in electric car sales after 2016.Grafik, 2016'dan sonra elektrikli araç satışlarında güçlü bir büyüme olduğunu gösteriyor.
21. reach · fiil · B1(bir düzeye) ulaşmak; varmakSales reached their highest level in July before falling back in autumn.Satışlar temmuzda en yüksek düzeye ulaştı, sonbaharda ise geri düştü.
22. improve · fiil · B1iyileşmek; gelişmekPass rates improved from 62 per cent to 78 per cent over the five-year period.Başarı oranları beş yıllık dönemde yüzde 62'den yüzde 78'e yükselerek iyileşti.
23. in total · kalıp · B1toplamda; hep birlikteIn total, around 4,500 people responded to the questionnaire.Toplamda yaklaşık 4.500 kişi anketi yanıtladı.
24. nearly · zarf · B1neredeyse; hemen hemenNearly 90 per cent of households owned a television in 1990.1990'da hanelerin neredeyse yüzde 90'ının televizyonu vardı.
25. pie chart · isim · B1pasta grafiği; daire grafikThe pie chart shows how students at the college travel to class.Pasta grafiği, kolejdeki öğrencilerin derse nasıl gittiğini gösteriyor.
26. line graph · isim · B1çizgi grafikThe line graph shows how the price of gold changed between 1990 and 2020.Çizgi grafik, altının fiyatının 1990 ile 2020 arasında nasıl değiştiğini gösteriyor.
27. period · isim · B1dönem; süreOver the same period, the number of cinema tickets sold fell by almost half.Aynı dönemde satılan sinema bileti sayısı neredeyse yarı yarıya azaldı.
28. chart · isim · B1grafik, çizelgeThe chart compares how many hours men and women spend on housework each week.Grafik, kadınların ve erkeklerin her hafta ev işlerine kaç saat ayırdığını karşılaştırıyor.
29. graph · isim · B1grafik (çizgi/eğri ile gösterilen)The graph shows how the average price of coffee changed over a twenty-year period.Grafik, kahvenin ortalama fiyatının yirmi yıllık dönemde nasıl değiştiğini gösteriyor.
30. table · isim · B1tablo, çizelgeThe table lists the number of tourists who visited each of the five countries last year.Tablo, geçen yıl beş ülkenin her birini ziyaret eden turist sayısını listeliyor.
31. diagram · isim · B1diyagram, şemaThe diagram illustrates the stages in which plastic bottles are collected and made into new products.Şema, plastik şişelerin toplanıp yeni ürünlere dönüştürüldüğü aşamaları gösteriyor.
32. amount · isim · B1miktar, tutarThe amount of rice produced in the region stayed the same for three years.Bölgede üretilen pirinç miktarı üç yıl boyunca aynı kaldı.
33. according to · edat · B1…e göreAccording to the table, Japan had the highest number of internet users in 2005.Tabloya göre, 2005 yılında en çok internet kullanıcısı Japonya'daydı.
34. fewer than · kalıp · B1…den az (sayılabilir şeyler için)Fewer than 200 students chose German as their main language in 2019.2019'da 200'den az öğrenci ana dil olarak Almancayı seçti.
35. the rest · kalıp · B1geri kalan, geriye kalanlarSixty per cent of the budget went on salaries, and the rest was spent on equipment.Bütçenin yüzde altmışı maaşlara gitti, geri kalanı ekipmana harcandı.
36. two-thirds · isim · B1üçte ikiAlmost two-thirds of the people questioned said they preferred working from home.Ankete katılanların yaklaşık üçte ikisi evden çalışmayı tercih ettiğini söyledi.
37. over time · kalıp · B1zamanla, zaman içindeThe gap between rich and poor areas has grown over time.Zengin ve yoksul bölgeler arasındaki fark zamanla büyüdü.
38. label · isim · B1etiket, başlık (grafikte)The label on the horizontal axis tells us which year each column represents.Yatay eksendeki etiket, her sütunun hangi yılı temsil ettiğini söylüyor.
39. climate change · isim · B1iklim değişikliğiMany scientists argue that climate change is the most serious challenge facing humanity in the twenty-first century.Birçok bilim insanı, iklim değişikliğinin yirmi birinci yüzyılda insanlığın karşılaştığı en ciddi sorun olduğunu savunuyor.
40. global warming · isim · B1küresel ısınmaGlobal warming has caused average temperatures to rise steadily over the past hundred years.Küresel ısınma, son yüz yılda ortalama sıcaklıkların istikrarlı biçimde yükselmesine neden oldu.
41. pollution · isim · B1kirlilikPollution from traffic is a major cause of breathing problems in large cities.Trafikten kaynaklanan kirlilik, büyük şehirlerdeki solunum sorunlarının başlıca nedenlerinden biridir.
42. flood · isim · B1sel; su baskınıHeavy rain caused a severe flood that forced hundreds of families to leave their homes.Şiddetli yağmur, yüzlerce ailenin evlerini terk etmesine yol açan büyük bir sele neden oldu.
43. natural resources · isim · B1doğal kaynaklarCountries rich in natural resources do not always manage them wisely for future generations.Doğal kaynaklar bakımından zengin ülkeler, bunları her zaman gelecek nesiller için akıllıca yönetmez.
44. recycle · fiil · B1geri dönüştürmekOur city now makes it easy for residents to recycle paper, glass and plastic bottles.Şehrimiz artık sakinlerin kâğıt, cam ve plastik şişeleri geri dönüştürmesini kolaylaştırıyor.
45. harmful · sıfat · B1zararlıSome cleaning products contain harmful chemicals that eventually flow into rivers and seas.Bazı temizlik ürünleri, sonunda nehirlere ve denizlere karışan zararlı kimyasallar içerir.
46. melt · fiil · B1erimek; eritmekAs the polar ice begins to melt, polar bears lose the hunting grounds they depend on.Kutup buzları erimeye başladıkça kutup ayıları bağımlı oldukları av alanlarını kaybediyor.
47. solar power · isim · B1güneş enerjisiSolar power has become much cheaper, so more families are installing panels on their roofs.Güneş enerjisi çok daha ucuz hale geldiği için daha fazla aile çatılarına panel kuruyor.
48. ban · fiil · B1yasaklamakSeveral countries have decided to ban single-use plastic bags in order to protect marine life.Birçok ülke, deniz canlılarını korumak amacıyla tek kullanımlık plastik poşetleri yasaklamaya karar verdi.
49. wildlife · isim · B1vahşi hayat; doğada yaşayan hayvanlar ve bitkilerNew roads through the valley have seriously damaged local wildlife and broken up the areas where animals feed.Vadiden geçen yeni yollar yerel vahşi hayata ciddi zarar verdi ve hayvanların beslendiği alanları parçaladı.
