YÖKDİL Kelime Listesi

YÖKDİL Kelime Listesi: 2.131 kelime, YÖKDİL’in fen, sağlık ve sosyal bilimler metinlerinde sık geçen türden akademik kelimeler. Her kelimenin Türkçe anlamı ve bir örnek cümlesi var; liste kolaydan zora sıralı. Seviyeler: B1 394, B2 937, C1 800.

1–250. kelimeler · Sayfa 1/9 · Güncelleme:

Kelimeler 1–250

KelimeAnlamıÖrnek cümle
1. symptom · isim · B1belirti; semptomPersistent coughing may be the first symptom of a serious lung problem.Süregelen öksürük, ciddi bir akciğer sorununun ilk belirtisi olabilir.
2. treatment · isim · B1tedaviThe new treatment reduced pain in most of the participants within two weeks.Yeni tedavi, katılımcıların çoğunda iki hafta içinde ağrıyı azalttı.
3. disease · isim · B1hastalıkHeart disease remains one of the leading causes of death in many countries.Kalp hastalığı, birçok ülkede ölümün önde gelen nedenlerinden biri olmaya devam etmektedir.
4. infection · isim · B1enfeksiyon; bulaşmaWashing hands regularly lowers the risk of infection in crowded hospital wards.Ellerin düzenli yıkanması, kalabalık hastane servislerinde enfeksiyon riskini azaltır.
5. dose · isim · B1dozDoctors warned that taking more than the recommended dose could damage the liver.Doktorlar, önerilen dozdan fazlasını almanın karaciğere zarar verebileceği konusunda uyardı.
6. recovery · isim · B1iyileşme; toparlanmaRest and a balanced diet are essential for a quick recovery after major surgery.Büyük bir ameliyattan sonra hızlı iyileşme için dinlenme ve dengeli beslenme şarttır.
7. prevent · fiil · B1önlemek; engellemekRegular exercise can help prevent a wide range of long-term health problems.Düzenli egzersiz, uzun vadeli birçok sağlık sorununu önlemeye yardımcı olabilir.
8. vaccine · isim · B1aşıThe vaccine has dramatically reduced the number of severe cases among older adults.Aşı, yaşlı yetişkinler arasındaki ağır vakaların sayısını çarpıcı biçimde azalttı.
9. cure · isim · B1çare; kesin tedaviScientists are still searching for a cure for several rare genetic diseases.Bilim insanları birkaç nadir genetik hastalık için hâlâ bir çare arıyor.
10. surgery · isim · B1ameliyat; cerrahiThe patient underwent surgery to remove a blockage in one of the arteries.Hasta, atardamarlardan birindeki tıkanıklığı gidermek için ameliyat oldu.
11. obesity · isim · B1obezite; aşırı kilolu olmaChildhood obesity is linked to diabetes and heart problems later in life.Çocukluk çağı obezitesi, ileriki yaşlarda diyabet ve kalp sorunlarıyla ilişkilidir.
12. nutrition · isim · B1beslenme; besin değeriGood nutrition during pregnancy supports the healthy development of the baby.Hamilelik sırasında iyi beslenme, bebeğin sağlıklı gelişimini destekler.
13. patient · isim · B1hastaEach patient in the study was seen by the same physician every month for a year.Çalışmadaki her hasta, bir yıl boyunca her ay aynı hekim tarafından muayene edildi.
14. injury · isim · B1yaralanma; sakatlıkHead injury is one of the leading causes of long-term disability among young adults.Kafa yaralanması, genç yetişkinlerde uzun süreli engelliliğin önde gelen nedenlerinden biridir.
15. wound · isim · B1yaraThe nurse cleaned the wound carefully to stop dirt from entering the skin.Hemşire, kirin cilde girmesini önlemek için yarayı dikkatle temizledi.
16. medication · isim · B1ilaç; ilaç tedavisiPatients who stop taking their medication without advice often become ill again within weeks.İlaçlarını tavsiye almadan bırakan hastalar çoğu zaman birkaç hafta içinde yeniden hastalanır.
17. allergy · isim · B1alerjiA peanut allergy can cause a dangerous reaction even when only a tiny amount is eaten.Fıstık alerjisi, çok az miktarda yenildiğinde bile tehlikeli bir tepkiye yol açabilir.
18. hygiene · isim · B1hijyen; temizlikPoor hand hygiene among staff is a major reason why illness spreads in hospitals.Personelin el hijyenine yeterince dikkat etmemesi, hastalığın hastanelerde yayılmasının başlıca nedenidir.
19. lifestyle · isim · B1yaşam tarzıA healthy lifestyle can lower the likelihood of developing heart problems later in life.Sağlıklı bir yaşam tarzı, ileriki yaşlarda kalp sorunları geliştirme olasılığını azaltabilir.
20. diabetes · isim · B1diyabet; şeker hastalığıPeople with diabetes need to check their blood sugar regularly throughout the day.Diyabetli kişilerin gün boyunca düzenli olarak kan şekerlerini kontrol etmesi gerekir.
21. asthma · isim · B1astımCold air and dust can bring on an asthma attack in sensitive individuals.Soğuk hava ve toz, hassas kişilerde astım krizini başlatabilir.
22. cancer · isim · B1kanserEarly detection greatly increases the chance of surviving most forms of cancer.Erken teşhis, kanserin çoğu türünde hayatta kalma şansını büyük ölçüde artırır.
23. blood pressure · isim · B1tansiyon; kan basıncıEating less salt can help bring down high blood pressure in many adults.Daha az tuz yemek, birçok yetişkinde yüksek tansiyonun düşmesine yardımcı olabilir.
24. surgeon · isim · B1cerrahThe surgeon explained the possible complications to the family before the operation began.Cerrah, ameliyat başlamadan önce olası komplikasyonları aileye açıkladı.
25. painkiller · isim · B1ağrı kesiciTaking painkillers for too long without medical advice can damage the stomach and kidneys.Tıbbi tavsiye almadan uzun süre ağrı kesici kullanmak mideye ve böbreklere zarar verebilir.
26. swelling · isim · B1şişlik; şişmeApplying ice to the ankle helped reduce the swelling after the fall.Ayak bileğine buz uygulamak, düşmeden sonra şişliğin azalmasına yardımcı oldu.
27. kidney · isim · B1böbrekHigh blood sugar over many years can gradually damage the kidneys.Uzun yıllar boyunca yüksek kan şekeri, böbreklere zamanla zarar verebilir.
28. liver · isim · B1karaciğerExcessive alcohol consumption over a long period can cause serious liver damage.Uzun süre boyunca aşırı alkol tüketimi ciddi karaciğer hasarına yol açabilir.
29. lung · isim · B1akciğerLong-term exposure to dust at work can reduce lung function even in non-smokers.İş yerinde uzun süreli toza maruz kalmak, sigara içmeyenlerde bile akciğer fonksiyonunu azaltabilir.
30. vitamin · isim · B1vitaminVitamin D is produced in the skin when it is exposed to sunlight.D vitamini, cilt güneş ışığına maruz kaldığında üretilir.
31. calorie · isim · B1kaloriPeople who consume more calories than they burn tend to gain weight over time.Yaktığından daha fazla kalori tüketen insanlar zamanla kilo alma eğilimindedir.
