A2 İngilizce Kelime Listesi

A2 İngilizce Kelime Listesi: 754 kelime, temel seviyeyi pekiştirenler için gündelik konuların kelimeleri. Her kelimenin Türkçe anlamı ve bir örnek cümlesi var; liste kolaydan zora sıralı.

1–250. kelimeler · Sayfa 1/4 · Güncelleme:

Kelimeler 1–250

KelimeAnlamıÖrnek cümle
1. colleague · isimiş arkadaşı; meslektaşOne of my colleagues speaks three languages very well.İş arkadaşlarımdan biri üç dili çok iyi konuşuyor.
2. proud · sıfatgururlu; iftihar edenMy parents are proud of me because I finished university.Annem ve babam benimle gurur duyuyor çünkü üniversiteyi bitirdim.
3. lonely · sıfatyalnız; kendini yalnız hissedenHe felt lonely in the new city because he knew nobody there.Yeni şehirde kendini yalnız hissetti çünkü orada kimseyi tanımıyordu.
4. polite · sıfatkibar; saygılıIt is polite to say thank you when someone helps you.Biri sana yardım ettiğinde teşekkür etmek kibarlıktır.
5. nephew · isimerkek yeğenMy nephew is four years old and he loves trains.Erkek yeğenim dört yaşında ve trenleri çok seviyor.
6. niece · isimkız yeğenMy niece draws a picture for me every time she comes to our house.Kız yeğenim bize her geldiğinde benim için bir resim çizer.
7. offer · isimkampanya; özel teklifThere is a special offer on coffee this week.Bu hafta kahvede özel bir kampanya var.
8. brand · isimmarkaThis brand makes good shoes, but they cost a lot.Bu marka iyi ayakkabılar yapıyor ama çok pahalılar.
9. personality · isimkişilik; karakterShe has a warm personality, and everyone talks to her.Sıcak bir kişiliği var ve herkes onunla konuşuyor.
10. wonderful · sıfatharika; muhteşemWe had a wonderful day at the sea with our cousins.Kuzenlerimizle denizde harika bir gün geçirdik.
11. terrible · sıfatberbat; korkunçI have a terrible headache and I can't think.Berbat bir baş ağrım var ve düşünemiyorum.
12. secretary · isimsekreterThe secretary writes emails and takes phone calls for the director.Sekreter müdür için e-postalar yazar ve telefonlara bakar.
13. accountant · isimmuhasebeciOur accountant checks all the numbers at the end of each month.Muhasebecimiz her ayın sonunda bütün rakamları kontrol eder.
14. builder · isiminşaat ustası; müteahhitThe builders are putting up a tall building next to the river.İnşaatçılar nehrin yanında yüksek bir bina dikiyor.
15. mechanic · isimtamirci; makine ustasıThe mechanic looked under the engine and found a broken part.Tamirci motorun altına baktı ve kırık bir parça buldu.
16. electrician · isimelektrikçiWe called an electrician because the power went out in the evening.Akşam elektrikler kesildiği için bir elektrikçi çağırdık.
17. programmer · isimprogramcı; yazılımcıThe programmer writes code for a mobile app all day.Programcı bütün gün bir mobil uygulama için kod yazıyor.
18. receptionist · isimresepsiyon görevlisiThe receptionist greeted the visitors and told them to wait.Resepsiyon görevlisi ziyaretçileri karşıladı ve beklemelerini söyledi.
19. firefighter · isimitfaiyeciThe firefighters arrived in five minutes and put out the fire.İtfaiyeciler beş dakikada geldi ve yangını söndürdü.
20. journalist · isimgazeteciThe journalist wrote an article about the summer festival.Gazeteci yaz festivali hakkında bir makale yazdı.
21. scientist · isimbilim insanıThe scientist does experiments in a laboratory every day.Bilim insanı her gün laboratuvarda deney yapar.
22. business · isimiş; ticaret; işletmeHe started a business selling phone cases online.İnternetten telefon kılıfı satan bir iş kurdu.
23. project · isimprojeWe are finishing an important project this week.Bu hafta önemli bir projeyi bitiriyoruz.
24. report · isimraporI must write a report about last month's results.Geçen ayın sonuçları hakkında bir rapor yazmalıyım.
25. task · isimgörev; işSending the letters is my first task every morning.Mektupları göndermek her sabahki ilk görevim.
26. shift · isimvardiyaShe has the morning shift, so she starts at six.Sabah vardiyasında olduğu için altıda başlıyor.
27. uniform · isimüniforma; iş kıyafetiAll the staff wear a green uniform.Bütün personel yeşil bir üniforma giyiyor.
28. staff · isimpersonel; çalışanlarThe staff at the hotel speak three languages.Otelin personeli üç dil konuşuyor.
29. client · isimmüşteri; müvekkilThe lawyer is talking to a client on the phone.Avukat telefonda bir müvekkille konuşuyor.
30. part-time · sıfatyarı zamanlıMy cousin has a part-time job at a café, only three days a week.Kuzenimin bir kafede yarı zamanlı bir işi var, haftada sadece üç gün.
31. full-time · sıfattam zamanlıHe has a full-time job at a hotel, from nine to five.Bir otelde dokuzdan beşe kadar tam zamanlı bir işi var.
32. unemployed · sıfatişsizMy uncle has been unemployed for three months and is looking for a position.Amcam üç aydır işsiz ve bir iş arıyor.