50. waste · isim · B1atık; çöpHouseholds in wealthy countries produce far more waste per person than those in developing regions.Zengin ülkelerdeki haneler, gelişmekte olan bölgelerdekilere göre kişi başına çok daha fazla atık üretiyor.
51. environmentally friendly · sıfat · B1çevre dostu; çevreye zarar vermeyenMany companies now promote environmentally friendly products to attract customers who care about nature.Birçok şirket artık doğaya önem veren müşterileri çekmek için çevre dostu ürünlerini tanıtıyor.
52. natural disaster · isim · B1doğal afetCountries located on fault lines must invest heavily in buildings that can survive a natural disaster.Fay hatları üzerindeki ülkeler, doğal afetten sağ çıkabilecek binalara büyük yatırım yapmak zorundadır.
53. atmosphere · isim · B1atmosfer; Dünya'yı saran gaz tabakasıFactories release gases into the atmosphere that trap heat and slowly change the planet's weather.Fabrikalar atmosfere ısıyı hapseden gazlar salıyor ve bu gazlar gezegenin havasını yavaş yavaş değiştiriyor.
54. carbon dioxide · isim · B1karbondioksitTrees absorb carbon dioxide, which is why protecting forests is seen as a simple way to clean the air.Ağaçlar karbondioksiti emer; bu yüzden ormanları korumak havayı temizlemenin basit bir yolu olarak görülür.
55. rainforest · isim · B1yağmur ormanıThe Amazon rainforest is home to millions of insects, birds and plants that exist nowhere else.Amazon yağmur ormanı, başka hiçbir yerde bulunmayan milyonlarca böceğe, kuşa ve bitkiye ev sahipliği yapar.
56. litter · isim · B1yere atılan çöp; çöp atmaFines for dropping litter have helped keep the city's parks and beaches much cleaner than before.Yere çöp atma cezaları, şehrin parklarını ve plajlarını eskisinden çok daha temiz tutmaya yardımcı oldu.
57. run out of · öbek fiil · B1(bir şeyin) stoku bitmek; (bir şeyi) tüketip bitirmekIf the world keeps burning oil at the current rate, we may run out of it within a few decades.Dünya petrol yakmaya şimdiki hızla devam ederse, birkaç on yıl içinde petrolümüz tükenebilir.
58. nuclear power · isim · B1nükleer enerjiSupporters say nuclear power gives reliable electricity without smoke, but critics worry about dangerous waste.Destekçiler nükleer enerjinin dumansız ve güvenilir elektrik sağladığını söylüyor, ancak eleştirmenler tehlikeli atıklardan endişe ediyor.
59. packaging · isim · B1ambalaj; paketleme malzemesiSupermarkets are under pressure to cut down the amount of plastic packaging around fruit and vegetables.Süpermarketler, meyve ve sebzelerin etrafındaki plastik ambalaj miktarını azaltmaları için baskı altında.
60. organic · sıfat · B1organik; kimyasal gübre ve ilaç kullanılmadan yetiştirilmişOrganic vegetables are usually more expensive, but many people believe they are better for health and the soil.Organik sebzeler genellikle daha pahalıdır, ancak birçok kişi bunların sağlığa ve toprağa daha iyi geldiğine inanır.
61. national park · isim · B1milli parkThe national park attracts over a million visitors every year, so strict rules are needed to protect its trails.Milli park her yıl bir milyonun üzerinde ziyaretçi çekiyor, bu yüzden patikalarını korumak için sıkı kurallar gerekiyor.
62. hurricane · isim · B1kasırga; tropik fırtınaWhen the hurricane approached the coast, thousands of residents were told to leave their homes immediately.Kasırga kıyıya yaklaşınca binlerce sakine evlerini hemen terk etmeleri söylendi.
63. rainfall · isim · B1yağış miktarı; yağmurAnnual rainfall in the region has dropped by nearly a fifth over the past thirty years.Bölgedeki yıllık yağış miktarı son otuz yılda yaklaşık beşte bir oranında azaldı.
64. environment · isim · B1çevre; doğal çevreThe government has promised to do more to protect the environment for future generations.Hükümet, gelecek nesiller için çevreyi korumak adına daha fazlasını yapacağına söz verdi.
65. climate · isim · B1iklimThe country's dry climate makes farming difficult in many of its regions.Ülkenin kuru iklimi, birçok bölgesinde tarımı zorlaştırıyor.
66. temperature · isim · B1sıcaklık; ısı derecesiAverage summer temperatures in the region have risen by nearly two degrees since the 1980s.Bölgedeki ortalama yaz sıcaklıkları 1980'lerden bu yana yaklaşık iki derece arttı.
67. fuel · isim · B1yakıtMany rural households still depend on wood or coal as their main fuel for heating.Birçok kırsal hane, ısınmak için hâlâ ana yakıt olarak odun ya da kömüre bağımlı.
68. solar panel · isim · B1güneş paneliAfter installing solar panels on the roof, the school now produces most of its own electricity.Çatıya güneş panelleri taktıktan sonra okul, elektriğinin büyük bölümünü kendisi üretiyor.
69. reuse · fiil · B1yeniden kullanmakShoppers are encouraged to reuse their cloth bags rather than buy new plastic ones each time.Alışveriş yapanlar, her seferinde yeni plastik poşet almak yerine bez torbalarını yeniden kullanmaya teşvik ediliyor.
70. soil · isim · B1toprakPlanting trees along the edge of fields helps hold the soil in place during heavy rain.Tarlaların kenarına ağaç dikmek, şiddetli yağmur sırasında toprağı yerinde tutmaya yardımcı olur.
71. storm · isim · B1fırtınaThe storm knocked down hundreds of trees and left thousands of homes without electricity.Fırtına yüzlerce ağacı devirdi ve binlerce evi elektriksiz bıraktı.
72. earthquake · isim · B1depremStrict building rules were introduced after the earthquake destroyed thousands of poorly built houses.Deprem kötü yapılmış binlerce evi yıktıktan sonra sıkı yapı kuralları getirildi.
73. coal · isim · B1kömürSeveral countries plan to close their last coal power stations within the next ten years.Birkaç ülke, son kömür santrallerini önümüzdeki on yıl içinde kapatmayı planlıyor.
74. protect · fiil · B1korumakStrict laws are needed to protect forests from illegal cutting and to keep rivers clean.Ormanları yasadışı kesimden korumak ve nehirleri temiz tutmak için sıkı yasalara ihtiyaç var.
75. planet · isim · B1gezegen (özellikle Dünya)Many young people believe that governments are not doing enough to save the planet.Birçok genç, hükümetlerin gezegeni kurtarmak için yeterince şey yapmadığına inanıyor.
