TOEFL Kelime Listesi

TOEFL Kelime Listesi: 2.355 kelime, TOEFL iBT’nin akademik okuma ve dinleme metinleri için kelimeler. Her kelimenin Türkçe anlamı ve bir örnek cümlesi var; liste kolaydan zora sıralı. Seviyeler: A2 5, B1 451, B2 1.057, C1 842.

1–250. kelimeler · Sayfa 1/10 · Güncelleme:

Kelimeler 1–250

KelimeAnlamıÖrnek cümle
1. price · isim · A2fiyat; bir şeyi satın almak için ödenen para miktarıThe professor explained that the price of a product often rises when fewer units are available.Profesör, mevcut ürün sayısı azaldığında bir ürünün fiyatının çoğu zaman yükseldiğini açıkladı.
2. cost · isim · A2maliyet; bir şeyi yapmak veya üretmek için harcanan paraThe lecture focused on how the cost of production affects what a company decides to charge.Ders, üretim maliyetinin bir şirketin ne kadar ücret isteyeceğine nasıl etki ettiği üzerinde durdu.
3. customer · isim · A2müşteriSuccessful companies study their customers carefully before launching a new service.Başarılı şirketler yeni bir hizmeti başlatmadan önce müşterilerini dikkatle inceler.
4. gym · isim · A2spor salonuThe campus gym is free for students, and it is usually quiet in the early morning.Kampüs spor salonu öğrenciler için ücretsizdir ve sabahın erken saatlerinde genellikle sakindir.
5. password · isim · A2parola; şifreIf you forget your password, the technology office can reset it for your university email.Parolanızı unutursanız bilgi işlem ofisi üniversite e-postanız için onu sıfırlayabilir.
6. species · isim · B1tür (canlı türü)Scientists discover hundreds of new insect species in tropical forests every year.Bilim insanları her yıl tropikal ormanlarda yüzlerce yeni böcek türü keşfeder.
7. adapt · fiil · B1uyum sağlamak; uyum göstermekSome desert plants have adapted to survive months without any rain.Bazı çöl bitkileri aylarca yağmur almadan yaşayabilecek şekilde uyum sağlamıştır.
8. cell · isim · B1hücreThe professor explained that every human body is made of trillions of cells.Profesör, her insan vücudunun trilyonlarca hücreden oluştuğunu açıkladı.
9. virus · isim · B1virüsA virus cannot reproduce on its own; it must invade a host cell.Bir virüs kendi başına çoğalamaz; bir konak hücreye girmek zorundadır.
10. mammal · isim · B1memeliThe bat is the only mammal that can truly fly.Yarasa, gerçekten uçabilen tek memelidir.
11. organ · isim · B1organThe liver is a vital organ that filters toxins from the blood.Karaciğer, kandaki toksinleri süzen hayati bir organdır.
12. protein · isim · B1protein; vücut yapı taşı olan besin maddesiMuscles are built mainly from protein, which the body assembles from the food we eat.Kaslar esas olarak, vücudun yediğimiz yiyeceklerden oluşturduğu proteinden yapılır.
13. vaccine · isim · B1aşı; hastalığa karşı koruma sağlayan maddeResearchers spent years testing the vaccine to make sure it was both safe and effective.Araştırmacılar, aşının hem güvenli hem etkili olduğundan emin olmak için yıllarca test yaptı.
14. infection · isim · B1enfeksiyon; mikrop kaynaklı hastalıkA small cut can lead to a serious infection if it is not cleaned properly.Küçük bir kesik, düzgün temizlenmezse ciddi bir enfeksiyona yol açabilir.
15. microscope · isim · B1mikroskopUnder the microscope, the students could see tiny moving creatures in a drop of pond water.Öğrenciler mikroskop altında bir damla gölet suyunda hareket eden minik canlıları görebildi.
16. population · isim · B1popülasyon; bir bölgedeki canlı sayısı ya da topluluğuThe wolf population in the park has doubled since the animals were reintroduced.Hayvanlar yeniden doğaya salındığından beri parktaki kurt popülasyonu iki katına çıktı.
17. reptile · isim · B1sürüngenEvery reptile depends on the sun's warmth to raise its body temperature in the morning.Her sürüngen, sabahları vücut ısısını yükseltmek için güneşin sıcaklığına bağlıdır.
18. insect · isim · B1böcekEvery insect has six legs, which distinguishes it from spiders, which have eight.Her böceğin altı bacağı vardır ve bu onu sekiz bacaklı örümceklerden ayırır.
19. oxygen · isim · B1oksijenRed blood cells carry oxygen from the lungs to every part of the body.Alyuvarlar, oksijeni akciğerlerden vücudun her bölgesine taşır.
20. muscle · isim · B1kasDuring the lecture, the instructor described how a muscle contracts when it receives a signal from a nerve.Ders sırasında öğretim görevlisi, bir kasın sinirden sinyal aldığında nasıl kasıldığını anlattı.
21. lung · isim · B1akciğerSmoking damages the lungs over time and makes breathing more difficult.Sigara içmek zamanla akciğerlere zarar verir ve nefes almayı zorlaştırır.
22. seed · isim · B1tohumEach seed contains a tiny plant and enough stored food to start growing.Her tohum, küçük bir bitki ve büyümeye başlamaya yetecek kadar depolanmış besin içerir.
23. root · isim · B1kök (bitki)The root of the desert shrub can reach water more than ten meters below the surface.Çöl çalısının kökü, yüzeyin on metreden fazla altındaki suya ulaşabilir.
24. nest · isim · B1yuvaThe graduate student climbed a tree to measure the eggs in the eagle's nest.Lisansüstü öğrencisi, kartalın yuvasındaki yumurtaları ölçmek için bir ağaca tırmandı.
25. feather · isim · B1tüy (kuş)Fossils show that even some dinosaurs had feathers covering their bodies.Fosiller, bazı dinozorların bile vücutlarını kaplayan tüylere sahip olduğunu gösteriyor.
26. sample · isim · B1numune, örnek (deney için)The students collected a water sample from the pond and examined it in the laboratory.Öğrenciler göletten bir su örneği topladı ve onu laboratuvarda inceledi.
27. vitamin · isim · B1vitaminSailors on long voyages once suffered from a disease caused by a lack of vitamin C.Uzun yolculuklardaki denizciler bir zamanlar C vitamini eksikliğinden kaynaklanan bir hastalıktan muzdarip oluyordu.
28. nerve · isim · B1sinir; beyin ile vücut arasında sinyal taşıyan lifThe doctor explained that a damaged nerve in the arm can cause pain and a loss of feeling.Doktor, koldaki hasarlı bir sinirin ağrıya ve his kaybına yol açabileceğini açıkladı.
29. allergy · isim · B1alerjiMy roommate has a peanut allergy, so she always reads food labels carefully.Ev arkadaşımın fıstık alerjisi var, bu yüzden yiyecek etiketlerini her zaman dikkatle okuyor.
30. calorie · isim · B1kalori; yiyeceklerin enerji ölçü birimiSmall warm-blooded animals need to eat more calories for their size than large animals do.Küçük sıcakkanlı hayvanların, büyüklüklerine göre büyük hayvanlardan daha fazla kalori alması gerekir.
31. fur · isim · B1kürk; hayvanın tüyüThe Arctic fox grows thicker white fur in winter, which keeps it warm and hard to see.Kutup tilkisi kışın daha kalın beyaz bir kürk çıkarır; bu onu sıcak tutar ve görülmesini zorlaştırır.
