TOEFL Kelime Listesi (Sayfa 2)

TOEFL Kelime Listesi: 2.355 kelime, TOEFL iBT’nin akademik okuma ve dinleme metinleri için kelimeler. Her kelimenin Türkçe anlamı ve bir örnek cümlesi var; liste kolaydan zora sıralı. Seviyeler: A2 5, B1 451, B2 1.057, C1 842.

251–500. kelimeler · Sayfa 2/10 · Güncelleme:

Kelimeler 251–500

KelimeAnlamıÖrnek cümle
251. distraction · isim · B1dikkat dağıtıcı şey; dikkat dağınıklığıNotifications from a phone are a constant distraction for students trying to read.Telefon bildirimleri, okumaya çalışan öğrenciler için sürekli bir dikkat dağıtıcıdır.
252. mood · isim · B1ruh hali; keyifExposure to sunlight in the morning can noticeably improve a person's mood throughout the day.Sabah güneş ışığına maruz kalmak, bir kişinin gün boyunca ruh halini belirgin biçimde iyileştirebilir.
253. reward · isim · B1ödülExperiments show that an immediate reward often motivates people more than a larger, delayed one.Deneyler, anında verilen bir ödülün genellikle daha büyük ama gecikmeli bir ödülden daha fazla motive ettiğini gösteriyor.
254. stress · isim · B1stres; gerginlik, baskıStudents often report higher levels of stress during final exams than at any other time in the academic year.Öğrenciler genellikle final sınavları sırasında akademik yılın diğer dönemlerine göre daha yüksek düzeyde stres yaşadıklarını bildirir.
255. personality · isim · B1kişilik, karakterThe professor explained that personality develops through both inherited qualities and life experiences.Profesör, kişiliğin hem kalıtsal özellikler hem de yaşam deneyimleri yoluyla geliştiğini açıkladı.
256. confidence · isim · B1özgüven, kendine güvenPublic speaking classes can build confidence in students who feel nervous when presenting in front of others.Topluluk önünde konuşma dersleri, sunum yaparken gergin hisseden öğrencilerin özgüvenini artırabilir.
257. curiosity · isim · B1merakYoung children's natural curiosity drives them to explore their surroundings and ask endless questions.Küçük çocukların doğal merakı, onları çevrelerini keşfetmeye ve bitmeyen sorular sormaya iter.
258. anger · isim · B1öfke; kızgınlıkThe psychologist explained that suppressed anger can later appear as headaches, sleeplessness or sudden outbursts at people who did nothing wrong.Psikolog, bastırılan öfkenin sonradan baş ağrısı, uykusuzluk ya da hiçbir şey yapmamış insanlara karşı ani patlamalar olarak ortaya çıkabileceğini açıkladı.
259. fear · isim · B1korkuIn the lecture, the professor described how fear prepares the body to either run away or defend itself.Profesör dersinde, korkunun bedeni ya kaçmaya ya da kendini savunmaya nasıl hazırladığını anlattı.
260. memory · isim · B1bellek; hafıza; anıStudies show that short-term memory can hold only a small amount of information for a few seconds.Araştırmalar, kısa süreli belleğin yalnızca az miktarda bilgiyi birkaç saniye boyunca tutabildiğini gösteriyor.
261. reaction · isim · B1tepkiParticipants were asked to film their reaction when they saw the unexpected photographs on the screen.Katılımcılardan ekranda beklenmedik fotoğrafları gördüklerinde verdikleri tepkiyi kaydetmeleri istendi.
262. loneliness · isim · B1yalnızlık hissiLoneliness among first-year students is common, especially for those who have moved far away from their families.İlk yıl öğrencileri arasında yalnızlık hissi yaygındır, özellikle ailelerinden uzağa taşınanlarda.
263. mental health · kalıp · B1ruh sağlığı; akıl sağlığıThe university has launched a campaign to encourage students to talk openly about their mental health.Üniversite, öğrencileri ruh sağlıkları hakkında açıkça konuşmaya teşvik etmek için bir kampanya başlattı.
264. stubborn · sıfat · B1inatçı; dik kafalıThe experiment showed that stubborn participants kept using a failing strategy long after others had tried something new.Deney, inatçı katılımcıların başarısız bir stratejiyi, diğerleri yeni bir şey denedikten çok sonra bile kullanmayı sürdürdüğünü gösterdi.
265. impatient · sıfat · B1sabırsızChildren who were impatient often grabbed the first sweet immediately instead of waiting for the researcher to return with two.Sabırsız çocuklar, araştırmacının iki tane getirmek üzere dönmesini beklemek yerine genellikle ilk şekeri hemen aldı.
266. body language · kalıp · B1beden diliDuring the interview, her relaxed body language suggested that she was far more comfortable than her quiet voice implied.Mülakat sırasında rahat beden dili, kısık sesinin ima ettiğinden çok daha rahat olduğunu düşündürüyordu.
267. gesture · isim · B1jest; el kol hareketiA simple gesture, such as a nod, can show agreement faster than any spoken answer.Başı sallamak gibi basit bir jest, onayı söylenen herhangi bir cevaptan daha hızlı gösterebilir.
268. survey · isim · B1anket; kamuoyu yoklamasıThe psychology department ran a survey to find out how many students felt tired during exam week.Psikoloji bölümü, öğrencilerin sınav haftasında kendilerini ne kadar yorgun hissettiğini öğrenmek için bir anket yaptı.
269. trust · isim · B1güven; itimatChildren who feel trust toward their teachers are usually more willing to ask questions in class.Öğretmenlerine güven duyan çocuklar, derste genellikle soru sormaya daha istekli olur.
270. concentration · isim · B1dikkat toplama; odaklanmaThe professor explained that noise in the library can seriously reduce a student's concentration.Profesör, kütüphanedeki gürültünün öğrencinin odaklanmasını ciddi biçimde azaltabileceğini açıkladı.
271. sympathy · isim · B1acıma; üzüntü duyma; anlayışWhen her classmate failed the test, she expressed her sympathy and offered to study with him.Sınıf arkadaşı sınavdan kalınca, üzüntüsünü dile getirdi ve onunla birlikte çalışmayı önerdi.
272. socialize · fiil · B1insanlarla vakit geçirmek; sosyalleşmekNew students who socialize with others in the first weeks usually adjust to university life more easily.İlk haftalarda başkalarıyla sosyalleşen yeni öğrenciler, üniversite hayatına genellikle daha kolay alışır.
273. panic · isim · B1panik; ani korkuA moment of panic during the oral exam caused him to forget everything he had prepared.Sözlü sınav sırasında yaşadığı bir panik anı, hazırladığı her şeyi unutmasına neden oldu.
274. boredom · isim · B1sıkılma; can sıkıntısıResearchers found that boredom can sometimes push people to look for creative new activities.Araştırmacılar, sıkılmanın bazen insanları yaratıcı yeni etkinlikler aramaya yöneltebildiğini buldu.
275. selfish · sıfat · B1bencilYoung children are often selfish because they have not yet learned to see situations from another person's view.Küçük çocuklar, durumlara başkasının bakış açısından bakmayı henüz öğrenmedikleri için çoğu zaman bencildir.
276. forgetful · sıfat · B1unutkanWhen he is under pressure, he becomes so forgetful that he leaves his keys in different rooms.Baskı altındayken o kadar unutkan oluyor ki anahtarlarını farklı odalarda bırakıyor.