76. rubbish · isim · B1çöp; atık eşyaOur town now collects rubbish twice a week, and residents must separate glass from paper.Kasabamız artık haftada iki kez çöp topluyor ve sakinlerin camı kâğıttan ayırması gerekiyor.
77. plastic bag · isim · B1plastik poşetSince shops began charging for each plastic bag, most customers have started bringing their own cloth ones.Mağazalar her plastik poşet için ücret almaya başladığından beri çoğu müşteri kendi bez torbasını getirmeye başladı.
78. drinking water · isim · B1içme suyuIn some rural areas, villagers still walk several kilometres each day to find safe drinking water.Bazı kırsal bölgelerde köylüler hâlâ güvenli içme suyu bulmak için her gün kilometrelerce yürüyor.
79. power station · isim · B1enerji santrali; elektrik santraliThe old power station on the coast will close next year and be replaced by a wind park.Kıyıdaki eski elektrik santrali gelecek yıl kapanacak ve yerine bir rüzgâr parkı yapılacak.
80. power cut · isim · B1elektrik kesintisiA violent thunderstorm caused a power cut that lasted most of the night in our street.Şiddetli bir fırtına, sokağımızda gecenin çoğu boyunca süren bir elektrik kesintisine yol açtı.
81. battery · isim · B1pil; aküBetter battery technology is the key to making electric cars cheaper and able to travel further.Daha iyi pil teknolojisi, elektrikli arabaları daha ucuz yapmanın ve daha uzağa gidebilir kılmanın anahtarıdır.
82. countryside · isim · B1kırsal alan; kırI grew up in the countryside, so I find the noise and traffic of big cities tiring.Kırsalda büyüdüm, bu yüzden büyük şehirlerin gürültüsünü ve trafiğini yorucu buluyorum.
83. scenery · isim · B1doğal manzara; doğa görünümüTourists come to the region mainly for the spectacular scenery and the clean mountain air.Turistler bölgeye esas olarak muhteşem manzara ve temiz dağ havası için geliyor.
84. to be honest · kalıp · B1dürüst olmak gerekirse; açıkçasıTo be honest, I have never been very good at cooking, but I enjoy trying new recipes.Açıkçası yemek yapmakta hiç iyi olmadım ama yeni tarifler denemekten hoşlanıyorum.
85. be keen on · kalıp · B1...e meraklı olmak; ...den hoşlanmakMy brother is really keen on photography and carries his camera everywhere.Kardeşim fotoğrafçılığa gerçekten meraklı ve kamerasını her yere götürüyor.
86. be into · kalıp · B1...e ilgi duymak; ...in hayranı olmakI've been into rock climbing since a friend took me to an indoor wall last year.Geçen yıl bir arkadaşım beni kapalı tırmanış duvarına götürdüğünden beri kaya tırmanışına bayılıyorum.
87. have a lot in common · kalıp · B1çok ortak noktası olmakMy best friend and I have a lot in common, especially our taste in music.En yakın arkadaşımla özellikle müzik zevkimiz olmak üzere birçok ortak noktamız var.
88. get along with · öbek fiil · B1biriyle iyi geçinmekI get along with most of my colleagues, although one of them can be quite moody.Biri biraz huysuz olsa da iş arkadaşlarımın çoğuyla iyi geçiniyorum.
89. look forward to · öbek fiil · B1sabırsızlıkla beklemekI'm really looking forward to visiting my grandparents in the village this summer.Bu yaz köydeki büyükanne ve büyükbabamı ziyaret etmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.
90. make up your mind · kalıp · B1karar vermekI still can't make up my mind about which university course to choose.Hangi üniversite bölümünü seçeceğime hâlâ karar veremiyorum.
91. make a difference · kalıp · B1fark yaratmak; etkisi olmakA kind word from a teacher can make a real difference to a nervous student.Bir öğretmenin nazik bir sözü, tedirgin bir öğrenci için gerçek bir fark yaratabilir.
92. pay attention to · kalıp · B1...e dikkat etmekI find it hard to pay attention to long lectures without taking notes.Not almadan uzun derslere dikkat etmeyi zor buluyorum.
93. keep in touch · kalıp · B1iletişimi sürdürmek; görüşmeye devam etmekEven though she moved to Canada, we still keep in touch through video calls.Kanada'ya taşınmış olsa da görüntülü aramalarla hâlâ görüşüyoruz.
94. from time to time · kalıp · B1ara sıra; zaman zamanI cook a big family meal from time to time, usually at the weekend.Ara sıra, genellikle hafta sonu, büyük bir aile yemeği pişiriyorum.
95. can't stand · kalıp · B1katlanamamak; dayanamamakI can't stand waiting in long queues, so I always book tickets online.Uzun kuyruklarda beklemeye katlanamam, bu yüzden biletleri hep internetten alırım.
96. give it a go · kalıp · B1bir denemek; şansını denemekI'd never tried surfing before, but I decided to give it a go on holiday.Daha önce hiç sörf yapmamıştım ama tatilde bir denemeye karar verdim.
97. catch up with · öbek fiil · B1(biriyle) görüşüp son durumları konuşmak; hasret gidermekI'm meeting an old classmate tomorrow to catch up with her over coffee.Yarın eski bir sınıf arkadaşımla kahve içip hasret gidermek için buluşuyorum.
98. in my spare time · kalıp · B1boş zamanlarımda; işim gücüm olmadığı zamanlardaIn my spare time I usually cook something new or watch old films with my cousins.Boş zamanlarımda genellikle yeni bir yemek yaparım ya da kuzenlerimle eski filmler izlerim.
99. hang out · öbek fiil · B1(arkadaşlarla) vakit geçirmek; takılmakMy friends and I usually hang out at a small tea garden near the university.Arkadaşlarım ve ben genellikle üniversitenin yakınındaki küçük bir çay bahçesinde takılırız.
100. be fond of · kalıp · B1sevmek; düşkün olmakMy father is very fond of old black-and-white movies and never misses one on TV.Babam eski siyah-beyaz filmlere çok düşkündür ve televizyonda birini bile kaçırmaz.
101. be used to · kalıp · B1...a alışkın olmakAfter living abroad for three years, I am used to cooking for myself.Üç yıl yurt dışında yaşadıktan sonra kendi yemeğimi yapmaya alışığım.
102. do my best · kalıp · B1elimden geleni yapmakI may not win the competition, but I will do my best.Yarışmayı kazanamayabilirim ama elimden geleni yapacağım.
103. as far as I know · kalıp · B1bildiğim kadarıylaAs far as I know, the museum is closed on Mondays.Bildiğim kadarıyla müze pazartesi günleri kapalı.