32. pregnancy · isim · B1hamilelik; gebelikRegular medical check-ups during pregnancy help detect problems that could affect the baby.Hamilelik sırasında düzenli sağlık kontrolleri, bebeği etkileyebilecek sorunların saptanmasına yardımcı olur.
33. healthcare · isim · B1sağlık hizmeti; sağlık hizmetleri sistemiAccess to affordable healthcare remains uneven between urban centres and remote villages in many developing countries.Uygun fiyatlı sağlık hizmetine erişim, birçok gelişmekte olan ülkede kentler ile uzak köyler arasında eşitsiz kalmaktadır.
34. prescription · isim · B1reçete; reçeteyle verilen ilaçWithout a valid prescription, pharmacies are not allowed to sell most strong sleeping tablets.Geçerli bir reçete olmadan eczaneler güçlü uyku haplarının çoğunu satamaz.
35. emergency · isim · B1acil durum; acil servisIn a medical emergency, every minute of delay can reduce the chance of a full recovery.Tıbbi bir acil durumda, her dakikalık gecikme tam iyileşme şansını azaltabilir.
36. elderly · sıfat · B1yaşlı, ileri yaştakiElderly people are more likely to develop serious complications after a simple respiratory illness.Yaşlı insanların basit bir solunum yolu hastalığından sonra ciddi komplikasyonlar geliştirme olasılığı daha yüksektir.
37. infant · isim · B1bebek; küçük çocuk (ilk yaşlarda)The infant mortality rate fell sharply after the introduction of free prenatal check-ups.Ücretsiz doğum öncesi kontrollerin başlamasının ardından bebek ölüm oranı keskin biçimde düştü.
38. blood sugar · isim · B1kan şekeriRegular exercise helps keep blood sugar within a healthy range, even in older adults.Düzenli egzersiz, yaşlı yetişkinlerde bile kan şekerinin sağlıklı aralıkta kalmasına yardımcı olur.
39. heart attack · isim · B1kalp kriziThe study found that people who slept fewer than five hours had a higher risk of a heart attack.Çalışma, beş saatten az uyuyan kişilerde kalp krizi riskinin daha yüksek olduğunu ortaya koydu.
40. check-up · isim · B1genel sağlık kontrolüAn annual check-up can reveal warning signs long before a person feels any discomfort.Yıllık sağlık kontrolü, kişi herhangi bir rahatsızlık hissetmeden çok önce uyarı işaretlerini ortaya çıkarabilir.
41. tobacco · isim · B1tütünTobacco use is still one of the leading causes of preventable death worldwide.Tütün kullanımı, dünya genelinde önlenebilir ölümlerin başlıca nedenlerinden biri olmaya devam etmektedir.
42. overweight · sıfat · B1kilolu, fazla kiloluBeing overweight in childhood increases the likelihood of heart problems later in life.Çocuklukta fazla kilolu olmak, yaşamın ilerleyen dönemlerinde kalp sorunları olasılığını artırır.
43. influenza · isim · B1grip (influenza)Influenza spreads rapidly in winter, especially in schools and nursing homes.Grip, kışın özellikle okullarda ve huzurevlerinde hızla yayılır.
44. organ · isim · B1organThe shortage of donors means many patients wait years for a suitable organ transplant.Donör yetersizliği, birçok hastanın uygun bir organ nakli için yıllarca beklemesine neden oluyor.
45. fever · isim · B1ateş (vücut sıcaklığının normalin üstüne çıkması)A high fever lasting more than three days should be assessed by a physician.Üç günden uzun süren yüksek ateşin bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir.
46. virus · isim · B1virüsUnlike bacteria, a virus can only multiply inside the living cells of its host.Bakterilerin aksine bir virüs, yalnızca konağının canlı hücreleri içinde çoğalabilir.
47. cell · isim · B1hücreEvery cell in the human body contains a copy of the same genetic instructions.İnsan vücudundaki her hücre, aynı genetik talimatların bir kopyasını taşır.
48. muscle · isim · B1kasRegular resistance exercise helps older adults maintain muscle strength and avoid falls.Düzenli direnç egzersizi, yaşlı yetişkinlerin kas gücünü korumasına ve düşmekten kaçınmasına yardımcı olur.
49. illness · isim · B1hastalık; rahatsızlık; hastalık durumuLong periods of illness in childhood can affect a student's school performance and later career opportunities.Çocukluktaki uzun hastalık dönemleri, bir öğrencinin okul başarısını ve ilerideki kariyer fırsatlarını etkileyebilir.
50. clinic · isim · B1klinik; poliklinik; sağlık merkeziA new clinic opened in the village, so residents no longer have to travel to the city for basic care.Köyde yeni bir klinik açıldı; böylece sakinlerin temel sağlık hizmeti için artık şehre gitmeleri gerekmiyor.
51. injection · isim · B1enjeksiyon; iğne (yapma)The injection was given in the upper arm, and the effects were noticeable within an hour.İğne üst koldan yapıldı ve etkileri bir saat içinde fark edildi.
52. bandage · isim · B1sargı; bandajThe nurse wrapped a clean bandage around the ankle to support it and limit movement.Hemşire, ayak bileğini desteklemek ve hareketi sınırlamak için etrafına temiz bir sargı sardı.
53. pharmacist · isim · B1eczacıA pharmacist can explain how different medicines interact and warn patients about combinations that may be harmful.Eczacı, farklı ilaçların birbiriyle nasıl etkileşime girdiğini açıklayabilir ve hastaları zararlı olabilecek kombinasyonlara karşı uyarabilir.
54. bleed · fiil · B1kanamak; kan kaybetmekIf a deep cut continues to bleed after ten minutes of pressure, the person should be taken to hospital.Derin bir kesik on dakika bastırıldıktan sonra hâlâ kanıyorsa, kişi hastaneye götürülmelidir.
55. swallow · fiil · B1yutmakAfter the stroke, he found it difficult to swallow and needed help from a speech therapist.İnmeden sonra yutmakta zorlandı ve bir konuşma terapistinin yardımına ihtiyaç duydu.
56. carry out · öbek fiil · B1yürütmek, gerçekleştirmek, yapmakThe team carried out a series of experiments to test the new material.Ekip, yeni malzemeyi test etmek için bir dizi deney gerçekleştirdi.
57. point out · öbek fiil · B1belirtmek, dikkat çekmekThe reviewer pointed out that the study had not considered older patients.Değerlendirmeci, çalışmanın yaşlı hastaları dikkate almadığına dikkat çekti.
58. deal with · öbek fiil · B1ele almak, ilgilenmek; konusu olmakThis chapter deals with the ethical problems of testing new drugs on children.Bu bölüm, yeni ilaçları çocuklar üzerinde denemenin etik sorunlarını ele alıyor.
59. depend on · öbek fiil · B1bağlı olmak; -e göre değişmekThe speed of the reaction depends on the temperature of the solution.Tepkimenin hızı, çözeltinin sıcaklığına bağlıdır.
60. rely on · öbek fiil · B1güvenmek, dayanmak, bel bağlamakMany rural clinics rely on volunteers to provide basic care.Birçok kırsal klinik, temel bakımı sağlamak için gönüllülere dayanıyor.
61. refer to · öbek fiil · B1değinmek, atıfta bulunmak; başvurmak; ... anlamına gelmekThe term 'elderly' in this report refers to people over seventy-five.Bu raporda 'yaşlı' terimi, yetmiş beş yaşın üzerindeki kişileri ifade eder.