277. economy · isim · B1ekonomi; bir ülkenin üretim, ticaret ve tüketim sistemiThe professor explained how a strong economy can create more jobs and raise living standards across a whole country.Profesör, güçlü bir ekonominin nasıl daha fazla iş yaratıp tüm ülkede yaşam standartlarını yükseltebileceğini anlattı.
278. supply · isim · B1arz; piyasada satışa sunulan mal miktarıWhen the supply of coffee beans falls after a bad harvest, prices usually rise in the following months.Kötü bir hasattan sonra kahve çekirdeği arzı azalınca, fiyatlar genellikle takip eden aylarda yükselir.
279. demand · isim · B1talep; bir mala veya hizmete duyulan istekDemand for electric cars has grown quickly as more students and workers look for cheaper ways to commute.Daha fazla öğrenci ve çalışan ulaşım için daha ucuz yollar aradıkça elektrikli araçlara olan talep hızla arttı.
280. consumer · isim · B1tüketiciThe lecture focused on how advertising shapes the choices that consumers make in the supermarket.Ders, reklamların tüketicilerin süpermarketteki tercihlerini nasıl şekillendirdiğine odaklandı.
281. market · isim · B1pazar; alıcı ve satıcıların bir araya geldiği ticaret alanıThe company hopes to enter the Asian market by offering lower prices than its local rivals.Şirket, yerel rakiplerinden daha düşük fiyatlar sunarak Asya pazarına girmeyi umuyor.
282. profit · isim · B1kârDespite rising costs, the bookstore still managed to make a small profit during its first year.Artan maliyetlere rağmen kitapçı, ilk yılında yine de küçük bir kâr elde etmeyi başardı.
283. budget · isim · B1bütçeThe university cut its research budget, so several student projects had to be postponed or cancelled.Üniversite araştırma bütçesini kıstı, bu yüzden birkaç öğrenci projesi ertelenmek veya iptal edilmek zorunda kaldı.
284. trade · isim · B1ticaret; mal alışverişiHistorians argue that trade along the Silk Road spread ideas as well as goods between distant civilizations.Tarihçiler, İpek Yolu üzerindeki ticaretin uzak medeniyetler arasında mallarla birlikte fikirleri de yaydığını savunuyor.
285. export · fiil · B1ihraç etmekBrazil exports large quantities of coffee and sugar to markets in Europe and North America.Brezilya, Avrupa ve Kuzey Amerika pazarlarına büyük miktarlarda kahve ve şeker ihraç ediyor.
286. import · fiil · B1ithal etmekBecause the island has little farmland, it has to import most of its food.Adada çok az tarım arazisi bulunduğu için yiyeceğinin çoğunu ithal etmek zorunda.
287. wage · isim · B1ücret; maaş (genellikle saat veya hafta başına)Many factory workers argued that their wages had not kept pace with the rising cost of housing.Birçok fabrika işçisi, ücretlerinin konut maliyetlerindeki artışa yetişmediğini savundu.
288. employer · isim · B1işverenThe university is the largest employer in the town, hiring thousands of staff each year.Üniversite, her yıl binlerce personel alarak kasabadaki en büyük işveren konumundadır.
289. employee · isim · B1çalışan; işçi veya memurStudies show that an employee who feels valued is more likely to stay with a firm.Araştırmalar, değerli hissettiği bir çalışanın şirkette kalma olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor.
290. salary · isim · B1maaşGraduates in engineering often receive a higher starting salary than those in other fields.Mühendislik mezunları genellikle diğer alanlardaki mezunlardan daha yüksek bir başlangıç maaşı alır.
291. income · isim · B1gelir; düzenli olarak kazanılan paraFamilies with a low income may struggle to pay for higher education without outside help.Düşük gelirli aileler, dışarıdan yardım almadan yükseköğretimin masraflarını karşılamakta zorlanabilir.
292. tax · isim · B1vergiThe government raised the tax on tobacco in order to reduce smoking and fund public health programs.Hükümet, sigara kullanımını azaltmak ve halk sağlığı programlarını finanse etmek için tütün vergisini artırdı.
293. loan · isim · B1kredi; borç olarak verilen paraMany students take out a loan to cover their living costs while they study abroad.Birçok öğrenci, yurt dışında okurken yaşam giderlerini karşılamak için kredi çeker.
294. brand · isim · B1markaA strong brand can persuade people to pay more for a product that is almost identical to others.Güçlü bir marka, insanları diğerlerinden neredeyse farksız bir ürün için daha fazla ödemeye ikna edebilir.
295. advertisement · isim · B1reklam; ilanThe researcher analyzed how each advertisement targets a specific age group through language and images.Araştırmacı, her reklamın dil ve görseller aracılığıyla belirli bir yaş grubunu nasıl hedeflediğini inceledi.
296. industry · isim · B1sanayi; endüstri koluThe tourism industry in the region has grown rapidly over the past two decades.Bölgedeki turizm sektörü son yirmi yılda hızla büyüdü.
297. contract · isim · B1sözleşmeBefore starting the job, each employee must sign a contract that states the length and conditions of work.İşe başlamadan önce her çalışan, çalışma süresini ve koşullarını belirten bir sözleşme imzalamalıdır.
298. afford · fiil · B1parası yetmek; satın almaya gücü olmakAs rents increase, fewer young people can afford to live in the city center.Kiralar arttıkça, şehir merkezinde yaşamayı karşılayabilen genç sayısı azalıyor.
299. expense · isim · B1gider; harcamaHousing is the biggest expense for most students who live away from their families.Konut, ailesinden uzakta yaşayan çoğu öğrenci için en büyük giderdir.
300. insurance · isim · B1sigortaHealth insurance helps people avoid large medical bills when they become seriously ill.Sağlık sigortası, insanların ciddi biçimde hastalandıklarında büyük tıbbi faturalardan kaçınmalarına yardımcı olur.
301. economist · isim · B1iktisatçı; ekonomistThe economist explained to the class why small changes in spending can affect an entire region.İktisatçı, harcamalardaki küçük değişikliklerin neden koca bir bölgeyi etkileyebildiğini sınıfa anlattı.
302. purchase · isim · B1satın alma; satın alınan şeyThe professor noted that a large purchase often requires more careful thought than daily shopping.Profesör, büyük bir satın almanın genellikle günlük alışverişten daha dikkatli düşünmeyi gerektirdiğini belirtti.
303. tourism · isim · B1turizmFor many island nations, tourism is the main source of money from abroad.Birçok ada ülkesi için turizm, yurt dışından gelen paranın ana kaynağıdır.
304. marketing · isim · B1pazarlamaGood marketing can make an unknown product famous within a few months.İyi bir pazarlama, bilinmeyen bir ürünü birkaç ay içinde ünlü yapabilir.
305. bonus · isim · B1ikramiye; primThe company gave every worker a bonus after its most successful year.Şirket, en başarılı yılının ardından her çalışana bir ikramiye verdi.
306. client · isim · B1müşteri; danışan (hizmet alan kişi)The consulting firm studies each client's needs before suggesting any changes.Danışmanlık firması, herhangi bir değişiklik önermeden önce her müşterinin ihtiyaçlarını inceler.
307. discount · isim · B1indirimShops often offer a discount at the end of the season to clear old stock.Mağazalar eski ürünleri elden çıkarmak için sezon sonunda sık sık indirim yapar.
308. savings · isim · B1birikim; tasarrufAfter graduating, she used her savings to start a small design studio.Mezun olduktan sonra birikimini küçük bir tasarım stüdyosu açmak için kullandı.
309. donation · isim · B1bağışA generous donation from a local company paid for the library's new computers.Yerel bir şirketin cömert bağışı, kütüphanenin yeni bilgisayarlarının parasını karşıladı.