104. take it easy · kalıp · B1rahat olmak; kendini yormamak, dinlenmekAfter the exams I just want to take it easy and sleep late for a few days.Sınavlardan sonra sadece rahat etmek ve birkaç gün geç saate kadar uyumak istiyorum.
105. make an effort · kalıp · B1çaba göstermek; gayret etmekIf you want to improve your English, you have to make an effort every day.İngilizceni geliştirmek istiyorsan her gün çaba göstermelisin.
106. as long as · bağlaç · B1...dığı sürece; ... şartıylaI don't mind where we eat as long as the food is fresh.Yemek taze olduğu sürece nerede yediğimiz umurumda değil.
107. these days · kalıp · B1bugünlerde; günümüzdeThese days I prefer reading on my phone to carrying a heavy book around.Bu günlerde ağır bir kitap taşımaktansa telefonumdan okumayı tercih ediyorum.
108. to tell you the truth · kalıp · B1doğrusunu söylemek gerekirseTo tell you the truth, I have never been very good at cooking.Doğrusunu söylemek gerekirse, yemek yapmakta hiçbir zaman çok iyi olmadım.
109. would rather · kalıp · B1…meyi tercih etmek; daha çok istemekI would rather spend my holidays in the mountains than in a crowded resort.Tatilimi kalabalık bir turistik yerde değil, dağlarda geçirmeyi tercih ederim.
110. make friends · kalıp · B1arkadaş edinmekI found it easy to make friends when I joined the football club.Futbol kulübüne katıldığımda arkadaş edinmeyi kolay buldum.
111. take a break · kalıp · B1ara vermek; mola vermekAfter two hours of studying, I usually take a break and go for a short walk.İki saat ders çalıştıktan sonra genellikle ara verir ve kısa bir yürüyüşe çıkarım.
112. now and then · kalıp · B1ara sıra; bazenI don't cook much, but now and then I try a new recipe on weekends.Çok yemek yapmam ama ara sıra hafta sonları yeni bir tarif denerim.
113. a huge fan of · kalıp · B1…in büyük hayranı olmakI'm a huge fan of detective novels, especially ones with an unexpected ending.Dedektif romanlarının, özellikle de beklenmedik sonlu olanların büyük hayranıyım.
114. have no idea · kalıp · B1hiçbir fikri olmamak; hiç bilmemekI have no idea how people managed to travel before smartphones and online maps.İnsanların akıllı telefonlar ve çevrimiçi haritalar olmadan nasıl seyahat ettiğine dair hiçbir fikrim yok.
115. depend on · öbek fiil · B1-e bağlı olmak; -in durumuna göre değişmekWhether I study at home or in the library depends on how noisy my flat is that day.Evde mi yoksa kütüphanede mi çalıştığım, o gün dairemin ne kadar gürültülü olduğuna bağlı.
116. deal with · öbek fiil · B1(sorunla) ilgilenmek, başa çıkmak; ele almakI usually deal with difficult tasks first, because they feel less stressful once they are finished.Zor işlerle genellikle önce ilgilenirim, çünkü bittikten sonra daha az bunaltıcı gelirler.
117. focus on · öbek fiil · B1-e odaklanmak; dikkatini vermekWhen I'm preparing for an exam, I switch off my phone so I can focus on one subject at a time.Sınava hazırlanırken telefonumu kapatırım, böylece aynı anda tek bir konuya odaklanabilirim.
118. in general · kalıp · B1genel olarak; çoğunluklaIn general, people in my city are friendly, although the centre can feel unwelcoming during the busy season.Genel olarak şehrimdeki insanlar cana yakındır, ancak yoğun sezonda merkez pek sıcak gelmeyebilir.
119. definitely · zarf · B1kesinlikle; mutlakaI would definitely like to live abroad for a year, perhaps in a country where they speak Spanish.Bir yıl yurt dışında, belki de İspanyolca konuşulan bir ülkede yaşamayı kesinlikle isterim.
120. more and more · kalıp · B1giderek daha fazlaMore and more young people in my country are choosing to study abroad these days.Ülkemde giderek daha fazla genç yurt dışında eğitim görmeyi tercih ediyor.
121. in the end · kalıp · B1sonunda; en sonundaI couldn't decide between two universities, but in the end I chose the one closer to home.İki üniversite arasında karar veremiyordum ama sonunda eve daha yakın olanı seçtim.
122. on my own · kalıp · B1tek başıma; kendi başımaI enjoy travelling on my own because I can decide exactly where to go each day.Tek başıma seyahat etmekten hoşlanırım, çünkü her gün tam olarak nereye gideceğime kendim karar verebilirim.
123. take care of · öbek fiil · B1bakmak; ilgilenmek; sorumluluğunu üstlenmekI take care of my grandmother's garden every weekend, and she tells me stories while I work.Her hafta sonu ninemin bahçesiyle ilgilenirim, ben çalışırken o da bana hikâyeler anlatır.
124. get to know · kalıp · B1tanımak; tanışıp yakından bilmekIt took me a few weeks to get to know my neighbours, but now we often have tea together.Komşularımı tanımam birkaç hafta sürdü ama şimdi sık sık birlikte çay içiyoruz.
125. stay up late · kalıp · B1geç saate kadar uyumamak; geç yatmakI often stay up late at weekends to watch films, so I sleep until noon on Sundays.Hafta sonları film izlemek için sık sık geç saate kadar uyanık kalırım, bu yüzden pazar günleri öğlene kadar uyurum.
126. eat out · öbek fiil · B1dışarıda yemek yemekWe usually eat out on Friday evenings, because nobody wants to cook after a long week.Cuma akşamları genellikle dışarıda yemek yeriz, çünkü uzun bir haftanın ardından kimse yemek yapmak istemez.
127. mean a lot to · kalıp · B1-e çok değer taşımak; için çok önemli olmakThis old watch means a lot to me because my grandfather gave it to me before he passed away.Bu eski saat benim için çok değerli, çünkü dedem vefat etmeden önce bana verdi.
128. be proud of · kalıp · B1-den gurur duymakI'm really proud of my sister, who worked two jobs while finishing her degree.Üniversiteyi bitirirken iki işte birden çalışan ablamla gerçekten gurur duyuyorum.
129. be famous for · kalıp · B1-ile ünlü olmak; ile tanınmakMy hometown is famous for its honey, and tourists often buy a jar to take home.Memleketim balıyla ünlüdür ve turistler genellikle eve götürmek için bir kavanoz satın alır.
130. apologise · fiil · B1özür dilemekI would like to apologise for the mistake in your booking and for any trouble it caused.Rezervasyonunuzdaki hata ve neden olduğu sıkıntı için özür dilemek istiyorum.
