B1 İngilizce Kelime Listesi (Sayfa 2)

B1 İngilizce Kelime Listesi: 962 kelime, orta seviyede kendini rahatça anlatmak isteyenler için kelimeler. Her kelimenin Türkçe anlamı ve bir örnek cümlesi var; liste kolaydan zora sıralı.

251–500. kelimeler · Sayfa 2/4 · Güncelleme:

Kelimeler 251–500

KelimeAnlamıÖrnek cümle
251. duvet · isimyorgan (nevresim içine konan, kuş tüyü vb. dolgulu)It was so cold that I pulled the duvet up to my chin and refused to get up.Hava o kadar soğuktu ki yorganı çeneme kadar çektim ve kalkmayı reddettim.
252. bookcase · isimkitaplıkWe built a tall bookcase for the study, but it was still too small for all his books.Çalışma odası için uzun bir kitaplık yaptık ama yine de onun bütün kitapları için çok küçüktü.
253. worktop · isimmutfak tezgâhıShe put the shopping on the worktop and began to prepare dinner straight away.Alışverişi mutfak tezgâhına koydu ve hemen akşam yemeğini hazırlamaya başladı.
254. effort · isimçaba; gayretShe put a lot of effort into her final project, and the committee noticed it immediately.Final projesine çok emek verdi ve komite bunu hemen fark etti.
255. assessment · isimdeğerlendirme; ölçmeThe final assessment includes a short written part and a conversation with the examiner.Final değerlendirmesi kısa bir yazılı bölümü ve sınav görevlisiyle yapılan bir konuşmayı içeriyor.
256. academic · sıfatakademik; eğitim ve öğretimle ilgiliHis academic record is excellent, so several universities have already offered him a place.Akademik geçmişi mükemmel, bu yüzden birkaç üniversite ona şimdiden yer teklif etti.
257. semester · isimyarıyıl; dönemI'm taking five modules this semester, so I have very little free time in the evenings.Bu yarıyıl beş ders alıyorum, bu yüzden akşamları çok az boş vaktim var.
258. lecturer · isimöğretim görevlisi; konferans veren kişiOur lecturer spoke so clearly that everyone in the huge hall could follow her explanations.Öğretim görevlimiz o kadar net konuştu ki kocaman salondaki herkes anlattıklarını takip edebildi.
259. seminar · isimseminer; küçük grup tartışma dersiIn the weekly seminar we discuss the reading and everyone is expected to share an opinion.Haftalık seminerde okuma metnini tartışıyoruz ve herkesten bir görüş bildirmesi bekleniyor.
260. workshop · isimatölye çalışması; uygulamalı eğitimI signed up for a writing workshop at the weekend to practise my English with other adults.Diğer yetişkinlerle İngilizcemi geliştirmek için hafta sonu bir yazma atölyesine kaydoldum.
261. syllabus · isimders izlencesi; müfredatPlease read the syllabus carefully, because it shows the dates of all the tests.Lütfen ders izlencesini dikkatle okuyun, çünkü tüm sınavların tarihleri orada yazıyor.
262. graduation · isimmezuniyet; mezuniyet töreniMy whole family travelled to Ankara to attend my graduation ceremony in June.Bütün ailem Haziran'daki mezuniyet törenime katılmak için Ankara'ya geldi.
263. undergraduate · isimlisans öğrencisiAs an undergraduate, he spent most of his summers working in a language centre abroad.Lisans öğrencisiyken yazlarının çoğunu yurt dışındaki bir dil merkezinde çalışarak geçirdi.
264. ability · isimyetenek; beceri; bir şeyi yapabilme gücüHer ability to explain difficult ideas in simple words makes her a wonderful guide for new learners.Zor fikirleri basit sözcüklerle anlatabilme becerisi onu yeni öğrenenler için harika bir rehber yapıyor.
265. participate · fiilkatılmak; iştirak etmekEveryone is expected to participate in the group discussion, even if they feel a little shy.Biraz utansalar bile herkesin grup tartışmasına katılması bekleniyor.
266. potential · isimpotansiyel; gelişmeye açık yetenekThe coach saw great potential in the young player and offered to train him for free.Antrenör genç oyuncuda büyük bir potansiyel gördü ve onu ücretsiz çalıştırmayı önerdi.
267. concept · isimkavram; fikirThe concept of time zones is hard to grasp until you actually fly across several of them.Saat dilimleri kavramını, birkaçını uçakla aşana kadar anlamak zordur.
268. theory · isimkuram; teoriIn theory the method sounds perfect, but in a real classroom it needs a lot of patience.Teoride yöntem mükemmel görünüyor, ama gerçek bir sınıfta çok sabır gerektiriyor.
269. evidence · isimkanıt; delilThere is strong evidence that learners remember new words better when they use them in speech.Öğrencilerin yeni sözcükleri konuşmada kullandıklarında daha iyi hatırladıklarına dair güçlü kanıtlar var.
270. conclusion · isimsonuç; bitiş bölümü; varılan kararIn your conclusion, you should repeat your main idea and say what you think should happen next.Sonuç bölümünde ana fikrini tekrarlamalı ve sence bundan sonra ne olması gerektiğini söylemelisin.
271. analyse · fiilanaliz etmek; çözümlemekWe had to analyse the survey results and then present our findings to the class.Anket sonuçlarını analiz etmek ve ardından bulgularımızı sınıfa sunmak zorundaydık.
272. compare · fiilkarşılaştırmakThe task is to compare two newspaper articles about the same event and describe the differences.Ödev, aynı olayı anlatan iki gazete makalesini karşılaştırmak ve farkları anlatmak.
273. summarise · fiilözetlemekCan you summarise the article in three sentences before we start the discussion?Tartışmaya başlamadan önce makaleyi üç cümleyle özetleyebilir misin?
274. outline · isimtaslak; ana hatlarBefore writing the report, I made a quick outline with a heading for each section.Raporu yazmadan önce her bölüm için bir başlık içeren hızlı bir taslak hazırladım.
275. draft · isimtaslak metin; ilk haliI finished the first draft of my report last night and I'll check the details tomorrow.Raporumun ilk taslağını dün gece bitirdim, ayrıntıları yarın kontrol edeceğim.
276. source · isimkaynakThe internet can be a useful source of information, but you should always check who wrote it.İnternet faydalı bir bilgi kaynağı olabilir, ama onu kimin yazdığını her zaman kontrol etmelisin.
277. definition · isimtanım; sözcüğün anlam açıklamasıI couldn't find a clear definition of this term, so I asked my tutor to explain it.Bu terimin açık bir tanımını bulamadım, bu yüzden eğitmenimden açıklamasını istedim.