62. in terms of · kalıp · B1açısından, bakımındanIn terms of cost, the second method is far more practical for small laboratories.Maliyet açısından, ikinci yöntem küçük laboratuvarlar için çok daha pratiktir.
63. as a result of · kalıp · B1-in sonucu olarak, yüzündenAs a result of the new law, several factories had to change their methods.Yeni yasa sonucunda, birkaç fabrika yöntemlerini değiştirmek zorunda kaldı.
64. due to · edat · B1-den dolayı, yüzündenThe experiment was delayed due to a shortage of equipment.Deney, ekipman yetersizliği nedeniyle ertelendi.
65. in spite of · edat · B1-e rağmenIn spite of limited funding, the project produced useful results within two years.Sınırlı bütçeye rağmen proje iki yıl içinde yararlı sonuçlar üretti.
66. on the other hand · kalıp · B1öte yandan, diğer taraftanThe drug is cheap; on the other hand, it must be taken several times a day.İlaç ucuz; öte yandan günde birkaç kez alınması gerekiyor.
67. in addition to · edat · B1-e ek olarak, -in yanı sıraIn addition to lectures, students must complete two weeks of practical work.Öğrenciler, derslere ek olarak iki haftalık uygulamalı çalışma yapmak zorundadır.
68. take place · öbek fiil · B1gerçekleşmek, olmak, yer almakThe final stage of the experiment will take place in a controlled environment.Deneyin son aşaması kontrollü bir ortamda gerçekleşecek.
69. set up · öbek fiil · B1kurmak, oluşturmak; hazırlamakThe ministry set up a special unit to monitor water quality in rural areas.Bakanlık, kırsal bölgelerde su kalitesini izlemek için özel bir birim kurdu.
70. find out · öbek fiil · B1öğrenmek, keşfetmek, ortaya çıkarmakResearchers wanted to find out why some seeds grow faster in cold soil.Araştırmacılar, bazı tohumların soğuk toprakta neden daha hızlı büyüdüğünü öğrenmek istedi.
71. cut down on · öbek fiil · B1azaltmak, kısmakDoctors advise patients to cut down on salt and sugar to protect their hearts.Doktorlar, hastalara kalplerini korumak için tuz ve şekeri azaltmalarını öneriyor.
72. look after · öbek fiil · B1bakmak, ilgilenmekMany women in the region look after elderly relatives as well as their own children.Bölgedeki birçok kadın, kendi çocuklarının yanı sıra yaşlı akrabalarına da bakıyor.
73. play a role in · kalıp · B1-de rol oynamakGenetics and environment both play a role in how tall a child becomes.Bir çocuğun boyunun ne kadar uzayacağında hem kalıtım hem de çevre rol oynar.
74. go through · öbek fiil · B1yaşamak, geçirmek; ayrıntılı incelemekChildren who go through major family changes may need extra support at school.Ailede büyük değişimler yaşayan çocuklar okulda ek desteğe ihtiyaç duyabilir.
75. get rid of · kalıp · B1kurtulmak, bertaraf etmekCities must find safer ways to get rid of the waste produced by hospitals.Şehirler, hastanelerin ürettiği atıkları bertaraf etmek için daha güvenli yollar bulmalıdır.
76. carry on · öbek fiil · B1devam etmek, sürdürmekDespite the funding problems, the scientists decided to carry on with the project for another year.Finansman sorunlarına rağmen bilim insanları projeye bir yıl daha devam etmeye karar verdi.
77. turn into · öbek fiil · B1-e dönüşmek, -e evrilmekA minor local dispute can turn into a national crisis if it is ignored.Küçük bir yerel anlaşmazlık, göz ardı edilirse ulusal bir krize dönüşebilir.
78. work out · öbek fiil · B1hesaplamak, çözmek; (plan) sonuç vermekResearchers had to work out the exact amount of energy each machine consumed.Araştırmacılar, her makinenin tükettiği enerji miktarını tam olarak hesaplamak zorundaydı.
79. pick up · öbek fiil · B1(kolayca) öğrenmek, edinmek; toparlanmak, artmakYoung children pick up a second language quickly when they hear it every day.Küçük çocuklar, ikinci bir dili her gün duyduklarında çabucak öğrenir.
80. give up · öbek fiil · B1bırakmak, vazgeçmekSmokers who give up before the age of forty greatly improve their long-term health.Kırk yaşından önce sigarayı bırakanlar uzun vadeli sağlıklarını büyük ölçüde iyileştirir.
81. put off · öbek fiil · B1ertelemek; caydırmakMany people put off visiting the doctor because of the cost.Birçok kişi maliyet yüzünden doktora gitmeyi erteliyor.
82. look forward to · öbek fiil · B1sabırsızlıkla beklemek, dört gözle beklemekThe authors look forward to seeing how other researchers will test their results in different countries.Yazarlar, diğer araştırmacıların bulgularını farklı ülkelerde nasıl sınayacağını görmeyi sabırsızlıkla bekliyor.
83. make use of · kalıp · B1yararlanmak, faydalanmak, kullanmakFarmers in dry regions make use of rainwater collected during the short wet season.Kurak bölgelerdeki çiftçiler, kısa yağışlı mevsimde biriktirilen yağmur suyundan yararlanır.
84. at risk · kalıp · B1risk altında, tehlikedeElderly people living alone are especially at risk during long periods of extreme heat.Yalnız yaşayan yaşlılar, uzun süren aşırı sıcaklarda özellikle risk altındadır.
85. take part in · öbek fiil · B1katılmak, yer almakStudents were asked to take part in a short interview about their study habits.Öğrencilerden çalışma alışkanlıkları hakkında kısa bir görüşmeye katılmaları istendi.
86. hand in · öbek fiil · B1teslim etmek (ödev, rapor)All students must hand in their final reports before the end of the semester.Tüm öğrenciler final raporlarını dönem sonundan önce teslim etmelidir.
87. sign up for · öbek fiil · B1kaydolmak, yazılmakMore adults are signing up for evening courses to improve their professional skills.Daha fazla yetişkin mesleki becerilerini geliştirmek için akşam kurslarına kaydoluyor.
88. in advance · kalıp · B1önceden, peşinParticipants received the consent form two weeks in advance so they could read it carefully.Katılımcılar dikkatle okuyabilmeleri için onam formunu iki hafta önceden aldı.
89. sort out · öbek fiil · B1çözmek, düzene sokmak; ayırmakBefore the analysis begins, the team must sort out the errors in the dataset.Analiz başlamadan önce ekip veri kümesindeki hataları gidermelidir.
90. speed up · öbek fiil · B1hızlandırmak, hızlanmakCertain enzymes speed up chemical reactions without being used up themselves.Bazı enzimler kendileri tükenmeden kimyasal tepkimeleri hızlandırır.
91. slow down · öbek fiil · B1yavaşlatmak, yavaşlamakRegular exercise can slow down the loss of bone density in older adults.Düzenli egzersiz, yaşlı yetişkinlerde kemik yoğunluğu kaybını yavaşlatabilir.
92. however · zarf · B1ancak; fakat; bununla birlikteThe new method is cheap; however, it takes much longer than traditional approaches.Yeni yöntem ucuzdur; ancak geleneksel yaklaşımlardan çok daha uzun sürer.