131. complain · fiil · B1şikâyet etmekI am writing to complain about the poor service I received at your restaurant last Saturday.Geçen cumartesi restoranınızda aldığım kötü hizmetten şikâyetçi olmak için yazıyorum.
132. complaint · isim · B1şikâyetThe manager took my complaint seriously and promised to look into the problem immediately.Müdür şikâyetimi ciddiye aldı ve sorunu hemen inceleyeceğine söz verdi.
133. apply for · öbek fiil · B1başvurmakShe decided to apply for the position of receptionist at the new hotel in town.Kasabadaki yeni otelde resepsiyonist pozisyonuna başvurmaya karar verdi.
134. application · isim · B1başvuruYou must send your application by post, together with a recent photograph.Başvurunuzu yakın zamanda çekilmiş bir fotoğrafla birlikte postayla göndermelisiniz.
135. accommodation · isim · B1konaklama yeri; barınmaThe university can help international students find cheap accommodation close to the campus.Üniversite, uluslararası öğrencilerin kampüse yakın uygun fiyatlı konaklama yeri bulmasına yardımcı olabilir.
136. landlord · isim · B1ev sahibiOur landlord promised to repair the broken heating before the winter arrives.Ev sahibimiz kış gelmeden bozuk kaloriferi tamir ettireceğine söz verdi.
137. rent · fiil · B1kiralamakWe decided to rent a small flat near the city centre instead of buying one.Satın almak yerine şehir merkezine yakın küçük bir daire kiralamaya karar verdik.
138. available · sıfat · B1müsait; mevcut; boşAre there any double rooms available for the weekend of the fifteenth?Ayın on beşindeki hafta sonu için boş çift kişilik oda var mı?
139. reservation · isim · B1rezervasyonI made a reservation for four people at eight o'clock under the name Yilmaz.Yılmaz adına saat sekiz için dört kişilik rezervasyon yaptırdım.
140. confirm · fiil · B1onaylamak; doğrulamakCould you please confirm the date and time of my appointment by email?Randevumun tarihini ve saatini e-postayla teyit edebilir misiniz lütfen?
141. cancel · fiil · B1iptal etmekI'm afraid I have to cancel my membership because I am moving abroad next month.Önümüzdeki ay yurt dışına taşındığım için maalesef üyeliğimi iptal etmem gerekiyor.
142. delay · isim · B1gecikmeThere was a two-hour delay at the airport because of a technical problem with the plane.Uçaktaki teknik bir sorun yüzünden havalimanında iki saatlik bir gecikme yaşandı.
143. sightseeing · isim · B1gezi; görülecek yerleri gezmeWe spent the whole afternoon sightseeing and taking photographs of the old town.Bütün öğleden sonrayı eski şehri gezip fotoğraf çekerek geçirdik.
144. luggage · isim · B1bagaj; yolcu eşyasıThe airline lost my luggage, so I had to buy some clothes at the airport.Havayolu şirketi bagajımı kaybetti, bu yüzden havalimanında birkaç parça kıyafet almak zorunda kaldım.
145. timetable · isim · B1tarife; ders/sefer programıAccording to the timetable, the last train to the coast leaves at ten forty.Tarifeye göre sahile giden son tren saat ondan kırk geçe kalkıyor.
146. queue · isim · B1kuyrukWe stood in a long queue outside the museum for almost forty minutes.Müzenin dışında neredeyse kırk dakika uzun bir kuyrukta bekledik.
147. receipt · isim · B1fiş; makbuzYou will need to show your receipt if you want to return the jacket.Ceketi iade etmek istiyorsanız fişinizi göstermeniz gerekecek.
148. delivery · isim · B1teslimat; kargoThe delivery was supposed to arrive on Monday, but nothing has come yet.Teslimat pazartesi günü gelmeliydi ama henüz hiçbir şey gelmedi.
149. fee · isim · B1ücret; harçThere is a small fee for using the car park behind the library.Kütüphanenin arkasındaki otoparkı kullanmak için küçük bir ücret var.
150. discount · isim · B1indirimStudents can get a ten per cent discount on all train tickets if they show their card.Öğrenciler kartlarını gösterirlerse tüm tren biletlerinde yüzde on indirim alabilir.
151. get in touch · kalıp · B1iletişime geçmekPlease get in touch with our office if you have any problems with your order.Siparişinizle ilgili herhangi bir sorun yaşarsanız lütfen ofisimizle iletişime geçin.
152. take place · kalıp · B1gerçekleşmek; yapılmakThe school's annual concert will take place in the main hall on Friday evening.Okulun yıllık konseri cuma akşamı ana salonda gerçekleşecek.
153. colleague · isim · B1iş arkadaşıOne of my colleagues offered to cover my shift so that I could attend the wedding.İş arkadaşlarımdan biri düğüne katılabileyim diye vardiyamı üstlenmeyi önerdi.
154. appointment · isim · B1randevuI have a dentist's appointment at nine thirty, so I will be late for work.Saat dokuz buçukta diş hekimi randevum var, bu yüzden işe geç kalacağım.
155. attach · fiil · B1(e-postaya) dosya eklemek; iliştirmekPlease find attached my CV and a short letter explaining why I want the job.Özgeçmişimi ve bu işi neden istediğimi açıklayan kısa bir mektubu ekte bulabilirsiniz.
156. sign up · öbek fiil · B1kaydolmak; yazılmakI signed up for a beginners' pottery class at the community centre that starts next Tuesday evening.Gelecek salı akşamı başlayacak olan, mahalle merkezindeki başlangıç seviyesi çömlek kursuna kaydoldum.
157. fill in · öbek fiil · B1(formu) doldurmakPlease fill in the enclosed form in capital letters and return it to the front desk.Lütfen ekteki formu büyük harflerle doldurun ve danışmaya geri verin.
158. hand in · öbek fiil · B1teslim etmek; vermekYou must hand in your completed application at the main office before five o'clock on Friday.Doldurduğunuz başvuruyu cuma günü saat beşten önce ana ofise teslim etmelisiniz.
159. pick up · öbek fiil · B1almak (bir yerden); birini almaya gitmekThe hotel will pick you up from the airport if you tell them your flight time.Uçuş saatinizi söylerseniz otel sizi havalimanından alacaktır.
160. check in · öbek fiil · B1giriş yaptırmak; kaydını yaptırmakGuests can check in from two o'clock, but the rooms are often ready earlier.Misafirler saat ikiden itibaren giriş yapabilir, ancak odalar çoğu zaman daha erken hazır olur.
161. check out · öbek fiil · B1(otelden) çıkış yapmakWe have to check out before eleven, but the staff will look after our bags until the evening.Saat on bire kadar çıkış yapmamız gerekiyor ama görevliler akşama kadar bavullarımıza göz kulak olacak.