33. retired · sıfatemekliMy grandfather is retired, so he reads and goes fishing every day.Dedem emekli, bu yüzden her gün kitap okuyor ve balığa gidiyor.
34. assistant · isimasistan; yardımcıThe assistant printed the documents for the director.Asistan müdür için belgeleri yazdırdı.
35. director · isimmüdür; yönetmenThe director is talking to the staff in the hall.Müdür salonda personelle konuşuyor.
36. owner · isimsahipThe owner of the café knows all the regulars by name.Kafenin sahibi müdavimlerin hepsini isimleriyle tanıyor.
37. profession · isimmeslekMedicine is a respected profession in many places.Tıp birçok yerde saygın bir meslektir.
38. printer · isimyazıcıThe printer is out of paper, so please add some.Yazıcının kâğıdı bitti, lütfen biraz koyun.
39. document · isimbelge; dokümanPlease sign this document and give it to the secretary.Lütfen bu belgeyi imzalayıp sekretere verin.
40. plumber · isimtesisatçıThe plumber fixed the pipe in under an hour.Tesisatçı boruyu bir saatten kısa sürede tamir etti.
41. architect · isimmimarThe architect showed us the plans for the building.Mimar bize binanın planlarını gösterdi.
42. neighbourhood · isimmahalle; semtIt is a safe neighbourhood, and there is a small park near every apartment block.Burası güvenli bir mahalle ve her apartmanın yakınında küçük bir park var.
43. crowded · sıfatkalabalıkThe market gets very crowded on Saturday mornings, so I go early.Pazar cumartesi sabahları çok kalabalık oluyor, bu yüzden erken gidiyorum.
44. quiet · sıfatsessiz; sakinI want to live in a quiet street where I can sleep well.İyi uyuyabileceğim sakin bir sokakta yaşamak istiyorum.
45. friendly · sıfatcana yakın; arkadaş canlısıThe people in this town are very friendly, even to visitors.Bu kasabadaki insanlar ziyaretçilere bile çok cana yakın davranıyor.
46. relative · isimakrabaMost of my relatives come to our house during the holiday.Akrabalarımın çoğu bayramda bize gelir.
47. daily · sıfatgünlükA short walk is part of my daily life, even when it rains.Kısa bir yürüyüş, yağmur yağsa bile günlük hayatımın bir parçası.
48. pharmacy · isimeczaneCould you stop at the pharmacy and get some medicine for my cough?Eczaneye uğrayıp öksürüğüm için biraz ilaç alabilir misin?
49. bakery · isimfırın; ekmek ve pasta satılan yerThe bakery near my office opens at six and the bread is always warm.Ofisimin yakınındaki fırın altıda açılıyor ve ekmek hep sıcak oluyor.
50. library · isimkütüphaneI study at the library on weekends because it is calm and free.Hafta sonları kütüphanede ders çalışıyorum çünkü sakin ve ücretsiz.
51. museum · isimmüzeWe took the children to the science museum, and they loved it.Çocukları bilim müzesine götürdük ve çok sevdiler.
52. flat · isimdaire; apartman dairesiThey share a small flat on the third floor, close to the metro.Metroya yakın, üçüncü kattaki küçük bir daireyi paylaşıyorlar.
53. landlord · isimev sahibiOur landlord is going to repair the heating before winter starts.Ev sahibimiz kış başlamadan önce kaloriferi tamir ettirecek.
54. rent · isimkiraThe rent goes up every year, so we are looking for a cheaper place.Kira her yıl artıyor, bu yüzden daha ucuz bir yer arıyoruz.
55. move in · öbek fiil(yeni eve) taşınmakWe move in next Monday, so this weekend we are packing all our boxes.Önümüzdeki pazartesi taşınıyoruz, bu yüzden bu hafta sonu bütün kolilerimizi hazırlıyoruz.
56. move out · öbek fiilevden taşınmak; evi boşaltmakMy brother wants to move out and live closer to his new job.Kardeşim evden ayrılıp yeni işine daha yakın bir yerde yaşamak istiyor.
57. meet up · öbek fiilbuluşmak; bir araya gelmekLet's meet up after work and have a coffee near the station.İş çıkışı buluşup istasyonun yakınında bir kahve içelim.
58. hang out · öbek fiiltakılmak; vakit geçirmekOn Fridays my friends and I usually hang out at the shopping centre.Cuma günleri arkadaşlarımla genellikle alışveriş merkezinde takılırız.
59. invite · fiildavet etmekShe invited all her neighbours to the party for her daughter's birthday.Kızının doğum günü partisine bütün komşularını davet etti.
60. guest · isimmisafir; konukWe have guests tonight, so I need to clean the living room.Bu akşam misafirlerimiz var, bu yüzden oturma odasını temizlemem gerekiyor.
61. stranger · isimyabancı; tanımadık kişiA stranger stopped me in the street and asked for directions to the bank.Tanımadığım biri sokakta beni durdurdu ve bankanın yolunu sordu.
62. customer · isimmüşteriThe shop assistant was polite to every customer, even when the shop was busy.Tezgâhtar dükkân yoğun olsa bile her müşteriye kibar davrandı.
63. member · isimüyeI became a member of the sports club and now I swim twice a week.Spor kulübüne üye oldum ve şimdi haftada iki kez yüzüyorum.
64. traffic · isimtrafikThe traffic was terrible this morning, so I arrived at work forty minutes late.Bu sabah trafik berbattı, bu yüzden işe kırk dakika geç vardım.
