YDS Kelime Listesi (Sayfa 3)

YDS Kelime Listesi: 2.249 kelime, YDS’nin akademik okuma parçalarında ve kelime sorularında karşılaşacağın türden kelimeler. Her kelimenin Türkçe anlamı ve bir örnek cümlesi var; liste kolaydan zora sıralı. Seviyeler: B1 385, B2 1.040, C1 824.

501–750. kelimeler · Sayfa 3/9 · Güncelleme:

Kelimeler 501–750

KelimeAnlamıÖrnek cümle
501. aspect · isim · B2yön; boyutEach chapter deals with a different aspect of economic inequality.Her bölüm, ekonomik eşitsizliğin farklı bir yönünü ele alıyor.
502. challenge · isim · B2zorluk; meydan okumaProviding education in remote areas remains a major challenge for the ministry.Uzak bölgelerde eğitim sağlamak, bakanlık için hâlâ büyük bir zorluktur.
503. concept · isim · B2kavramThe concept of sustainable development was barely known before the 1980s.Sürdürülebilir kalkınma kavramı 1980'lerden önce neredeyse hiç bilinmiyordu.
504. distinction · isim · B2ayrım; farkScholars draw a clear distinction between knowledge acquired formally and skills learned informally.Akademisyenler, resmî yoldan edinilen bilgi ile gayriresmî yoldan öğrenilen beceriler arasında net bir ayrım yapar.
505. decline · isim · B2düşüş; gerilemeExperts link the decline in bee populations to the widespread use of pesticides.Uzmanlar, arı nüfusundaki düşüşü tarım ilaçlarının yaygın kullanımına bağlıyor.
506. threat · isim · B2tehdit; tehlikeRising sea levels pose a serious threat to low-lying coastal communities.Yükselen deniz seviyesi, alçak kıyı topluluklarını ciddi biçimde tehdit ediyor.
507. priority · isim · B2öncelikFor the new government, reducing unemployment is the top priority.Yeni hükümet için işsizliği azaltmak en önemli önceliktir.
508. strategy · isim · B2strateji; planThe company changed its marketing strategy after sales fell sharply in the second quarter.Şirket, ikinci çeyrekte satışlar keskin biçimde düşünce pazarlama stratejisini değiştirdi.
509. obstacle · isim · B2engel; köstekLimited funding has been the greatest obstacle to completing the archaeological survey.Sınırlı finansman, arkeolojik yüzey araştırmasının tamamlanmasının önündeki en büyük engel oldu.
510. prejudice · isim · B2önyargıPrejudice against older workers still affects hiring decisions in many industries.Yaşlı çalışanlara yönelik önyargı, birçok sektörde hâlâ işe alım kararlarını etkiliyor.
511. inequality · isim · B2eşitsizlikEducational inequality tends to reproduce itself from one generation to the next.Eğitimdeki eşitsizlik, kuşaktan kuşağa kendini yeniden üretme eğilimindedir.
512. phase · isim · B2evre; aşamaThe second phase of the project will focus on collecting data from rural schools.Projenin ikinci aşaması, kırsal okullardan veri toplamaya odaklanacak.
513. reliability · isim · B2güvenilirlikBefore using the survey, the team tested its reliability with a small pilot group.Ekip, anketi kullanmadan önce güvenilirliğini küçük bir pilot grupla sınadı.
514. tendency · isim · B2eğilim, yatkınlıkYoung children have a tendency to copy the behaviour of the adults around them.Küçük çocuklar etraflarındaki yetişkinlerin davranışlarını taklit etme eğilimindedir.
515. capacity · isim · B2kapasite, hacim; yetenek, kabiliyetThe human brain has a remarkable capacity for storing information over many decades.İnsan beyni, bilgiyi onlarca yıl boyunca saklama konusunda olağanüstü bir kapasiteye sahiptir.
516. setback · isim · B2aksilik, gerileme; engelThe loss of funding was a serious setback for the research team's long-term plans.Finansmanın kesilmesi, araştırma ekibinin uzun vadeli planları için ciddi bir aksilik oldu.
517. milestone · isim · B2dönüm noktası; önemli aşamaThe discovery of penicillin is regarded as a milestone in the history of modern medicine.Penisilinin keşfi, modern tıp tarihinde bir dönüm noktası sayılır.
518. obligation · isim · B2yükümlülük, zorunlulukGovernments have an obligation to protect the basic rights of every citizen.Hükümetlerin, her vatandaşın temel haklarını koruma yükümlülüğü vardır.
519. initiative · isim · B2girişim; inisiyatifThe ministry launched a new initiative to improve science teaching in rural schools.Bakanlık, kırsal okullarda fen eğitimini geliştirmek için yeni bir girişim başlattı.
520. dimension · isim · B2boyut; yön, veçheClimate policy has an ethical dimension that purely technical studies often fail to consider.İklim politikasının, salt teknik çalışmaların çoğu zaman göz ardı ettiği etik bir boyutu vardır.
521. component · isim · B2bileşen, parça, unsurRegular practice is a key component of any successful language-learning programme.Düzenli pratik, başarılı her dil öğrenme programının temel bileşenlerinden biridir.
522. mechanism · isim · B2mekanizma; işleyiş biçimiScientists are still trying to understand the mechanism by which the brain forms long-term memories.Bilim insanları, beynin uzun süreli anıları oluşturma mekanizmasını hâlâ anlamaya çalışıyor.
523. sequence · isim · B2sıra, art arda gelen olaylar dizisiHistorians try to establish the exact sequence of events that led to the war.Tarihçiler, savaşa yol açan olayların kesin sırasını belirlemeye çalışır.
524. coincidence · isim · B2tesadüf, rastlantıIt was no coincidence that crime rates fell just after the new policing system was introduced.Yeni polislik sistemi uygulanır uygulanmaz suç oranlarının düşmesi tesadüf değildi.
525. ratio · isim · B2oranThe ratio of teachers to students in the school is one to twenty.Okuldaki öğretmen-öğrenci oranı 1'e 20'dir.
526. stereotype · isim · B2basmakalıp düşünce, kalıp yargıFilms often reinforce the stereotype that scientists are shy people who work alone.Filmler, bilim insanlarının tek başına çalışan çekingen insanlar olduğu yönündeki kalıp yargıyı sıklıkla pekiştirir.
527. discipline · isim · B2bilim dalı, disiplin; özdenetimPsychology borrows methods from several other disciplines, including biology and statistics.Psikoloji, biyoloji ve istatistik dahil olmak üzere başka birçok disiplinden yöntemler ödünç alır.
528. curriculum · isim · B2müfredat, öğretim programıThe new curriculum places greater importance on critical thinking than on memorising facts.Yeni müfredat, eleştirel düşünmeye gerçekleri ezberlemekten daha fazla önem veriyor.
529. scholarship · isim · B2burs; akademik çalışma, bilimsel birikimShe won a scholarship that covered her tuition fees for the whole of her master's degree.Yüksek lisans boyunca öğrenim ücretini karşılayan bir burs kazandı.
530. thesis · isim · B2tez; ana savıHis doctoral thesis examined how migration changes the structure of small rural communities.Doktora tezi, göçün küçük kırsal toplulukların yapısını nasıl değiştirdiğini ele alıyordu.
531. limitation · isim · B2sınırlılık, kısıt; eksik yönThe authors openly admit the limitations of their study, such as its small sample group.Yazarlar, küçük örneklem grubu gibi çalışmalarının sınırlılıklarını açıkça kabul ediyor.