162. urgent · sıfat · B1acil; ivediI have an urgent question about my booking, so could someone call me back today?Rezervasyonumla ilgili acil bir sorum var, biri bugün beni arayabilir mi?
163. grateful · sıfat · B1minnettar; müteşekkirI would be grateful if you could send me the course timetable as soon as possible.Kurs programını bana mümkün olan en kısa sürede gönderebilirseniz minnettar olurum.
164. attend · fiil · B1katılmak; devam etmekAround two hundred residents attended the meeting about the new car park.Yeni otopark hakkındaki toplantıya yaklaşık iki yüz sakin katıldı.
165. insurance · isim · B1sigortaMake sure your travel insurance covers lost luggage and medical treatment abroad.Seyahat sigortanızın kaybolan bagajı ve yurt dışındaki tıbbi tedaviyi kapsadığından emin olun.
166. damage · isim · B1hasar; zararWhen the parcel arrived, there was visible damage to the box and some items were broken.Paket geldiğinde kutuda gözle görülür bir hasar vardı ve bazı ürünler kırılmıştı.
167. rush hour · isim · B1yoğun trafik saatiI try to avoid travelling during rush hour because the trains are so packed.Trenler çok dolu olduğu için yoğun saatlerde seyahat etmekten kaçınmaya çalışıyorum.
168. souvenir · isim · B1hatıra eşya; hediyelik eşyaI bought a small painted plate as a souvenir of our holiday in Portugal.Portekiz tatilimizin hatırası olarak küçük, el boyaması bir tabak aldım.
169. departure · isim · B1kalkış; ayrılışPlease arrive at the station at least thirty minutes before the scheduled departure of your train.Lütfen trenin planlanan kalkış saatinden en az otuz dakika önce istasyonda olun.
170. booking · isim · B1rezervasyon; yer ayırtmaI made a booking for a double room for the weekend of the fifth.Ayın beşindeki hafta sonu için çift kişilik bir oda ayırttım.
171. arrange · fiil · B1ayarlamak; planlamak; düzenlemekCould you arrange a taxi to take us to the station at seven?Bizi saat yedide istasyona götürecek bir taksi ayarlayabilir misiniz?
172. recommend · fiil · B1tavsiye etmek; önermekI would recommend the guided tour, because the guide explains the history really well.Rehberli turu öneririm, çünkü rehber tarihi gerçekten çok iyi anlatıyor.
173. inform · fiil · B1bilgilendirmek; haber vermekI am writing to inform you that the library will close early on Friday.Kütüphanenin cuma günü erken kapanacağını size bildirmek için yazıyorum.
174. fully booked · kalıp · B1tamamen dolu; yer kalmamışThe hotel is fully booked in August, so we should look for somewhere else.Otel ağustosta tamamen dolu, bu yüzden başka bir yer aramalıyız.
175. reminder · isim · B1hatırlatma; hatırlatıcı not/mesajI received a text message as a reminder of my dental appointment tomorrow.Yarınki diş randevumu hatırlatan bir kısa mesaj aldım.
176. facilities · isim · B1olanaklar; tesislerThe campsite has excellent facilities, including showers, a shop and free Wi-Fi.Kamp alanında duşlar, bir market ve ücretsiz Wi-Fi dahil harika olanaklar var.
177. nearby · sıfat · B1yakındaki; yakın çevredekiThere is a nearby supermarket where you can buy fresh bread every morning.Yakında, her sabah taze ekmek alabileceğiniz bir market var.
178. parcel · isim · B1koli; paketA parcel arrived this morning, but nobody was at home to sign for it.Bu sabah bir koli geldi ama imzalamak için evde kimse yoktu.
179. out of stock · kalıp · B1stokta yok; tükenmişThe blue jacket you wanted is out of stock, but we expect more next week.İstediğiniz mavi ceket stokta yok ama gelecek hafta yenilerinin gelmesini bekliyoruz.
180. sold out · sıfat · B1tükenmiş; biletleri bitmişTickets for Saturday's concert were sold out within an hour of going on sale.Cumartesi konserinin biletleri satışa çıktıktan bir saat içinde tükendi.
181. second-hand · sıfat · B1ikinci elI bought a second-hand bicycle for half the price of a new one.Yeni bir bisikletin yarı fiyatına ikinci el bir bisiklet aldım.
182. bill · isim · B1fatura; hesapOur electricity bill was much higher than usual last winter.Geçen kış elektrik faturamız her zamankinden çok daha yüksek geldi.
183. due · sıfat · B1(ödeme/varış) beklenen; ödenmesi gerekenThe rent is due on the first of every month, so please don't be late.Kira her ayın birinde ödenmeli, o yüzden lütfen geç kalmayın.
184. boarding pass · isim · B1biniş kartıPlease have your passport and boarding pass ready before you reach the gate.Lütfen kapıya varmadan önce pasaportunuzu ve biniş kartınızı hazır bulundurun.
185. passport control · isim · B1pasaport kontrolüThe queue at passport control was so long that we nearly missed our connection.Pasaport kontrolündeki kuyruk o kadar uzundu ki aktarma uçağımızı neredeyse kaçırıyorduk.
186. guided tour · isim · B1rehberli turThe guided tour of the old castle lasts about ninety minutes and includes a free map.Eski kaleye yapılan rehberli tur yaklaşık doksan dakika sürüyor ve ücretsiz bir harita içeriyor.
187. hostel · isim · B1hostel; ucuz konaklama yurduWe stayed in a youth hostel near the station to keep our costs low.Masrafları düşük tutmak için istasyonun yakınındaki bir gençlik hostelinde kaldık.
188. one-way · sıfat · B1tek yönlü; gidiş (bileti)A one-way ticket to the coast is actually cheaper than a return in this season.Bu sezonda sahile tek yön bilet, gidiş-dönüşten gerçekten daha ucuz.
189. day off · isim · B1izin günüI'd like to take a day off next Friday to help my sister move house.Kız kardeşimin taşınmasına yardım etmek için gelecek cuma bir gün izin almak istiyorum.
190. invitation · isim · B1davet; davetiyeThank you for the invitation, but unfortunately I won't be able to come to the wedding.Davetiniz için teşekkür ederim ama maalesef düğüne gelemeyeceğim.
191. pharmacy · isim · B1eczaneYou can get this cough syrup at any pharmacy without a prescription.Bu öksürük şurubunu herhangi bir eczaneden reçetesiz alabilirsiniz.
192. waiting room · isim · B1bekleme salonuThe waiting room was full, so I had to stand for twenty minutes.Bekleme salonu dolu olduğu için yirmi dakika ayakta durmak zorunda kaldım.