65. public transport · isimtoplu taşımaI use public transport every day because parking in the centre is expensive.Merkezde park etmek pahalı olduğu için her gün toplu taşıma kullanıyorum.
66. nearby · sıfatyakındaki; yakınWe had lunch at a nearby restaurant and then walked back to the office.Yakındaki bir restoranda öğle yemeği yedik, sonra ofise yürüyerek döndük.
67. opposite · edatkarşısında; karşıdaThe post office is opposite the bank, next to the bus stop.Postane bankanın karşısında, otobüs durağının yanında.
68. crossroads · isimkavşak; dörtyolTurn right at the crossroads and you will see the station.Kavşaktan sağa dönün, istasyonu göreceksiniz.
69. bridge · isimköprüMany people cross the old bridge on foot to get to the market.Pek çok kişi pazara gitmek için eski köprüyü yürüyerek geçiyor.
70. village · isimköyMy grandparents live in a small village with only one shop.Büyükanne ve büyükbabam sadece bir dükkânı olan küçük bir köyde yaşıyor.
71. countryside · isimkırsal alan; kırWe often drive to the countryside on Sundays to get away from the city noise.Şehrin gürültüsünden uzaklaşmak için pazar günleri sık sık kıra gidiyoruz.
72. coast · isimkıyı; sahilThey bought a small house on the coast and spend every summer there.Sahilde küçük bir ev aldılar ve her yazı orada geçiriyorlar.
73. local · sıfatyerel; bölgeselI like buying fruit from local farmers because it is fresher and cheaper.Meyveyi yerel üreticilerden almayı seviyorum çünkü daha taze ve daha ucuz.
74. popular · sıfatpopüler; çok sevilenThis beach is very popular with families, so it is full in August.Bu plaj ailelerin çok tercih ettiği bir yer, bu yüzden ağustosta dolup taşıyor.
75. tourist · isimturistA group of tourists was taking photos in front of the old mosque.Bir grup turist eski caminin önünde fotoğraf çekiyordu.
76. resident · isimsakin; bir yerde oturan kişiResidents of the building meet once a month to talk about problems.Binanın sakinleri sorunları konuşmak için ayda bir toplanıyor.
77. address · isimadresPlease write your name and address at the top of the form.Lütfen adınızı ve adresinizi formun en üstüne yazın.
78. childhood · isimçocuklukI spent my childhood in a small town near the sea.Çocukluğumu denize yakın küçük bir kasabada geçirdim.
79. get along · öbek fiiliyi anlaşmak; geçinmekI get along well with my flatmates, so living together is easy.Ev arkadaşlarımla iyi anlaşıyorum, bu yüzden birlikte yaşamak kolay.
80. look after · öbek fiilbakmak; ilgilenmekOn Saturdays I look after my sister's two children while she works.Cumartesi günleri ablam çalışırken onun iki çocuğuna ben bakıyorum.
81. housework · isimev işiWe share the housework, so I cook and my husband cleans.Ev işlerini paylaşıyoruz; ben yemek yapıyorum, eşim temizlik yapıyor.
82. routine · isimrutin; günlük düzenMy morning routine is simple: a shower, breakfast and a quick walk to work.Sabah rutinim basit: duş, kahvaltı ve işe kısa bir yürüyüş.
83. queue · isimkuyruk; sıraThere was a long queue outside the bank, so I came back later.Bankanın önünde uzun bir kuyruk vardı, bu yüzden daha sonra geri geldim.
84. shy · sıfatutangaç; çekingenHe is shy at first, but he talks a lot when he knows you.Başta utangaç ama sizi tanıyınca çok konuşuyor.
85. generous · sıfatcömertMy uncle is very generous and always pays for everyone's dinner.Amcam çok cömerttir ve herkesin akşam yemeğini hep o öder.
86. manager · isimmüdür; yöneticiThe manager asked everyone to arrive at the office before nine o'clock.Müdür herkesten ofise dokuzdan önce gelmesini istedi.
87. salary · isimmaaşHis salary is not very high, but he really likes his job.Maaşı çok yüksek değil ama işini gerçekten seviyor.
88. experience · isimdeneyim; tecrübeDo you have any experience of working with children?Çocuklarla çalışma konusunda herhangi bir deneyimin var mı?
89. deadline · isimson teslim tarihi; bitiş süresiThe deadline for the report is Friday, so I must work fast.Raporun son teslim tarihi cuma, bu yüzden hızlı çalışmalıyım.
90. interview · isimmülakat; görüşmeI was very nervous before my interview, but it went well.Mülakatımdan önce çok gergindim ama iyi geçti.
91. apply · fiilbaşvurmakShe decided to apply for a job at the new hospital.Yeni hastanede bir iş için başvurmaya karar verdi.
92. employee · isimçalışan; işçiThe company has about two hundred employees in this city.Şirketin bu şehirde yaklaşık iki yüz çalışanı var.
93. team · isimtakım; ekipOur team finished the project two days before the deadline.Ekibimiz projeyi son teslim tarihinden iki gün önce bitirdi.
94. schedule · isimprogram; zaman çizelgesiI have a very busy schedule this week, so I can't meet you.Bu hafta programım çok yoğun, bu yüzden seninle buluşamam.
95. exam · isimsınavI have an English exam tomorrow, so I am studying tonight.Yarın İngilizce sınavım var, bu yüzden bu akşam ders çalışıyorum.
96. subject · isimders; konuGeography was my favourite subject when I was in high school.Lisedeyken en sevdiğim ders coğrafyaydı.