93. therefore · zarf · B1bu nedenle; dolayısıylaThe drug was tested only on adults; therefore, its effects on children are still unknown.İlaç yalnızca yetişkinler üzerinde denendi; bu nedenle çocuklar üzerindeki etkileri hâlâ bilinmiyor.
94. although · bağlaç · B1-e rağmen; her ne kadar ... olsa daAlthough the experiment was repeated twice, the researchers could not produce the same figures.Deney iki kez tekrarlanmasına rağmen araştırmacılar aynı rakamları elde edemedi.
95. for example · kalıp · B1örneğinMany factors affect sleep quality; for example, noise, light and stress all play a role.Uyku kalitesini birçok etken etkiler; örneğin gürültü, ışık ve stres rol oynar.
96. in addition · kalıp · B1buna ek olarak; ayrıcaThe team carried out interviews with patients; in addition, it studied hospital records from the last decade.Ekip hastalarla görüşmeler yaptı; buna ek olarak son on yılın hastane kayıtlarını da inceledi.
97. because of · edat · B1-den dolayı; yüzündenBecause of the heavy rainfall, several fieldwork sessions had to be postponed.Şiddetli yağış yüzünden birkaç saha çalışması ertelenmek zorunda kaldı.
98. despite · edat · B1-e rağmen; -e karşınDespite limited funding, the laboratory completed the project ahead of schedule.Sınırlı finansmana rağmen laboratuvar projeyi planlanandan önce tamamladı.
99. as a result · kalıp · B1sonuç olarak; bunun sonucundaThe river was heavily polluted, and as a result, fish numbers fell sharply.Nehir ağır biçimde kirlenmişti ve bunun sonucunda balık sayısı keskin biçimde düştü.
100. unless · bağlaç · B1-medikçe; -mezseThe experiment will fail unless the temperature is kept constant.Sıcaklık sabit tutulmazsa deney başarısız olacaktır.
101. even though · bağlaç · B1-e rağmen; -diği haldeEven though the lecture was long, most students stayed until the end.Ders uzun olmasına rağmen öğrencilerin çoğu sonuna kadar kaldı.
102. for instance · kalıp · B1örneğin; meselaSome metals are very light; aluminium, for instance, is widely used in aircraft.Bazı metaller çok hafiftir; örneğin alüminyum uçaklarda yaygın olarak kullanılır.
103. such as · kalıp · B1gibi; örneğinFruits such as oranges and kiwis contain a lot of vitamin C.Portakal ve kivi gibi meyveler bol miktarda C vitamini içerir.
104. in fact · kalıp · B1aslında; gerçekteMany people think the test is easy; in fact, most candidates find it demanding.Birçok kişi testin kolay olduğunu düşünür; aslında adayların çoğu onu zorlayıcı bulur.
105. in other words · kalıp · B1başka bir deyişle; yaniThe law bans smoking indoors; in other words, no one may light a cigarette inside the building.Yasa kapalı alanlarda sigara içmeyi yasaklıyor; başka bir deyişle binanın içinde kimse sigara yakamaz.
106. while · bağlaç · B1oysa; -irken (karşıtlık); -e karşınWhile some scholars favour early testing, others believe it puts children under too much pressure.Bazı akademisyenler erken sınava taraftarken, diğerleri bunun çocuklara fazla baskı yaptığını düşünür.
107. as long as · bağlaç · B1-diği sürece; -mesi koşuluylaPlants can grow in poor soil as long as they receive enough light and water.Bitkiler yeterli ışık ve su aldıkları sürece verimsiz toprakta da yetişebilir.
108. otherwise · zarf · B1aksi takdirde; yoksaPatients must take the pills daily; otherwise, the illness may return.Hastalar hapları her gün almalıdır; aksi takdirde hastalık geri dönebilir.
109. apart from · edat · B1-in dışında; -den başkaApart from a few minor errors, the report was clear and well organised.Birkaç küçük hata dışında rapor açık ve iyi düzenlenmişti.
110. as well as · bağlaç · B1-in yanı sıra; hem ... hem deThe course covers statistics as well as research ethics.Ders, araştırma etiğinin yanı sıra istatistiği de kapsar.
111. so that · bağlaç · B1-mesi için; kiResearchers recorded every step so that others could repeat the procedure.Araştırmacılar başkalarının işlemi tekrarlayabilmesi için her adımı kaydetti.
112. in order to · kalıp · B1-mek için; amacıylaIn order to understand climate patterns, scientists study ice cores from the poles.İklim örüntülerini anlamak için bilim insanları kutuplardan alınan buz karotlarını inceler.
113. meanwhile · zarf · B1bu arada; aynı sıradaThe first group completed the task; meanwhile, the second group was still waiting outside.Birinci grup görevi tamamladı; bu arada ikinci grup hâlâ dışarıda bekliyordu.
114. eventually · zarf · B1sonunda; nihayetindeAfter years of testing, the engineers eventually found a design that worked.Yıllarca süren denemelerden sonra mühendisler sonunda işe yarayan bir tasarım buldu.
115. instead · zarf · B1bunun yerineThe researchers did not use interviews; instead, they collected written reports from each hospital.Araştırmacılar görüşme yapmadı; bunun yerine her hastaneden yazılı raporlar topladı.
116. for this reason · kalıp · B1bu nedenleYoung children learn through play. For this reason, many teachers use games in early lessons.Küçük çocuklar oyun yoluyla öğrenir. Bu nedenle birçok öğretmen ilk derslerde oyunlardan yararlanır.
117. in case · bağlaç · B1-e karşı; -ebilir diyeResearchers saved every file twice in case the main computer failed during the experiment.Araştırmacılar, deney sırasında ana bilgisayar bozulabilir diye her dosyayı iki kez kaydetti.
118. whether · bağlaç · B1-ip -mediği; -se de -mese deIt remains unclear whether the improvement was caused by the new method or by the extra attention.İyileşmenin yeni yöntemden mi yoksa ek ilgiden mi kaynaklandığı belirsizliğini koruyor.
119. according to · edat · B1-e göreAccording to the latest report, the number of people studying abroad has doubled in ten years.Son rapora göre, yurt dışında okuyanların sayısı on yılda iki katına çıkmıştır.
120. in short · kalıp · B1kısacasıIn short, the evidence shows that regular exercise improves both physical and mental health.Kısacası kanıtlar, düzenli egzersizin hem bedensel hem ruhsal sağlığı iyileştirdiğini göstermektedir.
121. to sum up · kalıp · B1özetleTo sum up, the project reached most of its goals despite a limited budget and a small team.Özetle proje, kısıtlı bütçeye ve küçük bir ekibe rağmen hedeflerinin çoğuna ulaştı.
122. in conclusion · kalıp · B1sonuç olarakIn conclusion, further research is needed before these results can be applied in everyday clinical practice.Sonuç olarak, bu bulguların günlük klinik uygulamada kullanılabilmesi için daha fazla araştırma gereklidir.
123. to begin with · kalıp · B1öncelikle; başlangıç olarakTo begin with, the experiment needs a larger group; second, it should last much longer.Öncelikle deneyin daha büyük bir gruba ihtiyacı var; ikinci olarak çok daha uzun sürmesi gerekir.
124. since · bağlaç · B1-diği için, madem ki (neden bildirir)Since the sample group was small, the researchers treated the results with caution.Örneklem grubu küçük olduğu için araştırmacılar sonuçlara temkinli yaklaştı.