532. objection · isim · B2itirazThe committee approved the plan despite strong objection from several local residents.Komite, bazı yerel sakinlerin güçlü itirazına rağmen planı onayladı.
533. hardship · isim · B2zorluk, sıkıntı, güçlükMany families faced severe hardship when the factory that employed the whole town closed down.Bütün kasabayı çalıştıran fabrika kapanınca birçok aile ciddi sıkıntı yaşadı.
534. status · isim · B2statü, konum; durumIn many societies, a person's occupation largely determines their social status.Pek çok toplumda bir kişinin mesleği, toplumsal statüsünü büyük ölçüde belirler.
535. stability · isim · B2istikrar, dengePolitical stability encourages foreign companies to build factories in a country.Siyasi istikrar, yabancı şirketleri bir ülkede fabrika kurmaya teşvik eder.
536. diversity · isim · B2çeşitlilikCultural diversity in the classroom helps students understand perspectives different from their own.Sınıftaki kültürel çeşitlilik, öğrencilerin kendilerinden farklı bakış açılarını anlamasına yardımcı olur.
537. tension · isim · B2gerginlik; gerilimCompetition over scarce water has increased tension between the two neighbouring regions.Kıt su kaynakları üzerindeki rekabet, iki komşu bölge arasındaki gerginliği artırdı.
538. transition · isim · B2geçiş, dönüşüm süreciThe transition from school to university can be stressful for many young people.Okuldan üniversiteye geçiş, birçok genç için stresli olabilir.
539. dependence · isim · B2bağımlılık, bağlı olmaThe country's heavy dependence on imported energy makes its economy sensitive to price changes.Ülkenin ithal enerjiye ağır bağımlılığı, ekonomisini fiyat değişimlerine karşı hassas kılıyor.
540. instance · isim · B2örnek, olay; durumThere have been several instances of students copying text from the internet without naming the source.Öğrencilerin kaynak göstermeden internetten metin kopyaladığı birkaç örnek yaşandı.
541. assumption · isim · B2varsayım; kanıtlanmadan doğru kabul edilen düşünceThe whole study rests on the assumption that participants answered the questionnaire honestly.Bütün çalışma, katılımcıların anketi dürüstçe yanıtladığı varsayımına dayanmaktadır.
542. implication · isim · B2sonuç, dolaylı anlam; olası etkiThe findings have serious implications for how hospitals plan their emergency services.Bulguların, hastanelerin acil servislerini nasıl planladığı konusunda ciddi sonuçları var.
543. contribution · isim · B2katkı; bir alana yapılan olumlu payHer contribution to linguistics changed the way scholars think about second language learning.Onun dilbilime katkısı, bilim insanlarının ikinci dil öğrenimine bakışını değiştirdi.
544. analysis · isim · B2analiz, çözümlemeA careful analysis of the results showed that the first hypothesis was only partly correct.Sonuçların dikkatli bir analizi, ilk hipotezin yalnızca kısmen doğru olduğunu gösterdi.
545. assessment · isim · B2değerlendirme; ölçmeThe committee made a cautious assessment of the project's long-term benefits before approving funds.Komite, fonları onaylamadan önce projenin uzun vadeli yararlarına ilişkin temkinli bir değerlendirme yaptı.
546. interpretation · isim · B2yorum; yorumlama biçimiHistorians offer different interpretations of the same document, depending on their sources and priorities.Tarihçiler, kaynaklarına ve önceliklerine göre aynı belge hakkında farklı yorumlar sunar.
547. observation · isim · B2gözlem; gözleme dayalı tespitDarwin's theory grew out of years of patient observation of animals and plants.Darwin'in kuramı, hayvanlar ve bitkiler üzerinde yıllarca süren sabırlı gözlemlerden doğdu.
548. context · isim · B2bağlam; olayın içinde geçtiği koşullarA word's meaning often becomes clear only when you read it in its full context.Bir sözcüğün anlamı çoğu zaman ancak tam bağlamı içinde okunduğunda belli olur.
549. emphasis · isim · B2vurgu; önem vermeThe new curriculum places greater emphasis on critical thinking than on memorising facts.Yeni müfredat, eleştirel düşünmeye gerçeklerin ezberlenmesinden daha fazla vurgu yapıyor.
550. reference · isim · B2atıf, gönderme; kaynakThe article contains few references to earlier research, which weakens its credibility.Makale, önceki araştırmalara çok az atıf içeriyor; bu da güvenilirliğini zayıflatıyor.
551. principle · isim · B2ilke; temel kuralThe court's decision was based on the principle that everyone deserves a fair hearing.Mahkemenin kararı, herkesin adil yargılanmayı hak ettiği ilkesine dayanıyordu.
552. perception · isim · B2algı; bir şeye bakış biçimiMedia coverage can strongly shape the public's perception of crime in large cities.Medya haberleri, halkın büyük şehirlerdeki suç algısını güçlü biçimde şekillendirebilir.
553. resolution · isim · B2çözüm; karar (önerge)Both sides hoped that the meeting would lead to a peaceful resolution of the dispute.İki taraf da toplantının anlaşmazlığın barışçıl bir çözümüne yol açmasını umuyordu.
554. publication · isim · B2yayın; yayımlamaBefore publication, every article in the journal is reviewed by independent experts.Yayımlanmadan önce dergideki her makale bağımsız uzmanlarca incelenir.
555. comprehension · isim · B2anlama; kavramaThe reading comprehension section tests how well candidates grasp the main idea of a passage.Okuduğunu anlama bölümü, adayların bir parçanın ana fikrini ne kadar iyi kavradığını ölçer.
556. fluency · isim · B2akıcılıkFluency in a foreign language usually develops through years of regular practice, not through grammar study alone.Yabancı dilde akıcılık genellikle yalnızca dilbilgisi çalışmasıyla değil, yıllarca düzenli pratikle gelişir.
557. inquiry · isim · B2soruşturma; araştırma, incelemeThe government ordered a public inquiry into the causes of the building's collapse.Hükümet, binanın çökme nedenleri hakkında kamuya açık bir soruşturma başlattı.
558. proposal · isim · B2öneri; teklif, proje taslağıThe research proposal was accepted after the student explained how the project would be funded.Öğrenci projenin nasıl finanse edileceğini açıklayınca araştırma önerisi kabul edildi.
559. restriction · isim · B2kısıtlama, sınırlamaNew restrictions on the use of plastic bags came into force across the country last year.Plastik poşet kullanımına getirilen yeni kısıtlamalar geçen yıl ülke genelinde yürürlüğe girdi.
560. evaluation · isim · B2değerlendirme; değer biçmeAn independent evaluation of the programme found that it had improved reading skills among younger pupils.Programın bağımsız bir değerlendirmesi, küçük öğrencilerin okuma becerilerini geliştirdiğini ortaya koydu.
561. flaw · isim · B2kusur, eksiklik; hataThe reviewers identified a serious flaw in the design of the experiment.Değerlendiriciler, deneyin tasarımında ciddi bir kusur tespit etti.
562. supervision · isim · B2gözetim; (tez) danışmanlığıUnder the supervision of a senior professor, the students completed their first independent research project.Öğrenciler, kıdemli bir profesörün danışmanlığında ilk bağımsız araştırma projelerini tamamladı.
563. contradiction · isim · B2çelişki; tutarsızlıkThe examiner pointed out a clear contradiction between the first and last chapters of the essay.Sınav görevlisi, kompozisyonun ilk ve son bölümleri arasında açık bir çelişki olduğuna dikkat çekti.