310. overtime · isim · B1fazla mesaiFactory workers often do overtime when orders increase before the holidays.Fabrika çalışanları, tatil öncesinde siparişler artınca sık sık fazla mesai yapar.
311. warehouse · isim · B1depo; ambarThe online store keeps most of its products in a huge warehouse near the port.Çevrimiçi mağaza ürünlerinin çoğunu limanın yakınındaki büyük bir depoda tutuyor.
312. competition · isim · B1rekabet; yarışIntense competition among smartphone makers has pushed companies to improve their products while keeping them affordable.Akıllı telefon üreticileri arasındaki yoğun rekabet, şirketleri ürünlerini uygun fiyatlı tutarken geliştirmeye itti.
313. trend · isim · B1eğilim; gidişatThe professor showed a graph illustrating a steady upward trend in online shopping over the past decade.Profesör, son on yılda çevrimiçi alışverişteki istikrarlı yükseliş eğilimini gösteren bir grafik sundu.
314. interest · isim · B1faizIf you pay off the debt late, the interest will keep growing and the total amount will become much larger.Borcu geç ödersen faiz artmaya devam eder ve toplam tutar çok daha büyür.
315. enroll · fiil · B1kaydolmak; (bir derse veya okula) kayıt yaptırmakStudents must enroll in at least four courses before the end of the first week of classes.Öğrenciler, derslerin ilk haftasının sonuna kadar en az dört derse kayıt yaptırmak zorundadır.
316. register · fiil · B1ders kaydı yapmak; adını yazdırmakYou need to register for your seminars online before the system closes on Friday.Cuma günü sistem kapanmadan önce seminerlerine internetten kayıt yaptırman gerekiyor.
317. tuition · isim · B1öğrenim ücreti; harçMany students take part-time jobs to help cover their tuition each semester.Birçok öğrenci her dönem öğrenim ücretini karşılamaya yardımcı olmak için yarı zamanlı işlerde çalışır.
318. scholarship · isim · B1bursShe won a full scholarship because of her outstanding grades in chemistry.Kimyadaki üstün notları sayesinde tam burs kazandı.
319. deadline · isim · B1son teslim tarihi; son tarihThe deadline for submitting the research proposal is midnight on Thursday.Araştırma önerisini teslim etmek için son tarih perşembe gece yarısıdır.
320. semester · isim · B1yarıyıl; dönemI am taking a heavy course load this semester, so I rarely have free evenings.Bu dönem ders yüküm ağır olduğu için akşamları nadiren boş vaktim oluyor.
321. major · isim · B1ana dal; asıl uzmanlık alanıHer major is environmental engineering, but she also takes courses in economics.Ana dalı çevre mühendisliğidir, ancak ekonomi dersleri de alır.
322. undergraduate · isim · B1lisans öğrencisiAs an undergraduate, he worked in a biology lab for two summers.Lisans öğrencisiyken iki yaz boyunca bir biyoloji laboratuvarında çalıştı.
323. assignment · isim · B1ödev; verilen görevThe final assignment requires you to analyze a case study and write a ten-page report.Son ödev, bir vaka çalışmasını analiz edip on sayfalık bir rapor yazmanızı gerektiriyor.
324. lecture · isim · B1(üniversitede) ders; sunum biçiminde anlatılan dersThe morning lecture on cognitive psychology was so crowded that some students sat on the floor.Bilişsel psikoloji üzerine sabah dersi o kadar kalabalıktı ki bazı öğrenciler yere oturdu.
325. tutor · isim · B1özel ders veren kişi; öğrenci destek eğitmeniI met with a peer tutor twice a week to improve my academic writing.Akademik yazımı geliştirmek için haftada iki kez bir akran eğitmeniyle görüştüm.
326. department · isim · B1bölüm; anabilim dalıThe sociology department is hosting a guest speaker from Canada next week.Sosyoloji bölümü gelecek hafta Kanada'dan bir konuk konuşmacıyı ağırlayacak.
327. commute · fiil · B1evden okula (işe) gidip gelmekMany students commute from nearby towns because campus housing is so expensive.Kampüs konutları çok pahalı olduğu için birçok öğrenci yakındaki kasabalardan gidip gelir.
328. dormitory · isim · B1yurtFirst-year students are usually assigned to a dormitory on the north side of campus.Birinci sınıf öğrencileri genellikle kampüsün kuzey tarafındaki bir yurda yerleştirilir.
329. renew · fiil · B1(ödünç alınan kitabın) süresini uzatmak; yenilemekYou can renew your books online if no other student has requested them.Başka hiçbir öğrenci talep etmediyse kitaplarınızın süresini internetten uzatabilirsiniz.
330. reserve · fiil · B1ayırtmak; rezerve etmekI reserved a quiet study room in the library for our group project on Monday.Pazartesi günü grup projemiz için kütüphanede sessiz bir çalışma odası ayırttım.
331. campus · isim · B1kampüs; üniversitenin arazisi ve binalarıThe new science building is on the north side of the campus, close to the main library.Yeni fen binası kampüsün kuzey tarafında, ana kütüphanenin yakınında.
332. office hours · isim · B1öğretim üyesinin öğrencileri kabul ettiği saatlerI went to my professor's office hours to ask how to improve my essay.Kompozisyonumu nasıl geliştirebileceğimi sormak için profesörümün görüşme saatlerine gittim.
333. hand in · öbek fiil · B1(ödev, kâğıt) teslim etmekYou must hand in your research paper at the department office before noon on Friday.Araştırma makalenizi cuma günü öğleden önce bölüm ofisine teslim etmelisiniz.
334. sign up for · öbek fiil · B1(bir etkinliğe, derse) kaydolmak, yazılmakMany first-year students sign up for a campus tour during the first week of classes.Birçok birinci sınıf öğrencisi derslerin ilk haftasında kampüs turuna yazılıyor.
335. fill out · öbek fiil · B1(form) doldurmakPlease fill out this form and return it to the front desk of the student center.Lütfen bu formu doldurup öğrenci merkezinin danışmasına geri verin.
336. borrow · fiil · B1ödünç almakStudents can borrow up to ten books from the library for three weeks.Öğrenciler kütüphaneden üç haftalığına en fazla on kitap ödünç alabilir.
337. fee · isim · B1ücret; harçThere is a small lab fee for every chemistry course at this university.Bu üniversitede her kimya dersi için küçük bir laboratuvar ücreti var.
338. roommate · isim · B1oda arkadaşıMy roommate and I agreed to take turns cleaning the kitchen every week.Oda arkadaşımla mutfağı her hafta sırayla temizlemek konusunda anlaştık.
339. cafeteria · isim · B1kafeterya; yemekhaneThe cafeteria stays open late during exam week so students can eat while they study.Kafeterya sınav haftasında geç saate kadar açık kalıyor, böylece öğrenciler ders çalışırken yemek yiyebiliyor.
340. bookstore · isim · B1kitabevi; kampüs kitapçısıThe campus bookstore sells used textbooks at half the price of new ones.Kampüs kitabevi ikinci el ders kitaplarını yenilerinin yarı fiyatına satıyor.
341. textbook · isim · B1ders kitabıThe economics textbook for this course is expensive, so many students share a copy.Bu dersin ekonomi kitabı pahalı olduğu için birçok öğrenci aynı kitabı paylaşıyor.
342. final exam · isim · B1final sınavı; dönem sonu sınavıThe final exam counts for forty percent of your grade in this course.Final sınavı bu derste notunuzun yüzde kırkını oluşturuyor.