125. though · bağlaç · B1-e rağmen, -se de; (cümle sonunda) yine deThe new method is faster, though it is also considerably more expensive to apply.Yeni yöntem daha hızlı, ancak uygulaması da hayli pahalı.
126. even if · bağlaç · B1-se bile, -sa dahiEven if the funding is approved, the project cannot begin before next spring.Finansman onaylansa bile proje gelecek bahardan önce başlayamaz.
127. unlike · edat · B1-den farklı olarak, -in aksineUnlike most reptiles, this species gives birth to live young.Çoğu sürüngenin aksine bu tür canlı yavru doğurur.
128. along with · edat · B1-in yanı sıra, ile birlikteRising temperatures, along with reduced rainfall, have damaged crops across the region.Artan sıcaklıklar ve azalan yağışlar bölge genelinde ürünlere zarar verdi.
129. thanks to · edat · B1-in sayesindeThanks to improved screening methods, more cases are now found at an early stage.Gelişmiş tarama yöntemleri sayesinde artık daha fazla vaka erken evrede saptanıyor.
130. in the end · kalıp · B1sonunda, nihayetindeThe committee debated for weeks, but in the end it rejected the proposed budget.Komite haftalarca tartıştı, ama sonunda önerilen bütçeyi reddetti.
131. afterwards · zarf · B1sonradan, daha sonraParticipants completed a short task and were interviewed individually afterwards.Katılımcılar kısa bir görevi tamamladı ve ardından tek tek görüşüldü.
132. so far · zarf · B1şimdiye kadar, bugüne dekSo far, no study has shown that the drug is harmful to older adults.Şimdiye kadar hiçbir çalışma ilacın yaşlı yetişkinlere zararlı olduğunu göstermedi.
133. not only … but also · kalıp · B1yalnızca ... değil, aynı zamanda ...Regular exercise not only strengthens the heart but also improves sleep quality.Düzenli egzersiz yalnızca kalbi güçlendirmekle kalmaz, uyku kalitesini de artırır.
134. either … or · kalıp · B1ya ... ya da ...Applicants must submit either a recent language certificate or a transcript from an English-medium school.Adaylar ya güncel bir dil belgesi ya da İngilizce eğitim veren bir okuldan transkript sunmalıdır.
135. neither … nor · kalıp · B1ne ... ne de ...The report offers neither a clear explanation nor a practical solution to the problem.Rapor soruna ne açık bir açıklama ne de uygulanabilir bir çözüm sunuyor.
136. in that case · kalıp · B1öyleyse, o durumdaThe readings may be unstable; in that case, the equipment should be recalibrated.Ölçümler kararsız olabilir; o durumda cihaz yeniden ayarlanmalıdır.
137. first of all · kalıp · B1öncelikle; her şeyden önceFirst of all, the researchers defined the age groups that would be included in the study.Araştırmacılar öncelikle çalışmaya dahil edilecek yaş gruplarını belirledi.
138. finally · zarf · B1son olarak; nihayetFinally, the results were compared with those of earlier studies carried out in other countries.Son olarak, sonuçlar başka ülkelerde yapılmış önceki çalışmaların sonuçlarıyla karşılaştırıldı.
139. in general · kalıp · B1genel olarak; genellikleIn general, students who read widely perform better in the reading section of the exam.Genel olarak, çok okuyan öğrenciler sınavın okuma bölümünde daha başarılı olur.
140. instead of · edat · B1yerine; -mek yerineInstead of using a single test, the team combined several short assessments over one month.Ekip, tek bir test kullanmak yerine bir ay boyunca birkaç kısa değerlendirmeyi birleştirdi.
141. especially · zarf · B1özellikle; bilhassaSleep matters for everyone, especially for children and teenagers who are still growing.Uyku herkes için önemlidir, özellikle de hâlâ büyümekte olan çocuklar ve gençler için.
142. at first · kalıp · B1önce; başlangıçtaAt first, the results seemed surprising, but further checks showed that they were correct.Başta sonuçlar şaşırtıcı göründü, ancak sonraki kontroller doğru olduklarını gösterdi.
143. to conclude · kalıp · B1sonuç olarak; bitirirkenTo conclude, more funding is needed if the programme is to reach all village schools.Sonuç olarak, programın tüm köy okullarına ulaşabilmesi için daha fazla finansmana ihtiyaç var.
144. actually · zarf · B1aslında; gerçekteThe drug was expected to work quickly, but it actually took several weeks to show any effect.İlacın hızlı etki etmesi bekleniyordu ama aslında herhangi bir etki göstermesi birkaç hafta sürdü.
145. in a similar way · kalıp · B1benzer şekildePlants lose water through their leaves; in a similar way, humans lose water through sweat.Bitkiler yapraklarından su kaybeder; benzer şekilde insanlar da terle su kaybeder.
146. adapt · fiil · B1uyum sağlamak; uyarlamakSome desert plants have adapted to extreme dryness by storing water in their thick stems.Bazı çöl bitkileri, suyu kalın gövdelerinde depolayarak aşırı kuraklığa uyum sağlamıştır.
147. gravity · isim · B1yerçekimiThe moon's gravity is much weaker than that of the Earth, so astronauts can jump very high there.Ay'ın yerçekimi Dünya'nınkinden çok daha zayıf olduğu için astronotlar orada çok yükseğe zıplayabilir.
148. bacteria · isim · B1bakterilerNot all bacteria are harmful, because many of them help us digest food in the intestines.Bütün bakteriler zararlı değildir; çünkü birçoğu bağırsaklarda yiyeceklerin sindirilmesine yardımcı olur.
149. sample · isim · B1örnek; numuneThe technician took a water sample from the stream and sent it to the laboratory for analysis.Teknisyen dereden bir su numunesi aldı ve analiz için laboratuvara gönderdi.
150. observe · fiil · B1gözlemlemekBiologists observed the behaviour of the wolves for two winters before publishing their findings.Biyologlar bulgularını yayımlamadan önce kurtların davranışlarını iki kış boyunca gözlemledi.
151. experiment · isim · B1deneyThe students repeated the experiment three times to make sure the result was not caused by chance.Öğrenciler sonucun tesadüfen ortaya çıkmadığından emin olmak için deneyi üç kez tekrarladı.
152. laboratory · isim · B1laboratuvarAll chemicals must be stored safely in the laboratory when they are not being used.Kullanılmadıkları zaman tüm kimyasallar laboratuvarda güvenli biçimde saklanmalıdır.
153. atmosphere · isim · B1atmosfer; bir gezegeni saran gaz tabakasıMost meteors burn up in the atmosphere before they can reach the surface of the Earth.Göktaşlarının çoğu Dünya yüzeyine ulaşamadan atmosferde yanıp kül olur.
154. climate change · isim · B1iklim değişikliğiClimate change is altering rainfall patterns and putting pressure on agriculture in many regions.İklim değişikliği yağış düzenlerini değiştiriyor ve birçok bölgede tarım üzerinde baskı oluşturuyor.
155. global warming · isim · B1küresel ısınmaGlobal warming is causing sea levels to rise and ice caps to shrink year after year.Küresel ısınma, deniz seviyelerinin yükselmesine ve buzulların her yıl küçülmesine yol açıyor.
156. oxygen · isim · B1oksijenAt high altitudes the air contains less oxygen, so climbers often feel tired and dizzy.Yüksek rakımlarda hava daha az oksijen içerir, bu yüzden dağcılar sıklıkla yorgunluk ve baş dönmesi hisseder.
