A2 İngilizce Kelime Listesi (Sayfa 3)

A2 İngilizce Kelime Listesi: 754 kelime, temel seviyeyi pekiştirenler için gündelik konuların kelimeleri. Her kelimenin Türkçe anlamı ve bir örnek cümlesi var; liste kolaydan zora sıralı.

501–750. kelimeler · Sayfa 3/4 · Güncelleme:

Kelimeler 501–750

KelimeAnlamıÖrnek cümle
501. worth · sıfatdeğerinde; değen, değecek kadar iyiThis coat is expensive, but I think it is worth every lira.Bu mont pahalı ama bence her kuruşuna değer.
502. waste · fiilboşa harcamak, israf etmekDon't waste your salary on things you will never use.Maaşını hiç kullanmayacağın şeylere boşa harcama.
503. owe · fiilborçlu olmakI owe my brother twenty lira for the tickets he got me.Kardeşime aldığı biletler için yirmi lira borcum var.
504. ATM · isimbankamatikThe nearest ATM is outside the post office, next to the bus stop.En yakın bankamatik postanenin önünde, otobüs durağının yanında.
505. checkout · isimkasa (ödeme yapılan yer)There was a long line at the checkout, so we waited for ten minutes.Kasada uzun bir sıra vardı, bu yüzden on dakika bekledik.
506. trolley · isimalışveriş arabasıShe put the milk and the vegetables in the trolley and went to the checkout.Sütü ve sebzeleri arabaya koyup kasaya gitti.
507. counter · isimtezgâh, kasa tezgâhıThe woman behind the counter gave me my change and a small bag.Tezgâhın arkasındaki kadın bana para üstümü ve küçük bir poşet verdi.
508. aisle · isimreyon arası, koridorThe rice is in aisle five, near the tins and the oil.Pirinç, konservelerin ve yağın yakınında, beşinci koridorda.
509. coupon · isimindirim kuponuI had a coupon for the pizza place, so our meal was cheaper.Pizzacı için bir kuponum vardı, bu yüzden yemeğimiz daha ucuza geldi.
510. label · isimetiketRead the label on the jumper to see how to wash it.Nasıl yıkanacağını görmek için kazağın üzerindeki etiketi oku.
511. available · sıfatmevcut, kullanılabilir, bulunabilirThis model is available in black, white and green.Bu model siyah, beyaz ve yeşil renklerde mevcut.
512. damaged · sıfathasarlı, zarar görmüşThe box arrived damaged, so I sent the vase back.Kutu hasarlı geldi, bu yüzden vazoyu geri gönderdim.
513. fashionable · sıfatmodaya uygun, modaLong coats are very fashionable this winter, and they are in every window.Uzun paltolar bu kış çok moda ve her vitrinde var.
514. second-hand · sıfatikinci elHe found a good second-hand bike and paid half of the normal price.İyi bir ikinci el bisiklet buldu ve normal fiyatın yarısını ödedi.
515. wrap · fiilpaketlemek, sarmakCould you wrap this scarf in nice paper? It is for my sister.Bu atkıyı güzel bir kâğıtla paketleyebilir misiniz? Kız kardeşim için.
516. tight · sıfatdar, sıkıThese jeans are too tight around the waist, so I need the next size.Bu kot belden çok dar, bir sonraki bedene ihtiyacım var.
517. loose · sıfatbol, gevşekI prefer loose shirts in summer because they keep me cool.Yazın bol gömlekleri tercih ederim çünkü beni serin tutarlar.
518. stylish · sıfatşık, tarz sahibiYou look very stylish in that black hat and long coat.O siyah şapka ve uzun paltoyla çok şık görünüyorsun.
519. abroad · zarfyurt dışında; yurt dışınaHave you ever been abroad, or have you always stayed in Turkey?Hiç yurt dışında bulundun mu, yoksa hep Türkiye'de mi kaldın?
520. delay · isimgecikme; rötarThe delay was caused by thick fog, so we waited almost two hours.Gecikmeye yoğun sis neden oldu, bu yüzden neredeyse iki saat bekledik.
521. cancel · fiiliptal etmekWe had to cancel our tour because of the storm.Fırtına yüzünden turumuzu iptal etmek zorunda kaldık.