278. pronunciation · isimtelaffuzHer pronunciation is very clear, so people rarely ask her to repeat herself.Telaffuzu çok net, bu yüzden insanlar ondan nadiren tekrar etmesini ister.
279. literacy · isimokuryazarlıkThe charity runs evening courses to improve literacy among adults in rural areas.Hayır kurumu, kırsal bölgelerdeki yetişkinlerin okuryazarlığını artırmak için akşam kursları düzenliyor.
280. discipline · isimdisiplin; düzenli ve kurallı davranışLearning a language takes discipline, because you have to practise even on days when you feel unmotivated.Dil öğrenmek disiplin ister, çünkü isteksiz hissettiğin günlerde bile pratik yapmak zorundasın.
281. punishment · isimceza; cezalandırmaAs a punishment for being late again, he had to stay behind and tidy the classroom.Yine geç kaldığı için ceza olarak kalıp sınıfı toplamak zorunda kaldı.
282. nursery · isimanaokulu; kreşShe takes her little son to the nursery every morning before she goes to the bank.Her sabah bankaya gitmeden önce küçük oğlunu kreşe bırakıyor.
283. principal · isimokul müdürü; kurum başkanıThe principal welcomed the new learners and explained the rules of the building.Okul müdürü yeni öğrencileri karşıladı ve binanın kurallarını anlattı.
284. laboratory · isimlaboratuvarWearing safety glasses is compulsory in the laboratory, even for short visits.Laboratuvarda, kısa ziyaretlerde bile koruyucu gözlük takmak zorunludur.
285. handout · isimders notu kâğıdı; dağıtılan basılı materyalThe speaker gave out a handout with the key points, so I didn't need to write much.Konuşmacı ana noktaları içeren bir föy dağıttı, bu yüzden çok yazmama gerek kalmadı.
286. attendance · isimdevam; katılımRegular attendance is required, and anyone who misses too many sessions cannot take the final exam.Düzenli devam zorunludur ve çok fazla oturumu kaçıran kişi final sınavına giremez.
287. drop out · öbek fiilokulu ya da kursu yarıda bırakmakHe had to drop out of university because his family couldn't afford the fees any longer.Ailesi harçları artık karşılayamadığı için üniversiteyi yarıda bırakmak zorunda kaldı.
288. fall behind · öbek fiilgeride kalmak; diğerlerinden geri düşmekIf you miss a week of the course, it's easy to fall behind the rest of the group.Kursun bir haftasını kaçırırsan, grubun geri kalanından geri düşmek kolaydır.
289. cram · fiilsınav öncesi kısa sürede yoğun ezberlemeye çalışmakI stayed up until three o'clock to cram for the chemistry test, but I felt exhausted the next day.Kimya sınavına yetişmek için saat üçe kadar ders çalışıp ezberlemeye uğraştım, ama ertesi gün bitkindim.
290. take notes · kalıpnot almakI always take notes during lectures, because I can't remember everything the professor says.Derslerde her zaman not alırım, çünkü profesörün söylediği her şeyi hatırlayamam.
291. brainstorm · fiilbeyin fırtınası yapmak; fikir üretmekWe brainstormed some ideas for the project and then chose the most realistic one.Proje için birkaç fikir üzerinde beyin fırtınası yaptık, sonra en gerçekçi olanı seçtik.
292. flashcard · isimbilgi kartı; ezber kartıI keep a pack of flashcards in my bag and review a few whenever I'm waiting for the bus.Çantamda bir deste bilgi kartı tutuyorum ve otobüs beklerken birkaçına göz atıyorum.
293. educational · sıfateğitici; eğitimle ilgiliThe museum offers a range of educational programmes for families with young children.Müze, küçük çocuklu aileler için çeşitli eğitici programlar sunuyor.
294. pastime · isimboş zaman uğraşısı; vakit geçirmek için yapılan etkinlikCooking for neighbours has become my favourite pastime since I started working from home.Evden çalışmaya başladığımdan beri komşulara yemek yapmak en sevdiğim uğraş oldu.
295. relax · fiildinlenmek; rahatlamakAfter a long week I just want to relax on the sofa with a good series.Uzun bir haftanın ardından sadece kanepede güzel bir dizi izleyerek dinlenmek istiyorum.
296. unwind · fiilgevşemek; stres atmakI go for a long bike ride on Fridays to unwind after a stressful week.Stresli bir haftanın ardından gevşemek için cumaları uzun bir bisiklet turuna çıkıyorum.
297. sign up · öbek fiilkaydolmak; yazılmakI signed up for a pottery course because I wanted to try something creative.Yaratıcı bir şey denemek istediğim için bir seramik kursuna kaydoldum.
298. kill time · kalıpvakit öldürmekWe killed time at the station by playing cards until the delayed train arrived.Rötarlı tren gelene kadar istasyonda kâğıt oynayarak vakit öldürdük.
299. keep fit · kalıpformda kalmakMy grandfather keeps fit by swimming every morning, even in winter.Dedem kışın bile her sabah yüzerek formda kalıyor.
300. warm up · öbek fiilısınma hareketleri yapmakYou should always warm up for ten minutes before you start playing, or you might hurt yourself.Oynamaya başlamadan önce her zaman on dakika ısınmalısın, yoksa kendini sakatlayabilirsin.
301. amateur · isimamatör; bir işi para kazanmak için değil zevk için yapan kişiHe is only an amateur, but his paintings are good enough to sell.O sadece bir amatör, ama resimleri satılacak kadar güzel.
302. enthusiast · isimmeraklı; tutkunMy uncle is a car enthusiast and spends every Sunday at old-car shows.Amcam bir araba meraklısı ve her pazar eski araba gösterilerinde vakit geçiriyor.
303. passion · isimtutku; büyük ilgiTravelling is her great passion, so she saves most of her salary for new journeys.Seyahat onun en büyük tutkusu, bu yüzden maaşının çoğunu yeni yolculuklar için biriktiriyor.
304. imagination · isimhayal gücüReading fantasy stories helps children develop their imagination.Fantastik hikâyeler okumak çocukların hayal gücünü geliştirmelerine yardımcı olur.
305. craft · isimel sanatı; zanaatOn Saturdays she teaches a craft class where people make bags from old fabric.Cumartesileri insanların eski kumaştan çanta yaptığı bir el sanatları kursu veriyor.
306. handmade · sıfatel yapımıI gave my sister a handmade scarf, and she wore it all winter.Kız kardeşime el yapımı bir atkı verdim, bütün kış onu taktı.
307. jigsaw · isimyapbozWe finished a thousand-piece jigsaw of Istanbul after three evenings of hard work.Üç akşamlık uğraşın ardından bin parçalık İstanbul yapbozunu bitirdik.
308. crossword · isimbulmaca (kare bulmaca)My father does the crossword in the newspaper every morning with his tea.Babam her sabah çayını içerken gazetedeki bulmacayı çözer.