157. earthquake · isim · B1depremThe earthquake was caused by the sudden release of energy along a fault line.Deprem, bir fay hattı boyunca enerjinin birdenbire açığa çıkmasından kaynaklandı.
158. volcano · isim · B1yanardağ; volkanAsh from the volcano covered nearby villages and disrupted air travel across the region.Yanardağdan çıkan kül yakındaki köyleri kapladı ve bölgedeki hava ulaşımını aksattı.
159. melt · fiil · B1erimek; eritmekIce begins to melt when the temperature rises above zero degrees Celsius.Sıcaklık sıfır santigrat derecenin üzerine çıktığında buz erimeye başlar.
160. magnet · isim · B1mıknatısA magnet can be used to separate iron filings from a mixture of sand and metal.Mıknatıs, kum ve metal karışımından demir tozlarını ayırmak için kullanılabilir.
161. pressure · isim · B1basınçAir pressure falls as you climb higher, which is why water boils at a lower temperature on mountains.Daha yükseğe çıktıkça hava basıncı düşer; bu yüzden su dağlarda daha düşük sıcaklıkta kaynar.
162. atom · isim · B1atomEach atom consists of a nucleus surrounded by electrons moving at great speed.Her atom, çok yüksek hızla hareket eden elektronlarla çevrili bir çekirdekten oluşur.
163. element · isim · B1(kimyasal) elementGold is a chemical element that does not rust or react easily with other substances.Altın, paslanmayan ve başka maddelerle kolay tepkimeye girmeyen bir kimyasal elementtir.
164. chemical reaction · isim · B1kimyasal tepkimeRust is the product of a slow chemical reaction between iron, water and oxygen.Pas, demir, su ve oksijen arasındaki yavaş bir kimyasal tepkimenin ürünüdür.
165. acid · isim · B1asitStrong acids can damage metal surfaces, so laboratory staff must wear gloves and goggles.Güçlü asitler metal yüzeylere zarar verebilir, bu yüzden laboratuvar personeli eldiven ve gözlük takmalıdır.
166. microscope · isim · B1mikroskopUnder the microscope, the researchers could see the individual cells dividing.Araştırmacılar mikroskop altında hücrelerin tek tek bölündüğünü görebildi.
167. mineral · isim · B1mineral; maden; doğal inorganik maddeGranite is a rock made up of several different minerals, including quartz and feldspar.Granit, kuvars ve feldispat dahil birkaç farklı mineralden oluşan bir kayaçtır.
168. flood · isim · B1sel; taşkın; su baskınıThe flood carried tonnes of sediment from the hills down into the valley.Sel, tonlarca tortuyu tepelerden vadiye taşıdı.
169. carbon · isim · B1karbon; (C) elementiAll organic compounds contain carbon, which can bond with many other elements.Tüm organik bileşikler, birçok başka elementle bağ kurabilen karbon içerir.
170. universe · isim · B1evren; kâinatMeasurements of distant light suggest that the universe is still expanding at an increasing rate.Uzak ışık ölçümleri, evrenin hâlâ artan bir hızla genişlediğini düşündürür.
171. protein · isim · B1proteinEach protein in the body folds into a specific shape that determines its function.Vücuttaki her protein, işlevini belirleyen belirli bir şekle katlanır.
172. planet · isim · B1gezegenAstronomers have discovered a planet outside our solar system that may have conditions suitable for liquid water.Gökbilimciler, güneş sistemimizin dışında sıvı su için uygun koşullara sahip olabilecek bir gezegen keşfetti.
173. liquid · isim · B1sıvıWhen the temperature rises, the solid slowly turns into a liquid and begins to flow.Sıcaklık yükseldiğinde katı madde yavaş yavaş sıvıya dönüşür ve akmaya başlar.
174. gas · isim · B1gazThe researchers measured how much of the gas escaped from the sealed container over twenty-four hours.Araştırmacılar, kapalı kaptan yirmi dört saat içinde ne kadar gazın sızdığını ölçtü.
175. telescope · isim · B1teleskopThe new space telescope can capture images of galaxies that are billions of years old.Yeni uzay teleskobu, milyarlarca yıllık gökadaların görüntülerini yakalayabiliyor.
176. hurricane · isim · B1kasırga, tropikal fırtınaWarmer oceans may cause each hurricane to carry more rain and move more slowly than before.Daha sıcak okyanuslar, her kasırganın daha fazla yağmur taşımasına ve eskisinden yavaş ilerlemesine yol açabilir.
177. solar · sıfat · B1güneşe ait; güneş enerjisiyle ilgiliSolar energy has become cheaper in many countries because the panels are now easier to produce.Paneller artık daha kolay üretildiği için güneş enerjisi birçok ülkede ucuzladı.
178. wildlife · isim · B1yaban hayatıThe new highway was redesigned to reduce its effect on the wildlife living in the forest.Yeni otoyol, ormanda yaşayan yaban hayatı üzerindeki etkisini azaltmak için yeniden tasarlandı.
179. filter · fiil · B1süzmek, filtreden geçirmekThe students filtered the muddy water through sand and paper to remove the solid particles.Öğrenciler, katı parçacıkları ayırmak için çamurlu suyu kumdan ve kâğıttan süzdü.
180. device · isim · B1cihaz; aygıtResearchers designed a portable device that measures air quality in crowded city streets.Araştırmacılar, kalabalık şehir sokaklarında hava kalitesini ölçen taşınabilir bir cihaz tasarladı.
181. reliable · sıfat · B1güvenilir; sağlam çalışanA reliable power supply is essential for laboratories that run experiments continuously for several days.Güvenilir bir enerji kaynağı, deneyleri günlerce kesintisiz yürüten laboratuvarlar için şarttır.
182. install · fiil · B1kurmak; monte etmek; yüklemekTechnicians will install solar panels on the roof of the university library next month.Teknisyenler gelecek ay üniversite kütüphanesinin çatısına güneş panelleri kuracak.
183. fuel · isim · B1yakıtHydrogen is being studied as a clean fuel for heavy trucks and ships.Hidrojen, ağır kamyonlar ve gemiler için temiz bir yakıt olarak inceleniyor.
184. network · isim · B1ağ; şebekeA secure network links all the machines in the factory to a central control room.Güvenli bir ağ, fabrikadaki tüm makineleri merkezi bir kontrol odasına bağlar.
185. software · isim · B1yazılımThe engineers released new software to correct the errors found in the earlier version of the system.Mühendisler, sistemin önceki sürümünde bulunan hataları düzeltmek için yeni bir yazılım yayınladı.
186. hardware · isim · B1donanımOld hardware often cannot run the latest programs used in modern laboratories.Eski donanım, modern laboratuvarlarda kullanılan en yeni programları çoğu zaman çalıştıramaz.
187. battery · isim · B1pil; aküImproving battery life remains the main challenge for manufacturers of electric vehicles.Pil ömrünü artırmak, elektrikli araç üreticileri için hâlâ en büyük zorluktur.
188. portable · sıfat · B1taşınabilirPortable scanners allow doctors to examine patients in remote villages without any hospital equipment.Taşınabilir tarayıcılar, doktorların hiçbir hastane ekipmanı olmadan uzak köylerdeki hastaları muayene etmesini sağlar.