193. sore throat · isim · B1boğaz ağrısıI woke up with a sore throat, so I made some tea with honey.Boğaz ağrısıyla uyandım, bu yüzden bal katılmış bir çay yaptım.
194. emergency · isim · B1acil durumIn an emergency, stay calm and call the number on the card by the phone.Acil durumda sakin kalın ve telefonun yanındaki kartta yazan numarayı arayın.
195. request · isim · B1istek; rica; talepI am writing to make a request for a later check-out time on the last day of our stay.Konaklamamızın son gününde daha geç bir çıkış saati talep etmek için yazıyorum.
196. directions · isim · B1yol tarifi; kullanım talimatlarıWe stopped at a petrol station to ask for directions to the nearest hospital.En yakın hastaneye giden yolu sormak için bir benzin istasyonunda durduk.
197. interview · isim · B1mülakat; görüşmeI felt nervous before the job interview, but the manager quickly put me at ease.İş mülakatından önce gergindim ama müdür beni çabucak rahatlattı.
198. leaflet · isim · B1broşür; el ilanıA leaflet about free swimming lessons was pushed through our door this morning.Bu sabah kapımızın altından ücretsiz yüzme dersleriyle ilgili bir broşür atılmış.
199. passenger · isim · B1yolcuSeveral passengers on the bus offered their seats to an elderly woman.Otobüsteki birkaç yolcu yerini yaşlı bir kadına teklif etti.
200. visa · isim · B1vizeYou must apply for a tourist visa at least a month before you travel.Seyahatinizden en az bir ay önce turist vizesi için başvurmalısınız.
201. reception · isim · B1resepsiyon; danışmaPlease leave your keys at reception when you go out for the day.Gün içinde dışarı çıkarken lütfen anahtarlarınızı resepsiyona bırakın.
202. opening hours · kalıp · B1çalışma saatleriThe post office has shorter opening hours on Saturdays, so I went on Friday instead.Postane cumartesi günleri daha kısa çalışıyor, o yüzden ben cuma günü gittim.
203. customer service · isim · B1müşteri hizmetleriI called customer service twice, but nobody could explain why my order had not arrived.Müşteri hizmetlerini iki kez aradım ama kimse siparişimin neden gelmediğini açıklayamadı.
204. bank account · isim · B1banka hesabıTo rent the flat, I had to show that I had a UK bank account.Daireyi kiralamak için Birleşik Krallık'ta banka hesabım olduğunu göstermem gerekti.
205. workshop · isim · B1atölye çalışmasıI signed up for a weekend workshop on basic bike repairs at the community centre.Toplum merkezinde temel bisiklet tamiri üzerine hafta sonu atölyesine kaydoldum.
206. instructor · isim · B1eğitmenMy driving instructor told me to check my mirrors more often.Sürücü kursu eğitmenim aynalarıma daha sık bakmamı söyledi.
207. checkout · isim · B1kasa (markette)There was a long queue at the checkout, so I used the self-service machine instead.Kasada uzun bir kuyruk vardı, ben de onun yerine self-servis makinesini kullandım.
208. exchange · fiil · B1değiştirmek (satın alınan ürünü)These shoes are too tight, so I am going to exchange them for a larger size.Bu ayakkabılar çok dar, o yüzden daha büyük bir numarayla değiştireceğim.
209. fever · isim · B1ateş (yüksek vücut sıcaklığı)My son had a high fever all night, so I called the doctor first thing in the morning.Oğlumun bütün gece yüksek ateşi vardı, bu yüzden sabah ilk iş doktoru aradım.
210. dizzy · sıfat · B1başı dönen; sersemlemişI felt dizzy when I stood up too quickly after sitting for hours.Saatlerce oturduktan sonra çok hızlı ayağa kalkınca başım döndü.
211. car park · isim · B1otoparkThe town centre car park fills up by nine on market days, so arrive early.Pazar günlerinde şehir merkezindeki otopark dokuza kadar doluyor, o yüzden erken gelin.
212. driving licence · isim · B1ehliyet; sürücü belgesiYou will need to show your driving licence when you pick up the car.Arabayı teslim alırken ehliyetinizi göstermeniz gerekecek.
213. petrol · isim · B1benzinPetrol has become so expensive that I now try to walk to the local shops.Benzin o kadar pahalı oldu ki artık mahalle dükkânlarına yürüyerek gitmeye çalışıyorum.
214. motorway · isim · B1otoyolWe left the motorway at the second exit and followed the signs to the coast.İkinci çıkıştan otoyoldan ayrıldık ve sahile giden tabelaları izledik.
215. roundabout · isim · B1döner kavşakGive way to traffic already on the roundabout, then take the first exit.Döner kavşakta zaten dönmekte olan araçlara yol verin, sonra ilk çıkıştan çıkın.
216. run late · kalıp · B1gecikmek; geç kalmakI am running late, so please start the meeting without me and I will join you soon.Geç kalıyorum, o yüzden lütfen toplantıya bensiz başlayın, birazdan size katılırım.
217. in a hurry · kalıp · B1acelesi olan; aceleyleI cannot stay for coffee because I am in a hurry to catch my train.Kahveye kalamam çünkü trenimi yakalamak için acelem var.
218. give someone a lift · kalıp · B1birini arabayla bırakmakMy neighbour offered to give me a lift to the airport at six in the morning.Komşum sabah altıda beni havalimanına arabayla bırakmayı teklif etti.
219. relative · isim · B1akrabaMost of my relatives live in the same town, so we meet every holiday.Akrabalarımın çoğu aynı şehirde yaşıyor, bu yüzden her bayramda buluşuyoruz.
220. flatmate · isim · B1ev arkadaşıMy flatmate and I take turns to wash up, which keeps things fair.Ev arkadaşımla bulaşıkları sırayla yıkıyoruz, böylece işler adil kalıyor.
221. laundry · isim · B1çamaşır; yıkanacak giysilerI usually do the laundry on Sunday evening so I have clean clothes for the week.Hafta boyunca temiz kıyafetim olsun diye genellikle çamaşırı pazar akşamı yıkarım.
222. heating · isim · B1ısıtma; kalorifer sistemiThe heating broke down in January, and it took a whole week to repair.Isıtma sistemi ocakta bozuldu ve onarılması koca bir hafta sürdü.
223. tuition fees · isim · B1okul harcı; öğrenim ücretiIn some countries, rising tuition fees prevent talented students from poorer families from going to university.Bazı ülkelerde artan öğrenim ücretleri, yoksul ailelerden gelen yetenekli öğrencilerin üniversiteye gitmesini engelliyor.
224. enrol · fiil · B1kaydolmak; kaydını yaptırmakShe decided to enrol on a part-time design course so that she could keep her job.İşini sürdürebilmek için yarı zamanlı bir tasarım kursuna kaydolmaya karar verdi.