32. earthquake · isim · B1depremThe lecture explained why an earthquake can be felt hundreds of kilometers from its source.Ders, bir depremin neden kaynağından yüzlerce kilometre uzakta hissedilebildiğini açıkladı.
33. volcano · isim · B1yanardağ, volkanScientists installed sensors around the volcano to monitor any change in its activity.Bilim insanları, yanardağın faaliyetindeki her değişimi izlemek için çevresine sensörler yerleştirdi.
34. mineral · isim · B1mineral, madenQuartz is one of the most common minerals in the Earth's continental crust.Kuvars, Dünya'nın kıtasal kabuğundaki en yaygın minerallerden biridir.
35. canyon · isim · B1kanyonThe canyon's colorful walls reveal millions of years of geological history.Kanyonun renkli duvarları milyonlarca yıllık jeolojik tarihi gözler önüne seriyor.
36. drought · isim · B1kuraklıkThe drought lowered the lake's water level so much that old tree stumps became visible.Kuraklık gölün su seviyesini o kadar düşürdü ki eski ağaç kütükleri görünür hale geldi.
37. ice age · isim · B1buzul çağıDuring the last ice age, thick sheets of ice covered much of northern Europe.Son buzul çağında kalın buz tabakaları kuzey Avrupa'nın büyük bölümünü kaplıyordu.
38. tsunami · isim · B1tsunami, dev deniz dalgasıAn undersea earthquake generated a tsunami that reached the coast within an hour.Deniz altındaki bir deprem, bir saat içinde kıyıya ulaşan bir tsunami oluşturdu.
39. crystal · isim · B1kristalSalt crystals formed on the rocks as the shallow pool slowly dried up.Sığ havuz yavaş yavaş kuruyunca kayaların üzerinde tuz kristalleri oluştu.
40. layer · isim · B1tabaka; katmanThe professor showed a photo of a cliff in which each layer of rock told a different story.Profesör, her kaya tabakasının farklı bir hikâye anlattığı bir yamacın fotoğrafını gösterdi.
41. rock · isim · B1kaya; kayaçGeologists classify rock according to how it was formed, not just by its color or hardness.Jeologlar kayaçları yalnızca rengine veya sertliğine göre değil, nasıl oluştuklarına göre sınıflandırır.
42. soil · isim · B1toprakThe lecture explained how soil forms when rock breaks down and mixes with decayed plant material.Ders, kayaların parçalanıp çürümüş bitki maddesiyle karışmasıyla toprağın nasıl oluştuğunu açıkladı.
43. cliff · isim · B1uçurum; yarStudents collected rock samples from the base of the cliff during the field trip.Öğrenciler arazi gezisi sırasında uçurumun dibinden kaya örnekleri topladı.
44. cave · isim · B1mağaraThe cave was formed when slightly acidic water slowly dissolved the rock over millions of years.Mağara, hafif asidik suyun milyonlarca yıl boyunca kayayı yavaşça çözmesiyle oluştu.
45. valley · isim · B1vadiThe professor compared a valley carved by a river with one shaped by moving ice.Profesör, bir nehrin oyduğu vadiyi hareket eden buzun şekillendirdiği vadiyle karşılaştırdı.
46. coal · isim · B1kömürCoal formed from plants that were buried in swamps and compressed over millions of years.Kömür, bataklıklarda gömülen ve milyonlarca yıl boyunca sıkışan bitkilerden oluştu.
47. flood · isim · B1sel; taşkınThe flood left behind a thick layer of mud that geologists later used to date the event.Sel, geride kalın bir çamur tabakası bıraktı ve jeologlar olayı tarihlendirmek için daha sonra bu tabakayı kullandı.
48. continent · isim · B1kıtaGeologists believe that all of today's continents were once joined together in a single enormous landmass.Jeologlar, bugünkü tüm kıtaların bir zamanlar tek bir devasa kara parçası halinde birleşik olduğuna inanır.
49. geologist · isim · B1jeolog; yer bilimciThe geologist spent three summers mapping the mountains to understand how they had formed.Jeolog, dağların nasıl oluştuğunu anlamak için üç yaz boyunca onların haritasını çıkardı.
50. waterfall · isim · B1şelaleThe waterfall formed where the river meets a band of rock that wears away more slowly.Şelale, nehrin daha yavaş aşınan bir kaya kuşağıyla karşılaştığı yerde oluştu.
51. diamond · isim · B1elmasA diamond forms under intense pressure and heat far below the surface of the planet.Elmas, gezegenin yüzeyinin çok altında, yoğun basınç ve sıcaklık altında oluşur.
52. natural gas · isim · B1doğal gazNatural gas is often found in the same underground deposits as oil.Doğal gaz çoğu zaman petrolle aynı yeraltı yataklarında bulunur.
53. chalk · isim · B1tebeşir; kireçli beyaz taşThe white cliffs along the coast are made of chalk that formed on a warm sea bed.Kıyı boyundaki beyaz falezler, sıcak bir deniz tabanında oluşmuş tebeşirden yapılmıştır.
54. crude oil · isim · B1ham petrolCrude oil forms over millions of years from tiny sea organisms buried under mud.Ham petrol, çamurun altına gömülen küçük deniz canlılarından milyonlarca yılda oluşur.
55. relevant · sıfat · B1konuyla ilgili; alakalıPlease include only relevant examples in your essay and leave out stories that do not support your argument.Lütfen kompozisyonunuza yalnızca konuyla ilgili örnekler ekleyin ve savunduğunuzu desteklemeyen hikâyeleri dışarıda bırakın.
56. gradually · zarf · B1giderek; yavaş yavaş; aşamalı olarakThe climate of the region gradually became drier over several thousand years.Bölgenin iklimi birkaç bin yıl boyunca yavaş yavaş daha kuru hale geldi.
57. approximately · zarf · B1yaklaşık olarak; aşağı yukarıThe experiment took approximately forty minutes, including the time needed to prepare the equipment.Deney, ekipmanı hazırlamak için gereken süre dahil yaklaşık kırk dakika sürdü.
58. accurate · sıfat · B1doğru; kesin; isabetliAccurate measurements are essential in the chemistry lab, because small errors can change the results.Kimya laboratuvarında doğru ölçümler şarttır, çünkü küçük hatalar sonuçları değiştirebilir.
59. potential · sıfat · B1olası; muhtemel; potansiyelThe article discusses the potential risks of introducing new technology into primary schools.Makale, ilkokullara yeni teknoloji getirmenin olası risklerini tartışıyor.
60. essential · sıfat · B1çok gerekli; vazgeçilmezRegular practice is essential if you want to improve your speaking score before the exam.Sınavdan önce konuşma puanınızı yükseltmek istiyorsanız düzenli pratik yapmak şarttır.
61. initial · sıfat · B1ilk; başlangıçtakiThe initial results of the survey surprised the research team, so they repeated the study.Anketin ilk sonuçları araştırma ekibini şaşırttı, bu yüzden çalışmayı tekrarladılar.
62. typically · zarf · B1genellikle; tipik olarakFirst-year students typically take several general courses before choosing a field of study.Birinci sınıf öğrencileri genellikle çalışma alanlarını seçmeden önce birkaç genel ders alır.
63. complex · sıfat · B1karmaşık; çok yönlüThe lecture explained the complex relationship between language, culture and identity.Ders, dil, kültür ve kimlik arasındaki karmaşık ilişkiyi açıkladı.