343. quiz · isim · B1kısa sınavOur professor gives a short quiz at the start of each class to check our reading.Profesörümüz okumalarımızı kontrol etmek için her dersin başında kısa bir sınav yapıyor.
344. schedule · isim · B1program; ders programıMy schedule is full on Tuesdays, with three classes and a lab in the afternoon.Salı günleri programım dolu; öğleden sonra üç dersim ve bir laboratuvarım var.
345. study group · isim · B1çalışma grubuOur study group meets in the library every Wednesday to go over difficult topics.Çalışma grubumuz zor konuları gözden geçirmek için her çarşamba kütüphanede toplanıyor.
346. graduation · isim · B1mezuniyetAfter graduation, she plans to work abroad for a year before starting a master's program.Mezuniyetten sonra yüksek lisansa başlamadan önce bir yıl yurt dışında çalışmayı planlıyor.
347. degree · isim · B1üniversite derecesi; lisans/yüksek lisans diplomasıShe earned a degree in architecture and then worked for a firm in Istanbul.Mimarlık alanında lisans derecesi aldı ve ardından İstanbul'da bir firmada çalıştı.
348. appointment · isim · B1randevuYou need to make an appointment before visiting the career office this week.Bu hafta kariyer ofisine gitmeden önce randevu almanız gerekiyor.
349. health center · isim · B1sağlık merkezi; kampüs revириWhen I caught a bad cold, I went to the campus health center for advice.Kötü bir nezle yakalandığımda tavsiye almak için kampüs sağlık merkezine gittim.
350. volunteer · fiil · B1gönüllü olarak çalışmakMany students volunteer at the campus food bank to help classmates in need.Birçok öğrenci ihtiyacı olan sınıf arkadaşlarına yardım etmek için kampüs gıda bankasında gönüllü çalışıyor.
351. announcement · isim · B1duyuruThe university made an announcement about the new bus route in an email this morning.Üniversite bu sabah gönderdiği bir e-postayla yeni otobüs güzergâhını duyurdu.
352. grade · isim · B1not; sınav veya ödev puanıShe studied hard all term and finally earned a top grade in organic chemistry.Dönem boyunca çok çalıştı ve sonunda organik kimya dersinden en yüksek notu aldı.
353. feedback · isim · B1geri bildirim; yorum ve önerilerThe professor gave detailed feedback on my essay, pointing out where my argument lost focus.Profesör makalem hakkında ayrıntılı geri bildirim verdi ve argümanımın nerede odağını kaybettiğini gösterdi.
354. presentation · isim · B1sunumEach team must give a ten-minute presentation on its research findings next Monday.Her ekip gelecek pazartesi araştırma bulguları hakkında on dakikalık bir sunum yapmak zorunda.
355. group project · isim · B1grup projesi; ekip çalışmasıOur group project required us to design and test a simple water filter.Grup projemiz, basit bir su filtresi tasarlamamızı ve test etmemizi gerektiriyordu.
356. student ID · isim · B1öğrenci kimlik kartıYou need to show your student ID to enter the library after six o'clock.Saat altıdan sonra kütüphaneye girmek için öğrenci kimlik kartınızı göstermeniz gerekiyor.
357. due date · isim · B1son teslim tarihi; iade günüThe due date for the lab report is Friday, so please plan your time carefully.Laboratuvar raporunun son teslim tarihi cuma, bu yüzden lütfen zamanınızı dikkatle planlayın.
358. check out · öbek fiil · B1(kütüphaneden) ödünç almakStudents can check out up to ten books at a time with a valid library card.Öğrenciler geçerli bir kütüphane kartıyla aynı anda on kitaba kadar ödünç alabilir.
359. computer lab · isim · B1bilgisayar laboratuvarıThe computer lab stays open until midnight during the week before exams.Bilgisayar laboratuvarı sınavlardan önceki hafta gece yarısına kadar açık kalıyor.
360. freshman · isim · B1birinci sınıf öğrencisiAs a freshman, I found it hard to balance my classes and my social life.Birinci sınıf öğrencisi olarak derslerimle sosyal hayatımı dengelemeyi zor buldum.
361. part-time · sıfat · B1yarı zamanlı; kısmi süreliMany students take a part-time job at the library to earn money while they study.Birçok öğrenci, okurken para kazanmak için kütüphanede yarı zamanlı bir işe girer.
362. dining hall · isim · B1yemekhaneWe usually meet in the dining hall at noon to eat lunch together.Genellikle öğle vakti birlikte yemek yemek için yemekhanede buluşuruz.
363. lounge · isim · B1dinlenme salonuThe student lounge has sofas, a microwave and free Wi-Fi for everyone.Öğrenci dinlenme salonunda herkes için kanepeler, bir mikrodalga fırın ve ücretsiz Wi-Fi var.
364. clinic · isim · B1klinik; revirThe university clinic offers free checkups and basic medical advice to all students.Üniversite kliniği tüm öğrencilere ücretsiz kontrol ve temel tıbbi tavsiye sunuyor.
365. lost and found · isim · B1kayıp eşya bürosuI left my umbrella in the lecture hall, so I checked the lost and found.Şemsiyemi ders salonunda unuttum, bu yüzden kayıp eşya bürosuna baktım.
366. professor · isim · B1profesör; üniversite öğretim üyesiMy biology professor posted the reading for next week on the course website last night.Biyoloji profesörüm gelecek haftanın okuma metnini dün gece ders web sitesine yükledi.
367. classmate · isim · B1sınıf arkadaşı; ders arkadaşıI asked a classmate to send me her notes because I missed Tuesday's session.Salı günkü dersi kaçırdığım için bir sınıf arkadaşımdan notlarını bana göndermesini istedim.
368. attend · fiil · B1katılmak; devam etmekStudents are encouraged to attend the workshop on academic writing before submitting their first essay.Öğrencilerin ilk kompozisyonlarını teslim etmeden önce akademik yazım atölyesine katılmaları tavsiye edilir.
369. minor · isim · B1yan dal (ana dalın yanında seçilen ikinci alan)She chose economics as her minor so she could understand the business side of engineering.Mühendisliğin iş tarafını anlayabilmek için yan dal olarak ekonomiyi seçti.
370. study abroad · kalıp · B1yurt dışında eğitim görmek; yurt dışı değişim programıMany students study abroad for a semester to improve their language skills and meet people from other cultures.Birçok öğrenci dil becerilerini geliştirmek ve farklı kültürlerden insanlarla tanışmak için bir dönem yurt dışında eğitim görür.
371. exchange student · isim · B1değişim öğrencisiThe exchange student from Spain joined our discussion group and shared how classes differ in her country.İspanya'dan gelen değişim öğrencisi tartışma grubumuza katıldı ve ülkesinde derslerin nasıl farklı olduğunu anlattı.
372. international student · isim · B1uluslararası öğrenci; yabancı uyruklu öğrenciAs an international student, he had to show proof of his English ability before starting classes.Uluslararası öğrenci olarak, derslere başlamadan önce İngilizce yeterliliğini belgelemek zorundaydı.
373. student organization · isim · B1öğrenci kulübü; öğrenci topluluğuJoining a student organization is a good way to make friends outside your own program.Bir öğrenci topluluğuna katılmak, kendi programının dışında arkadaş edinmenin iyi bir yoludur.
374. campus security · isim · B1kampüs güvenliğiIf you lose your keys at night, you can call campus security for help.Geceleyin anahtarlarınızı kaybederseniz yardım için kampüs güvenliğini arayabilirsiniz.