189. wireless · sıfat · B1kablosuzWireless monitors let nurses follow a patient's heart rate from the other side of the ward.Kablosuz monitörler, hemşirelerin bir hastanın kalp atış hızını koğuşun öbür ucundan izlemesine olanak verir.
190. signal · isim · B1sinyal; işaretThe tunnel was so deep that the phone could not pick up a signal.Tünel o kadar derindi ki telefon sinyal alamadı.
191. digital · sıfat · B1dijital; sayısalMany hospitals now keep digital records instead of paper files, which makes information easier to share.Birçok hastane artık kâğıt dosyalar yerine dijital kayıt tutuyor; bu da bilgiyi paylaşmayı kolaylaştırıyor.
192. flexible · sıfat · B1esnek; bükülebilirScientists are developing flexible screens that can be folded and carried in a pocket.Bilim insanları, katlanıp cepte taşınabilen esnek ekranlar geliştiriyor.
193. storage · isim · B1depolama; saklama alanıThe project produced so much information that the team had to buy extra storage for the recordings.Proje o kadar çok bilgi üretti ki ekip kayıtlar için ek depolama alanı satın almak zorunda kaldı.
194. equipment · isim · B1ekipman; donanım, teçhizatThe laboratory had to replace its outdated testing equipment before the new project could begin.Yeni projenin başlayabilmesi için laboratuvarın eskimiş test ekipmanını yenilemesi gerekiyordu.
195. engine · isim · B1motorEngineers redesigned the engine so that it produces less noise and wastes less energy.Mühendisler motoru, daha az gürültü çıkarması ve daha az enerji harcaması için yeniden tasarladı.
196. vehicle · isim · B1taşıt, araçResearchers tested how well the vehicle protects passengers during a sudden collision.Araştırmacılar, aracın ani bir çarpışma sırasında yolcuları ne kadar iyi koruduğunu test etti.
197. design · fiil · B1tasarlamak; planlamakThe team designed a lightweight bridge that can be assembled in just two days.Ekip, yalnızca iki günde kurulabilen hafif bir köprü tasarladı.
198. operate · fiil · B1çalıştırmak, işletmek; çalışmakTechnicians need special training before they are allowed to operate the new production line.Teknisyenlerin yeni üretim hattını çalıştırmalarına izin verilmeden önce özel eğitim almaları gerekir.
199. download · fiil · B1indirmek (dosya, program)Users can download the updated report directly from the university's website.Kullanıcılar güncellenmiş raporu doğrudan üniversitenin web sitesinden indirebilir.
200. steel · isim · B1çelikModern skyscrapers rely on steel frames to support their enormous weight.Modern gökdelenler muazzam ağırlıklarını taşımak için çelik iskeletlere dayanır.
201. poverty · isim · B1yoksullukChildren who grow up in poverty often have fewer chances to continue their education.Yoksulluk içinde büyüyen çocukların eğitimlerini sürdürme şansı çoğu zaman daha azdır.
202. migration · isim · B1göçRural-to-urban migration has changed the structure of many families over the past fifty years.Kırdan kente göç, son elli yılda birçok ailenin yapısını değiştirdi.
203. policy · isim · B1politika; izlenen yolThe new housing policy was designed to help low-income families buy their first home.Yeni konut politikası, düşük gelirli ailelerin ilk evlerini almasına yardımcı olmak için tasarlandı.
204. unemployment · isim · B1işsizlikYouth unemployment remained high even after the economy began to grow again.Ekonomi yeniden büyümeye başladıktan sonra bile genç işsizliği yüksek kaldı.
205. survey · isim · B1anket; alan araştırmasıA national survey showed that most citizens trust local governments more than central ones.Ulusal bir anket, vatandaşların çoğunun yerel yönetimlere merkezi yönetimden daha çok güvendiğini gösterdi.
206. attitude · isim · B1tutum; bakış açısıAttitudes toward immigrants tend to be more positive among people who have studied abroad.Göçmenlere yönelik tutumlar, yurt dışında öğrenim görmüş insanlar arasında daha olumlu olma eğilimindedir.
207. gender · isim · B1toplumsal cinsiyet; cinsiyetThe study examines how gender shapes career choices in rural areas.Çalışma, toplumsal cinsiyetin kırsal bölgelerdeki kariyer tercihlerini nasıl biçimlendirdiğini inceliyor.
208. minority · isim · B1azınlık; küçük grupLanguage minorities often struggle to access public services in their mother tongue.Dil azınlıkları, kamu hizmetlerine ana dillerinde ulaşmakta sık sık zorlanır.
209. immigrant · isim · B1göçmen (gelen kişi)Many first-generation immigrants take low-paid jobs while they learn the local language.Birinci kuşak göçmenlerin çoğu, yerel dili öğrenirken düşük ücretli işlerde çalışır.
210. refugee · isim · B1mülteciThe report describes the education problems faced by refugee children in host countries.Rapor, mülteci çocukların ev sahibi ülkelerde karşılaştığı eğitim sorunlarını anlatıyor.
211. income · isim · B1gelir; kazançFamilies with a low income are less likely to send their children to private schools.Geliri düşük aileler çocuklarını özel okullara gönderme olasılığı daha düşüktür.
212. identity · isim · B1kimlik; benlikFor many young people, online communities play a growing part in forming a sense of identity.Birçok genç için çevrimiçi topluluklar, kimlik duygusunun oluşmasında giderek büyüyen bir rol oynuyor.
213. community · isim · B1topluluk; toplum; cemaatCommunity leaders were consulted before the new housing project was approved.Yeni konut projesi onaylanmadan önce topluluk liderlerine danışıldı.
214. democracy · isim · B1demokrasiPolitical scientists link a free press to the long-term stability of democracy.Siyaset bilimciler, özgür basını demokrasinin uzun vadeli istikrarıyla ilişkilendirir.
215. rural · sıfat · B1kırsalAccess to healthcare remains one of the main challenges in rural communities.Sağlık hizmetlerine erişim, kırsal topluluklardaki başlıca sorunlardan biri olmaya devam ediyor.
216. urban · sıfat · B1kentsel; şehirle ilgiliUrban planners are trying to make public transport more accessible to low-income districts.Kent plancıları, toplu taşımayı düşük gelirli semtler için daha erişilebilir kılmaya çalışıyor.
217. custom · isim · B1gelenek; görenek; âdetIn some regions, the custom of arranged marriage is slowly losing its influence among the young.Bazı bölgelerde görücü usulü evlilik geleneği gençler arasında yavaş yavaş etkisini yitiriyor.
218. economy · isim · B1ekonomi; bir ülkenin üretim, ticaret ve para sistemiThe country's economy depends heavily on tourism, so travel restrictions caused serious financial problems for local families.Ülkenin ekonomisi büyük ölçüde turizme bağlı olduğundan seyahat kısıtlamaları yerel aileler için ciddi mali sorunlara yol açtı.
219. government · isim · B1hükümet; yönetimThe government announced a new plan to improve access to higher education in the poorest regions.Hükümet, en yoksul bölgelerde yükseköğretime erişimi artırmak için yeni bir plan açıkladı.
220. conflict · isim · B1çatışma; anlaşmazlık; çıkar çatışmasıResearchers study how competition over land and water can turn a local disagreement into a violent conflict.Araştırmacılar, toprak ve su rekabetinin yerel bir anlaşmazlığı nasıl şiddetli bir çatışmaya dönüştürebileceğini inceliyor.