64. obvious · sıfat · B1açık; aşikârThe obvious solution was to move the experiment to a larger laboratory.Bariz çözüm, deneyi daha büyük bir laboratuvara taşımaktı.
65. flexible · sıfat · B1esnek; uyum sağlayabilenThe university offers flexible class schedules for students who also work part-time.Üniversite, yarı zamanlı çalışan öğrenciler için esnek ders programları sunuyor.
66. practical · sıfat · B1pratik; uygulamaya yönelikThe course combines theory with practical training in a hospital setting.Ders, kuramı hastane ortamında uygulamalı eğitimle birleştiriyor.
67. temporary · sıfat · B1geçiciThe art department set up a temporary exhibit in the hallway while the main hall was repaired.Sanat bölümü, ana salon onarılırken koridorda geçici bir sergi kurdu.
68. permanent · sıfat · B1kalıcı; sürekliAfter two years as a visiting researcher, she was offered a permanent position at the university.İki yıl misafir araştırmacı olarak çalıştıktan sonra ona üniversitede kadrolu bir görev teklif edildi.
69. rapidly · zarf · B1hızla; çabucakCities grew rapidly during the nineteenth century as factories attracted workers from the countryside.On dokuzuncu yüzyılda fabrikalar kırsaldan işçi çekince şehirler hızla büyüdü.
70. entirely · zarf · B1tamamen; bütünüyleThe final exam is entirely based on the readings and discussions from the second half of the course.Final sınavı tamamen dersin ikinci yarısındaki okumalara ve tartışmalara dayanıyor.
71. originally · zarf · B1aslen; başlangıçtaThe building was originally a hospital before the university turned it into a science center.Bina, üniversite onu bir bilim merkezine dönüştürmeden önce başlangıçta bir hastaneydi.
72. beneficial · sıfat · B1yararlı; faydalıStudies show that regular sleep is beneficial for memory and for performance on difficult exams.Araştırmalar, düzenli uykunun hafıza için ve zor sınavlardaki başarı için yararlı olduğunu gösteriyor.
73. neutral · sıfat · B1tarafsız; yansızA good academic essay presents both views in a neutral tone before giving the writer's own opinion.İyi bir akademik kompozisyon, yazarın kendi görüşünü vermeden önce her iki görüşü de tarafsız bir üslupla sunar.
74. fluent · sıfat · B1akıcı; rahat konuşanAfter a year abroad, she became fluent in English and could present her project to a class of native speakers.Yurt dışında bir yıl geçirdikten sonra İngilizcede akıcı hale geldi ve projesini anadili İngilizce olan bir sınıfa sunabildi.
75. hardly · zarf · B1neredeyse hiç; zorluklaThe lecture hall was so noisy that I could hardly hear what the professor was saying.Konferans salonu o kadar gürültülüydü ki profesörün ne dediğini zar zor duyabildim.
76. mainly · zarf · B1çoğunlukla; esas olarakThe professor's lecture dealt mainly with the causes of the war rather than its consequences.Profesörün dersi savaşın sonuçlarından çok esas olarak nedenleri üzerineydi.
77. slightly · zarf · B1biraz; hafifçeThe results of the second trial were slightly different from those of the first one.İkinci denemenin sonuçları ilkinden biraz farklıydı.
78. eventually · zarf · B1sonunda; zamanlaThe small village eventually grew into one of the largest trading centers in the region.Küçük köy zamanla bölgenin en büyük ticaret merkezlerinden birine dönüştü.
79. currently · zarf · B1şu anda; halenDr. Lopez is currently working on a project about how children learn a second language.Dr. Lopez şu anda çocukların ikinci bir dili nasıl öğrendiği üzerine bir proje yürütüyor.
80. frequently · zarf · B1sık sık; sıklıklaStudents who frequently review their notes tend to remember the material better on exams.Notlarını sık sık gözden geçiren öğrenciler sınavlarda konuyu daha iyi hatırlama eğilimindedir.
81. occasionally · zarf · B1ara sıra; bazenThe guest speaker occasionally paused to ask the audience a question before continuing.Konuk konuşmacı devam etmeden önce ara sıra durup dinleyicilere bir soru sordu.
82. likely · sıfat · B1muhtemel; olasıIt is likely that the museum will extend its opening hours during the summer festival.Müzenin yaz festivali boyunca çalışma saatlerini uzatması muhtemel.
83. appropriate · sıfat · B1uygun; yerindeYour tone in a formal email to a professor should always be polite and appropriate.Bir profesöre yazdığınız resmi e-postadaki üslubunuz her zaman kibar ve uygun olmalıdır.
84. suitable · sıfat · B1uygun; elverişliThe old library hall was not suitable for a lecture with more than two hundred listeners.Eski kütüphane salonu iki yüzden fazla dinleyicisi olan bir konferans için uygun değildi.
85. aware · sıfat · B1farkında; bilinçliMany first-year students are not aware of the free writing help offered by the university.Birçok birinci sınıf öğrencisi üniversitenin sunduğu ücretsiz yazma desteğinin farkında değil.
86. enormous · sıfat · B1çok büyük; devasaThe invention of the printing press had an enormous effect on how quickly ideas spread in Europe.Matbaanın icadı, fikirlerin Avrupa'da ne kadar hızlı yayıldığı üzerinde çok büyük bir etki yarattı.
87. sudden · sıfat · B1ani; beklenmedikThe sudden drop in the number of visitors surprised the staff of the history museum.Ziyaretçi sayısındaki ani düşüş tarih müzesinin çalışanlarını şaşırttı.
88. brief · sıfat · B1kısa; özlüThe instructor gave a brief summary of the reading before opening the floor to questions.Öğretim görevlisi soruları almadan önce okuma parçasının kısa bir özetini verdi.
89. sensitive · sıfat · B1hassas; duyarlıSome coral species are extremely sensitive to even small changes in the water around them.Bazı mercan türleri çevrelerindeki suda meydana gelen küçük değişikliklere bile son derece hassastır.
90. optional · sıfat · B1isteğe bağlı; zorunlu olmayanThe extra reading is optional, but it will help you understand the professor's main argument.Ek okuma isteğe bağlı, ama profesörün ana savını anlamanıza yardımcı olacaktır.
91. ambitious · sıfat · B1hırslı; iddialıThe department announced an ambitious plan to double the number of its research labs in five years.Bölüm, beş yıl içinde araştırma laboratuvarı sayısını ikiye katlamaya yönelik iddialı bir plan açıkladı.
92. rarely · zarf · B1nadiren; seyrekSnow rarely falls in this coastal city, so the sight of it surprised the visiting students.Bu kıyı şehrinde nadiren kar yağar, bu yüzden manzara ziyaretçi öğrencileri şaşırttı.
93. nowadays · zarf · B1günümüzde; bu günlerdeNowadays, most university courses provide at least some of their materials online.Günümüzde üniversite derslerinin çoğu materyallerinin en azından bir kısmını çevrimiçi sunuyor.
94. climate change · isim · B1iklim değişikliği; Dünya'nın iklim düzenindeki uzun vadeli değişimThe professor explained that climate change is already altering rainfall patterns in several farming regions.Profesör, iklim değişikliğinin birçok tarım bölgesinde yağış düzenini şimdiden değiştirdiğini açıkladı.
95. global warming · isim · B1küresel ısınmaMost scientists agree that global warming is speeding up the melting of polar ice.Bilim insanlarının çoğu, küresel ısınmanın kutuplardaki buzların erimesini hızlandırdığı konusunda hemfikir.