309. bowling · isimbowlingWe usually go bowling on Friday nights, and the loser buys everyone ice cream.Genellikle cuma geceleri bowlinge gideriz ve kaybeden herkese dondurma ısmarlar.
310. trek · isimuzun yürüyüş; dağ yürüyüşüThe three-day trek through the mountains was tiring, but the views were unforgettable.Dağlarda üç günlük yürüyüş yorucuydu ama manzaralar unutulmazdı.
311. kayak · isimkano türü dar ve küçük tekne (kar kayağı değil)We rented a kayak at the lake and paddled out to a quiet little island.Gölde bir kano kiraladık ve kürek çekerek sessiz küçük bir adaya gittik.
312. diving · isimdalışDiving in the Aegean was amazing; we saw colourful fish only a few metres from the shore.Ege'de dalış harikaydı; kıyıdan sadece birkaç metre ötede rengârenk balıklar gördük.
313. outing · isimgezi; kısa gezintiThe office organised a family outing to the lake, and everyone brought something to eat.Ofis göle bir aile gezisi düzenledi ve herkes yiyecek bir şeyler getirdi.
314. excursion · isimgünübirlik gezi; turOn the second day of our holiday we joined an excursion to some ancient ruins.Tatilimizin ikinci günü bazı antik kalıntılara düzenlenen bir geziye katıldık.
315. adventure · isimmaceraOur week in the forest, sleeping in tents, felt like a real adventure.Ormanda çadırlarda uyuduğumuz haftamız tam bir macera gibiydi.
316. outdoors · zarfaçık havada; dışarıdaI work in an office all day, so I try to spend my evenings outdoors.Bütün gün ofiste çalıştığım için akşamlarımı açık havada geçirmeye çalışıyorum.
317. campfire · isimkamp ateşiWe sat around the campfire, told stories and cooked sausages until midnight.Kamp ateşinin etrafında oturduk, hikâyeler anlattık ve gece yarısına kadar sosis pişirdik.
318. DIY · isimkendin yap; evde tamir ve yapım işleriMy husband loves DIY and built our bookshelves himself during the summer.Eşim kendin-yap işlerini çok seviyor ve yazın kitaplıklarımızı kendisi yaptı.
319. fireworks · isimhavai fişekThousands of people gathered by the river to see the New Year fireworks.Binlerce kişi yeni yıl havai fişeklerini görmek için nehir kenarında toplandı.
320. carnival · isimkarnavalChildren in colourful costumes danced through the streets during the summer carnival.Rengârenk kostümlü çocuklar yaz karnavalı sırasında sokaklarda dans etti.
321. fairground · isimlunapark; eğlence alanıThe kids begged us to stay at the fairground until the lights came on.Çocuklar ışıklar yanana kadar lunaparkta kalmamız için bize yalvardı.
322. rollercoaster · isimhız treniI was too scared to go on the rollercoaster, so I held everyone's bags instead.Hız trenine binmeye çok korktum, bu yüzden onun yerine herkesin çantasını tuttum.
323. perform · fiilsahne almak; gösteri yapmakOur local band will perform in the main square on Saturday evening.Yerel grubumuz cumartesi akşamı ana meydanda sahne alacak.
324. inspire · fiililham vermek; esinlendirmekA trip to the mountains inspired him to start painting landscapes.Dağlara yaptığı gezi ona manzara resimleri yapma isteği verdi.
325. addictive · sıfatbağımlılık yapan; insanı sarıp bırakmayanThis phone puzzle is so addictive that I played it for two hours last night.Bu telefon bulmacası öyle bağımlılık yapıyor ki dün gece iki saat oynadım.
326. stage · isimsahneWhen the singer walked onto the stage, the whole crowd started clapping.Şarkıcı sahneye çıktığında bütün kalabalık alkışlamaya başladı.
327. show · isimgösteri; programWe never miss that cooking show on Thursday evenings; it always makes us hungry.Perşembe akşamlarındaki o yemek programını hiç kaçırmayız; bizi hep acıktırır.
328. thriller · isimgerilim filmi veya romanıI couldn't put down the thriller I bought at the airport and finished it on the plane.Havalimanında aldığım gerilim romanını elimden bırakamadım ve uçakta bitirdim.
329. horror · isimkorku (türü); korku filmiI don't enjoy horror films because I can't sleep properly for days afterwards.Korku filmlerinden hoşlanmıyorum çünkü sonrasında günlerce düzgün uyuyamıyorum.
330. fiction · isimkurgu; roman ve hikâye türü edebiyatI prefer fiction to biographies because I like escaping into another world.Kurgu eserleri biyografilere tercih ediyorum çünkü başka bir dünyaya kaçmayı seviyorum.
331. artist · isimsanatçı; ressamA local artist teaches a free drawing workshop in the library every Sunday.Yerel bir sanatçı her pazar kütüphanede ücretsiz bir çizim atölyesi veriyor.
332. album · isimalbümHer new album has twelve songs, and I've been listening to it on repeat all week.Yeni albümünde on iki şarkı var ve bütün hafta sürekli onu dinliyorum.
333. melody · isimmelodi; ezgiI can't remember the words of the song, but the melody is stuck in my head.Şarkının sözlerini hatırlayamıyorum ama melodisi aklımda takılıp kaldı.
334. karaoke · isimkaraokeWe went for karaoke after dinner, and my boss sang an old pop song surprisingly well.Akşam yemeğinden sonra karaokeye gittik ve patronum eski bir pop şarkısını şaşırtıcı derecede iyi söyledi.
335. nightlife · isimgece hayatıBarcelona is famous for its lively nightlife, with music playing in the streets until morning.Barselona, sabaha kadar sokaklarda müziğin çaldığı hareketli gece hayatıyla ünlüdür.
336. meditate · fiilmeditasyon yapmakI try to meditate for ten minutes every morning before I check my phone.Her sabah telefonuma bakmadan önce on dakika meditasyon yapmaya çalışıyorum.
337. goalkeeper · isimkaleciOur goalkeeper made three brilliant saves in the second half and kept us in the game.Kalecimiz ikinci yarıda üç harika kurtarış yaptı ve bizi maçta tuttu.
338. defender · isimdefans oyuncusu, savunmacıThe young defender stayed calm and cleared the ball just before the striker could shoot.Genç defans oyuncusu sakin kaldı ve forvet şut atmadan hemen önce topu uzaklaştırdı.
339. substitute · isimyedek oyuncuHe started as a substitute but scored the winning goal only ten minutes after coming on.Yedek olarak başladı ama oyuna girdikten sadece on dakika sonra galibiyet golünü attı.