375. housing · isim · B1konut; barınmaUniversity housing is limited, so first-year students should apply as early as possible.Üniversite barınma imkânları sınırlıdır, bu yüzden birinci sınıf öğrencileri mümkün olduğunca erken başvurmalıdır.
376. landlord · isim · B1ev sahibiOur landlord promised to repair the heating before the first cold weeks of winter.Ev sahibimiz kışın ilk soğuk haftalarından önce kalorifer tamirini yapacağına söz verdi.
377. furnished · sıfat · B1eşyalı; mobilyalıI preferred a furnished apartment because I could not afford to buy a bed and desk.Yatak ve çalışma masası alamayacağım için eşyalı bir daireyi tercih ettim.
378. pharmacy · isim · B1eczaneThe campus pharmacy is open until six, so I can pick up my medicine after class.Kampüs eczanesi altıya kadar açık, bu yüzden dersten sonra ilacımı alabilirim.
379. nurse · isim · B1hemşireA nurse checked my temperature and asked about my symptoms before the doctor came in.Doktor gelmeden önce bir hemşire ateşimi ölçtü ve belirtilerimi sordu.
380. locker · isim · B1dolap; kilitli eşya dolabıI left my laptop and books in my locker at the gym while I swam.Yüzerken dizüstü bilgisayarımı ve kitaplarımı spor salonundaki dolabıma bıraktım.
381. vending machine · isim · B1otomatik satış makinesiThe vending machine in the library lobby was empty, so I bought a snack elsewhere.Kütüphane girişindeki otomatik satış makinesi boştu, bu yüzden atıştırmalığı başka yerden aldım.
382. e-book · isim · B1elektronik kitapThe library has an e-book version of the textbook, so you can read it on your phone.Kütüphanede ders kitabının elektronik sürümü var, bu yüzden onu telefonunuzdan okuyabilirsiniz.
383. librarian · isim · B1kütüphaneciThe librarian explained how to search the catalog and where to find journals on psychology.Kütüphaneci, kataloğun nasıl taranacağını ve psikoloji dergilerinin nerede bulunacağını anlattı.
384. for instance · kalıp · B1örneğin; meselaMany animals change their behavior in winter; for instance, some bears sleep for months in their dens.Birçok hayvan kışın davranışını değiştirir; örneğin bazı ayılar aylarca inlerinde uyur.
385. in other words · kalıp · B1başka bir deyişle; yaniThe professor said the theory lacks evidence; in other words, nobody has been able to prove it.Profesör teorinin kanıttan yoksun olduğunu söyledi; yani kimse onu kanıtlayamadı.
386. as a result · kalıp · B1sonuç olarak; bunun sonucundaThe lake received much less rain this year, and as a result its water level fell sharply.Göl bu yıl çok daha az yağmur aldı ve bunun sonucunda su seviyesi keskin biçimde düştü.
387. on the other hand · kalıp · B1öte yandan; diğer taraftanOnline courses are flexible; on the other hand, they require a great deal of self-discipline.Çevrimiçi dersler esnektir; öte yandan çok fazla öz disiplin gerektirir.
388. in addition to · edat · B1-e ek olarak; -in yanı sıraIn addition to weekly lectures, students must attend a small discussion group every Friday.Haftalık derslere ek olarak öğrenciler her cuma küçük bir tartışma grubuna katılmak zorundadır.
389. to sum up · kalıp · B1özetle; kısacasıTo sum up, the lecture showed that climate and trade routes shaped how early towns developed.Özetle, ders iklimin ve ticaret yollarının ilk kasabaların gelişimini şekillendirdiğini gösterdi.
390. however · zarf · B1ancak, bununla birlikte (karşıt bir bilgi ekler)The experiment was carefully designed; however, the results were different from what the professor had expected.Deney dikkatle tasarlanmıştı; ancak sonuçlar profesörün beklediğinden farklı çıktı.
391. therefore · zarf · B1bu nedenle, dolayısıylaThe library closes early on Fridays; you should therefore return your books before noon.Kütüphane cuma günleri erken kapanıyor; bu nedenle kitaplarınızı öğleden önce iade etmelisiniz.
392. in fact · kalıp · B1aslında, gerçekte; hattaMany people think the topic is easy. In fact, it is one of the hardest in the course.Birçok kişi konunun kolay olduğunu düşünüyor. Aslında dersin en zor konularından biri.
393. although · bağlaç · B1-e rağmen, her ne kadarAlthough the theory is popular, the speaker explained that it has several weaknesses.Teori popüler olsa da konuşmacı onun birkaç zayıf yönü olduğunu açıkladı.
394. despite · edat · B1-e rağmenDespite the heavy rain, nearly all the students attended the outdoor field class.Şiddetli yağmura rağmen öğrencilerin neredeyse hepsi açık hava saha dersine katıldı.
395. in general · kalıp · B1genel olarak, genellikleIn general, students who review notes regularly remember the material better at exam time.Genel olarak, notlarını düzenli tekrar eden öğrenciler sınav zamanı konuyu daha iyi hatırlar.
396. overall · zarf · B1genel olarak, toplamdaOverall, the study suggests that short breaks improve concentration during long lectures.Genel olarak çalışma, kısa molaların uzun derslerde dikkati artırdığını gösteriyor.
397. besides · zarf · B1ayrıca, üstelikThe textbook is too expensive. Besides, the professor posts all the readings online for free.Ders kitabı çok pahalı. Üstelik profesör tüm okumaları internette ücretsiz paylaşıyor.
398. meanwhile · zarf · B1bu arada, aynı sıradaRural areas lost many jobs in that decade. Meanwhile, the cities grew rapidly.Kırsal bölgeler o on yılda birçok işini kaybetti. Bu arada şehirler hızla büyüdü.
399. in conclusion · kalıp · B1sonuç olarak, özetle (bitirirken)In conclusion, the evidence shows that urban gardens can strengthen community ties.Sonuç olarak, kanıtlar kentsel bahçelerin toplum bağlarını güçlendirebileceğini gösteriyor.
400. even though · bağlaç · B1-e rağmen, -se bileEven though the lecture was long, the students stayed interested until the very end.Ders uzun olmasına rağmen öğrenciler sonuna kadar ilgilerini korudu.
401. unless · bağlaç · B1-medikçe, -mezseUnless you cite your sources properly, your paper may be marked down.Kaynaklarınızı doğru göstermezseniz makaleniz düşük not alabilir.
402. as long as · bağlaç · B1-diği sürece, şartıylaYou may use a calculator in the exam as long as it is not connected to the internet.Sınavda internete bağlı olmadığı sürece hesap makinesi kullanabilirsiniz.
403. apart from · edat · B1-in dışında; -e ek olarakApart from a few minor errors, the student's presentation was clear and well organized.Birkaç küçük hata dışında öğrencinin sunumu açık ve iyi organize edilmişti.
404. for example · kalıp · B1örneğin; meselaMany animals use sound to communicate; for example, whales sing songs that travel across entire oceans.Birçok hayvan iletişim için ses kullanır; örneğin balinalar okyanusların bir ucundan ötekine ulaşan şarkılar söyler.
405. such as · kalıp · B1gibi; örneğin (örnek sıralarken)Professor Lund studies Nordic languages such as Icelandic and Faroese, which have changed very little over centuries.Profesör Lund, yüzyıllar boyunca çok az değişen İzlandaca ve Faroece gibi Kuzey dillerini inceliyor.