96. pollution · isim · B1kirlilikAir pollution in the city has fallen since the university introduced a free electric shuttle service.Üniversite ücretsiz elektrikli servis hizmetini başlattığından beri şehirdeki hava kirliliği azaldı.
97. wildlife · isim · B1yaban hayatı; doğal ortamdaki hayvanlar ve bitkilerThe new highway was built with underpasses so that local wildlife could cross safely.Yeni otoyol, yerel yaban hayatının güvenle geçebilmesi için alt geçitlerle inşa edildi.
98. resource · isim · B1kaynak (doğal kaynak vb.)Fresh water is becoming a scarce resource in many parts of the world.Tatlı su, dünyanın birçok yerinde kıt bir kaynak hâline geliyor.
99. atmosphere · isim · B1atmosfer; Dünya'yı çevreleyen gaz tabakasıThe Earth's atmosphere protects living things from harmful rays and keeps the surface warm enough for life.Dünya'nın atmosferi canlıları zararlı ışınlardan korur ve yüzeyi yaşam için yeterince sıcak tutar.
100. waste · isim · B1atık; çöpThe campus cafeteria cut its food waste in half by offering smaller portions.Kampüs yemekhanesi daha küçük porsiyonlar sunarak gıda atığını yarıya indirdi.
101. recycle · fiil · B1geri dönüştürmekOur dormitory provides separate bins so residents can recycle paper, glass, and plastic bottles.Yurdumuz, sakinlerin kâğıt, cam ve plastik şişeleri geri dönüştürebilmesi için ayrı kutular sağlıyor.
102. rainforest · isim · B1yağmur ormanıA single hectare of tropical rainforest can contain hundreds of different kinds of trees.Tropikal yağmur ormanının tek bir hektarı yüzlerce farklı ağaç türü barındırabilir.
103. environment · isim · B1çevre; doğal çevreThe professor explained how even small changes in the environment can affect an entire food chain.Profesör, çevredeki küçük değişikliklerin bile bütün bir besin zincirini nasıl etkileyebileceğini açıkladı.
104. climate · isim · B1iklimThe island's mild climate allows farmers to grow citrus fruits for most of the year.Adanın ılıman iklimi, çiftçilerin yılın büyük bölümünde narenciye yetiştirmesine olanak tanıyor.
105. crop · isim · B1ekin; mahsulHeavy spring rains damaged the wheat crop in several northern regions.Yoğun ilkbahar yağmurları kuzeydeki birkaç bölgede buğday ekinine zarar verdi.
106. native · sıfat · B1yerli; bir bölgeye özgü (doğal olarak orada yetişen)Researchers are replanting native grasses to help the damaged hillside recover.Araştırmacılar hasar görmüş yamacın toparlanmasına yardımcı olmak için yerli otları yeniden ekiyor.
107. hurricane · isim · B1kasırga; tropikal fırtınaThe lecture compared how coastal wetlands reduce the damage caused by a hurricane.Ders, kıyıdaki sulak alanların bir kasırganın yol açtığı hasarı nasıl azalttığını karşılaştırdı.
108. heat wave · isim · B1sıcak hava dalgasıDuring the heat wave, the river dropped so low that many fish died.Sıcak hava dalgası sırasında nehir o kadar çekildi ki birçok balık öldü.
109. carbon dioxide · isim · B1karbondioksitPlants absorb carbon dioxide from the air and use it to produce sugar.Bitkiler havadaki karbondioksiti alır ve onu şeker üretmek için kullanır.
110. wind turbine · isim · B1rüzgâr türbiniBiologists are studying how each wind turbine affects the migration routes of local birds.Biyologlar, her rüzgâr türbininin yerel kuşların göç yollarını nasıl etkilediğini inceliyor.
111. dam · isim · B1baraj; setThe new dam provides electricity, but it has also blocked the path of migrating fish.Yeni baraj elektrik sağlıyor ancak göç eden balıkların yolunu da kesti.
112. freshwater · sıfat · B1tatlı su ile ilgili; tatlı sudakiFreshwater lakes support a surprising variety of plants and small animals.Tatlı su gölleri şaşırtıcı çeşitlilikte bitki ve küçük hayvanı barındırır.
113. national park · isim · B1milli parkThe national park attracts thousands of visitors who come to see its ancient forests.Milli park, eski ormanlarını görmeye gelen binlerce ziyaretçiyi çekiyor.
114. tide · isim · B1gelgit; met ve cezirCrabs and snails living on the shore must survive both high tide and low tide.Kıyıda yaşayan yengeçler ve salyangozlar hem yüksek hem alçak gelgite dayanabilmelidir.
115. tornado · isim · B1hortumA tornado can destroy a small town within minutes, leaving a narrow path of damage.Bir hortum, dar bir hasar şeridi bırakarak küçük bir kasabayı dakikalar içinde yok edebilir.
116. harmful · sıfat · B1zararlı; zarar vericiThe lecturer explained how harmful chemicals from factories can slowly poison the rivers near large cities.Öğretim üyesi, fabrikalardan çıkan zararlı kimyasalların büyük şehirlerin yakınındaki nehirleri nasıl yavaş yavaş zehirleyebildiğini anlattı.
117. harvest · fiil · B1hasat etmek; toplamakFarmers in the valley harvest their wheat before the autumn rains begin.Vadideki çiftçiler buğdaylarını sonbahar yağmurları başlamadan önce hasat eder.
118. tropical · sıfat · B1tropikal; tropik bölgeye aitTropical forests receive heavy rain all year, which helps explain why they contain so many kinds of plants.Tropikal ormanlar yıl boyunca bol yağış alır; bu, neden bu kadar çok bitki türü barındırdıklarını açıklamaya yardımcı olur.
119. rainfall · isim · B1yağış miktarı; yağmurAnnual rainfall in the region has dropped steadily, so farmers are choosing crops that need less water.Bölgedeki yıllık yağış miktarı sürekli azaldı, bu yüzden çiftçiler daha az su isteyen ürünleri seçiyor.
120. litter · isim · B1çöp; yere atılan atıklarVolunteers collected bags of litter from the beach, mostly plastic bottles and food wrappers.Gönüllüler plajdan, çoğu plastik şişe ve yiyecek ambalajı olan torbalarca çöp topladı.
121. reusable · sıfat · B1yeniden kullanılabilirThe university gave every first-year student a reusable water bottle to reduce plastic use on campus.Üniversite, kampüste plastik kullanımını azaltmak için her birinci sınıf öğrencisine yeniden kullanılabilir bir su şişesi verdi.
122. packaging · isim · B1ambalaj; paketleme malzemesiMuch of the household rubbish in the study came from unnecessary packaging around fresh fruit and vegetables.Çalışmadaki ev çöpünün büyük bölümü taze meyve ve sebzelerin etrafındaki gereksiz ambalajdan geliyordu.
123. melt · fiil · B1erimek; eritmekAs mountain snow begins to melt in spring, the rivers rise and carry water to the farms below.Dağlardaki kar baharda erimeye başlayınca nehirler yükselir ve aşağıdaki çiftliklere su taşır.
124. eco-friendly · sıfat · B1çevre dostu, doğaya zarar vermeyenOur university is building eco-friendly dormitories with recycled materials and rainwater collection systems.Üniversitemiz geri dönüştürülmüş malzemeler ve yağmur suyu toplama sistemleriyle çevre dostu yurtlar inşa ediyor.
125. air quality · isim · B1hava kalitesiAir quality in the city improved noticeably after the government restricted traffic in the central district.Hükümet merkez bölgede trafiği kısıtladıktan sonra şehirdeki hava kalitesi gözle görülür biçimde iyileşti.