340. tackle · fiiltopu rakipten almaya çalışmak; müdahale etmekShe managed to tackle the other player cleanly and start a quick attack for her side.Rakip oyuncuya temiz bir müdahale yapmayı başardı ve takımı için hızlı bir atak başlattı.
341. foul · isimfaul, kural ihlaliThe referee blew his whistle for a foul after the defender pulled the striker's shirt.Hakem, defans oyuncusu forvetin formasını çekince faul için düdük çaldı.
342. defeat · isimyenilgi, mağlubiyetAfter a painful defeat last weekend, the team trained twice as hard this week.Geçen hafta sonundaki acı yenilgiden sonra takım bu hafta iki kat sıkı çalıştı.
343. victory · isimzafer, galibiyetThe fans sang in the streets all night to celebrate their team's first victory in ten years.Taraftarlar, takımlarının on yıldaki ilk zaferini kutlamak için bütün gece sokaklarda şarkı söyledi.
344. rival · isimrakip, rekabet edilen kişi veya takımOur biggest rival lives in the next town, so every game between us feels special.En büyük rakibimiz yan kasabada oturuyor, bu yüzden aramızdaki her maç özel hissettiriyor.
345. qualify · fiil(bir yarışmaya veya turnuvaya) katılma hakkı kazanmakIf we win tonight, we will qualify for the European championship for the first time.Bu akşam kazanırsak Avrupa şampiyonasına ilk kez katılma hakkı kazanacağız.
346. sprint · fiilçok hızlı koşmak, sprint atmakWhen he saw the bus leaving, he had to sprint for two hundred metres to catch it.Otobüsün kalktığını görünce yetişmek için iki yüz metre sprint atmak zorunda kaldı.
347. jog · fiilyavaş tempoda koşmak, hafif koşu yapmakMy neighbour likes to jog around the lake before sunrise because the air is so fresh.Komşum hava çok taze olduğu için gün doğmadan göl çevresinde hafif tempoda koşmayı seviyor.
348. lap · isimtur (pist veya havuzda bir tam tur)I was so out of breath after the third lap that I had to stop and walk.Üçüncü turdan sonra nefesim o kadar kesildi ki durup yürümek zorunda kaldım.
349. runner · isimkoşucuShe is a serious runner and takes part in a long-distance event almost every month.O ciddi bir koşucu ve neredeyse her ay uzun mesafe bir etkinliğe katılıyor.
350. aerobics · isimaerobikMy aunt goes to an aerobics class on Tuesday evenings and always comes home full of energy.Teyzem salı akşamları aerobik dersine gidiyor ve eve hep enerji dolu dönüyor.
351. sit-up · isimmekik (karın egzersizi)He tries to do fifty sit-ups every morning to make his stomach muscles stronger.Karın kaslarını güçlendirmek için her sabah elli mekik çekmeye çalışıyor.
352. stiff · sıfattutulmuş, sertleşmiş (kas veya eklem)My neck felt stiff this morning, so I did some gentle movements before leaving the house.Bu sabah boynum tutulmuştu, bu yüzden evden çıkmadan önce bazı hafif hareketler yaptım.
353. locker · isimdolap (spor salonu, okul vb. yerlerde kilitli eşya dolabı)I put my phone and wallet in the locker before going into the swimming area.Yüzme alanına girmeden önce telefonumu ve cüzdanımı dolaba koydum.
354. goggles · isimgözlük (yüzücü veya kayakçı gözlüğü)Don't forget your goggles, because the chlorine in the pool makes my eyes red.Gözlüğünü unutma, çünkü havuzdaki klor gözlerimi kızartıyor.
355. dive · fiilsuya başüstü atlamak; dalmakThe children were afraid to dive at first, but soon they were diving in headfirst from the edge.Çocuklar başta suya başüstü atlamaktan korktular ama çok geçmeden kenardan başüstü atlıyorlardı.
356. row · fiilkürek çekmekWe rowed across the lake in the early morning, and our arms were aching when we reached the other side.Sabahın erken saatinde gölün karşısına kürek çektik ve öbür tarafa vardığımızda kollarımız ağrıyordu.
357. karate · isimkarateMy nephew has been learning karate for a year, and he has just got his yellow belt.Yeğenim bir yıldır karate öğreniyor ve sarı kuşağını yeni aldı.
358. judo · isimjudoShe won a judo tournament at sixteen and dreamed of competing in the Olympics.On altı yaşında bir judo turnuvası kazandı ve Olimpiyatlarda yarışmayı hayal ediyordu.
359. wrestling · isimgüreşWrestling is a very old tradition in my region, and boys often start at a young age.Güreş benim bölgemde çok eski bir gelenek ve erkek çocuklar genellikle küçük yaşta başlar.
360. snowboard · isimsnowboard, kar kayağı tahtasıHe fell off his snowboard six times on the first morning, but he never stopped laughing.İlk sabah snowboard'undan altı kez düştü ama hiç gülmeyi bırakmadı.
361. slope · isimyamaç, kayak pistiThe beginners' slope was crowded, so we took the lift to a quieter one higher up.Acemilerin pisti kalabalıktı, bu yüzden teleferikle daha yukarıdaki sakin bir piste çıktık.
362. uphill · zarfyokuş yukarıRiding uphill with a heavy backpack was so hard that we had to push our bikes.Ağır bir sırt çantasıyla yokuş yukarı sürmek o kadar zordu ki bisikletlerimizi itmek zorunda kaldık.
363. net · isimağ (kale ağı veya file)The ball flew past the goalkeeper and landed softly in the back of the net.Top kalecinin yanından geçti ve kale ağlarının içine yumuşakça indi.
364. media · isimmedya; kitle iletişim araçlarıThe media often pay more attention to famous names than to serious local problems.Medya, ciddi yerel sorunlardan çok ünlü isimlere ilgi gösteriyor.
365. data · isimveri; bilgilerThe firm collects data about how customers use its products every day.Firma, müşterilerin ürünlerini her gün nasıl kullandığına dair veri topluyor.
366. privacy · isimgizlilik; özel hayatMany users worry about their privacy when they give personal details to unknown sites.Birçok kullanıcı, tanımadığı sitelere kişisel bilgilerini verirken gizliliği konusunda endişe duyuyor.
367. viral · sıfatviral; internette hızla yayılanThe clip went viral overnight and had been watched millions of times by the next morning.Klip bir gecede viral oldu ve ertesi sabah milyonlarca kez izlenmişti.
368. influencer · isimsosyal medya fenomeni; etkileyici kişiShe is a well-known influencer who suggests useful products to her many viewers.O, çok sayıda izleyicisine faydalı ürünler öneren tanınmış bir fenomen.
369. hashtag · isimhashtag; etiket (#)Add a hashtag to your story so that more users can find it.Hikâyene bir hashtag ekle ki daha fazla kullanıcı ona ulaşabilsin.