564. faculty · isim · B2fakülte; öğretim kadrosuThe Faculty of Engineering has introduced a new course on renewable energy systems.Mühendislik Fakültesi, yenilenebilir enerji sistemleri üzerine yeni bir ders açtı.
565. commitment · isim · B2bağlılık; taahhüt, yükümlülükCompleting a doctorate requires years of commitment and a willingness to accept repeated failure.Doktora yapmak, yıllarca süren bir bağlılık ve tekrarlanan başarısızlığı kabul etme isteği gerektirir.
566. characteristic · isim · B2özellik, ayırt edici nitelikA long dry season is a characteristic of the region's climate.Uzun ve kurak bir mevsim, bölge iklimini niteleyen bir özelliktir.
567. circumstance · isim · B2koşul, durum, şartUnder no circumstances should the samples be exposed to direct sunlight.Hiçbir koşulda numuneler doğrudan güneş ışığına maruz bırakılmamalıdır.
568. sector · isim · B2sektör, kesimThe service sector now employs more people than agriculture and industry combined.Hizmet sektörü artık tarım ve sanayinin toplamından daha fazla kişi istihdam ediyor.
569. institution · isim · B2kurum, kuruluşEducational institutions play a key part in shaping young people's values.Eğitim kurumları, gençlerin değerlerinin şekillenmesinde önemli bir yere sahiptir.
570. scenario · isim · B2senaryo; olası durumIn the worst-case scenario, the project would be cancelled and thousands would lose their jobs.En kötü senaryoda proje iptal edilecek ve binlerce kişi işini kaybedecekti.
571. shift · isim · B2değişim, kayma (görüşte, eğilimde)There has been a clear shift in public opinion towards renewable energy.Kamuoyunda yenilenebilir enerjiye doğru belirgin bir değişim yaşandı.
572. indicator · isim · B2gösterge, belirtiLife expectancy is often used as an indicator of a country's overall development.Beklenen yaşam süresi, bir ülkenin genel gelişmişliğinin göstergesi olarak sık kullanılır.
573. interaction · isim · B2etkileşimFrequent interaction between teachers and students leads to better learning outcomes.Öğretmenler ve öğrenciler arasındaki sık etkileşim daha iyi öğrenme sonuçlarına yol açar.
574. collaboration · isim · B2iş birliği, ortak çalışmaThe study was the result of collaboration between three universities in different countries.Çalışma, farklı ülkelerdeki üç üniversitenin iş birliğinin ürünüydü.
575. distribution · isim · B2dağılım; dağıtımThe unequal distribution of water is a serious problem in many dry regions.Suyun eşitsiz dağılımı, birçok kurak bölgede ciddi bir sorundur.
576. literature · isim · B2literatür, yazın; bir konudaki yayınlarA review of the existing literature showed that the topic had been largely ignored.Mevcut literatürün taranması, konunun büyük ölçüde göz ardı edildiğini gösterdi.
577. overview · isim · B2genel bakış, özetThe first chapter gives a brief overview of the history of the discipline.İlk bölüm, disiplinin tarihine kısa bir genel bakış sunuyor.
578. abstract · isim · B2(makale) özeti, özReaders usually decide whether a paper is useful after reading only its abstract.Okurlar bir makalenin işe yarayıp yaramadığına çoğunlukla yalnızca özetini okuyarak karar verir.
579. foundation · isim · B2temel, dayanak; vakıfBasic numeracy provides the foundation for all later study in science.Temel sayısal beceri, fen bilimlerindeki tüm sonraki çalışmaların temelini oluşturur.
580. logic · isim · B2mantıkThere is no logic in spending more money on a project that has already failed.Başarısız olmuş bir projeye daha fazla para harcamakta hiçbir mantık yok.
581. motive · isim · B2güdü, saik, nedenThe investigators could not find any clear motive for the company's sudden decision.Müfettişler, şirketin ani kararı için açık bir neden bulamadı.
582. output · isim · B2üretim miktarı; çıktıIndustrial output fell sharply during the second quarter of the year.Sanayi üretimi yılın ikinci çeyreğinde keskin biçimde düştü.
583. participation · isim · B2katılımWomen's participation in the labour force has risen steadily over the past fifty years.Kadınların işgücüne katılımı son elli yılda istikrarlı biçimde arttı.
584. reputation · isim · B2itibar, ünThe university has built an international reputation for its research in engineering.Üniversite, mühendislik alanındaki araştırmalarıyla uluslararası bir ün kazandı.
585. substitute · isim · B2yerine geçen şey; ikameArtificial sweeteners are used as a substitute for sugar in many diet products.Yapay tatlandırıcılar, birçok diyet üründe şekerin yerine kullanılır.
586. survival · isim · B2hayatta kalma, varlığını sürdürmeThe survival of many small businesses depended on government support during the downturn.Birçok küçük işletmenin ayakta kalması, durgunluk döneminde devlet desteğine bağlıydı.
587. criticism · isim · B2eleştiriThe report received strong criticism for relying on a very small group of participants.Rapor, çok küçük bir katılımcı grubuna dayandığı için sert eleştiri aldı.
588. duration · isim · B2süreThe side effects were mild and lasted only for the duration of the treatment.Yan etkiler hafifti ve yalnızca tedavi süresince devam etti.
589. claim · fiil · B2iddia etmek, ileri sürmek; (isim) iddiaThe authors claim that reading aloud improves memory, but their study had no control group.Yazarlar sesli okumanın hafızayı geliştirdiğini iddia ediyor, ancak çalışmalarında kontrol grubu yoktu.
590. investigate · fiil · B2araştırmak, incelemek; soruşturmakScientists are investigating why the bee population has fallen so sharply in this region.Bilim insanları bu bölgede arı sayısının neden bu kadar hızla azaldığını araştırıyor.
591. analyse · fiil · B2çözümlemek, analiz etmekThe team analysed the answers of more than two thousand students to find common patterns.Ekip, ortak örüntüleri bulmak için iki binden fazla öğrencinin yanıtlarını analiz etti.
592. propose · fiil · B2önermek, öne sürmek; teklif etmekThe researcher proposes a new model to explain how young children learn grammar.Araştırmacı, küçük çocukların dil bilgisini nasıl öğrendiğini açıklamak için yeni bir model öneriyor.
593. survey · isim · B2anket; kapsamlı incelemeA national survey showed that most young adults prefer to read the news online.Ulusal bir anket, genç yetişkinlerin çoğunun haberleri internetten okumayı tercih ettiğini gösterdi.
594. objective · sıfat · B2nesnel, tarafsızA good journalist tries to give an objective account of events, whatever his own views are.İyi bir gazeteci, kendi görüşleri ne olursa olsun olayların nesnel bir anlatımını sunmaya çalışır.
595. subjective · sıfat · B2öznel, kişisel görüşe dayalıJudging the beauty of a painting is largely subjective, so critics rarely agree.Bir resmin güzelliğini yargılamak büyük ölçüde özneldir, bu yüzden eleştirmenler nadiren aynı fikirde olur.
596. valid · sıfat · B2geçerli; haklı, sağlam temelliYour objection is valid, because the study did not include enough older participants.İtirazınız haklı, çünkü çalışmaya yeterince yaşlı katılımcı dahil edilmemişti.