126. wind farm · isim · B1rüzgar çiftliği, rüzgar enerjisi santraliResearchers are studying whether a new offshore wind farm will disturb the migration routes of local seabirds.Araştırmacılar, yeni açık deniz rüzgar çiftliğinin yerel deniz kuşlarının göç yollarını bozup bozmayacağını inceliyor.
127. carpool · fiil · B1araç paylaşımı yapmak, aynı arabayla gitmekStudents who carpool to campus can reduce traffic and help lower the city's carbon output.Kampüse araç paylaşımıyla gelen öğrenciler trafiği azaltabilir ve şehrin karbon salımını düşürmeye yardımcı olabilir.
128. gravity · isim · B1yerçekimi; çekim kuvvetiWithout gravity, the oceans and the atmosphere would drift away from the Earth into space.Yerçekimi olmasaydı okyanuslar ve atmosfer Dünya'dan uzaya savrulurdu.
129. galaxy · isim · B1gökada, galaksiOur galaxy contains hundreds of billions of stars, and the Sun is only one of them.Galaksimiz yüz milyarlarca yıldız içerir ve Güneş bunlardan yalnızca biridir.
130. universe · isim · B1evren, kâinatScientists estimate that the universe is almost fourteen billion years old.Bilim insanları evrenin yaklaşık on dört milyar yıllık olduğunu tahmin ediyor.
131. telescope · isim · B1teleskopThe students booked time on the campus telescope to observe Jupiter's moons.Öğrenciler Jüpiter'in uydularını gözlemlemek için kampüsteki teleskoptan randevu aldı.
132. planet · isim · B1gezegenAstronomers have identified thousands of planets that circle stars other than our Sun.Astronomlar Güneş dışındaki yıldızların çevresinde dönen binlerce gezegen belirledi.
133. energy · isim · B1enerjiThe lecture described how the Sun converts mass into energy through nuclear reactions in its core.Ders, Güneş'in çekirdeğindeki nükleer tepkimelerle kütleyi nasıl enerjiye dönüştürdüğünü anlattı.
134. force · isim · B1kuvvetA greater force is needed to move a heavy crate than to move an empty box.Ağır bir sandığı hareket ettirmek için boş bir kutuya göre daha büyük bir kuvvet gerekir.
135. atom · isim · B1atomEvery atom of hydrogen has just one proton in its nucleus.Her hidrojen atomunun çekirdeğinde yalnızca bir proton bulunur.
136. satellite · isim · B1uyduThe weather satellite sends images of storm systems to the university's research station every hour.Hava durumu uydusu, fırtına sistemlerinin görüntülerini her saat üniversitenin araştırma istasyonuna gönderiyor.
137. solar system · isim · B1Güneş SistemiJupiter is by far the largest planet in the solar system.Jüpiter, Güneş Sistemi'ndeki açık ara en büyük gezegendir.
138. expand · fiil · B1genişlemek; büyümekEvidence shows that the universe continues to expand, carrying distant galaxies farther apart.Kanıtlar, evrenin genişlemeye devam ettiğini ve uzak galaksileri birbirinden uzaklaştırdığını gösteriyor.
139. temperature · isim · B1sıcaklık; ısı derecesiThe temperature at the center of a star is high enough to start nuclear reactions.Bir yıldızın merkezindeki sıcaklık, nükleer tepkimeleri başlatacak kadar yüksektir.
140. measure · fiil · B1ölçmekAstronomers measure the distance to nearby stars by observing how their position seems to shift during the year.Gökbilimciler yakındaki yıldızların uzaklığını, yıl boyunca konumlarının nasıl kaydığını gözlemleyerek ölçer.
141. magnet · isim · B1mıknatısIn the demonstration, the professor moved a magnet near a coil of wire to produce a small electric current.Gösteride profesör, küçük bir elektrik akımı üretmek için bir mıknatısı tel sarımının yakınında hareket ettirdi.
142. wave · isim · B1dalgaSound needs a medium such as air to travel, because it moves as a wave of pressure.Ses, bir basınç dalgası olarak ilerlediği için yayılmak üzere hava gibi bir ortama ihtiyaç duyar.
143. spacecraft · isim · B1uzay aracıThe unmanned spacecraft took nearly five years to reach Jupiter.Mürettebatsız uzay aracının Jüpiter'e ulaşması neredeyse beş yıl sürdü.
144. star · isim · B1yıldızThe professor explained that every star begins its life inside a cloud of gas and dust.Profesör, her yıldızın hayatına gaz ve toz bulutunun içinde başladığını açıkladı.
145. astronaut · isim · B1astronot, uzay yolcusuEach astronaut must spend months training for the effects of weightlessness before a mission.Her astronot, bir görevden önce ağırlıksızlığın etkilerine karşı aylarca eğitim almak zorundadır.
146. rocket · isim · B1roketThe first stage of the rocket separates once most of its fuel has been used.Roketin ilk kademesi, yakıtının çoğu tükendikten sonra ayrılır.
147. electricity · isim · B1elektrikIn the lab session, we studied how electricity flows through different kinds of metal wire.Laboratuvar dersinde, elektriğin farklı türdeki metal tellerden nasıl aktığını inceledik.
148. physicist · isim · B1fizikçiThe physicist gave a talk on how simple experiments can reveal the rules of the natural world.Fizikçi, basit deneylerin doğal dünyanın kurallarını nasıl ortaya çıkarabileceği üzerine bir konuşma yaptı.
149. physics · isim · B1fizik (bilimi)Most engineering students must pass an introductory physics course in their first year.Mühendislik öğrencilerinin çoğu ilk yıllarında giriş düzeyinde bir fizik dersini geçmek zorundadır.
150. experiment · isim · B1deneyThe experiment was repeated three times to make sure the results were not a coincidence.Sonuçların tesadüf olmadığından emin olmak için deney üç kez tekrarlandı.
151. battery · isim · B1pil, aküThe probe's battery is recharged by panels that collect sunlight during the long journey.Sondanın pili, uzun yolculuk boyunca güneş ışığı toplayan paneller tarafından şarj edilir.
152. space station · isim · B1uzay istasyonuResearchers on the space station study how the human body changes after months in space.Uzay istasyonundaki araştırmacılar, insan vücudunun uzayda geçen aylardan sonra nasıl değiştiğini inceliyor.
153. Milky Way · isim · B1SamanyoluOn a clear night far from city lights, the Milky Way is visible as a faint white band.Şehir ışıklarından uzak, açık bir gecede Samanyolu soluk beyaz bir şerit olarak görülür.
154. sunlight · isim · B1güneş ışığıSunlight takes about eight minutes to travel from the Sun to Earth.Güneş ışığının Güneş'ten Dünya'ya ulaşması yaklaşık sekiz dakika sürer.
155. thermometer · isim · B1termometreStudents placed a thermometer in the water and recorded the reading every minute.Öğrenciler suya bir termometre yerleştirdi ve her dakika değeri kaydetti.
156. boiling point · isim · B1kaynama noktasıAt high altitudes, the boiling point of water is lower than it is at sea level.Yüksek rakımlarda suyun kaynama noktası deniz seviyesindekinden daha düşüktür.
157. spin · fiil · B1kendi ekseni etrafında dönmek; döndürmekNeutron stars can spin hundreds of times every second, even though they are only a few kilometers wide.Nötron yıldızları yalnızca birkaç kilometre genişliğinde olmalarına rağmen saniyede yüzlerce kez dönebilir.