370. profile · isimprofil; kişisel sayfaWrite a short profile that tells other users about your interests and your experience.Diğer kullanıcılara ilgi alanlarını ve deneyimini anlatan kısa bir profil yaz.
371. user · isimkullanıcıThe new tool is designed to be simple, even for a first-time user.Yeni araç, ilk kez kullanan biri için bile basit olacak şekilde tasarlandı.
372. log out · öbek fiiloturumu kapatmak; çıkış yapmakDon't forget to log out when you use a public computer, or others can read your private messages.Herkese açık bir bilgisayar kullanırken çıkış yapmayı unutma, yoksa başkaları özel mesajlarını okuyabilir.
373. sign in · öbek fiilgiriş yapmak; oturum açmakYou have to sign in with your username before you can read the full story.Haberin tamamını okuyabilmek için önce kullanıcı adınla giriş yapman gerekiyor.
374. crash · fiilçökmek; donup kapanmak (program, sistem)My program crashed just before I could save my notes, so I lost everything.Notlarımı kaydedemeden programım çöktü ve her şeyi kaybettim.
375. glitch · isimaksaklık; küçük teknik hataA small glitch in the system showed the wrong results for a few minutes.Sistemdeki küçük bir aksaklık birkaç dakika boyunca yanlış sonuçlar gösterdi.
376. restart · fiilyeniden başlatmakIf the machine stops responding, try to restart it before you panic.Makine yanıt vermeyi bırakırsa, panik yapmadan önce yeniden başlatmayı dene.
377. backup · isimyedek; yedeklemeAlways make a backup of everything important in case your hard drive breaks.Sabit diskin bozulma ihtimaline karşı önemli olan her şeyin yedeğini her zaman al.
378. attach · fiileklemek; iliştirmek (dosya vb.)I forgot to attach the form to my email, so I had to write again.Formu e-postama eklemeyi unuttum, bu yüzden tekrar yazmak zorunda kaldım.
379. forward · fiililetmek (e-posta, mesaj)Could you forward me the invitation when it arrives? I lost mine.Davetiye gelince bana iletebilir misin? Benimkini kaybettim.
380. settings · isimayarlarGo to the settings and make the letters bigger so that it is easier to read.Ayarlara git ve okumak daha kolay olsun diye harfleri büyüt.
381. feature · isimözellikThe best feature of this watch is that it counts your steps and shows them every evening.Bu saatin en iyi özelliği, adımlarını sayıp her akşam sana göstermesi.
382. swipe · fiilparmağı ekranda kaydırmakSwipe up to see more options, then choose the one you prefer.Daha fazla seçenek görmek için yukarı kaydır, sonra istediğini seç.
383. mute · fiilsesini kapatmak; sessize almakPlease mute yourself while others are sharing their ideas, because the background noise is distracting.Lütfen başkaları fikirlerini paylaşırken mikrofonunu kapat, çünkü arka plandaki gürültü dikkat dağıtıyor.
384. microphone · isimmikrofonThe microphone wasn't working, so nobody at the back could hear what she was saying.Mikrofon çalışmıyordu, bu yüzden arkadakilerin hiçbiri onun ne dediğini duyamadı.
385. headset · isimmikrofonlu kulaklıkI wear a headset so that I can hear clearly even in noisy places.Gürültülü yerlerde bile net duyabilmek için mikrofonlu kulaklık takıyorum.
386. monitor · isimmonitör; bilgisayar ekranıHe bought a larger monitor so that he could see more of the design at once.Tasarımın daha fazlasını aynı anda görebilmek için daha büyük bir monitör aldı.
387. webpage · isimweb sayfasıThe webpage took so long to load that I gave up and went somewhere else.Web sayfasının yüklenmesi o kadar uzun sürdü ki vazgeçip başka bir yere baktım.
388. bookmark · fiilyer imlerine eklemek; yer imiI bookmarked the tutorial so I could find it again later without searching.Eğitim videosunu sonradan arayıp durmadan bulabilmek için yer imlerime ekledim.
389. forum · isimforum; internet tartışma sitesiI asked for advice in a forum and got ten useful suggestions within an hour.Bir forumda tavsiye istedim ve bir saat içinde on faydalı öneri aldım.
390. malware · isimkötü amaçlı yazılım; zararlı yazılımThe antivirus program found malware hidden inside a harmless-looking attachment.Antivirüs programı, zararsız görünen bir ekin içinde gizlenmiş kötü amaçlı yazılım buldu.
391. hardware · isimdonanımThe program itself is cheap, but the hardware needed to run it costs much more than I expected.Programın kendisi ucuz, ama çalıştırmak için gereken donanım beklediğimden çok daha pahalıya geliyor.
392. artificial intelligence · isimyapay zekâArtificial intelligence can now write simple stories in a few seconds.Yapay zekâ artık birkaç saniyede basit hikâyeler yazabiliyor.
393. robot · isimrobotA robot moves around the warehouse all day and carries boxes from one end to the other.Bir robot bütün gün depoda dolaşıp kutuları bir uçtan diğerine taşıyor.
394. drone · isimdron; insansız hava aracıThe rescuers used a drone to find the missing group in the dark forest.Kurtarma ekibi, karanlık ormanda kaybolan grubu bulmak için bir dron kullandı.
395. invent · fiilicat etmek; bulmakWho invented the telephone, and how did people communicate before it existed?Telefonu kim icat etti ve ondan önce insanlar nasıl iletişim kuruyordu?
396. innovation · isimyenilik; yenilikçilikConstant innovation keeps the firm ahead of other firms in the same business.Sürekli yenilik, firmayı aynı alandaki diğer firmaların önünde tutuyor.
397. electronic · sıfatelektronikElectronic products usually come with a two-year guarantee from the maker.Elektronik ürünler genellikle üreticiden iki yıllık garantiyle gelir.
398. virtual · sıfatsanalVirtual reality lets you explore an ancient city without leaving your chair.Sanal gerçeklik, sandalyenden kalkmadan antik bir şehri gezmeni sağlıyor.
399. automatic · sıfatotomatikThe door is automatic and opens as soon as you step in front of it.Kapı otomatik; önüne geçer geçmez açılıyor.
400. publish · fiilyayımlamak; basmakThe author hopes to publish her first novel next year.Yazar, ilk romanını önümüzdeki yıl yayımlamayı umuyor.
401. editor · isimeditör; yayın yönetmeniThe editor cut my story from two pages to one without asking me.Editör bana sormadan yazımı iki sayfadan bir sayfaya indirdi.
402. journalism · isimgazetecilikShe studied journalism because she wanted to tell important stories to ordinary readers.Önemli hikâyeleri sıradan okurlara anlatmak istediği için gazetecilik okudu.