597. dispute · fiil · B2itiraz etmek, doğruluğunu tartışmak; (isim) anlaşmazlıkNobody disputes that education matters, but experts disagree about how it should be funded.Eğitimin önemli olduğuna kimse itiraz etmiyor, ancak uzmanlar nasıl finanse edilmesi gerektiği konusunda anlaşamıyor.
598. highlight · fiil · B2dikkat çekmek, öne çıkarmakThe report highlights the need for better training in rural schools.Rapor, kırsal okullarda daha iyi eğitime duyulan ihtiyaca dikkat çekiyor.
599. illustrate · fiil · B2örnekle açıklamak; göstermekThe lecturer used a simple diagram to illustrate how the theory works in practice.Öğretim görevlisi, kuramın uygulamada nasıl işlediğini göstermek için basit bir diyagram kullandı.
600. demonstrate · fiil · B2göstermek, kanıtlamakThe results demonstrate that regular exercise can lower the risk of heart problems.Sonuçlar, düzenli egzersizin kalp sorunları riskini azaltabileceğini gösteriyor.
601. outline · fiil · B2ana hatlarıyla anlatmak; (isim) taslak, özetIn the introduction, the writer outlines the main arguments she will develop later.Yazar, giriş bölümünde daha sonra geliştireceği temel savları ana hatlarıyla anlatıyor.
602. clarify · fiil · B2açıklığa kavuşturmak, netleştirmekThe professor paused to clarify a point that many students had found confusing.Profesör, birçok öğrencinin kafasını karıştıran bir noktayı netleştirmek için durdu.
603. overlook · fiil · B2gözden kaçırmak; görmezden gelmekEarlier researchers overlooked the role of diet because they focused only on genes.Önceki araştırmacılar yalnızca genlere odaklandıkları için beslenmenin rolünü gözden kaçırdı.
604. dismiss · fiil · B2önemsememek, geçersiz saymak; işten çıkarmakThe board dismissed the complaint as unfounded and decided not to take further action.Kurul, şikâyeti asılsız sayarak reddetti ve başka bir işlem yapmamaya karar verdi.
605. accuracy · isim · B2doğruluk, isabetThe accuracy of the survey depends on how carefully the participants were chosen.Anketin doğruluğu, katılımcıların ne kadar dikkatli seçildiğine bağlıdır.
606. random · sıfat · B2rastgele, gelişigüzelParticipants were placed in two groups at random to avoid any unfair advantage.Katılımcılar, haksız bir avantajı önlemek için rastgele iki gruba ayrıldı.
607. to some extent · kalıp · B2bir dereceye kadar, kısmenThe results support her theory to some extent, but several questions remain unanswered.Sonuçlar kuramını bir dereceye kadar destekliyor, ancak birkaç soru yanıtsız kalıyor.
608. arguably · zarf · B2denebilir ki; savunulabilir biçimdeDarwin's book is arguably the most influential scientific work of the nineteenth century.Darwin'in kitabı, denebilir ki on dokuzuncu yüzyılın en etkili bilimsel eseridir.
609. persuasive · sıfat · B2ikna ediciThe report presents a persuasive case for investing more in early childhood education.Rapor, erken çocukluk eğitimine daha fazla yatırım yapılması için ikna edici bir gerekçe sunuyor.
610. credible · sıfat · B2güvenilir; inandırıcıA credible study must describe clearly how its participants were chosen.Güvenilir bir çalışma, katılımcılarının nasıl seçildiğini açıkça anlatmak zorundadır.
611. exaggerate · fiil · B2abartmakCritics say the article exaggerates the benefits of the new method and ignores its costs.Eleştirmenler, makalenin yeni yöntemin yararlarını abarttığını ve maliyetlerini göz ardı ettiğini söylüyor.
612. underestimate · fiil · B2hafife almak; olduğundan az tahmin etmekEarly surveys underestimated how quickly people would adopt online learning.İlk anketler, insanların çevrimiçi öğrenmeyi ne kadar hızlı benimseyeceğini olduğundan az tahmin etti.
613. overestimate · fiil · B2olduğundan fazla tahmin etmek; fazla değer biçmekStudents often overestimate how much they remember after reading a text only once.Öğrenciler, bir metni yalnızca bir kez okuduktan sonra ne kadarını hatırladıklarını çoğu zaman olduğundan fazla tahmin eder.
614. misleading · sıfat · B2yanıltıcıThe graph is misleading because its vertical axis starts at a value far above zero.Grafik yanıltıcıdır, çünkü dikey ekseni sıfırın çok üzerinde bir değerden başlıyor.
615. conflicting · sıfat · B2çelişen; birbiriyle uyuşmayanThe two reports gave conflicting figures, so the committee asked for the calculations to be repeated.İki rapor çelişen rakamlar verdiği için komite hesapların yeniden yapılmasını istedi.
616. shortcoming · isim · B2eksiklik; kusurOne shortcoming of the study is that it followed participants for only six months.Çalışmanın bir eksikliği, katılımcıları yalnızca altı ay boyunca izlemiş olmasıdır.
617. reflect on · öbek fiil · B2üzerinde düşünmek; değerlendirmekAt the end of the course, students are asked to reflect on what they have learned.Dönemin sonunda öğrencilerden öğrendikleri üzerinde düşünmeleri istenir.
618. reconsider · fiil · B2yeniden düşünmek; yeniden gözden geçirmekThe new results forced the team to reconsider its original explanation.Yeni sonuçlar ekibi ilk açıklamasını yeniden gözden geçirmeye zorladı.
619. revise · fiil · B2gözden geçirip değiştirmek; düzeltmekAfter the reviewers' comments, the author revised the conclusion of the paper.Hakemlerin yorumlarının ardından yazar, makalenin sonuç bölümünü yeniden düzenledi.
620. hold up · öbek fiil · B2geçerliliğini korumak; sınanınca sağlam çıkmakFew of the old explanations hold up when tested against modern records.Eski açıklamaların pek azı modern kayıtlarla sınandığında geçerliliğini koruyor.
621. generalize · fiil · B2genelleme yapmakWe cannot generalize from one village to the whole country.Tek bir köyden yola çıkarak bütün ülke için genelleme yapamayız.
622. compile · fiil · B2derlemek; bir araya getirmekThe team compiled a list of every article published on the subject since 1990.Ekip, konuyla ilgili 1990'dan beri yayımlanan tüm makalelerin bir listesini derledi.
623. manipulate · fiil · B2çarpıtmak; kendi çıkarına göre yönlendirmekSome authors manipulate figures so that small differences look larger than they are.Bazı yazarlar, küçük farklar olduğundan büyük görünsün diye rakamları çarpıtır.
624. renowned · sıfat · B2ünlü; tanınmışA renowned linguist from Ankara University will give the opening lecture.Ankara Üniversitesi'nden tanınmış bir dilbilimci açılış konferansını verecek.
625. striking · sıfat · B2çarpıcı; dikkat çekiciThere is a striking similarity between the two groups' answers, despite their different backgrounds.Farklı geçmişlerine rağmen iki grubun cevapları arasında çarpıcı bir benzerlik var.
626. in essence · kalıp · B2özünde; temeldeIn essence, the article asks readers to question what they have always taken for granted.Özünde makale, okuyucuların hep doğru kabul ettikleri şeyleri sorgulamasını istiyor.
627. on closer inspection · kalıp · B2daha yakından bakıldığındaOn closer inspection, the figures show a much smaller change than the headline says.Daha yakından bakıldığında rakamlar, manşetin söylediğinden çok daha küçük bir değişim gösteriyor.