158. echo · isim · B1yankı; ses yansımasıThe lecturer clapped once, and the echo that returned from the far wall demonstrated how sound reflects.Öğretim görevlisi bir kez alkışladı ve uzak duvardan dönen yankı sesin nasıl yansıdığını gösterdi.
159. civilization · isim · B1medeniyet; uygarlıkThe professor compared how the earliest civilization in Mesopotamia managed water with how later societies did it.Profesör, Mezopotamya'daki en eski medeniyetin suyu nasıl yönettiğini sonraki toplumlarla karşılaştırdı.
160. ancient · sıfat · B1antik; çok eskiStudents in the lecture hall listened to a talk on ancient trade between Egypt and the Levant.Ders salonundaki öğrenciler, Mısır ile Doğu Akdeniz kıyıları arasındaki antik ticaret üzerine bir konuşmayı dinledi.
161. empire · isim · B1imparatorlukThe empire expanded quickly, but its leaders struggled to govern such distant provinces.İmparatorluk hızla genişledi, ancak yöneticileri bu kadar uzak eyaletleri yönetmekte zorlandı.
162. ruins · isim · B1kalıntılar; harabelerThousands of tourists visit the ruins each summer, so the site now has strict rules about walking on the walls.Her yaz binlerce turist kalıntıları ziyaret ediyor, bu yüzden alanda artık duvarların üzerinde yürümeye dair katı kurallar var.
163. tribe · isim · B1kabile; aşiretAccording to the reading passage, each tribe controlled a separate stretch of land along the coast.Okuma parçasına göre her kabile kıyı boyunca ayrı bir toprak şeridini kontrol ediyordu.
164. agriculture · isim · B1tarımThe development of agriculture allowed people to stay in one place and build permanent villages.Tarımın gelişmesi insanların tek bir yerde kalıp kalıcı köyler kurmasını sağladı.
165. ruler · isim · B1hükümdar; yöneticiThe ruler built roads across the kingdom so that officials and soldiers could travel quickly.Hükümdar, görevlilerin ve askerlerin hızlı seyahat edebilmesi için krallık boyunca yollar yaptırdı.
166. ceremony · isim · B1tören; ayinThe carved stones were probably used in a ceremony held at the start of each harvest.Oyma taşlar muhtemelen her hasat başında yapılan bir törende kullanılıyordu.
167. site · isim · B1alan; (arkeolojik) kazı yeriResearchers spent three summers studying the burned layer at the site to understand why the town was abandoned.Araştırmacılar kasabanın neden terk edildiğini anlamak için üç yaz boyunca alandaki yanmış tabakayı inceledi.
168. remains · isim · B1kalıntılar; geriye kalanlarThe professor explained that human remains found near the river gave scientists clues about early diet.Profesör, nehrin yakınında bulunan insan kalıntılarının bilim insanlarına ilk dönem beslenmesi hakkında ipuçları verdiğini açıkladı.
169. legend · isim · B1efsane; rivayetAccording to local legend, the king buried his treasure somewhere beneath the hill, but no one has found it.Yerel efsaneye göre kral hazinesini tepenin altına gömdü, ancak kimse onu bulamadı.
170. temple · isim · B1tapınakThe temple was built on a hill so that its roof could be seen from every farm in the valley.Tapınak, çatısı vadideki her çiftlikten görülebilsin diye bir tepenin üzerine inşa edilmişti.
171. grave · isim · B1mezarTools and jewelry placed inside the grave tell us how the community treated its dead.Mezarın içine konan aletler ve takılar, topluluğun ölülerine nasıl davrandığını bize anlatıyor.
172. merchant · isim · B1tüccarMerchants carried silk and spices across the desert, and ideas travelled with them.Tüccarlar ipek ve baharatı çölün öbür ucuna taşıdı ve fikirler de onlarla birlikte yolculuk etti.
173. historian · isim · B1tarihçiThe historian read hundreds of personal letters to understand how ordinary families lived during the war.Tarihçi, savaş sırasında sıradan ailelerin nasıl yaşadığını anlamak için yüzlerce kişisel mektup okudu.
174. kingdom · isim · B1krallıkThe small kingdom controlled the river crossing and grew wealthy by charging travelers a fee to pass.Küçük krallık nehir geçidini kontrol ediyor ve yolculardan geçiş ücreti alarak zenginleşiyordu.
175. emperor · isim · B1imparatorThe emperor ordered a network of roads to be built so his armies could move quickly across the land.İmparator, ordularının ülke genelinde hızla ilerleyebilmesi için bir yol ağı yapılmasını emretti.
176. Middle Ages · isim · B1Orta ÇağMost villagers in the Middle Ages never traveled more than a few miles from their birthplace.Orta Çağ'da çoğu köylü doğduğu yerden birkaç mil bile uzağa gitmezdi.
177. slavery · isim · B1kölelikThe professor explained how slavery shaped the wealth of several port cities.Profesör, köleliğin birkaç liman kentinin zenginliğini nasıl biçimlendirdiğini anlattı.
178. pyramid · isim · B1piramitResearchers believe thousands of workers took part in building the pyramid over twenty years.Araştırmacılar, yirmi yıl boyunca binlerce işçinin piramidin yapımında çalıştığına inanıyor.
179. mummy · isim · B1mumyaScans of the mummy showed that the child had broken a leg shortly before death.Mumyanın taramaları, çocuğun ölümünden kısa süre önce bacağını kırdığını gösterdi.
180. cemetery · isim · B1mezarlıkA cemetery found beneath the parking lot held the bones of more than two hundred people.Otoparkın altında bulunan mezarlıkta iki yüzden fazla insanın kemikleri vardı.
181. palace · isim · B1sarayThe palace contained hundreds of rooms, including a library, a chapel and a private theater.Sarayda kütüphane, şapel ve özel bir tiyatro dahil yüzlerce oda vardı.
182. castle · isim · B1kale; şatoThe castle stood on a hill, giving its defenders a clear view of approaching armies.Kale bir tepenin üzerinde duruyor ve savunmacılarına yaklaşan orduları net biçimde görme imkânı veriyordu.
183. voyage · isim · B1deniz yolculuğuThe voyage across the Atlantic took nearly two months, and many passengers fell ill.Atlantik'i geçen deniz yolculuğu neredeyse iki ay sürdü ve birçok yolcu hastalandı.
184. republic · isim · B1cumhuriyetThe Roman Republic was governed by elected officials instead of a king.Roma Cumhuriyeti, bir kral yerine seçilmiş görevliler tarafından yönetiliyordu.
185. timeline · isim · B1zaman çizelgesiStudents were asked to create a timeline of the main events leading up to the war.Öğrencilerden savaşa giden başlıca olayların bir zaman çizelgesini hazırlamaları istendi.
186. invader · isim · B1istilacı; bir ülkeye zorla giren kişi veya orduVillagers built stone walls along the coast to defend themselves against invaders arriving by sea.Köylüler, denizden gelen istilacılara karşı kendilerini savunmak için sahil boyunca taş duvarlar inşa etti.
187. settler · isim · B1yerleşimci; yeni bir bölgeye gidip orada yaşamaya başlayan kişiEarly settlers in the valley depended on the river for water, fish and fertile farmland.Vadideki ilk yerleşimciler su, balık ve verimli tarım toprağı için nehre bağımlıydı.