403. coverage · isimhaber kapsamı; medyada yer vermeThe coverage of the accident was so detailed that people kept watching for hours.Kazanın haber kapsamı o kadar ayrıntılıydı ki insanlar saatlerce izlemeye devam etti.
404. censorship · isimsansürIn some countries, censorship stops people from reading certain websites.Bazı ülkelerde sansür, insanların belirli web sitelerini okumasını engelliyor.
405. celebrity · isimünlü kişi; meşhurBeing a celebrity means you can hardly go anywhere without being recognised.Ünlü olmak, tanınmadan hemen hiçbir yere gidememek demek.
406. commercial · isimreklam filmi; televizyon veya radyo reklamıI hate it when a commercial interrupts the film at the most exciting moment.Bir reklam, filmi en heyecanlı yerinde kesince çok sinirleniyorum.
407. trailer · isimfragmanI watched the trailer and immediately decided to see the whole film at the weekend.Fragmanı izledim ve hemen hafta sonu filmin tamamını izlemeye karar verdim.
408. viewer · isimizleyiciMillions of viewers watched the final episode of the show last night.Milyonlarca izleyici, dün gece programın final bölümünü izledi.
409. footage · isimgörüntü kaydı; çekim görüntüleriThe police studied camera footage to find out exactly what had happened.Polis, tam olarak ne olduğunu öğrenmek için kamera görüntülerini inceledi.
410. e-book · isime-kitap; elektronik kitapI prefer an e-book on a long trip because I don't have to carry heavy paper books.Uzun yolculuklarda e-kitabı tercih ediyorum, çünkü ağır kâğıt kitaplar taşımak zorunda kalmıyorum.
411. confirm · fiildoğrulamak; onaylamakCould you confirm the time with Ayşe before we make any plans for Saturday?Cumartesi için plan yapmadan önce saati Ayşe'yle teyit edebilir misin?
412. remind · fiilhatırlatmakPlease remind me to send the documents before I leave this evening.Lütfen bu akşam çıkmadan önce belgeleri göndermem gerektiğini bana hatırlat.
413. point out · öbek fiilbelirtmek; dikkat çekmekMy colleague pointed out a small error in the figures, and I fixed it immediately.İş arkadaşım rakamlardaki küçük bir hataya dikkat çekti, ben de hemen düzelttim.
414. get in touch · kalıpiletişime geçmek; haberleşmekIf you have any trouble with the form, just get in touch and we'll sort it out.Formla ilgili bir sorun yaşarsan hemen bizimle iletişime geç, çözeriz.
415. make sense · kalıpmantıklı olmak; anlam taşımakYour plan makes sense to me, but the others might need more details.Planın bana mantıklı geliyor ama diğerlerinin daha fazla ayrıntıya ihtiyacı olabilir.
416. hold on · öbek fiilbir dakika beklemek; telefonu kapatmadan beklemekHold on a second, I need to find a pen before you give me the number.Bir saniye bekle, numarayı vermeden önce bir kalem bulmam lazım.
417. assume · fiilvarsaymak; farz etmekI assumed you had already heard the news, so I didn't mention it.Haberi zaten duyduğunu varsaydım, o yüzden bahsetmedim.
418. to be honest · kalıpdürüst olmak gerekirseTo be honest, I found the film a little boring, although the acting was good.Dürüst olmak gerekirse filmi biraz sıkıcı buldum, ama oyunculuk iyiydi.
419. in other words · kalıpbaşka bir deyişleThe shop is closed on Mondays. In other words, you can't pick up your order that day.Dükkân pazartesi günleri kapalı. Yani o gün siparişini alamazsın.
420. as far as I know · kalıpbildiğim kadarıylaAs far as I know, the last session finishes at six, but I'll check the schedule.Bildiğim kadarıyla son oturum altıda bitiyor ama programa bir bakacağım.
421. get the point · kalıpasıl meseleyi anlamak; ne demek istediğini kavramakI get your point, but I still think we should wait one more week.Ne demek istediğini anlıyorum ama yine de bir hafta daha beklememiz gerektiğini düşünüyorum.
422. clarify · fiilaçıklığa kavuşturmak; netleştirmekCould you clarify what you want us to do first? The instructions confused me.Önce ne yapmamızı istediğini netleştirebilir misin? Talimatlar kafamı karıştırdı.
423. convince · fiilikna etmekIt took me an hour to convince my brother-in-law that the new route was faster.Eniştemi yeni güzergâhın daha hızlı olduğuna ikna etmem bir saatimi aldı.
424. insist · fiilısrar etmekShe insisted on carrying my bags, even though I told her they were light.Çantalarımın hafif olduğunu söylememe rağmen onları taşımakta ısrar etti.
425. refuse · fiilreddetmek; kabul etmemekHe refused to change his mind, so we finally stopped trying to persuade him.Fikrini değiştirmeyi reddetti, biz de sonunda onu ikna etmeye çalışmaktan vazgeçtik.
426. request · isimrica; talepThe hotel agreed to my request for a quieter room on a higher floor.Otel, daha yüksek bir katta daha sessiz bir oda isteyen ricamı kabul etti.
427. reaction · isimtepkiHer reaction to the news was calm, which surprised everyone in the room.Habere verdiği tepki sakindi ve bu, odadaki herkesi şaşırttı.
428. attitude · isimtavır; tutumHis positive attitude makes it pleasant to discuss even the hardest subjects with him.Olumlu tavrı, en zor konuları bile onunla konuşmayı keyifli hâle getiriyor.
429. tone · isimses tonu; üslupI didn't like the tone of his note; it sounded much too serious for such a small matter.Notunun üslubunu beğenmedim; böyle küçük bir mesele için fazlasıyla ciddi duruyordu.
430. statement · isimaçıklama; beyanThe club released a short statement about the coach's decision to leave.Kulüp, teknik direktörün ayrılma kararı hakkında kısa bir açıklama yayımladı.
431. go ahead · öbek fiilbuyurun, devam edin; izin vermek"May I use your pen for a moment?" "Of course, go ahead.""Kalemini bir dakikalığına kullanabilir miyim?" "Tabii, buyur."
432. hesitate · fiiltereddüt etmek; duraksamakDon't hesitate to knock on my door if anything is unclear about the project.Proje hakkında anlaşılmayan bir şey olursa kapımı çalmaktan çekinme.
433. pause · isimduraksama; araThere was a long pause before he finally gave us his decision.Kararını bize açıklamadan önce uzun bir sessizlik oldu.
434. vague · sıfatbelirsiz; muğlakHis directions were so vague that we drove around for half an hour.Yol tarifi o kadar belirsizdi ki yarım saat boyunca etrafta dolaştık.