97. degree · isimüniversite diploması; lisans derecesiShe has a degree in business and now works in marketing.İşletme diploması var ve şimdi pazarlama alanında çalışıyor.
98. course · isimkurs; eğitim programıI am taking an evening course to learn how to use computers.Bilgisayar kullanmayı öğrenmek için akşam kursuna gidiyorum.
99. improve · fiilgeliştirmek; gelişmek; iyileşmekWatching films in English can help you improve your listening.İngilizce film izlemek dinleme becerini geliştirmene yardımcı olabilir.
100. mistake · isimhata; yanlışDon't worry about making mistakes; you learn a lot from them.Hata yapmaktan endişelenme; onlardan çok şey öğrenirsin.
101. revise · fiil(sınav için) tekrar etmek; gözden geçirmekWe need to revise all the units before the final exam.Final sınavından önce bütün üniteleri tekrar etmemiz gerekiyor.
102. pass · fiil(sınavı) geçmek; başarmakHe studied hard and passed his driving test on the first try.Çok çalıştı ve direksiyon sınavını ilk denemede geçti.
103. fail · fiil(sınavdan) kalmak; başaramamakMany students fail the exam because they do not read the questions carefully.Birçok öğrenci soruları dikkatli okumadığı için sınavdan kalıyor.
104. nervous · sıfatgergin; tedirginI always feel nervous when I have to speak in front of people.İnsanların önünde konuşmam gerektiğinde kendimi hep gergin hissederim.
105. embarrassed · sıfatutanmış; mahcupI felt embarrassed when I forgot my teacher's name in class.Sınıfta öğretmenimin adını unuttuğumda mahcup oldum.
106. disappointed · sıfathayal kırıklığına uğramışWe were disappointed when the concert was cancelled at the last minute.Konser son dakikada iptal edilince hayal kırıklığına uğradık.
107. relaxed · sıfatrahat; dinlenmiş; stressizAfter a week at the beach, I felt completely relaxed.Plajda bir hafta geçirdikten sonra kendimi tamamen rahat hissettim.
108. jealous · sıfatkıskançShe was jealous of her friend's new car and big house.Arkadaşının yeni arabasını ve büyük evini kıskandı.
109. upset · sıfatüzgün; canı sıkkınAli was upset because his friends forgot his birthday.Ali'nin canı sıkkındı çünkü arkadaşları doğum gününü unutmuştu.
110. confident · sıfatkendinden emin; özgüvenliAfter many lessons, I feel more confident when I speak English.Birçok dersten sonra İngilizce konuşurken kendimi daha özgüvenli hissediyorum.
111. community · isimtopluluk; mahalle halkı; toplumThe local community is building a new park for the children.Yerel topluluk çocuklar için yeni bir park yapıyor.
112. government · isimhükümetThe government wants to build more schools in small towns.Hükümet küçük kasabalarda daha fazla okul yapmak istiyor.
113. law · isimyasa; kanunIt is against the law to drive without a seat belt.Emniyet kemeri takmadan araba kullanmak yasalara aykırıdır.
114. rule · isimkuralThe first rule in our office is to keep the kitchen clean.Ofisimizdeki ilk kural mutfağı temiz tutmaktır.
115. citizen · isimvatandaşEvery citizen over eighteen has the right to vote in elections.On sekiz yaşını geçen her vatandaşın seçimlerde oy kullanma hakkı vardır.
116. volunteer · isimgönüllüMany volunteers helped to clean the beach after the storm.Fırtınadan sonra birçok gönüllü plajın temizlenmesine yardım etti.
117. culture · isimkültürI like travelling because I can learn about different cultures.Seyahat etmeyi seviyorum çünkü farklı kültürler hakkında bilgi edinebiliyorum.
118. tradition · isimgelenek; âdetIn our family, it is a tradition to eat breakfast together on Sundays.Ailemizde pazar günleri birlikte kahvaltı yapmak bir gelenektir.
119. population · isimnüfusThe population of this town has grown quickly in the last ten years.Bu kasabanın nüfusu son on yılda hızla arttı.
120. crime · isimsuçThere is very little crime in our quiet neighbourhood.Sakin mahallemizde çok az suç işleniyor.
121. environment · isimçevre; doğal çevreUsing public transport is a simple way to help the environment.Toplu taşıma kullanmak çevreye yardım etmenin basit bir yoludur.
122. relationship · isimilişki; iki kişi arasındaki bağShe has a very good relationship with her older cousin, and they speak on the phone every week.Büyük kuzeniyle çok iyi bir ilişkisi var ve her hafta telefonda konuşuyorlar.
123. argue · fiiltartışmak; kavga etmekMy brother and I never argue about money, but we often argue about football.Kardeşimle asla para konusunda tartışmayız ama sık sık futbol hakkında tartışırız.
124. argument · isimtartışma; münakaşaThey had a loud argument last night, but this morning they were friends again.Dün gece yüksek sesle tartıştılar ama bu sabah yine barışmışlardı.
125. engaged · sıfatnişanlıA colleague of mine got engaged last month, and the wedding is planned for next summer.İş arkadaşlarımdan biri geçen ay nişanlandı ve düğün gelecek yaz için planlandı.
126. divorced · sıfatboşanmışMy aunt is divorced now, and she lives alone with her two cats.Teyzem artık boşanmış durumda ve iki kedisiyle yalnız yaşıyor.
127. get to know · kalıptanımak; tanışıp yakından öğrenmekIt takes time to get to know new people, especially in a foreign language.Özellikle yabancı dilde yeni insanları tanımak zaman alır.