225. qualification · isim · B1nitelik; diploma ya da sertifikaWithout a recognised qualification, it can be very difficult to find a well-paid position in this field.Tanınmış bir diploma ya da sertifika olmadan bu alanda iyi maaşlı bir iş bulmak çok zor olabilir.
226. graduate · fiil · B1mezun olmakMost students who graduate from this programme find employment within six months of finishing their studies.Bu programdan mezun olan öğrencilerin çoğu, öğrenimlerini bitirdikten sonraki altı ay içinde iş buluyor.
227. tutor · isim · B1özel öğretmen; danışman öğretmenMy tutor suggested that I read more journal articles before I started writing my essay.Danışman hocam, makaleme başlamadan önce daha fazla akademik dergi makalesi okumamı önerdi.
228. pupil · isim · B1öğrenci (ilk ve orta okul)Each pupil in the class receives a tablet, which the teacher uses to share homework and reading materials.Sınıftaki her öğrenci bir tablet alıyor; öğretmen bunu ödev ve okuma materyallerini paylaşmak için kullanıyor.
229. deadline · isim · B1son teslim tarihiIf you miss the deadline for the final essay, you may lose a full grade.Final makalesinin son teslim tarihini kaçırırsanız bir tam not kaybedebilirsiniz.
230. revise · fiil · B1tekrar etmek; sınava çalışmakI usually revise in short sessions with regular breaks, because I cannot concentrate for hours.Genellikle kısa oturumlarla ve düzenli molalarla tekrar yapıyorum, çünkü saatlerce odaklanamıyorum.
231. boarding school · isim · B1yatılı okulHe was sent to a boarding school at the age of eleven and only came home during the holidays.On bir yaşında yatılı bir okula gönderildi ve eve yalnızca tatillerde geldi.
232. state school · isim · B1devlet okuluAlthough she attended a state school, she won a place at one of the country's top universities.Devlet okuluna gitmesine rağmen ülkenin en iyi üniversitelerinden birinde yer kazandı.
233. lecture · isim · B1ders, konferans (üniversitede bir öğretim üyesinin anlattığı ders)In the listening test, you may hear a short lecture about marine biology given by a university professor.Dinleme sınavında, bir üniversite profesörünün deniz biyolojisi hakkında verdiği kısa bir ders dinleyebilirsiniz.
234. degree · isim · B1üniversite diploması, lisans derecesiMany employers now expect applicants to hold a degree, even for jobs that seem quite practical.Birçok işveren artık oldukça pratik görünen işler için bile adayların üniversite diploması olmasını bekliyor.
235. research · isim · B1araştırmaRecent research suggests that students learn better when lessons are broken into shorter sections.Son araştırmalar, derslerin daha kısa bölümlere ayrıldığında öğrencilerin daha iyi öğrendiğini gösteriyor.
236. assignment · isim · B1ödev, görevOur final assignment was a report on how technology has changed the way people study.Son ödevimiz, teknolojinin insanların ders çalışma biçimini nasıl değiştirdiği üzerine bir rapordu.
237. feedback · isim · B1geri bildirimRegular feedback from teachers helps learners notice their mistakes before an important exam.Öğretmenlerden gelen düzenli geri bildirim, öğrencilerin önemli bir sınavdan önce hatalarını fark etmelerine yardımcı olur.
238. campus · isim · B1kampüs, üniversite yerleşkesiLiving on campus makes it easier for first-year students to make friends and reach the library.Kampüste yaşamak, birinci sınıf öğrencilerinin arkadaş edinmesini ve kütüphaneye ulaşmasını kolaylaştırır.
239. primary education · kalıp · B1ilköğretim, ilkokul eğitimiGovernments should invest more in primary education because the early years shape a child's whole future.Hükümetler ilköğretime daha fazla yatırım yapmalı, çünkü ilk yıllar bir çocuğun tüm geleceğini şekillendirir.
240. secondary education · kalıp · B1ortaöğretimIn many countries, secondary education prepares teenagers for either university or a technical career.Birçok ülkede ortaöğretim, gençleri üniversiteye ya da teknik bir mesleğe hazırlar.
241. grade · isim · B1not, derece; sınıf (ABD)He worked hard all year, so he was disappointed to get such a low grade in the final test.Bütün yıl çok çalıştığı için final sınavından bu kadar düşük bir not almak onu hayal kırıklığına uğrattı.
242. concentrate · fiil · B1konsantre olmak, dikkatini vermekMany pupils find it hard to concentrate in class when they have not had breakfast.Birçok öğrenci kahvaltı yapmadığında derste konsantre olmakta zorlanır.
243. memorise · fiil · B1ezberlemek, aklında tutmakInstead of trying to memorise every date, she made a timeline to understand how events were connected.Her tarihi ezberlemeye çalışmak yerine, olayların nasıl bağlantılı olduğunu anlamak için bir zaman çizelgesi hazırladı.
244. lecturer · isim · B1öğretim görevlisi, okutmanThe lecturer encouraged students to ask questions at the end of each session.Öğretim görevlisi, öğrencileri her oturumun sonunda soru sormaya teşvik etti.
245. school uniform · isim · B1okul formasıSupporters of school uniforms say they reduce differences between rich and poor families.Okul forması taraftarları, bunların zengin ve yoksul aileler arasındaki farkları azalttığını söylüyor.
246. homework · isim · B1ev ödeviToo much homework can leave children exhausted and with little time for sport or family.Çok fazla ev ödevi çocukları yorgun düşürebilir ve spora ya da aileye pek zaman bırakmaz.
247. subject · isim · B1ders; okul dersiMany students choose a subject they enjoy rather than one that promises the highest salary later on.Birçok öğrenci, ileride en yüksek maaşı vaat eden dersi değil, keyif aldığı dersi seçiyor.
248. exam · isim · B1sınavSome people argue that a single final exam cannot show how much a student has really learned.Bazı insanlar, tek bir final sınavının bir öğrencinin gerçekte ne kadar öğrendiğini gösteremeyeceğini savunuyor.
249. knowledge · isim · B1bilgi; bilgi birikimiSchools should teach students how to find information, not only fill their heads with knowledge.Okullar öğrencilerin kafasını sadece bilgiyle doldurmamalı, bilgiye nasıl ulaşacaklarını da öğretmeli.
250. encourage · fiil · B1teşvik etmek; cesaretlendirmekTeachers can encourage shy students to speak by creating a relaxed and friendly atmosphere in class.Öğretmenler, sınıfta rahat ve samimi bir ortam yaratarak çekingen öğrencileri konuşmaya teşvik edebilir.