628. reasoning · isim · B2akıl yürütme; mantık yürütme; gerekçeThe reasoning behind the committee's decision was clearly explained in the final report.Komitenin kararının arkasındaki gerekçe, nihai raporda açıkça anlatılmıştı.
629. academic · sıfat · B2akademik; bilimselAcademic journals usually require articles to be reviewed by experts before publication.Akademik dergiler genellikle makalelerin yayımlanmadan önce uzmanlarca incelenmesini şart koşar.
630. statistical · sıfat · B2istatistikselThe statistical analysis showed no clear link between income and the number of books people read.İstatistiksel analiz, gelir ile insanların okuduğu kitap sayısı arasında net bir bağ olmadığını gösterdi.
631. respondent · isim · B2ankete cevap veren kişiNearly half of the respondents said they would support a longer school year.Ankete cevap verenlerin yaklaşık yarısı daha uzun bir eğitim yılını destekleyeceğini söyledi.
632. case study · isim · B2vaka çalışması; örnek olay incelemesiThe researchers used a case study of one small town to examine the effects of tourism.Araştırmacılar, turizmin etkilerini incelemek için tek bir küçük kasabanın vaka çalışmasını kullandı.
633. pilot study · isim · B2pilot çalışma; ön çalışmaA pilot study with twenty students helped the team correct problems in the test design.Yirmi öğrenciyle yapılan pilot çalışma, ekibin test tasarımındaki sorunları düzeltmesine yardımcı oldu.
634. disprove · fiil · B2çürütmek; yanlışlığını kanıtlamakOne reliable result is enough to disprove a rule that scientists believed for decades.Güvenilir tek bir sonuç, bilim insanlarının onlarca yıl doğru kabul ettiği bir kuralı çürütmeye yeter.
635. bibliography · isim · B2kaynakçaHer thesis includes a bibliography of more than two hundred books and journal articles.Tezinde iki yüzden fazla kitap ve makaleden oluşan bir kaynakça yer alıyor.
636. paraphrase · fiil · B2başka sözcüklerle yeniden ifade etmekStudents should paraphrase the original passage instead of copying whole sentences from it.Öğrenciler, orijinal metinden cümleleri olduğu gibi kopyalamak yerine onu kendi sözcükleriyle yeniden ifade etmelidir.
637. impartial · sıfat · B2tarafsızA good reviewer must remain impartial, whatever his personal opinion of the author may be.İyi bir değerlendirmeci, yazar hakkındaki kişisel görüşü ne olursa olsun tarafsız kalmalıdır.
638. pinpoint · fiil · B2tam olarak belirlemek; nokta atışıyla tespit etmekIt is often difficult to pinpoint the exact moment when public opinion began to change.Kamuoyunun değişmeye başladığı anı tam olarak belirlemek çoğu zaman zordur.
639. weigh up · öbek fiil · B2artı ve eksilerini tartmak; değerlendirmekBefore accepting the proposal, the board weighed up the possible benefits against the risks.Yönetim kurulu, öneriyi kabul etmeden önce olası yararları riskleriyle birlikte tarttı.
640. spell out · öbek fiil · B2açıkça ve ayrıntılı biçimde belirtmekThe report spells out exactly how the new system will reduce waiting times in hospitals.Rapor, yeni sistemin hastanelerdeki bekleme sürelerini tam olarak nasıl kısaltacağını açıkça belirtiyor.
641. touch on · öbek fiil · B2kısaca değinmekThe lecturer only touched on the ethical problems, leaving a full discussion for the next class.Öğretim görevlisi etik sorunlara yalnızca kısaca değindi, tam bir tartışmayı bir sonraki derse bıraktı.
642. beyond doubt · kalıp · B2şüphe götürmez biçimde; kesinlikleThe new samples proved beyond doubt that the painting was created in the seventeenth century.Yeni örnekler, resmin on yedinci yüzyılda yapıldığını şüpheye yer bırakmayacak biçimde kanıtladı.
643. reliable · sıfat · B2güvenilir; kendisine güvenilebilenThe researchers repeated the test three times to make sure their method was reliable.Araştırmacılar yöntemlerinin güvenilir olduğundan emin olmak için testi üç kez tekrarladı.
644. investigation · isim · B2soruşturma; inceleme, araştırmaA detailed investigation into the causes of the collapse took almost two years to complete.Çöküşün nedenlerine ilişkin ayrıntılı incelemenin tamamlanması neredeyse iki yıl sürdü.
645. biased · sıfat · B2önyargılı; yanlıThe study was criticised as biased because it was funded by a company with a financial interest in the result.Çalışma, sonuçta mali çıkarı olan bir şirket tarafından finanse edildiği için yanlı olduğu gerekçesiyle eleştirildi.
646. opponent · isim · B2karşıt görüşlü kişi; rakipOpponents of the proposal claim that its long-term costs have been seriously underestimated.Önerinin karşıtları, uzun vadeli maliyetlerinin ciddi biçimde hafife alındığını öne sürüyor.
647. justification · isim · B2gerekçe; haklı çıkaran nedenThe authors offer little justification for choosing such a small group of participants.Yazarlar, bu kadar küçük bir katılımcı grubunu seçmeleri için pek az gerekçe sunuyor.
648. misinterpret · fiil · B2yanlış yorumlamak; yanlış anlamakCritics argue that the journalist misinterpreted the figures and drew a conclusion the data do not support.Eleştirmenler, gazetecinin rakamları yanlış yorumladığını ve verilerin desteklemediği bir sonuca vardığını savunuyor.
649. unbiased · sıfat · B2tarafsız; yansızA good report should give an unbiased summary of both the benefits and the risks.İyi bir rapor, hem yararların hem de risklerin tarafsız bir özetini sunmalıdır.
650. stance · isim · B2tutum; görüş, duruşThe professor has taken a cautious stance on the claim that machines will replace most teachers.Profesör, makinelerin öğretmenlerin çoğunun yerini alacağı iddiası konusunda temkinli bir tutum benimsedi.
651. standpoint · isim · B2bakış açısı; görüş noktasıFrom an economic standpoint, the plan seems sound, but its social effects remain unclear.Ekonomik bakış açısından plan sağlam görünüyor, ancak toplumsal etkileri belirsizliğini koruyor.
652. concise · sıfat · B2kısa ve öz; özlüThe abstract should be concise and should not exceed two hundred words.Özet kısa ve öz olmalı, iki yüz kelimeyi geçmemelidir.
653. open-minded · sıfat · B2açık fikirli; yeni düşüncelere açıkA good scientist remains open-minded even when the results contradict her original expectations.İyi bir bilim insanı, sonuçlar ilk beklentilerine ters düştüğünde bile açık fikirli kalır.
654. pros and cons · kalıp · B2artıları ve eksileri; olumlu ve olumsuz yönlerBefore making a decision, the committee spent a week discussing the pros and cons of each option.Karar vermeden önce komite, her seçeneğin artılarını ve eksilerini tartışarak bir hafta geçirdi.
655. put to the test · kalıp · B2sınamak; denemeye tabi tutmakThe new model will be put to the test when it is applied to data from several countries.Yeni model, birkaç ülkenin verilerine uygulandığında sınanacak.
656. in support of · kalıp · B2desteklemek için; lehineThe writer gives several historical examples in support of her central point.Yazar, ana görüşünü desteklemek için birkaç tarihsel örnek veriyor.