435. specific · sıfatbelirli; net, spesifikCan you give me a specific example of what you didn't like about the plan?Planda neyi beğenmediğine dair somut bir örnek verebilir misin?
436. frank · sıfataçık sözlü; samimi ve dürüstTo be frank with you, I think the price is far too high.Sana açık söyleyeyim, bence fiyat fazlasıyla yüksek.
437. blunt · sıfatlafını esirgemeyen; sert ve doğrudanMy manager is quite blunt, but at least I always know what she really thinks.Müdürüm oldukça lafını esirgemeyen biri ama en azından gerçekte ne düşündüğünü her zaman biliyorum.
438. tactful · sıfatincelikli; kırıcı olmayan; ince düşünceliIt was tactful of her to change the subject when he started talking about his exam results.Sınav sonuçlarından bahsetmeye başlayınca konuyu değiştirmesi çok incelikli bir davranıştı.
439. sarcastic · sıfatalaycı; iğneleyici"Great weather!" he said in a sarcastic voice while we stood in the pouring rain.Sağanak yağmurun altında dikilirken alaycı bir sesle "Harika hava!" dedi.
440. misleading · sıfatyanıltıcıThe advert was misleading because the real size of the product was much smaller than in the photo.Reklam yanıltıcıydı çünkü ürünün gerçek boyutu fotoğraftakinden çok daha küçüktü.
441. imply · fiilima etmek; dolaylı olarak anlatmakAre you implying that I made the mistake on purpose?Hatayı bilerek yaptığımı mı ima ediyorsun?
442. formal · sıfatresmî; ciddiUse formal language in your application letter and avoid short forms like "don't".Başvuru mektubunda resmî bir dil kullan ve "don't" gibi kısaltmalardan kaçın.
443. informal · sıfatgayriresmî; günlük, samimiThe team's weekly catch-ups are quite informal, and nobody wears a suit.Ekibin haftalık sohbetleri oldukça gayriresmî ve kimse takım elbise giymiyor.
444. slang · isimargo; sokak ağzıMy cousin uses so much slang that I sometimes need his sister to translate for me.Kuzenim o kadar çok argo kullanıyor ki bazen kız kardeşinin bana çeviri yapması gerekiyor.
445. dialect · isimlehçe; ağızPeople in the north of the country have a dialect that visitors often find hard to follow.Ülkenin kuzeyindeki insanların, ziyaretçilerin çoğu zaman takip etmekte zorlandığı bir ağzı var.
446. bilingual · sıfatiki dilli; iki dil bilenGrowing up in Germany made her bilingual, so she switches between Turkish and German easily.Almanya'da büyümek onu iki dilli yaptı, bu yüzden Türkçe ile Almanca arasında kolayca geçiş yapıyor.
447. rephrase · fiilbaşka kelimelerle ifade etmek; yeniden ifade etmekI'm sorry, let me rephrase that, because I don't think I made my point clearly.Pardon, bunu başka şekilde ifade edeyim, çünkü ne demek istediğimi net anlatamadığımı düşünüyorum.
448. debate · isimtartışma; münazaraThere was a long debate in class about whether phones should be allowed in exams.Sınavlarda telefonlara izin verilip verilmemesi konusunda sınıfta uzun bir tartışma yaşandı.
449. confess · fiilitiraf etmekI have to confess that I haven't read the report yet; I've been very busy.Raporu henüz okumadığımı itiraf etmeliyim; çok yoğundum.
450. exaggerate · fiilabartmakHe always exaggerates when he describes his weekends; nothing is ever just "quite good".Hafta sonlarını anlatırken hep abartır; hiçbir şey asla sadece "oldukça iyi" değildir.
451. criticise · fiileleştirmekTeachers should criticise students' mistakes gently so that they keep trying.Öğretmenler öğrencilerin hatalarını nazikçe eleştirmeli ki denemeye devam etsinler.
452. encourage · fiilcesaretlendirmek; teşvik etmekMy coach encouraged me to enter the race, even though I wasn't sure I was ready.Antrenörüm, hazır olduğumdan emin olmasam da beni yarışa katılmam için cesaretlendirdi.
453. yell · fiilbağırmak; haykırmakThe driver yelled at us to move our car, but we couldn't hear him clearly.Şoför arabamızı çekmemiz için bize bağırdı ama onu net duyamadık.
454. mutter · fiilmırıldanmak; kendi kendine homurdanmakHe muttered something under his breath and walked out without looking at anyone.Dudaklarının arasından bir şeyler mırıldandı ve kimseye bakmadan çıkıp gitti.
455. tease · fiiltakılmak; şaka yollu alay etmekHis colleagues like to tease him about his terrible singing, but he doesn't mind.İş arkadaşları onun berbat şarkı söylemesiyle takılmayı seviyor ama o aldırmıyor.
456. quote · fiilalıntı yapmakIn her essay she quoted a famous writer to support her main idea.Kompozisyonunda ana fikrini desteklemek için ünlü bir yazardan alıntı yaptı.
457. conclude · fiilsonuca varmak; sözü bağlamakAfter hearing everyone's views, the committee concluded that the plan needed more time.Herkesin görüşlerini dinledikten sonra komite, planın daha fazla zamana ihtiyacı olduğu sonucuna vardı.
458. object · fiilitiraz etmek; karşı çıkmakNobody objected when I suggested finishing the work an hour earlier on Friday.Cuma günü işi bir saat erken bitirmeyi önerdiğimde kimse itiraz etmedi.
459. consult · fiildanışmak; başvurmakBefore signing the contract, you should consult a lawyer who knows this area well.Sözleşmeyi imzalamadan önce bu alanı iyi bilen bir avukata danışmalısın.
460. nowadays · zarfbu günlerde; günümüzdeNowadays most of my colleagues prefer video calls to long phone conversations.Bu günlerde iş arkadaşlarımın çoğu uzun telefon görüşmeleri yerine görüntülü aramayı tercih ediyor.
461. recently · zarfgeçenlerde; son zamanlardaI recently changed my schedule so that I can exercise before breakfast.Kahvaltıdan önce spor yapabilmek için geçenlerde programımı değiştirdim.
462. lately · zarfson zamanlarda; bu aralarLately I have been going to bed much earlier than I used to.Son zamanlarda eskisinden çok daha erken yatıyorum.
463. currently · zarfşu anda; şimdilikShe is currently taking an evening course in graphic design.Şu sıralar akşamları grafik tasarım kursuna gidiyor.
464. frequently · zarfsık sık; çok defaThe train is frequently delayed in winter, so I leave home a bit earlier.Tren kışın sık sık gecikiyor, bu yüzden evden biraz daha erken çıkıyorum.