128. date · isimrandevu; flört buluşmasıHe took her to a small Italian place for their first date.İlk buluşmaları için onu küçük bir İtalyan mekânına götürdü.
129. grandson · isimerkek torunMy grandmother's favourite person is her grandson, who visits her every Sunday.Büyükannemin en sevdiği kişi, her pazar onu ziyaret eden erkek torunu.
130. granddaughter · isimkız torunTheir granddaughter is only four, but she can already count to a hundred.Kız torunları daha dört yaşında ama şimdiden yüze kadar sayabiliyor.
131. stepmother · isimüvey anneHis stepmother is very friendly, and she often makes his favourite dessert.Üvey annesi çok cana yakın ve sık sık onun en sevdiği tatlıyı yapıyor.
132. pregnant · sıfathamileMy cousin is pregnant, and the whole family is waiting for the news.Kuzenim hamile ve bütün aile haberi bekliyor.
133. behave · fiildavranmak; uslu durmakThe children behaved well at the party, and everyone said thank you.Çocuklar partide iyi davrandı ve herkes teşekkür etti.
134. selfish · sıfatbencilDon't be selfish, give your little brother a piece of the chocolate.Bencil olma, küçük kardeşine çikolatadan bir parça ver.
135. strict · sıfatkatı; disiplinliMy father was strict, so we always had to be home before nine o'clock.Babam katıydı, bu yüzden her zaman saat dokuzdan önce evde olmamız gerekirdi.
136. caring · sıfatşefkatli; ilgiliShe is a caring daughter and calls her grandfather every evening.O şefkatli bir kız evlat ve her akşam dedesini arıyor.
137. hard-working · sıfatçalışkanOur new neighbour is hard-working and leaves the house at six every morning.Yeni komşumuz çalışkan biri ve her sabah altıda evden çıkıyor.
138. attractive · sıfatçekiciMany people find him attractive because of his green eyes and warm voice.Birçok kişi yeşil gözleri ve sıcak sesi yüzünden onu çekici buluyor.
139. handsome · sıfatyakışıklıMy grandfather was a very handsome man when he was young, as old photos show.Eski fotoğrafların gösterdiği gibi, dedem gençken çok yakışıklı bir adammış.
140. friendship · isimarkadaşlık; dostlukTheir friendship started in primary school and is still strong after thirty years.Arkadaşlıkları ilkokulda başladı ve otuz yıl sonra hâlâ güçlü.
141. respect · fiilsaygı duymakI respect my teachers because they always listen to our ideas.Öğretmenlerime saygı duyuyorum çünkü fikirlerimizi her zaman dinliyorlar.
142. apologise · fiilözür dilemekHe apologised to his mother for coming home so late without a message.Mesaj atmadan eve çok geç geldiği için annesinden özür diledi.
143. promise · fiilsöz vermekI promise I will visit you every month, even when I am very busy.Çok yoğun olsam bile seni her ay ziyaret edeceğime söz veriyorum.
144. secret · isimsırCan you keep a secret? We are planning a surprise party for Dad.Sır tutabilir misin? Babam için sürpriz bir parti planlıyoruz.
145. advice · isimtavsiye; öğütMy grandmother gave me some good advice about how to deal with difficult people.Büyükannem bana zor insanlarla nasıl başa çıkacağım konusunda iyi bir tavsiye verdi.
146. support · fiildesteklemek; destek olmakMy parents supported me when I moved to another city to study.Okumak için başka bir şehre taşındığımda ailem bana destek oldu.
147. care about · öbek fiilönemsemek; değer vermekI really care about my friends, so I listen when they have a problem.Arkadaşlarımı gerçekten önemsiyorum, bu yüzden bir sorunları olduğunda dinlerim.
148. greet · fiilselamlamak; karşılamakMy grandmother always greets every visitor with a warm smile and a cup of tea.Büyükannem her misafiri sıcak bir gülümseme ve bir bardak çayla karşılar.
149. complain · fiilşikâyet etmek; yakınmakHe always complains about his brother's loud music, but he never says it to him.Sürekli kardeşinin yüksek sesli müziğinden şikâyet ediyor ama ona asla söylemiyor.
150. surname · isimsoyadıPlease write your first name and your surname at the top of the form.Lütfen formun üstüne adınızı ve soyadınızı yazın.
151. nickname · isimtakma ad; lakapHis nickname is Tiny, even though he is the biggest person in our group.Grubumuzdaki en iri kişi olmasına rağmen takma adı Minik.
152. babysit · fiilçocuğa bakmak (ebeveyn yokken)I sometimes babysit for my neighbours on Saturday evenings and earn a little extra.Bazen cumartesi akşamları komşularımın çocuğuna bakıp biraz ekstra kazanıyorum.
153. fond of · kalıpdüşkün olmak; sevgi beslemekShe is very fond of her little nephew and buys him a book every month.Küçük yeğenine çok düşkün ve ona her ay bir kitap alıyor.
154. famous · sıfatünlü; meşhurMy cousin became famous after she sang on a TV show last year.Kuzenim geçen yıl bir televizyon programında şarkı söyledikten sonra ünlü oldu.
155. mate · isimarkadaş; dost (günlük dil)I'm going to the cinema with a mate from work tonight.Bu akşam işten bir arkadaşımla sinemaya gidiyorum.
156. teammate · isimtakım arkadaşıAfter the match, my teammates and I went to a café to celebrate.Maçtan sonra takım arkadaşlarımla kutlamak için bir kafeye gittik.