522. departure · isimkalkış; hareketDeparture is at 7:45, so please be ready by seven.Kalkış saat 7:45'te, o yüzden lütfen yediye kadar hazır olun.
523. arrival · isimvarış; gelişThe arrival time is nine o'clock, so afterwards we can have dinner.Varış saati dokuz, bu yüzden sonrasında akşam yemeği yiyebiliriz.
524. board · fiil(uçağa, gemiye) binmekEveryone must board the ship before six o'clock.Herkes saat altıdan önce gemiye binmeli.
525. take off · öbek fiilhavalanmakThe aircraft will take off in ten minutes, so please turn off your phones.Uçak on dakika içinde havalanacak, o yüzden lütfen telefonlarınızı kapatın.
526. land · fiil(uçak) inmek, yere inmekWe land in Antalya at noon, and a guide will wait for us.Öğlen Antalya'ya ineceğiz ve bir rehber bizi bekleyecek.
527. baggage · isimbagaj; yolcu eşyasıPlease keep your baggage with you at all times while you wait.Lütfen beklerken bagajınızı her zaman yanınızda tutun.
528. boarding pass · isimbiniş kartıShow your boarding pass to the staff before you go to the aircraft.Uçağa gitmeden önce biniş kartınızı görevlilere gösterin.
529. customs · isimgümrükAt customs, an officer checked our papers and asked where we were going.Gümrükte bir görevli evraklarımızı kontrol etti ve nereye gittiğimizi sordu.
530. security · isimgüvenlik (kontrolü)You must go through security before you can enter the waiting area.Bekleme alanına girmeden önce güvenlik kontrolünden geçmelisiniz.
531. visa · isimvizeYou need a visa for some countries, but not for all of them.Bazı ülkeler için vizeye ihtiyacınız var ama hepsi için değil.
532. foreign · sıfatyabancı; yabancı ülkeye aitI felt a little nervous the first time I heard a foreign language around me.Çevremde yabancı bir dil duyduğum ilk seferde biraz tedirgin oldum.
533. sightseeing · isimgezip görme; geziWe went sightseeing all morning and saw the palace and the famous bazaar.Bütün sabah şehri gezdik; sarayı ve ünlü çarşıyı gördük.
534. souvenir · isimhatıra eşyası; hediyelik eşyaShe brought me a small souvenir from Cappadocia.Bana Kapadokya'dan küçük bir hatıra getirdi.
535. tour · isimtur; geziWe joined a guided tour of the palace and learned a lot about the sultans.Saraya rehberli bir tura katıldık ve padişahlar hakkında çok şey öğrendik.
536. guide · isimrehberOur guide spoke clearly and told us interesting stories about the area.Rehberimiz net konuştu ve bize bölge hakkında ilginç hikâyeler anlattı.
537. route · isimgüzergâh; yolThis route is longer, but the views are beautiful.Bu güzergâh daha uzun ama manzaralar çok güzel.
538. direction · isimyön; istikametWe went in the wrong direction and got there an hour later.Yanlış yöne gittik ve oraya bir saat geç vardık.
539. lost · sıfatkaybolmuş; yolunu şaşırmışExcuse me, I am lost. Can you tell me the way to the bazaar?Affedersiniz, kayboldum. Çarşıya giden yolu tarif eder misiniz?
540. distance · isimmesafe; uzaklıkThe distance between Ankara and Istanbul is about 450 kilometres.Ankara ile İstanbul arasındaki mesafe yaklaşık 450 kilometredir.
541. fare · isimbilet ücreti; yol parasıThe fare to Bursa is only two hundred liras if you reserve early.Erken yer ayırtırsanız Bursa'ya bilet ücreti sadece iki yüz lira.
542. speed limit · isimhız sınırıThe speed limit here is only fifty kilometres an hour.Buradaki hız sınırı saatte sadece elli kilometre.
543. motorway · isimotoyolThe motorway is quicker, but there are tolls along it.Otoyol daha hızlı ama üzerinde ücretli geçişler var.
544. roundabout · isimdöner kavşak; dönel kavşakAt the roundabout, take the second exit and you will see a blue sign.Döner kavşakta ikinci çıkıştan çıkın, mavi bir tabela göreceksiniz.