221. tradition · isim · B1gelenek; töreSociologists note that marriage traditions often change slowly, even when a society modernizes quickly in other areas.Sosyologlar, toplum diğer alanlarda hızla modernleşse bile evlilik geleneklerinin çoğu zaman yavaş değiştiğini belirtir.
222. crime · isim · B1suç; suç oranıStudies often link rising crime in some neighbourhoods to a lack of job opportunities for young people.Çalışmalar, bazı mahallelerde artan suçu çoğu zaman gençler için iş olanaklarının eksikliğine bağlar.
223. tax · isim · B1vergiEconomists disagree about whether a higher tax on large companies would encourage or discourage investment.Ekonomistler, büyük şirketlere uygulanan daha yüksek bir verginin yatırımı teşvik edip etmeyeceği konusunda hemfikir değildir.
224. trade · isim · B1ticaret; alım satımTrade between neighbouring countries often grows after they sign agreements that remove customs duties.Komşu ülkeler arasındaki ticaret, gümrük vergilerini kaldıran anlaşmalar imzalandıktan sonra sıklıkla artar.
225. wage · isim · B1ücret; maaş (genellikle saat veya hafta başına)A minimum wage law can reduce the number of people who work full time but still live in hardship.Asgari ücret yasası, tam zamanlı çalıştığı halde yine de zor koşullarda yaşayan insanların sayısını azaltabilir.
226. citizen · isim · B1vatandaş; yurttaşIn most democratic countries, every adult citizen has the right to vote in national elections.Çoğu demokratik ülkede her yetişkin vatandaşın ulusal seçimlerde oy kullanma hakkı vardır.
227. election · isim · B1seçimVoter turnout in the last election was highest among older people and lowest among those under twenty-five.Son seçimde katılım oranı en çok yaşlılar arasında, en az ise yirmi beş yaşın altındakiler arasında görüldü.
228. religion · isim · B1dinReligion has played an important part in shaping laws and family life in many societies throughout history.Din, tarih boyunca birçok toplumda yasaların ve aile yaşamının şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır.
229. belief · isim · B1inanç; görüş; kanaatA widespread belief that hard work always brings success can make people ignore unequal starting conditions.Çok çalışmanın her zaman başarı getireceğine dair yaygın inanç, insanların eşit olmayan başlangıç koşullarını görmezden gelmesine yol açabilir.
230. consumer · isim · B1tüketiciConsumer spending usually falls when prices rise faster than wages, which slows down the whole economy.Fiyatlar ücretlerden hızlı arttığında tüketici harcamaları genellikle düşer ve bu durum tüm ekonomiyi yavaşlatır.
231. society · isim · B1toplum; belirli bir ülke veya topluluktaki insanların bütünüSociologists study how the values of a society change when its economy becomes more industrial.Sosyologlar, bir toplumun ekonomisi daha sanayileştikçe değerlerinin nasıl değiştiğini inceler.
232. employment · isim · B1istihdam; iş, çalışma durumuRising employment among women has changed the structure of many families in the region.Kadınlar arasında artan istihdam, bölgedeki birçok ailenin yapısını değiştirdi.
233. growth · isim · B1büyüme; artışEconomic growth does not automatically lead to a fairer distribution of wealth within a country.Ekonomik büyüme, bir ülkede refahın otomatik olarak daha adil dağılmasını sağlamaz.
234. profit · isim · B1kâr; kazançThe company made a large profit last year, yet it refused to raise its employees' salaries.Şirket geçen yıl büyük bir kâr elde etti, ancak çalışanlarının maaşlarını artırmayı reddetti.
235. competition · isim · B1rekabet; yarışmaStrong competition between firms can push prices down and encourage better products for consumers.Firmalar arasındaki güçlü rekabet, fiyatları düşürebilir ve tüketiciler için daha iyi ürünleri teşvik edebilir.
236. political · sıfat · B1siyasi; politikYoung people's political views are often shaped more by their social environment than by their families.Gençlerin siyasi görüşleri çoğu zaman ailelerinden çok sosyal çevreleri tarafından şekillenir.
237. vote · fiil · B1oy vermekStudies show that people with higher education levels are more likely to vote in local elections.Araştırmalar, eğitim düzeyi yüksek kişilerin yerel seçimlerde oy kullanma olasılığının daha fazla olduğunu gösteriyor.
238. freedom · isim · B1özgürlükFreedom of expression is considered a basic condition for a healthy public debate.İfade özgürlüğü, sağlıklı bir kamusal tartışmanın temel koşulu sayılır.
239. violence · isim · B1şiddetResearchers found a link between exposure to violence in childhood and aggressive behaviour in adult life.Araştırmacılar, çocukluktaki şiddete maruz kalma ile yetişkinlikteki saldırgan davranış arasında bir bağ buldu.
240. prison · isim · B1cezaevi, hapishaneOvercrowded prisons make it difficult to offer education programmes that might help inmates after release.Aşırı kalabalık cezaevleri, mahkûmlara tahliye sonrasında yardımcı olabilecek eğitim programlarını sunmayı zorlaştırır.
241. retirement · isim · B1emeklilikLonger life spans have forced governments to raise the age of retirement in many countries.Uzayan yaşam süreleri, birçok ülkede hükümetleri emeklilik yaşını yükseltmeye zorladı.
242. divorce · isim · B1boşanmaThe rate of divorce has risen steadily since the law made the process easier for couples.Yasa süreci çiftler için kolaylaştırdığından beri boşanma oranı istikrarlı biçimde arttı.
243. charity · isim · B1hayır kurumu; yardım, hayırseverlikMany families in the area depend on a local charity for food during the winter months.Bölgedeki birçok aile kış aylarında yiyecek için yerel bir hayır kurumuna bağımlıdır.
244. volunteer · isim · B1gönüllüThe community centre could not offer free language classes without the help of dozens of volunteers.Toplum merkezi, onlarca gönüllünün yardımı olmadan ücretsiz dil kursları sunamazdı.
245. behaviour · isim · B1davranışThe study examined how classroom behaviour changes when teachers praise students more often.Çalışma, öğretmenler öğrencileri daha sık övdüğünde sınıf içi davranışın nasıl değiştiğini inceledi.
246. motivation · isim · B1motivasyon; güdülenmeLack of motivation is one of the main reasons why students fail to complete their courses.Motivasyon eksikliği, öğrencilerin derslerini tamamlayamamasının başlıca nedenlerinden biridir.
247. emotion · isim · B1duyguYoung children often find it hard to express their emotions in words.Küçük çocuklar duygularını sözcüklerle ifade etmekte çoğu zaman zorlanır.
248. memorise · fiil · B1ezberlemek; aklında tutmakRather than memorise long lists of dates, students should learn to understand historical causes.Öğrenciler uzun tarih listelerini ezberlemek yerine tarihsel nedenleri anlamayı öğrenmelidir.
249. stress · isim · B1stres; gerilim, zihinsel baskıLong exam periods can cause serious stress, especially for students who have part-time jobs.Uzun sınav dönemleri, özellikle yarı zamanlı çalışan öğrenciler için ciddi stres yaratabilir.
250. intelligence · isim · B1zekâResearchers disagree about whether intelligence is mostly inherited or shaped by a child's environment.Araştırmacılar zekânın çoğunlukla kalıtsal mı yoksa çocuğun çevresi tarafından mı şekillendiği konusunda fikir ayrılığı içindedir.