465. whenever · bağlaçne zaman ... ise; her ... dığındaWhenever I feel stressed, I go for a long run along the river.Ne zaman stresli hissetsem nehir kıyısında uzun bir koşuya çıkarım.
466. as soon as · bağlaç... r ... mez; ... diği andaI will send you the files as soon as I get to my computer.Bilgisayarımın başına geçer geçmez dosyaları sana göndereceğim.
467. while · bağlaç... iken; ... dığı sıradaI usually read the news on my phone while I wait for the bus.Otobüsü beklerken genellikle telefondan haberleri okurum.
468. eventually · zarfsonunda; nihayetAfter three attempts, he eventually passed his driving test.Üç denemeden sonra sonunda direksiyon sınavını geçti.
469. suddenly · zarfaniden; birdenbireWe were chatting quietly when suddenly all the lights went out.Sessizce sohbet ediyorduk ki birdenbire bütün ışıklar söndü.
470. immediately · zarfhemen; derhalIf you see smoke, leave the building immediately and call the fire brigade.Duman görürseniz binayı hemen terk edin ve itfaiyeyi arayın.
471. meanwhile · zarfbu arada; o sıradaI'll prepare the documents. Meanwhile, could you book a table for six?Ben belgeleri hazırlayayım. Bu arada sen altı kişilik bir masa ayırtabilir misin?
472. from time to time · kalıpara sıra; arada birMy brother and I still play basketball from time to time on Sundays.Kardeşimle ben hâlâ ara sıra pazar günleri basketbol oynuyoruz.
473. every now and then · kalıpara sıra; zaman zamanEvery now and then I take a different road home just for a change.Ara sıra sırf değişiklik olsun diye eve başka bir yoldan dönerim.
474. once in a while · kalıpara sıra; nadirenOnce in a while my team has dinner together after a difficult week.Zor geçen bir haftanın ardından ekibim ara sıra birlikte akşam yemeği yer.
475. at the moment · kalıpşu anda; şu sıralarI'm afraid the manager is in a call at the moment. Can I take a message?Maalesef müdür şu anda bir görüşmede. Mesaj alabilir miyim?
476. these days · kalıpbu günlerde; bugünlerdeThese days I take the stairs instead of the lift to stay active.Bu günlerde hareketli kalmak için asansör yerine merdiveni kullanıyorum.
477. at first · kalıpönce; başlangıçtaAt first I found the night shift hard, but now I am used to it.Başta gece vardiyasını zor buldum ama şimdi alıştım.
478. in the end · kalıpsonunda; en sonundaWe argued about the holiday dates for hours, but in the end we agreed on July.Tatil tarihleri hakkında saatlerce tartıştık ama sonunda temmuzda anlaştık.
479. by the time · bağlaç... diği zamana kadar; ... diğinde artıkBy the time I reached the station, the last train had already left.İstasyona vardığımda son tren çoktan kalkmıştı.
480. in advance · kalıpönceden; önceden haber vererek/hazırlıklı olarakYou should book the tickets in advance if you want a cheaper price.Daha ucuz fiyat istiyorsanız biletleri önceden almalısınız.
481. in the meantime · kalıpbu arada; o zamana kadarThe repairs will take a week. In the meantime, you can use the spare laptop.Tamir bir hafta sürecek. Bu arada yedek dizüstü bilgisayarı kullanabilirsiniz.
482. at the same time · kalıpaynı anda; aynı zamandaIt is hard to answer emails and listen to a presentation at the same time.Aynı anda hem e-postalara cevap vermek hem de sunumu dinlemek zordur.
483. for ages · kalıpuzun zamandır; yıllardırI haven't seen my old classmates for ages, so I'm looking forward to the reunion.Eski sınıf arkadaşlarımı uzun zamandır görmedim, bu yüzden buluşmayı sabırsızlıkla bekliyorum.
484. hardly ever · zarfneredeyse hiç; çok nadirHe hardly ever checks his messages during the day because he is so focused.Gün içinde o kadar odaklı ki mesajlarına neredeyse hiç bakmıyor.
485. seldom · zarfnadiren; pek azIt seldom snows in this part of the country, even in January.Bu bölgede ocak ayında bile nadiren kar yağar.
486. normally · zarfnormalde; geneldeNormally I finish at five, but this week I have to stay later.Normalde beşte çıkarım ama bu hafta daha geç kalmam gerekiyor.
487. generally · zarfgenellikle; çoğunluklaShops in this area generally open at nine and close around eight.Bu bölgedeki dükkânlar genellikle dokuzda açılır, sekiz civarında kapanır.
488. gradually · zarfyavaş yavaş; giderekI gradually got used to getting up at six every day.Yavaş yavaş her gün altıda kalkmaya alıştım.
489. frequent · sıfatsık olan; sık sık yaşananFrequent breaks help me stay focused when I study for long periods.Uzun süre ders çalışırken sık verilen aralar odaklanmama yardımcı olur.
490. temporary · sıfatgeçiciThis is only a temporary arrangement until the new office is ready.Bu, yeni ofis hazır olana kadar sadece geçici bir düzenleme.
491. annual · sıfatyıllık; her yıl olanOur annual trip to the coast is the highlight of the summer.Yıllık sahil gezimiz yazın en güzel kısmıdır.
492. monthly · sıfataylık; her ay olanI pay my monthly internet bill online on the first day of each month.Aylık internet faturamı her ayın ilk günü internetten öderim.
493. weekday · isimhafta içi günüOn weekdays the gym is full after six, so I go in the morning.Hafta içi günleri spor salonu altıdan sonra dolu olur, o yüzden sabah giderim.
494. decade · isimon yıl; onyılThe city has changed a great deal over the last decade.Şehir son on yılda çok değişti.
495. century · isimyüzyıl; asırThis bridge was built in the nineteenth century and is still in use.Bu köprü on dokuzuncu yüzyılda yapıldı ve hâlâ kullanılıyor.
496. period · isimdönem; süreThere is a trial period of three months before you get a permanent contract.Kalıcı sözleşme almadan önce üç aylık bir deneme süresi var.
497. last · fiilsürmek; devam etmekThe film lasted almost three hours, so we got home very late.Film neredeyse üç saat sürdü, bu yüzden eve çok geç döndük.
498. get ready · kalıphazırlanmakIt takes me about twenty minutes to get ready in the morning.Sabahları hazırlanmam yaklaşık yirmi dakika sürer.
499. get dressed · kalıpgiyinmekThe children get dressed quickly on school days because they don't want to miss the bus.Çocuklar okul günlerinde servisi kaçırmak istemedikleri için çabuk giyinirler.
500. oversleep · fiiluyuyakalmak; fazla uyuyup geç kalmakI overslept this morning because my phone battery died during the night.Bu sabah telefonumun şarjı gece bittiği için uyuyakaldım.