545. crossing · isimyaya geçidi; geçitAlways use the crossing when you want to get to the other side.Karşı tarafa geçmek istediğinde her zaman yaya geçidini kullan.
546. accident · isimkazaThere was a bad accident this morning, so the whole area was blocked.Bu sabah kötü bir kaza oldu, bu yüzden bütün bölge kapandı.
547. speed · isimhız; süratThe motorbike was moving at high speed when it passed us.Motosiklet yanımızdan geçerken yüksek hızla gidiyordu.
548. fuel · isimyakıt; benzin, mazotWe must get some fuel soon because the tank is almost empty.Depo neredeyse boş olduğu için yakında yakıt almalıyız.
549. tunnel · isimtünelThe new tunnel makes the way to Bolu almost an hour shorter.Yeni tünel Bolu yolunu neredeyse bir saat kısaltıyor.
550. helmet · isimkaskYou must wear a helmet on a motorbike or a scooter.Motosiklette veya scooterda kask takmak zorundasınız.
551. scooter · isimscooter; küçük motosikletAli goes to the pool on his scooter every morning.Ali her sabah scooteriyle havuza gidiyor.
552. motorbike · isimmotosikletA motorbike makes a lot of noise, so I prefer a bicycle.Motosiklet çok gürültü yapıyor, bu yüzden ben bisikleti tercih ediyorum.
553. lorry · isimkamyonA huge lorry blocked the way, so nobody could pass.Kocaman bir kamyon yolu kapattı, bu yüzden kimse geçemedi.
554. underground · isimyeraltı treni; metroThe underground is the quickest way to cross Istanbul.Yeraltı treni, İstanbul'u geçmenin en hızlı yolu.
555. pack · fiilbavul hazırlamak; eşyaları yerleştirmekI usually pack the night before we go away, so I am never in a hurry.Genelde yola çıkmadan önceki gece bavulumu hazırlarım, böylece asla acele etmem.
556. unpack · fiilbavulu açıp eşyaları yerleştirmekWe unpacked our cases quickly and went out to see the area.Bavullarımızı çabucak boşalttık ve çevreyi görmeye çıktık.
557. hostel · isimhostel; ucuz konaklama yeriWe stayed in a hostel in Berlin and met students from many nations.Berlin'de bir hostelde kaldık ve birçok ülkeden öğrenciyle tanıştık.
558. set off · öbek fiilyola çıkmakWe set off at five in the morning to avoid the heat.Sıcaktan kaçınmak için sabah beşte yola çıktık.
559. check out · öbek fiil(otelden) çıkış yapmakYou must check out before eleven o'clock, but you can keep your cases at reception.Saat on birden önce çıkış yapmalısınız ama bavullarınızı resepsiyonda bırakabilirsiniz.
560. rush hour · isimyoğun saatler; trafiğin en yoğun olduğu saatlerThe underground is very full during the rush hour, so I wait for the next one.Yoğun saatlerde metro çok dolu oluyor, bu yüzden bir sonrakini bekliyorum.
561. on time · kalıpzamanında; vaktindePlease be at the harbour on time, because we cannot wait for anyone.Lütfen limanda zamanında olun, çünkü kimseyi bekleyemeyiz.
562. get on · öbek fiil(araca) binmekPlease let people come out first, and then you can get on.Lütfen önce insanların inmesine izin verin, sonra binebilirsiniz.
563. area · isimbölge; semt; alanWe are looking for a flat in a quiet area close to the sea.Denize yakın, sakin bir bölgede daire arıyoruz.
564. district · isimsemt; mahalle; ilçe bölgesiThe old district is full of narrow lanes and little cafés.Eski semt dar sokaklar ve küçük kafelerle dolu.
565. historic · sıfattarihî; tarihi öneme sahipWe spent the morning walking around the historic part of the city.Sabahı şehrin tarihî bölümünde dolaşarak geçirdik.
566. modern · sıfatmodern; çağdaşThe new library is a very modern building with glass walls.Yeni kütüphane cam duvarları olan çok modern bir bina.
567. get lost · kalıpkaybolmak; yolunu şaşırmakTake your phone with you, or you might get lost in the old streets.Telefonunu yanına al, yoksa eski sokaklarda kaybolabilirsin.
568. cross · fiilkarşıdan karşıya geçmek; geçmekCross the road here and the bakery is on your left.Yolu buradan geç, fırın solunda.