406. to begin with · kalıp · B1öncelikle; başlangıç olarakTo begin with, we need to understand how the printing press changed the way ideas spread in Europe.Öncelikle, matbaanın Avrupa'da fikirlerin yayılma biçimini nasıl değiştirdiğini anlamamız gerekiyor.
407. above all · kalıp · B1her şeyden önce; en önemlisiGood scientific writing should be clear, and above all it should be honest about what the data can show.İyi bir bilimsel yazı açık olmalı, her şeyden önce de verilerin neyi gösterebildiği konusunda dürüst olmalıdır.
408. on the one hand · kalıp · B1bir yandan; bir açıdan bakıncaOn the one hand, online courses are convenient; on the other, students often miss the discussion that happens in a classroom.Bir yandan çevrim içi dersler pratiktir; öte yandan öğrenciler çoğu zaman sınıfta yaşanan tartışmayı kaçırır.
409. wrap up · öbek fiil · B1toparlamak; sonuçlandırmakBefore we wrap up today, I would like you to think about one question for our next session.Bugünü toparlamadan önce, bir sonraki oturumumuz için sizden tek bir soru üzerinde düşünmenizi istiyorum.
410. by the way · kalıp · B1bu arada; aklıma gelmişkenBy the way, the library has digital copies of all the articles we are discussing this week.Bu arada, kütüphanede bu hafta tartıştığımız tüm makalelerin dijital kopyaları var.
411. move on to · öbek fiil · B1(bir sonraki konuya) geçmekIf there are no more questions about the French Revolution, let's move on to the Napoleonic period.Fransız Devrimi hakkında başka soru yoksa Napolyon dönemine geçelim.
412. first of all · kalıp · B1her şeyden önce; öncelikleFirst of all, I'd like to explain why this experiment was designed in such a simple way.Her şeyden önce, bu deneyin neden bu kadar basit tasarlandığını açıklamak istiyorum.
413. keep in mind · kalıp · B1aklında tutmak; unutmamakKeep in mind that these figures come from a small survey, so they may not apply everywhere.Bu rakamların küçük bir ankete dayandığını unutmayın; bu yüzden her yerde geçerli olmayabilirler.
414. for this reason · kalıp · B1bu nedenle; bu yüzdenThe data were incomplete; for this reason, the professor asked the team to repeat the study.Veriler eksikti; bu nedenle profesör ekibin çalışmayı tekrarlamasını istedi.
415. instead · zarf · B1onun yerine; bunun yerineThe author did not blame one single cause. Instead, she described several factors working together.Yazar tek bir nedeni suçlamadı. Bunun yerine birlikte işleyen birkaç etkeni anlattı.
416. rather than · bağlaç · B1-mektense; yerineToday we will focus on how the process works rather than why it was discovered.Bugün sürecin neden keşfedildiğinden çok nasıl işlediğine odaklanacağız.
417. generally speaking · kalıp · B1genel olarak söylemek gerekirseGenerally speaking, coastal cities grew faster than inland ones during that period.Genel olarak söylemek gerekirse, kıyı şehirleri o dönemde iç bölgelerdekilerden daha hızlı büyüdü.
418. concept · isim · B1kavramThe concept of supply chains is easier to understand if you think of a simple sandwich.Tedarik zinciri kavramı, basit bir sandviç üzerinden düşünürseniz daha kolay anlaşılır.
419. so far · kalıp · B1şimdiye kadar; şu ana kadarSo far, we have looked at the causes; next we will turn to the consequences.Şimdiye kadar nedenlere baktık; şimdi sonuçlara geçeceğiz.
420. in detail · kalıp · B1ayrıntılı olarakWe will discuss this process in detail in next week's session.Bu süreci gelecek haftaki oturumda ayrıntılı olarak tartışacağız.
421. over time · kalıp · B1zamanla; zaman içindeOver time, the meaning of the word changed until it was used in the opposite sense.Zamanla kelimenin anlamı değişti ve sonunda zıt anlamda kullanılmaya başlandı.
422. examine · fiil · B1incelemek; araştırmakThe lecture examines the reasons why some cities grew rapidly while others stayed small.Ders, bazı şehirlerin neden hızla büyüyüp bazılarının küçük kaldığının nedenlerini inceliyor.
423. compare · fiil · B1karşılaştırmakIn your essay, compare the two economic systems and explain which one handled the crisis better.Kompozisyonunuzda iki ekonomik sistemi karşılaştırın ve hangisinin krizi daha iyi yönettiğini açıklayın.
424. summarize · fiil · B1özetlemekThe first task asks you to summarize the lecture in about three or four sentences.İlk görev, dersi üç dört cümleyle özetlemenizi istiyor.
425. define · fiil · B1tanımlamak; belirlemekBefore discussing the results, the author defines what she means by the term "urban growth."Sonuçları tartışmadan önce yazar, "kentsel büyüme" terimiyle ne kastettiğini tanımlıyor.
426. argue · fiil · B1savunmak; ileri sürmek; tartışmakSome economists argue that cheaper tuition would increase enrollment without lowering the quality of teaching.Bazı ekonomistler, daha ucuz harcın öğretim kalitesini düşürmeden kayıtları artıracağını savunuyor.
427. claim · fiil · B1iddia etmek; öne sürmekThe article claims that students remember more when they handwrite their notes, but the evidence is limited.Makale, öğrencilerin notlarını elle yazdıklarında daha çok hatırladığını iddia ediyor, ancak kanıtlar sınırlı.
428. support · fiil · B1desteklemek; doğrulamakEach paragraph of your essay should include at least one example that supports your main point.Kompozisyonunuzun her paragrafı ana fikrinizi destekleyen en az bir örnek içermeli.
429. predict · fiil · B1tahmin etmek; öngörmekClimate scientists use computer models to predict how rainfall patterns may change over the next fifty years.İklim bilimciler, yağış düzenlerinin önümüzdeki elli yılda nasıl değişebileceğini tahmin etmek için bilgisayar modelleri kullanıyor.
430. observe · fiil · B1gözlemlemek; fark etmekFor the assignment, you will observe a classroom for two hours and record how the teacher manages discussion.Ödev için bir sınıfı iki saat boyunca gözlemleyecek ve öğretmenin tartışmayı nasıl yönettiğini kaydedeceksiniz.
431. confirm · fiil · B1doğrulamak; onaylamakA second experiment confirmed the earlier finding that the chemical slows the growth of mold.İkinci bir deney, kimyasalın küfün büyümesini yavaşlattığı yönündeki önceki bulguyu doğruladı.
432. identify · fiil · B1belirlemek; tanımlamak; tespit etmekListen to the conversation and identify the two main problems the student describes.Konuşmayı dinleyin ve öğrencinin anlattığı iki ana sorunu belirleyin.
433. assume · fiil · B1varsaymak; doğru kabul etmekThe researchers assumed that all the students in the study had the same level of background knowledge.Araştırmacılar, çalışmadaki tüm öğrencilerin aynı düzeyde ön bilgiye sahip olduğunu varsaydı.
434. outline · fiil · B1ana hatlarıyla anlatmak; taslağını çıkarmakAt the start of class, the professor outlined the three main causes of the war.Profesör dersin başında savaşın üç ana nedenini ana hatlarıyla anlattı.
435. explore · fiil · B1derinlemesine incelemek; araştırmakThis course explores how language shapes the way people think about time.Bu ders, dilin insanların zamanı nasıl düşündüğünü nasıl şekillendirdiğini inceliyor.