657. authority · isim · B2yetki; makam; yetkili kurumLocal authorities have no power to change national laws, although they can adopt their own rules.Yerel yönetimler kendi kurallarını belirleyebilir, ancak ulusal yasaları değiştirme yetkileri yoktur.
658. appoint · fiil · B2atamak; görevlendirmekThe president is expected to appoint a new minister of justice before the end of the month.Cumhurbaşkanının ay sonundan önce yeni bir adalet bakanı ataması bekleniyor.
659. impose · fiil · B2(ceza, kural, yaptırım) uygulamak; dayatmakThe government decided to impose strict limits on the sale of weapons after the incident.Hükümet, olayın ardından silah satışına sıkı sınırlamalar getirmeye karar verdi.
660. prohibit · fiil · B2yasaklamak; men etmekThe new law prohibits companies from collecting personal data without the explicit consent of users.Yeni yasa, şirketlerin kullanıcıların açık rızası olmadan kişisel veri toplamasını yasaklıyor.
661. verdict · isim · B2(jüri veya mahkemenin) hüküm; kararAfter three days of discussion, the jury finally reached a unanimous verdict.Üç günlük görüşmenin ardından jüri sonunda oybirliğiyle bir karara vardı.
662. ruling · isim · B2(mahkeme) kararı; hükümThe constitutional court's ruling forced lawmakers to rewrite several controversial articles of the bill.Anayasa mahkemesinin kararı, milletvekillerini tasarının tartışmalı birkaç maddesini yeniden yazmaya zorladı.
663. sentence · fiil · B2mahkûm etmek; ceza vermekThe court sentenced the former manager to five years in prison for financial crimes.Mahkeme, eski müdürü mali suçlar nedeniyle beş yıl hapse mahkûm etti.
664. appeal · fiil · B2(karara) itiraz etmek; temyize gitmekThe company plans to appeal against the decision, claiming that the lower court misread the contract.Şirket, alt mahkemenin sözleşmeyi yanlış okuduğunu öne sürerek karara itiraz etmeyi planlıyor.
665. lawsuit · isim · B2dava; hukuk davasıResidents filed a lawsuit against the factory, arguing that it had ignored safety standards for years.Sakinler, fabrikanın yıllarca güvenlik standartlarını göz ardı ettiğini savunarak ona karşı dava açtı.
666. sue · fiil · B2dava açmakPassengers threatened to sue the airline for failing to inform them about the cancelled flights.Yolcular, iptal edilen uçuşlar hakkında kendilerini bilgilendirmediği için havayolu şirketine dava açmakla tehdit etti.
667. compensation · isim · B2tazminat; telafiThe victims were awarded compensation after the court found the company guilty of negligence.Mahkeme şirketi ihmalden suçlu bulduktan sonra mağdurlara tazminat ödenmesine hükmedildi.
668. penalty · isim · B2ceza; yaptırımThe penalty for failing to submit the declaration on time was raised significantly this year.Beyannameyi zamanında vermemenin cezası bu yıl önemli ölçüde artırıldı.
669. constitution · isim · B2anayasaAccording to the constitution, no one can be held in custody for more than a fixed period without charge.Anayasaya göre hiç kimse suçlama yapılmadan belirli bir süreden fazla gözaltında tutulamaz.
670. corruption · isim · B2yolsuzluk; rüşvetWidespread corruption in public offices has reduced citizens' trust in state institutions.Kamu dairelerindeki yaygın yolsuzluk, vatandaşların devlet kurumlarına olan güvenini azalttı.
671. comply with · öbek fiil · B2(kurala, yasaya) uymakAll firms operating in the sector must comply with the new safety rules by the end of the year.Sektörde faaliyet gösteren tüm firmalar yıl sonuna kadar yeni güvenlik kurallarına uymak zorundadır.
672. negotiate · fiil · B2müzakere etmek; pazarlık yapmakRepresentatives of the two governments will negotiate the terms of the trade agreement next month.İki hükümetin temsilcileri ticaret anlaşmasının şartlarını gelecek ay müzakere edecek.
673. resign · fiil · B2istifa etmekThe minister was forced to resign after reports showed that she had misused public funds.Bakan, kamu fonlarını kötüye kullandığını gösteren haberlerin ardından istifa etmek zorunda kaldı.
674. opposition · isim · B2muhalefet; karşı çıkmaThe opposition accused the ministers of hiding the real cost of the new motorway.Muhalefet, bakanları yeni otoyolun gerçek maliyetini gizlemekle suçladı.
675. cabinet · isim · B2bakanlar kurulu, kabineThe prime minister reshuffled the cabinet after two ministers left office within a week.Başbakan, iki bakanın bir hafta içinde görevden ayrılmasının ardından kabinede değişikliğe gitti.
676. bill · isim · B2yasa tasarısıThe bill on data protection passed its first reading with only minor changes.Veri korumasına ilişkin yasa tasarısı, yalnızca küçük değişikliklerle ilk görüşmeden geçti.
677. jury · isim · B2jüriThe jury deliberated for two days before reaching a unanimous decision in the case.Jüri, davada oybirliğiyle bir karara varmadan önce iki gün müzakere etti.
678. suspect · isim · B2şüpheliThe main suspect was questioned for several hours and later released without charge.Asıl şüpheli saatlerce sorguya çekildi ve daha sonra suçlama yöneltilmeden serbest bırakıldı.
679. accuse · fiil · B2suçlamakThe prosecutor accused the former mayor of awarding public contracts to his relatives.Savcı, eski belediye başkanını kamu ihalelerini akrabalarına vermekle suçladı.
680. charge · fiil · B2(resmen) suçlamak, dava açmakThe police charged the driver with causing death by dangerous driving.Polis, sürücüyü tehlikeli araç kullanarak ölüme neden olmakla suçladı.
681. testify · fiil · B2ifade vermek, tanıklık etmekThe engineer agreed to testify against the company about the unsafe conditions at the factory.Mühendis, fabrikadaki güvensiz koşullar hakkında şirket aleyhine ifade vermeyi kabul etti.
682. ban · fiil · B2yasaklamakSeveral countries have banned the sale of single-use plastic bags in supermarkets.Birkaç ülke, süpermarketlerde tek kullanımlık plastik poşet satışını yasakladı.
683. federal · sıfat · B2federal; federe devletlerden oluşanIn a federal system, education and policing are often managed at the regional level.Federal bir sistemde eğitim ve polis hizmetleri çoğunlukla bölgesel düzeyde yönetilir.
684. transparency · isim · B2şeffaflıkGreater transparency in public spending would help restore trust in local government.Kamu harcamalarında daha fazla şeffaflık, yerel yönetime duyulan güvenin yeniden kazanılmasına yardımcı olurdu.
685. intervene · fiil · B2müdahale etmek, araya girmekThe United Nations decided not to intervene militarily in the conflict.Birleşmiş Milletler, çatışmaya askeri olarak müdahale etmemeye karar verdi.
686. dictator · isim · B2diktatörThe dictator controlled the press and imprisoned anyone who criticised his rule.Diktatör basını kontrol etti ve yönetimini eleştiren herkesi hapse attı.
687. propaganda · isim · B2propagandaDuring the war, both sides used propaganda to keep public morale high.Savaş sırasında her iki taraf da halkın moralini yüksek tutmak için propaganda kullandı.
688. summit · isim · B2zirve toplantısıLeaders at the summit agreed to coordinate their response to the energy shortage.Zirvedeki liderler, enerji kıtlığına verecekleri yanıtı koordine etmek konusunda anlaştı.