157. cooker · isimocak; fırınlı ocakPlease turn off the cooker before you leave, or the pasta will burn.Lütfen çıkmadan önce ocağı kapat, yoksa makarna yanar.
158. microwave · isimmikrodalga fırınAli heated his pizza in the microwave for two minutes because he was in a hurry.Ali acelesi olduğu için pizzasını mikrodalgada iki dakika ısıttı.
159. freezer · isimdondurucu; derin dondurucuWe keep ice cream and frozen peas in the freezer.Dondurmayı ve dondurulmuş bezelyeyi dondurucuda saklıyoruz.
160. kettle · isimsu ısıtıcısı; çaydanlıkFill the kettle and press the button; it only takes a minute.Su ısıtıcısını doldur ve düğmeye bas; sadece bir dakika sürer.
161. soap · isimsabunThere is no soap by the basin, so I brought a new bar.Lavabonun yanında sabun yok, bu yüzden yeni bir kalıp getirdim.
162. shampoo · isimşampuanI ran out of shampoo this morning, so I need to get some today.Bu sabah şampuanım bitti, bu yüzden bugün biraz almam gerekiyor.
163. toothbrush · isimdiş fırçasıUse a soft toothbrush and brush your teeth twice a day.Yumuşak bir diş fırçası kullan ve dişlerini günde iki kez fırçala.
164. mattress · isimyatak; şilteThe mattress is so soft that I fall asleep in minutes.Yatak o kadar yumuşak ki dakikalar içinde uyuyakalıyorum.
165. sheet · isimçarşafPlease put a white sheet on the mattress for our visitors.Lütfen ziyaretçilerimiz için yatağa beyaz bir çarşaf ser.
166. couch · isimkanepe; koltukWe put a long couch in front of the television.Televizyonun önüne uzun bir kanepe koyduk.
167. cushion · isimkırlent; minderThere are three red cushions on the couch.Kanepenin üzerinde üç tane kırmızı kırlent var.
168. laundry · isimçamaşır; yıkanacak çamaşırlarI usually do the laundry on Sunday morning, and then I iron everything.Çamaşırları genellikle pazar sabahı yıkarım, sonra her şeyi ütülerim.
169. rubbish · isimçöp; atıkPlease take the rubbish out in the evening.Lütfen çöpü akşam dışarı çıkar.
170. dust · isimtozThere is so much dust on the television screen.Televizyon ekranında çok fazla toz var.
171. iron · fiilütülemek; ütü yapmakI need to iron this shirt before tomorrow's presentation.Yarınki sunumdan önce bu gömleği ütülemem gerekiyor.
172. vacuum cleaner · isimelektrikli süpürgeThe vacuum cleaner is making a strange noise, so I switched it off.Elektrikli süpürge garip bir ses çıkarıyor, bu yüzden kapattım.
173. broom · isimsüpürge (saplı)Use a broom to sweep up the crumbs.Kırıntıları süpürmek için süpürge kullan.
174. mop · isimpaspas; yer beziI need a mop because I spilled something sticky on the tiles.Paspasa ihtiyacım var çünkü fayansların üzerine yapışkan bir şey döktüm.
175. bucket · isimkovaShe filled the bucket and began to mop the tiles.Kovayı doldurdu ve fayansları silmeye başladı.
176. ceiling · isimtavanA black spider is slowly walking across the ceiling above the couch.Siyah bir örümcek kanepenin üstündeki tavanda yavaşça yürüyor.
177. corridor · isimkoridorThe corridor is narrow, so two people cannot pass easily.Koridor dar, bu yüzden iki kişi kolayca geçemez.
178. hall · isimgiriş holü; antrePlease leave your coat in the hall and come in.Lütfen montunu holde bırak ve içeri gel.
179. attic · isimçatı arası; tavan arasıWe store a lot of boxes and toys in the attic.Tavan arasında çok sayıda kutu ve oyuncak saklıyoruz.
180. basement · isimbodrum katıOur tools are in the basement, next to the boiler.Aletlerimiz bodrum katında, kazanın yanında.
181. yard · isimavlu; arka bahçeAhmet is sweeping the yard with a long broom.Ahmet uzun bir süpürgeyle avluyu süpürüyor.
182. fence · isimçit; tahta çitThey built a wooden fence around the yard.Avlunun etrafına ahşap bir çit yaptılar.
183. lawn · isimçimenlik; çim alanAli mows the lawn every Saturday morning, and it always looks perfect.Ali her cumartesi sabahı çimenleri biçer ve her zaman mükemmel görünür.
184. terrace · isimterasOur terrace has a lovely view of the hills.Terasımızdan tepelerin güzel bir manzarası görünüyor.
185. staircase · isimmerdiven (bina içi); merdiven boşluğuThe staircase is narrow and steep, so move slowly.Merdiven dar ve dik, bu yüzden yavaş hareket et.
186. doorbell · isimkapı ziliSomeone rang the doorbell, but nobody was expecting a visitor.Biri kapı zilini çaldı ama kimse bir ziyaretçi beklemiyordu.
187. socket · isimprizI can't charge my phone because there is no socket near the couch.Telefonumu şarj edemiyorum çünkü kanepenin yanında priz yok.
188. plug · isimfiş; (lavabo) tıpaTake the plug out before you touch the cable.Kabloya dokunmadan önce fişi çek.
189. switch · isimdüğme; anahtar (elektrik)I can't find the switch; it is somewhere near the hall.Düğmeyi bulamıyorum; holün yakınlarında bir yerde olmalı.