188. refugee · isim · B1mülteci; savaş veya zulüm yüzünden ülkesini terk eden kişiThousands of refugees crossed the mountains in winter, carrying only what they could hold in their arms.Binlerce mülteci, kollarında taşıyabildikleri şeylerle kışın dağları aştı.
189. parliament · isim · B1parlamento; yasa yapan seçilmiş meclisOver several centuries, parliament gradually took the power to raise money away from the crown.Birkaç yüzyıl boyunca parlamento, para toplama yetkisini yavaş yavaş tacın elinden aldı.
190. democracy · isim · B1demokrasi; halkın oy kullanarak yönetime katıldığı sistemHistorians still debate how much ordinary people really shaped decisions in Athenian democracy.Tarihçiler, Atina demokrasisinde sıradan insanların kararları gerçekte ne kadar şekillendirdiğini hâlâ tartışıyor.
191. explorer · isim · B1kâşif; bilinmeyen yerleri keşfeden kişiThe explorer kept a detailed journal describing the rivers, plants and peoples he met along the way.Kâşif, yol boyunca karşılaştığı nehirleri, bitkileri ve halkları anlatan ayrıntılı bir günlük tuttu.
192. knight · isim · B1şövalye; zırhlı atlı savaşçıA medieval knight often received land from a lord in exchange for military service.Ortaçağ şövalyesi, askerî hizmet karşılığında çoğu zaman bir lorddan toprak alırdı.
193. coin · isim · B1madeni paraArchaeologists dated the building by a silver coin found beneath its floor.Arkeologlar yapıyı, zemininin altında bulunan gümüş bir madeni paraya göre tarihlendirdi.
194. Stone Age · isim · B1Taş Devri; aletlerin başlıca taştan yapıldığı çok eski dönemStone Age people hunted animals and gathered plants using tools shaped from flint and bone.Taş Devri insanları, çakmaktaşı ve kemikten şekillendirilmiş aletlerle hayvan avlar, bitki toplardı.
195. Bronze Age · isim · B1Tunç Çağı; bronzun alet ve silah yapımında yaygın kullanıldığı dönemBronze Age towns grew wealthy by exchanging copper and tin across long distances.Tunç Çağı kasabaları, bakır ve kalayı uzun mesafelerde değiş tokuş ederek zenginleşti.
196. theme · isim · B1tema; ana fikirFreedom is the main theme of the novel we read in our literature seminar.Özgürlük, edebiyat seminerimizde okuduğumuz romanın ana temasıdır.
197. plot · isim · B1olay örgüsüThe plot of the novel is simple, but the characters are very complex.Romanın olay örgüsü basit, ama karakterleri çok karmaşık.
198. critic · isim · B1eleştirmenOne music critic wrote that the young pianist's performance was both bold and sensitive.Bir müzik eleştirmeni, genç piyanistin performansının hem cesur hem duyarlı olduğunu yazdı.
199. landscape · isim · B1manzara; manzara resmiThe artist is best known for his quiet landscapes of the northern coast.Sanatçı en çok kuzey kıyısını gösteren sakin manzara resimleriyle tanınır.
200. portrait · isim · B1portreThe portrait of the queen hangs at the entrance of the university's main hall.Kraliçenin portresi, üniversitenin ana salonunun girişinde asılı duruyor.
201. sculpture · isim · B1heykel; heykeltıraşlıkThe campus courtyard contains a large bronze sculpture donated by a former student.Kampüs avlusunda, eski bir öğrencinin bağışladığı büyük bir bronz heykel var.
202. gallery · isim · B1galeri; sanat galerisiOur art history class visited a gallery that specialises in modern photography.Sanat tarihi sınıfımız, modern fotoğrafçılık konusunda uzmanlaşmış bir galeriyi ziyaret etti.
203. composer · isim · B1besteciThe composer wrote his first symphony when he was only nineteen years old.Besteci ilk senfonisini henüz on dokuz yaşındayken yazdı.
204. melody · isim · B1melodi; ezgiThe simple melody of the song stays in your head long after you hear it.Şarkının basit melodisi, dinledikten çok sonra bile kafanızda kalıyor.
205. rhythm · isim · B1ritim; tempo düzeniThe poet repeats certain sounds to create a steady rhythm that sounds like footsteps.Şair, ayak sesine benzeyen düzenli bir ritim yaratmak için bazı sesleri tekrarlıyor.
206. lyrics · isim · B1şarkı sözleriThe lecturer compared the lyrics of folk songs with poems from the same period.Öğretim görevlisi halk şarkılarının sözlerini aynı dönemin şiirleriyle karşılaştırdı.
207. poetry · isim · B1şiir; şiir sanatıThe professor explained that modern poetry often breaks the traditional rules of form and punctuation.Profesör, modern şiirin geleneksel biçim ve noktalama kurallarını sıklıkla bozduğunu açıkladı.
208. fiction · isim · B1kurmaca; roman ve hikâye türü yazınMany students in the seminar prefer reading historical fiction because it makes the past feel more vivid.Seminerdeki birçok öğrenci tarihî kurmaca okumayı tercih ediyor, çünkü geçmişi daha canlı hissettiriyor.
209. novelist · isim · B1romancı, roman yazarıThe novelist visited our campus to talk about how she develops characters over several hundred pages.Romancı, karakterleri yüzlerce sayfa boyunca nasıl geliştirdiğini anlatmak için kampüsümüzü ziyaret etti.
210. sketch · isim · B1taslak çizim, eskizThe artist made a pencil sketch of the courtyard before starting the full painting.Sanatçı, tam resme başlamadan önce avlunun kurşun kalemle bir eskizini yaptı.
211. rhyme · isim · B1kafiye, uyakChildren's songs often use simple rhyme to help young listeners remember the words.Çocuk şarkıları, küçük dinleyicilerin sözleri hatırlamasına yardımcı olmak için sıklıkla basit kafiye kullanır.
212. sequel · isim · B1devam filmi/kitabıThe author published a sequel ten years after the first novel became a bestseller.Yazar, ilk roman çok satanlar arasına girdikten on yıl sonra bir devam kitabı yayımladı.
213. orchestra · isim · B1orkestraThe university orchestra performs a free concert every spring in the main auditorium.Üniversite orkestrası her bahar ana konferans salonunda ücretsiz bir konser veriyor.
214. author · isim · B1yazar; bir kitabı ya da makaleyi kaleme alan kişiThe author of the textbook explained how her childhood in a small village shaped her view of storytelling.Ders kitabının yazarı, küçük bir köyde geçen çocukluğunun hikâye anlatımına bakışını nasıl şekillendirdiğini anlattı.
215. novel · isim · B1romanOur professor asked us to read a nineteenth-century novel and discuss its social background in class.Profesörümüz bizden on dokuzuncu yüzyıldan bir roman okumamızı ve toplumsal arka planını derste tartışmamızı istedi.
216. poem · isim · B1şiirThe poem describes the silence of a city street just before dawn.Şiir, şafaktan hemen önce bir şehir sokağının sessizliğini anlatıyor.
217. audience · isim · B1izleyici; dinleyici kitlesiThe audience stood and applauded for several minutes after the final piece of the evening.İzleyiciler, akşamın son eserinin ardından ayağa kalkıp birkaç dakika alkışladı.
218. performance · isim · B1gösteri; icra, sahnelemeHer performance of the violin concerto was the highlight of the university's spring festival.Onun keman konçertosunu icrası, üniversitenin bahar şenliğinin en çarpıcı anıydı.
219. instrument · isim · B1çalgı, müzik aletiStudents in the music program must learn to play at least one instrument well.Müzik programındaki öğrencilerin en az bir çalgıyı iyi çalmayı öğrenmesi gerekir.