436. conduct · fiil · B1yürütmek; gerçekleştirmek (deney, araştırma)The biology department conducted a two-year study on the feeding patterns of local birds.Biyoloji bölümü, yerel kuşların beslenme düzenleri üzerine iki yıllık bir çalışma yürüttü.
437. rely on · öbek fiil · B1güvenmek; bağlı olmakMany astronomers rely on data collected by teams in other countries.Birçok gökbilimci, başka ülkelerdeki ekiplerin topladığı verilere güvenir.
438. result in · öbek fiil · B1sonuçlanmak; yol açmakPoor sampling methods can result in misleading conclusions.Kötü örnekleme yöntemleri yanıltıcı sonuçlara yol açabilir.
439. adjust · fiil · B1ayarlamak; uyum sağlamakInternational students often need a few months to adjust to the pace of university life.Uluslararası öğrencilerin üniversite hayatının temposuna uyum sağlaması genellikle birkaç ay alır.
440. participate · fiil · B1katılmak; yer almakStudents are encouraged to participate actively in the class discussion rather than just take notes.Öğrencilerin yalnızca not almak yerine sınıf tartışmasına aktif olarak katılmaları teşvik edilir.
441. involve · fiil · B1içermek; gerektirmek; dahil etmekThe study involved more than two hundred volunteers from three different universities.Çalışma, üç farklı üniversiteden iki yüzden fazla gönüllüyü kapsıyordu.
442. focus on · öbek fiil · B1odaklanmak; üzerinde yoğunlaşmakIn today's seminar, the professor will focus on how early printing changed the spread of ideas.Bugünkü seminerde profesör, ilk matbaacılığın fikirlerin yayılmasını nasıl değiştirdiğine odaklanacak.
443. apply · fiil · B1uygulamak; başvurmakStudents must learn to apply statistical methods to real data, not just memorize formulas.Öğrenciler yalnızca formülleri ezberlemek yerine istatistiksel yöntemleri gerçek verilere uygulamayı öğrenmelidir.
444. gather · fiil · B1toplamak; bir araya getirmekBefore writing her report, she gathered data from interviews, surveys and several government documents.Raporunu yazmadan önce görüşmelerden, anketlerden ve birkaç resmi belgeden veri topladı.
445. debate · fiil · B1tartışmak; görüş alışverişinde bulunmakEconomists still debate whether technology creates more jobs than it removes from the workforce.İktisatçılar, teknolojinin işgücünden kaldırdığından daha fazla iş yaratıp yaratmadığını hâlâ tartışıyor.
446. discuss · fiil · B1tartışmak; görüşmek, ele almakIn tomorrow's class, we will discuss the causes of the housing crisis in large cities.Yarınki derste büyük şehirlerdeki konut krizinin nedenlerini ele alacağız.
447. explain · fiil · B1açıklamak; nedenini ortaya koymakHer theory explains why some songbirds sing mostly at night.Onun kuramı, bazı ötücü kuşların neden çoğunlukla geceleri öttüğünü açıklıyor.
448. suggest · fiil · B1işaret etmek, düşündürmek; önermekThe results suggest that sleep plays a bigger role in learning than we once thought.Sonuçlar, uykunun öğrenmede bir zamanlar düşündüğümüzden daha büyük bir rol oynadığını düşündürüyor.
449. prove · fiil · B1kanıtlamak; doğru olduğunu göstermekThe new data proved that the older model of the river's flow was wrong.Yeni veriler, nehrin akışına dair eski modelin yanlış olduğunu kanıtladı.
450. depend on · öbek fiil · B1-e bağlı olmak; -e dayanmakThe success of the project depends on reliable funding from the university.Projenin başarısı, üniversiteden gelecek güvenilir bir finansmana bağlıdır.
451. vary · fiil · B1değişiklik göstermek; farklılaşmakTest scores vary widely from one school district to another.Test puanları bir okul bölgesinden diğerine büyük farklılık gösteriyor.
452. reduce · fiil · B1azaltmak; düşürmekRegular review sessions can reduce the amount of material students forget before an exam.Düzenli tekrar oturumları, öğrencilerin sınavdan önce unuttukları konu miktarını azaltabilir.
453. submit · fiil · B1sunmak; teslim etmekStudents must submit their proposals online before the committee meets on Friday.Öğrenciler, komite Cuma günü toplanmadan önce önerilerini çevrimiçi sunmalıdır.
454. memorize · fiil · B1ezberlemekShe memorized the periodic table by turning the element names into a song.Element adlarını bir şarkıya dönüştürerek periyodik tabloyu ezberledi.
455. struggle · fiil · B1zorlanmak; güçlükle uğraşmakMany first-year students struggle to balance their coursework with their social lives.Birçok birinci sınıf öğrencisi, derslerini sosyal hayatlarıyla dengelemekte zorlanıyor.
456. consist of · öbek fiil · B1-den oluşmak; -den meydana gelmekThe final grade consists of a paper, a short talk, and weekly reports.Dönem notu bir makaleden, kısa bir konuşmadan ve haftalık raporlardan oluşuyor.
457. organism · isim · B2organizma; canlı varlıkEven the smallest organism in a pond plays a part in the food chain.Bir göletteki en küçük organizma bile besin zincirinde rol oynar.
458. evolve · fiil · B2evrimleşmek; zamanla gelişip değişmekBirds are believed to have evolved from small feathered dinosaurs millions of years ago.Kuşların, milyonlarca yıl önce küçük tüylü dinozorlardan evrimleştiğine inanılır.
459. habitat · isim · B2yaşam alanı; habitatDraining the wetlands destroyed the habitat of dozens of migratory birds.Sulak alanların kurutulması düzinelerce göçmen kuşun yaşam alanını yok etti.
460. ecosystem · isim · B2ekosistemRemoving a single predator can disrupt an entire ecosystem.Tek bir yırtıcıyı ortadan kaldırmak bütün bir ekosistemi bozabilir.
461. gene · isim · B2genResearchers identified a gene that makes some people more sensitive to bitter tastes.Araştırmacılar, bazı insanları acı tatlara karşı daha duyarlı yapan bir gen belirledi.
462. photosynthesis · isim · B2fotosentezDuring photosynthesis, leaves release oxygen as a by-product of making sugar.Fotosentez sırasında yapraklar şeker üretirken yan ürün olarak oksijen salar.
463. predator · isim · B2yırtıcı hayvan; avcıA wolf and an owl are both predators, but they locate their prey in very different ways.Kurt ve baykuş ikisi de yırtıcıdır, ancak avlarını çok farklı yollarla bulurlar.
464. prey · isim · B2av; avlanan hayvanRabbits are the main prey of foxes in this region.Tavşanlar, bu bölgede tilkilerin başlıca avıdır.
465. nutrient · isim · B2besin maddesi; besleyici maddeHeavy farming can remove essential nutrients from the soil within a few decades.Yoğun tarım, birkaç on yıl içinde topraktaki temel besin maddelerini tüketebilir.
466. bacteria · isim · B2bakterilerNot all bacteria are harmful; many in our intestines help us digest food.Bütün bakteriler zararlı değildir; bağırsaklarımızdaki birçoğu yiyecekleri sindirmemize yardımcı olur.
467. immune · sıfat · B2bağışık; bağışıklığı olanPeople who have had the infection are usually immune to it for several years.Enfeksiyonu geçirmiş kişiler genellikle birkaç yıl boyunca ona karşı bağışıktır.
468. natural selection · kalıp · B2doğal seçilimThrough natural selection, moths with darker wings became more common in polluted cities.Doğal seçilim yoluyla, kirli şehirlerde daha koyu kanatlı güveler yaygınlaştı.