190. radiator · isimkalorifer peteği; radyatörPut your wet gloves on the radiator to dry them.Islak eldivenlerini kurumaları için kalorifer peteğinin üzerine koy.
191. hanger · isimelbise askısıPut your jacket on a hanger so it doesn't get creased.Ceketini bir askıya as ki buruşmasın.
192. rug · isimküçük halı; kilimA round rug lies in front of the couch.Kanepenin önünde yuvarlak bir kilim var.
193. decorate · fiildekore etmek; süslemek; boyayıp döşemekWe plan to decorate the hall in bright colours next month.Gelecek ay holü canlı renklerle dekore etmeyi planlıyoruz.
194. wallpaper · isimduvar kâğıdıI chose blue wallpaper with thin white stripes.İnce beyaz çizgili mavi bir duvar kâğıdı seçtim.
195. ladder · isimel merdiveniHold the ladder while I climb up to fix the bulb.Ampulü tamir etmek için çıkarken merdiveni tut.
196. hammer · isimçekiçPass me the hammer; I need to hit this nail.Çekici ver; şu çiviyi çakmam gerekiyor.
197. bulb · isimampulThe bulb in the hall has burnt out.Holdeki ampul patladı.
198. candle · isimmumWe lit a candle when the power went out.Elektrikler kesilince bir mum yaktık.
199. cottage · isimkır evi; küçük müstakil evOur cottage has a fireplace and a view of the hills.Kır evimizde bir şömine ve tepelere bakan bir manzara var.
200. messy · sıfatdağınık; düzensizSorry, the hall is messy; I haven't had time to put things away.Kusura bakma, hol dağınık; eşyaları toplamaya vaktim olmadı.
201. education · isimeğitim; öğrenimHer education in Germany lasted six years and gave her many choices in life.Almanya'daki eğitimi altı yıl sürdü ve ona hayatta birçok seçenek sundu.
202. knowledge · isimbilgi; bilgi birikimiDeniz has a lot of knowledge about space, and he can name every planet.Deniz'in uzay hakkında çok bilgisi var ve her gezegenin adını söyleyebilir.
203. notebook · isimdefter; not defteriShe filled the whole notebook with ideas and plans for her future.Bütün defteri geleceğiyle ilgili fikirler ve planlarla doldurdu.
204. textbook · isimders kitabıThis textbook is thick, but its chapters are short and well organised.Bu ders kitabı kalın ama bölümleri kısa ve iyi düzenlenmiş.
205. essay · isimkompozisyon; deneme yazısıMy essay about my hero is almost ready, but the ending is weak.Kahramanım hakkındaki kompozisyonum neredeyse hazır ama sonu zayıf.
206. tutor · isimözel öğretmen; özel ders veren kişiMy tutor meets me every Saturday, and with her I can go over the parts I find hard.Özel öğretmenim her cumartesi benimle buluşuyor ve zor bulduğum kısımları onunla tekrar edebiliyorum.
207. professor · isimprofesör; üniversite hocasıThe professor is an expert on ancient Rome and has published several important articles.Profesör antik Roma konusunda uzman ve birkaç önemli makale yayımladı.
208. pupil · isimöğrenci (ilk ve ortaokulda)Every pupil in this group has to wear a blue uniform.Bu gruptaki her öğrenci mavi bir üniforma giymek zorunda.
209. mark · isimnot; puanI got a high mark in biology, so my parents were very pleased.Biyolojiden yüksek bir not aldım, bu yüzden ailem çok memnun oldu.
210. diploma · isimdiplomaAfter three years of training, he received his diploma and soon found a position.Üç yıllık eğitimin ardından diplomasını aldı ve kısa sürede bir iş buldu.
211. memorise · fiilezberlemek; aklında tutmakI try to memorise ten new words from the list before bed.Yatmadan önce listeden on yeni kelime ezberlemeye çalışıyorum.
212. review · fiiltekrar etmek; gözden geçirmekBefore the quiz, we will review the last three chapters together.Sınavdan önce son üç bölümü birlikte tekrar edeceğiz.
213. term · isimdönem; okul dönemiThe first term ends in January, and then we have a two-week break.İlk dönem ocakta bitiyor, sonra iki haftalık bir tatilimiz var.
214. blackboard · isimkara tahtaThe teacher wrote the date on the blackboard and began the lesson.Öğretmen tarihi kara tahtaya yazdı ve dersi başlattı.
215. eraser · isimsilgiCan I borrow your eraser? I made a mistake in my drawing.Silgini ödünç alabilir miyim? Çizimimde bir hata yaptım.
216. calculator · isimhesap makinesiYou can use a calculator in the maths exam, but not your phone.Matematik sınavında hesap makinesi kullanabilirsin ama telefonunu kullanamazsın.
217. quiz · isimkısa sınav; bilgi yarışmasıWe had a short quiz at the start of class to check the last topic.Son konuyu kontrol etmek için dersin başında kısa bir sınav yaptık.
218. vocabulary · isimkelime dağarcığı; sözcük bilgisiReading English news every day is a great way to build your vocabulary.Her gün İngilizce haber okumak kelime dağarcığını geliştirmenin harika bir yolu.
219. guess · fiiltahmin etmekI don't know the answer, but I will guess and hope for the best.Cevabı bilmiyorum ama tahmin edeceğim ve iyisini umacağım.