220. artwork · isim · B1sanat eseriEach artwork in the exhibition was accompanied by a short note from the artist.Sergideki her sanat eserine sanatçının kısa bir notu eşlik ediyordu.
221. inspiration · isim · B1ilhamThe poet said that walks along the river were her main source of inspiration.Şair, nehir kenarındaki yürüyüşlerinin başlıca ilham kaynağı olduğunu söyledi.
222. imagination · isim · B1hayal gücüChildren's books often succeed because they stimulate the reader's imagination rather than explaining everything.Çocuk kitapları, her şeyi açıklamak yerine okurun hayal gücünü harekete geçirdiği için sıklıkla başarılı olur.
223. creativity · isim · B1yaratıcılıkThe lecturer argued that strict rules do not necessarily limit creativity in the arts.Öğretim görevlisi, katı kuralların sanatta yaratıcılığı mutlaka sınırlamadığını savundu.
224. artistic · sıfat · B1sanatsal; sanattan anlayanAlthough he had no formal training, he showed remarkable artistic talent from a young age.Resmî bir eğitimi olmamasına rağmen küçük yaşlardan itibaren dikkat çekici bir sanatsal yetenek gösterdi.
225. style · isim · B1üslup, tarzCritics praised the young writer for her clear and direct style, which made difficult ideas easy to follow.Eleştirmenler genç yazarı, zor fikirleri anlaşılır kılan açık ve doğrudan üslubu için övdü.
226. chapter · isim · B1bölüm (kitap)The final chapter of the novel reveals why the main character left her hometown.Romanın son bölümü, ana karakterin memleketinden neden ayrıldığını açığa çıkarıyor.
227. character · isim · B1karakter, kurgu kişisiThe most interesting character in the play is a servant who understands more than his masters do.Oyundaki en ilginç karakter, efendilerinden daha çok şey anlayan bir hizmetkâr.
228. publish · fiil · B1yayımlamak; basmakThe university press decided to publish her collection of essays on modern theater.Üniversite yayınevi, onun modern tiyatro üzerine deneme derlemesini yayımlamaya karar verdi.
229. stage · isim · B1sahneThe set designer filled the stage with simple wooden boxes that the actors moved during the show.Dekor tasarımcısı sahneyi, oyuncuların gösteri sırasında yerini değiştirdiği basit tahta kutularla doldurdu.
230. symbol · isim · B1sembol, simgeIn the story, the broken clock is a symbol of the family's inability to move on.Hikâyede kırık saat, ailenin geçmişten kurtulamamasının bir simgesidir.
231. literature · isim · B1edebiyat; yazılı eserlerin bütünüThe seminar covers nineteenth-century Russian literature and its influence on later European writers.Seminer, on dokuzuncu yüzyıl Rus edebiyatını ve bunun sonraki Avrupalı yazarlar üzerindeki etkisini ele alıyor.
232. exhibition · isim · B1sergiThe university museum's new exhibition traces how printmaking changed over four centuries.Üniversite müzesinin yeni sergisi, baskı sanatının dört yüzyıl boyunca nasıl değiştiğini izliyor.
233. architecture · isim · B1mimari; mimarlıkStudents in the art history course study how Gothic architecture solved the problem of holding up tall stone walls.Sanat tarihi dersindeki öğrenciler, Gotik mimarinin yüksek taş duvarları ayakta tutma sorununu nasıl çözdüğünü inceliyor.
234. essay · isim · B1deneme; kompozisyonEach student must write a short essay on how the painter used color to express feelings.Her öğrenci, ressamın duyguları ifade etmek için rengi nasıl kullandığı hakkında kısa bir deneme yazmak zorunda.
235. poet · isim · B1şairThe poet wrote most of her best-known work while living in a small coastal village.Şair, en bilinen eserlerinin çoğunu küçük bir kıyı köyünde yaşarken yazdı.
236. compose · fiil · B1(müzik) bestelemek; oluşturmakBeethoven continued to compose music even after he had lost most of his hearing.Beethoven, işitme yetisinin büyük bölümünü kaybettikten sonra bile müzik bestelemeyi sürdürdü.
237. translation · isim · B1çeviriA good translation keeps the meaning of the original text, not just its individual words.İyi bir çeviri yalnızca tek tek sözcükleri değil, özgün metnin anlamını korur.
238. publisher · isim · B1yayıncı; yayıneviThe publisher decided to print five thousand copies of the collection before the book fair.Yayınevi, kitap fuarından önce koleksiyonun beş bin kopyasını basmaya karar verdi.
239. editor · isim · B1editör; yayın yönetmeniAn editor often suggests major cuts before a writer's work is ready to be printed.Bir editör, yazarın eseri basıma hazır olmadan önce sık sık büyük çıkarmalar önerir.
240. short story · isim · B1kısa hikâye; öyküThe short story builds tension in only a few pages and ends with a surprising twist.Öykü, yalnızca birkaç sayfada gerilim yaratır ve şaşırtıcı bir dönüşle biter.
241. fairy tale · isim · B1peri masalı; masalMany fairy tales were told aloud to children for generations before anyone wrote them down.Birçok peri masalı, kimse yazıya geçirmeden önce kuşaklar boyunca çocuklara sözlü olarak anlatıldı.
242. graffiti · isim · B1duvar yazısı; grafitiSome city councils treat graffiti as vandalism, while others welcome it as public art.Bazı belediyeler grafitiyi vandalizm sayarken bazıları onu kamusal sanat olarak karşılıyor.
243. motivation · isim · B1motivasyon; bir şeyi yapma isteği ve nedeniThe study found that students with strong motivation spent more time on difficult assignments than their classmates.Araştırma, güçlü motivasyona sahip öğrencilerin zor ödevlere sınıf arkadaşlarından daha fazla zaman ayırdığını ortaya koydu.
244. behavior · isim · B1davranışThe professor explained how a child's behavior can change when other people are watching.Profesör, başkaları izlerken bir çocuğun davranışının nasıl değişebileceğini açıkladı.
245. response · isim · B1tepki; yanıtThe patient's response to the new treatment was faster than the doctors had expected.Hastanın yeni tedaviye verdiği tepki, doktorların beklediğinden daha hızlı oldu.
246. attitude · isim · B1tutum; bakış açısıA positive attitude toward mistakes helps learners try new strategies without fear.Hatalara karşı olumlu bir tutum, öğrenenlerin korkmadan yeni stratejiler denemesine yardımcı olur.
247. emotion · isim · B1duyguPsychologists believe that facial expressions reveal emotion even when people try to hide it.Psikologlar, insanlar saklamaya çalışsa bile yüz ifadelerinin duyguyu ele verdiğine inanır.
248. habit · isim · B1alışkanlıkStudies suggest that it takes weeks of repetition to turn a new action into a habit.Araştırmalar, yeni bir eylemin alışkanlığa dönüşmesi için haftalarca tekrar gerektiğini gösteriyor.
249. cooperate · fiil · B1işbirliği yapmakGroups perform better when members cooperate instead of competing for individual credit.Grup üyeleri bireysel övgü için yarışmak yerine işbirliği yaptığında gruplar daha iyi performans gösterir.
250. persuade · fiil · B1ikna etmekAdvertisers use emotional stories to persuade consumers to buy products they do not need.Reklamcılar, tüketicileri ihtiyaç duymadıkları ürünleri satın almaya ikna etmek için duygusal hikâyeler kullanır.