689. ambassador · isim · B2büyükelçiThe ambassador was summoned by the foreign ministry to explain her government's statement.Büyükelçi, hükümetinin açıklamasını izah etmesi için dışişleri bakanlığına çağrıldı.
690. human rights · isim · B2insan haklarıThe report criticises the country for failing to protect human rights in its prisons.Rapor, ülkeyi cezaevlerinde insan haklarını koruyamadığı için eleştiriyor.
691. offender · isim · B2suçlu; kural ihlali yapan kişiFirst-time offenders are often given community service instead of a prison term.İlk kez suç işleyenlere çoğunlukla hapis cezası yerine toplum hizmeti verilir.
692. neutral · sıfat · B2tarafsızSwitzerland has remained neutral in international conflicts for more than two centuries.İsviçre, iki yüzyıldan fazla bir süredir uluslararası çatışmalarda tarafsız kalmıştır.
693. violate · fiil · B2ihlal etmek, çiğnemekThe report claims that the factory violated environmental laws for several years without being punished.Rapor, fabrikanın birkaç yıl boyunca cezalandırılmadan çevre yasalarını ihlal ettiğini iddia ediyor.
694. council · isim · B2konsey, meclis (yerel yönetim)The city council voted to limit car traffic in the historic centre from next spring.Şehir meclisi, gelecek ilkbahardan itibaren tarihi merkezde araç trafiğini sınırlamak için oy kullandı.
695. poll · isim · B2anket, kamuoyu yoklaması; oy vermeAccording to the latest poll, support for the government has fallen sharply among young people.Son ankete göre hükümete verilen destek gençler arasında keskin biçimde düştü.
696. pledge · isim · B2söz, taahhütThe party made a pledge to cut waiting times in public hospitals within two years.Parti, devlet hastanelerindeki bekleme sürelerini iki yıl içinde kısaltma sözü verdi.
697. scandal · isim · B2skandal, rezaletThe minister was forced out of office after a scandal involving secret payments became public.Gizli ödemelerle ilgili bir skandal kamuoyuna yansıyınca bakan görevinden uzaklaştırıldı.
698. compromise · isim · B2uzlaşma, orta yolAfter weeks of debate, the two parties finally reached a compromise on the pension system.Haftalarca süren tartışmanın ardından iki parti emeklilik sistemi konusunda nihayet bir uzlaşmaya vardı.
699. clause · isim · B2madde, hüküm (sözleşme veya yasada)A clause in the agreement allows either side to end the contract with three months' notice.Anlaşmadaki bir madde, tarafların her birine üç ay önceden bildirimle sözleşmeyi sona erdirme hakkı tanıyor.
700. prosecutor · isim · B2savcı, iddia makamıThe prosecutor claimed that the accused had planned the robbery for several months.Savcı, sanığın soygunu aylarca planladığını öne sürdü.
701. detain · fiil · B2gözaltına almak, alıkoymakPolice may detain a person for a limited period without bringing formal charges.Polis, resmi bir suçlama yöneltmeden bir kişiyi sınırlı bir süre gözaltında tutabilir.
702. oath · isim · B2yeminThe new president took the oath of office in front of a large crowd outside the parliament building.Yeni cumhurbaşkanı, meclis binasının önünde büyük bir kalabalığın karşısında göreve başlama yemini etti.
703. delegation · isim · B2heyet, temsilci grubuA delegation of senior officials travelled to Brussels to discuss the new trade rules.Üst düzey yetkililerden oluşan bir heyet, yeni ticaret kurallarını görüşmek üzere Brüksel'e gitti.
704. diplomat · isim · B2diplomatThe experienced diplomat helped calm tensions between the two neighbouring states.Deneyimli diplomat, iki komşu devlet arasındaki gerilimin yatışmasına yardımcı oldu.
705. embassy · isim · B2büyükelçilikCitizens who lose their passports abroad should contact their embassy as soon as possible.Yurtdışında pasaportunu kaybeden vatandaşlar mümkün olan en kısa sürede büyükelçiliğe başvurmalıdır.
706. asylum · isim · B2sığınma, ilticaShe applied for asylum after being threatened because of her political writings.Siyasi yazıları nedeniyle tehdit edildikten sonra iltica başvurusunda bulundu.
707. petition · isim · B2dilekçe; imza kampanyasıMore than fifty thousand residents signed a petition asking the council to protect the old forest.Elli binden fazla sakin, meclisten eski ormanı korumasını isteyen bir dilekçeyi imzaladı.
708. demonstration · isim · B2gösteri, protesto yürüyüşüThe demonstration remained peaceful, and the police did not need to intervene at any point.Gösteri barışçıl kaldı ve polisin hiçbir noktada müdahale etmesine gerek olmadı.
709. activist · isim · B2aktivist, eylemciThe young activist spent years campaigning for stronger protection of workers in small firms.Genç aktivist, yıllarını küçük işletmelerdeki çalışanların daha güçlü korunması için mücadele ederek geçirdi.
710. nominate · fiil · B2aday göstermek; atamak için önermekThe president will nominate a new head of the central bank before the end of the month.Cumhurbaşkanı ay sonundan önce merkez bankasının yeni başkanını aday gösterecek.
711. successor · isim · B2halef, ardılThe leader has not yet named a successor, which has caused anxiety within the party.Lider henüz bir halef belirlemedi ve bu durum parti içinde endişe yarattı.
712. extremism · isim · B2aşırıcılık, aşırı uçlarda olmaExperts say that poverty and a lack of education can make young people more open to extremism.Uzmanlara göre yoksulluk ve eğitimsizlik, gençleri aşırıcılığa daha açık hale getirebilir.
713. regulate · fiil · B2düzenlemek; denetim altına almakIndependent agencies were created to regulate the banking sector and protect small investors from risky practices.Bankacılık sektörünü düzenlemek ve küçük yatırımcıları riskli uygulamalardan korumak için bağımsız kurumlar oluşturuldu.
714. administration · isim · B2yönetim; idare; (ABD'de) hükümet dönemiThe previous administration had ignored the problem, but the current one has made housing a top priority.Önceki yönetim sorunu görmezden gelmişti, ancak mevcut yönetim konutu en önemli öncelik haline getirdi.
715. constitutional · sıfat · B2anayasal; anayasaya uygunThe proposed change was declared constitutional because it did not conflict with any basic rights.Önerilen değişiklik, temel haklarla çelişmediği için anayasaya uygun bulundu.
716. lawful · sıfat · B2yasal, hukuka uygunPolice may use force only when it is lawful and strictly necessary to protect others.Polis, ancak hukuka uygun olduğunda ve başkalarını korumak için kesinlikle gerekli olduğunda güç kullanabilir.
717. unlawful · sıfat · B2yasa dışı, hukuka aykırıThe tribunal found that dismissing the workers without notice was unlawful and awarded them damages.Kurul, işçilerin önceden bildirim yapılmadan işten çıkarılmasının hukuka aykırı olduğunu saptadı ve onlara tazminat verdi.
718. imprisonment · isim · B2hapis; hapsedilmeThe offence carries a maximum penalty of five years' imprisonment and a heavy fine.Bu suç için en fazla beş yıl hapis ve ağır para cezası öngörülmektedir.
719. offence · isim · B2suç, kabahat; ihlalDriving without a licence is a criminal offence in most countries and may lead to a fine.Ehliyetsiz araç kullanmak çoğu ülkede cezai bir suçtur ve para cezasıyla sonuçlanabilir.