220. solve · fiilçözmekIt took us twenty minutes to solve the last puzzle in the exercise.Alıştırmadaki son bulmacayı çözmemiz yirmi dakikamızı aldı.
221. discover · fiilkeşfetmek; öğrenmekIn science class, the children discovered that plants need light to grow.Fen dersinde çocuklar bitkilerin büyümek için ışığa ihtiyaç duyduğunu keşfetti.
222. realise · fiilfark etmek; anlamakI suddenly realised that I had left my notebook on the bus.Defterimi otobüste unuttuğumu birden fark ettim.
223. recognise · fiiltanımakI didn't recognise my old teacher because she had cut her hair.Eski öğretmenimi tanıyamadım çünkü saçlarını kestirmişti.
224. instruction · isimtalimat; yönergeRead the instructions at the top of the first page and tick the correct box.İlk sayfanın üstündeki yönergeleri oku ve doğru kutuyu işaretle.
225. instructor · isimeğitmen; hocaMy driving instructor is patient and stays calm when I make mistakes.Sürücü kursu eğitmenim sabırlı ve hata yaptığımda sakin kalıyor.
226. absent · sıfatdevamsız; okula gelmemişAli was absent on Monday, so he missed the quiz.Ali pazartesi günü devamsızdı, bu yüzden kısa sınavı kaçırdı.
227. progress · isimilerleme; gelişmeYou are making real progress; your reading is much faster than in September.Gerçek bir ilerleme kaydediyorsun; okuman eylüldekinden çok daha hızlı.
228. focus · fiilodaklanmak; dikkatini vermekIt is hard to focus on your lesson when your phone keeps ringing.Telefonun sürekli çalarken derse odaklanmak zor.
229. memory · isimhafıza; bellekShe has a great memory and can recall every name from the list.Çok iyi bir hafızası var ve listedeki her ismi hatırlayabiliyor.
230. attention · isimdikkatPlease pay attention to the board, because I will not repeat this.Lütfen tahtaya dikkat edin, çünkü bunu tekrar etmeyeceğim.
231. experiment · isimdeneyIn the experiment, we mixed salt and water and watched what happened.Deneyde tuz ile suyu karıştırdık ve ne olduğunu izledik.
232. fact · isimgerçek; olguIt is a fact that the Earth goes around the sun.Dünya'nın Güneş'in etrafında döndüğü bir gerçektir.
233. information · isimbilgi; bilgilendirmeYou can find all the information about the course on our website.Kursla ilgili tüm bilgileri web sitemizde bulabilirsiniz.
234. smart · sıfatzeki; akıllıHe is a smart boy who learns new things very quickly.O, yeni şeyleri çok çabuk öğrenen zeki bir çocuk.
235. intelligent · sıfatzeki; akıllıShe is an intelligent woman who solves difficult problems in a few minutes.O, zor sorunları birkaç dakikada çözen zeki bir kadın.
236. summary · isimözetWrite a short summary of the story in about five lines.Hikâyenin kısa bir özetini yaklaşık beş satırda yaz.
237. paragraph · isimparagrafEach paragraph in your essay should have one main idea.Kompozisyonundaki her paragrafın tek bir ana fikri olmalı.
238. title · isimbaşlık; kitap veya film adıChoose a title for your story before you hand it in.Hikâyeni teslim etmeden önce ona bir başlık seç.
239. chapter · isimbölüm (kitapta)We read the first chapter of the novel and discussed it in class.Romanın ilk bölümünü okuduk ve sınıfta tartıştık.
240. literature · isimedebiyatSelin loves literature and reads a poem before bed every evening.Selin edebiyatı çok seviyor ve her akşam yatmadan önce bir şiir okuyor.
241. geography · isimcoğrafyaIn geography, we learned the names of all the rivers in Turkey.Coğrafya dersinde Türkiye'deki bütün nehirlerin adlarını öğrendik.
242. biology · isimbiyolojiOur biology lesson was about the human body and how the heart works.Biyoloji dersimiz insan vücudu ve kalbin nasıl çalıştığı hakkındaydı.
243. look up · öbek fiil(sözlükte, internette) bakmak; araştırıp bulmakIf you don't know a word, look it up in the dictionary.Bir kelimeyi bilmiyorsan sözlükte ona bak.
244. hand in · öbek fiilteslim etmek (ödev, kâğıt)Please hand in your essays at the office by Friday afternoon.Lütfen kompozisyonlarınızı cuma öğleden sonraya kadar ofise teslim edin.
245. fill in · öbek fiildoldurmak (boşluk, form)Fill in the blanks with the correct words from the box.Boşlukları kutudaki doğru kelimelerle doldurun.
246. underline · fiilaltını çizmekUnderline the verbs in the text and then compare with your partner.Metindeki fiillerin altını çiz ve sonra partnerinle karşılaştır.
247. tick · fiilişaretlemek (✓ ile); tik atmakTick the box next to the answer you think is right.Doğru olduğunu düşündüğün cevabın yanındaki kutuyu işaretle.
248. choose · fiilseçmekYou can choose one of the three topics for your presentation.Sunumun için üç konudan birini seçebilirsin.
249. leisure · isimboş zaman; serbest zamanI don't have much leisure during the week, so I try to make the most of Sundays.Hafta içi pek boş zamanım olmuyor, bu yüzden pazar günlerini en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyorum.
250. competition · isimyarışma; müsabakaShe entered a baking competition and won second prize with her lemon tart.Bir pasta yarışmasına katıldı ve limonlu tartıyla ikinciliği kazandı.