469. hypothesis · isim · B2hipotez; varsayımThe students designed an experiment to test their hypothesis about plant growth in low light.Öğrenciler, düşük ışıkta bitki büyümesiyle ilgili hipotezlerini sınamak için bir deney tasarladı.
470. extinct · sıfat · B2nesli tükenmişThe dodo became extinct within a century of humans arriving on its island.Dodo'nun nesli, insanların adaya ayak basmasından sonraki bir yüzyıl içinde tükendi.
471. reproduce · fiil · B2çoğalmak; üremekSome bacteria can reproduce every twenty minutes under ideal conditions.Bazı bakteriler ideal koşullarda her yirmi dakikada bir çoğalabilir.
472. inherit · fiil · B2(genetik olarak) miras almak; kalıtımla geçmekChildren inherit half of their genes from each parent.Çocuklar genlerinin yarısını her bir ebeveynden miras alır.
473. fossil · isim · B2fosil; taşılThe fossil of a tiny fish helped geologists date the rock layer.Küçük bir balığın fosili, jeologların kaya tabakasını tarihlendirmesine yardımcı oldu.
474. ancestor · isim · B2ata; soy atasıWhales share a common ancestor with hoofed land mammals.Balinalar, toynaklı kara memelileriyle ortak bir atayı paylaşır.
475. tissue · isim · B2dokuMuscle tissue contracts to move the bones of the body.Kas dokusu, vücudun kemiklerini hareket ettirmek için kasılır.
476. migrate · fiil · B2göç etmekMany species of whales migrate thousands of kilometers to warmer waters to breed.Birçok balina türü, üremek için binlerce kilometre uzaklıktaki daha sıcak sulara göç eder.
477. hibernate · fiil · B2kış uykusuna yatmakBears hibernate in dens, living off the fat they stored during autumn.Ayılar sonbaharda depoladıkları yağla yaşayarak inlerinde kış uykusuna yatar.
478. camouflage · isim · B2kamuflaj; doğal gizlenmeThe stick insect's camouflage makes it nearly invisible among the branches.Çubuk böceğinin kamuflajı, onu dallar arasında neredeyse görünmez kılar.
479. carnivore · isim · B2etoburAs a carnivore, the lynx hunts small deer and hares.Etobur olan vaşak, küçük geyikleri ve yaban tavşanlarını avlar.
480. herbivore · isim · B2otoburBeing a herbivore, the giant tortoise spends most of the day grazing on grass.Otobur olan dev kaplumbağa günün çoğunu otlayarak geçirir.
481. fertilize · fiil · B2döllemek; gübrelemekIn the experiment, the sperm fertilize the eggs outside the female's body.Deneyde sperm, yumurtaları dişinin vücudunun dışında döller.
482. endangered · sıfat · B2nesli tehlike altındaThe snow leopard is listed as an endangered species because of poaching and habitat loss.Kar leoparı, kaçak avcılık ve yaşam alanı kaybı nedeniyle nesli tehlike altındaki türler arasında yer alır.
483. conservation · isim · B2doğayı koruma; korunumWildlife conservation depends on both strong laws and the cooperation of local communities.Yaban hayatını koruma, hem güçlü yasalara hem de yerel toplulukların iş birliğine bağlıdır.
484. thrive · fiil · B2gelişmek; iyi yetişmekMosses thrive in damp, shaded areas where other plants struggle to grow.Yosunlar, diğer bitkilerin büyümekte zorlandığı nemli ve gölgeli yerlerde iyi gelişir.
485. enzyme · isim · B2enzim; vücutta kimyasal tepkimeleri hızlandıran proteinThe professor explained that an enzyme in saliva begins breaking down starch as soon as food enters the mouth.Profesör, tükürükteki bir enzimin yiyecek ağıza girer girmez nişastayı parçalamaya başladığını açıkladı.
486. hormone · isim · B2hormon; vücutta büyümeyi ve işleyişi düzenleyen kimyasal maddeThe lecture focused on how a single hormone can tell the body when to grow or when to rest.Ders, tek bir hormonun vücuda ne zaman büyüyeceğini ya da dinleneceğini nasıl söyleyebildiğine odaklandı.
487. antibiotic · isim · B2antibiyotik; bakterileri öldüren ilaçOverusing antibiotics can make harmful bacteria harder to treat in the future.Antibiyotikleri aşırı kullanmak, zararlı bakterilerin gelecekte tedavisini zorlaştırabilir.
488. molecule · isim · B2molekül; bir maddenin en küçük kimyasal birimiEach water molecule consists of two hydrogen atoms and one oxygen atom.Her su molekülü iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşur.
489. genetic · sıfat · B2genetik; genlerle ilgiliThe study suggests that height is partly a genetic matter and partly a result of diet.Çalışma, boyun kısmen genetik bir konu, kısmen de beslenmenin sonucu olduğunu gösteriyor.
490. dominant · sıfat · B2baskın (genetikte); en güçlü ya da en etkili olanBrown eyes are controlled by a dominant gene, so they appear even if only one parent carries it.Kahverengi göz rengi baskın bir genle belirlenir; bu yüzden yalnızca bir ebeveyn taşısa bile ortaya çıkar.
491. clone · fiil · B2klonlamak; genetik olarak aynı kopyasını üretmekScientists were able to clone a sheep by using genetic material from a single adult cell.Bilim insanları, tek bir yetişkin hücreden alınan genetik materyali kullanarak bir koyunu klonlamayı başardı.
492. nocturnal · sıfat · B2gece aktif olanOwls are nocturnal hunters, so researchers often study them with special night cameras.Baykuşlar gece avlanan hayvanlardır; bu yüzden araştırmacılar onları çoğunlukla özel gece kameralarıyla inceler.
493. graze · fiil · B2otlamakHerds of zebra graze on the open plains for most of the day.Zebra sürüleri günün büyük bölümünde açık ovalarda otlar.
494. pollen · isim · B2polen; çiçek tozuBees carry pollen from one flower to another while they collect nectar.Arılar nektar toplarken poleni bir çiçekten diğerine taşır.
495. fungus · isim · B2mantar (biyolojik grup); küfThe fungus grew across the fallen log, slowly feeding on the wood beneath it.Mantar, devrilmiş kütüğün üzerinde yayılarak altındaki odunla yavaş yavaş beslendi.
496. algae · isim · B2algler; su yosunlarıToo much fertilizer in the river caused algae to cover the surface and block the sunlight.Nehirdeki aşırı gübre, alglerin yüzeyi kaplayıp güneş ışığını engellemesine neden oldu.
497. amphibian · isim · B2amfibi; hem suda hem karada yaşayabilen hayvanBecause an amphibian absorbs water through its skin, it reacts quickly to pollution in streams.Bir amfibi suyu derisinden emdiği için derelerdeki kirliliğe hızla tepki verir.
498. rodent · isim · B2kemirgenThe rodent stored seeds in its burrow to survive the long winter.Kemirgen, uzun kışı atlatmak için tohumları yuvasında depoladı.
499. lifespan · isim · B2ömür; yaşam süresiThe average lifespan of a mayfly is only a day, while some tortoises live for over a century.Bir mayıs sineğinin ortalama ömrü yalnızca bir gündür; bazı kaplumbağalar ise yüzyıldan fazla yaşar.
500. life cycle · isim · B2yaşam döngüsüFor the exam, you should be able to describe the life cycle of a flowering plant.Sınav için çiçekli bir bitkinin yaşam döngüsünü anlatabilmelisiniz.