720. intimidate · fiil · B2gözünü korkutmak, yıldırmakIt is a serious crime to intimidate jurors or to threaten people who are due to testify.Jüri üyelerini yıldırmak veya ifade verecek kişileri tehdit etmek ciddi bir suçtur.
721. summon · fiil · B2çağırmak; celp etmekThe minister was summoned to appear before the committee to explain how the funds had been spent.Bakan, fonların nasıl harcandığını açıklamak üzere komisyon önüne çıkmak için çağrıldı.
722. conservative · sıfat · B2muhafazakâr; temkinliThe rural voters were generally conservative and distrusted proposals that would change family law.Kırsal bölgedeki seçmenler genel olarak muhafazakârdı ve aile hukukunu değiştirecek önerilere güvenmiyordu.
723. liberal · sıfat · B2liberal; özgürlükçü; hoşgörülüThe party takes a liberal view of immigration and wants to simplify the process of applying for residence.Parti göç konusunda liberal bir görüş benimsiyor ve oturma izni başvuru sürecini kolaylaştırmak istiyor.
724. capitalism · isim · B2kapitalizmSupporters of capitalism claim that free markets reward innovation, while critics point to growing inequality.Kapitalizmin destekçileri serbest piyasaların yeniliği ödüllendirdiğini savunurken eleştirmenler artan eşitsizliğe dikkat çeker.
725. socialism · isim · B2sosyalizmEarly socialism arose as a reaction to the harsh working conditions created by industrial growth.İlk sosyalizm, sanayi büyümesinin yarattığı ağır çalışma koşullarına bir tepki olarak ortaya çıktı.
726. assembly · isim · B2meclis; kurul; toplantıThe national assembly voted to lower the voting age to sixteen for local elections.Ulusal meclis, yerel seçimlerde oy kullanma yaşının on altıya indirilmesi yönünde oy verdi.
727. rally · isim · B2miting; kitlesel toplantıThousands of people gathered at a rally in the main square to support the proposed reforms.Önerilen reformları desteklemek için binlerce kişi ana meydandaki bir mitingde toplandı.
728. slogan · isim · B2slogan, parolaThe party's slogan promised change, but it offered few details about how it would be achieved.Partinin sloganı değişim vaat ediyordu, ama bunun nasıl sağlanacağına dair çok az ayrıntı sunuyordu.
729. agenda · isim · B2gündem; hedeflerReducing public debt remained at the top of the government's agenda throughout its first term.Kamu borcunu azaltmak, hükümetin ilk dönemi boyunca gündeminin en üstünde kaldı.
730. curfew · isim · B2sokağa çıkma yasağıThe authorities imposed a night-time curfew after violent clashes broke out in several districts.Yetkililer, birkaç ilçede şiddetli çatışmalar çıkınca gece sokağa çıkma yasağı getirdi.
731. terrorism · isim · B2terörizmInternational cooperation is regarded as essential for combating terrorism and cutting off its sources of funding.Terörizmle mücadele etmek ve finans kaynaklarını kesmek için uluslararası iş birliği vazgeçilmez görülüyor.
732. hostage · isim · B2rehineNegotiators worked through the night to secure the release of the hostages without further violence.Müzakereciler, rehinelerin daha fazla şiddet olmadan serbest bırakılması için bütün gece çalıştı.
733. superpower · isim · B2süper güçDuring the Cold War, the two superpowers competed for influence in almost every region of the world.Soğuk Savaş sırasında iki süper güç, dünyanın neredeyse her bölgesinde nüfuz için rekabet etti.
734. potential · sıfat · B2olası; muhtemel; potansiyelResearchers are examining the potential risks of the new drug before it is approved for public use.Araştırmacılar, yeni ilaç halkın kullanımına onaylanmadan önce olası risklerini inceliyor.
735. considerable · sıfat · B2hatırı sayılır; hayli büyükThe restoration of the old bridge required a considerable amount of time and money.Eski köprünün restorasyonu hatırı sayılır miktarda zaman ve para gerektirdi.
736. substantial · sıfat · B2büyük; önemli ölçüde; kayda değerThe company reported a substantial increase in profits after it expanded into foreign markets.Şirket, yabancı pazarlara açıldıktan sonra kârında önemli bir artış bildirdi.
737. apparent · sıfat · B2açık; belli; görünürdekiIt soon became apparent that the original plan would not work under such conditions.İlk planın bu koşullarda işe yaramayacağı kısa sürede açıkça anlaşıldı.
738. evident · sıfat · B2açık; aşikâr; belirginThe effects of climate change are already evident in the melting of glaciers around the world.İklim değişikliğinin etkileri, dünyanın dört bir yanındaki buzulların erimesinde şimdiden aşikârdır.
739. crucial · sıfat · B2çok önemli; belirleyici; hayatiEarly diagnosis is crucial in the treatment of many serious diseases.Erken teşhis, birçok ciddi hastalığın tedavisinde belirleyici öneme sahiptir.
740. widespread · sıfat · B2yaygın; geniş çaptaThere is widespread concern that the new policy will widen the gap between rich and poor.Yeni politikanın zengin ile yoksul arasındaki uçurumu genişleteceğine dair yaygın bir kaygı var.
741. subsequent · sıfat · B2sonraki; ardından gelenSubsequent studies failed to reproduce the results of the original experiment.Sonraki çalışmalar, ilk deneyin sonuçlarını yineleyemedi.
742. consistent · sıfat · B2tutarlı; istikrarlı; uyumluThe witness's statement was not consistent with the evidence found at the scene.Tanığın ifadesi olay yerinde bulunan kanıtlarla tutarlı değildi.
743. inevitable · sıfat · B2kaçınılmaz; engellenemezGiven the rapid pace of automation, some job losses in manufacturing seem inevitable.Otomasyonun hızlı ilerleyişi göz önüne alındığında, imalatta bazı iş kayıpları kaçınılmaz görünüyor.
744. reluctant · sıfat · B2isteksiz; gönülsüzMany investors remain reluctant to put money into unstable economies.Birçok yatırımcı, istikrarsız ekonomilere para yatırmaya hâlâ isteksiz.
745. controversial · sıfat · B2tartışmalı; tartışma yaratanGenetic modification of crops remains a controversial subject among scientists and the public alike.Ürünlerin genetiğiyle oynanması, bilim insanları ve halk arasında hâlâ tartışmalı bir konu.
746. adequate · sıfat · B2yeterli; uygunMany rural schools still lack adequate resources to provide a quality education.Birçok kırsal okul, kaliteli eğitim sunmak için hâlâ yeterli kaynaktan yoksun.
747. comprehensive · sıfat · B2kapsamlı; geniş içerikliThe committee published a comprehensive report covering every stage of the project.Komite, projenin her aşamasını kapsayan kapsamlı bir rapor yayımladı.
748. vulnerable · sıfat · B2savunmasız; zarar görmeye açık; kırılganElderly people are particularly vulnerable to extreme heat during the summer months.Yaşlılar, yaz aylarında aşırı sıcaklara karşı özellikle savunmasızdır.
749. relatively · zarf · B2nispeten; oldukçaThe experiment was relatively simple, yet it produced surprisingly accurate results.Deney nispeten basitti, yine de şaşırtıcı derecede doğru sonuçlar verdi.
750. primarily · zarf · B2öncelikle; esas olarakThe museum's collection consists primarily of artefacts from the Ottoman period.Müzenin koleksiyonu esas olarak Osmanlı dönemine ait eserlerden oluşuyor.