569. follow · fiil(yolu) izlemek; takip etmekFollow this road for ten minutes and you will see the museum.Bu yolu on dakika takip et, müzeyi göreceksin.
570. sign · isimtabela; işaret levhasıThere was a big sign telling drivers to slow down near the school.Okulun yakınında sürücülere yavaşlamalarını söyleyen büyük bir tabela vardı.
571. zebra crossing · isimyaya geçidiCars must stop when someone is on the zebra crossing.Biri yaya geçidindeyken arabalar durmak zorundadır.
572. avenue · isimcadde; geniş bulvarThe hotel is on a long avenue with trees on both sides.Otel, iki yanı ağaçlı uzun bir caddede.
573. parking · isimotopark; park yeriThere is free parking behind the cinema, but it fills up quickly.Sinemanın arkasında ücretsiz otopark var ama çabuk doluyor.
574. bench · isimbank (oturmak için)We sat on a bench by the water and ate our ice cream.Suyun kenarında bir bankta oturup dondurmamızı yedik.
575. fountain · isimfıskiye; fıskiyeli havuzChildren were playing near the fountain in the middle of the square.Çocuklar meydanın ortasındaki fıskiyenin yakınında oynuyordu.
576. statue · isimheykelThere is a statue of a famous poet in front of the old theatre.Eski tiyatronun önünde ünlü bir şairin heykeli var.
577. palace · isimsarayWe visited the old palace and saw the king's beautiful rooms.Eski sarayı gezdik ve kralın güzel odalarını gördük.
578. harbour · isimlimanWe had fresh fish at a small restaurant by the harbour.Limandaki küçük bir restoranda taze balık yedik.
579. path · isimpatika; yürüyüş yoluA narrow path goes from the village to the lake.Köyden göle doğru dar bir patika gidiyor.
580. monument · isimanıtThe monument in the main square honours the people who built the town.Ana meydandaki anıt, kasabayı kuran insanları anıyor.
581. temple · isimtapınakVisitors must take off their shoes before they enter the temple.Ziyaretçiler tapınağa girmeden önce ayakkabılarını çıkarmak zorunda.
582. cathedral · isimkatedral; büyük kiliseThe cathedral has a tall tower and colourful glass windows.Katedralin yüksek bir kulesi ve renkli cam pencereleri var.
583. postcard · isimkartpostalShe sent her grandmother a postcard with a picture of the old harbour.Büyükannesine eski limanın resmi olan bir kartpostal gönderdi.
584. college · isimyüksekokul; kolejMy cousin is studying design at a college in the city centre.Kuzenim şehir merkezindeki bir yüksekokulda tasarım okuyor.
585. pier · isimiskele; rıhtımMany people were fishing from the pier early in the morning.Sabahın erken saatinde birçok kişi iskeleden balık tutuyordu.
586. bazaar · isimçarşı; pazar yeriWe bargained for a carpet in the old bazaar and got a good price.Eski çarşıda bir halı için pazarlık yaptık ve iyi bir fiyata aldık.
587. playground · isimoyun parkı; çocuk oyun alanıThere is a playground next to the lake where kids can play safely.Gölün yanında çocukların güvenle oynayabileceği bir oyun parkı var.
588. bar · isimbarAfter work we met at a small bar near the station.İşten sonra istasyonun yakınındaki küçük bir barda buluştuk.
589. pub · isimbirahane; İngiliz tarzı barOn Fridays they usually watch football at the pub on the corner.Cuma günleri genellikle köşedeki pub'da futbol izlerler.
590. nightclub · isimgece kulübüThe nightclub opens at eleven and stays open until the morning.Gece kulübü saat on birde açılıyor ve sabaha kadar açık kalıyor.
591. takeaway · isimpaket servis yemek; paket yemek satan yerWe were too tired to cook, so we ordered a takeaway from the Chinese place.Yemek yapamayacak kadar yorgunduk, o yüzden Çin lokantasından paket servis sipariş ettik.
592. butcher · isimkasapI buy all our lamb from the butcher at the end of the street.Bütün kuzu etimizi sokağın sonundaki kasaptan alırım.
593. skyscraper · isimgökdelenThe new skyscraper has more than sixty floors and an amazing view.Yeni gökdelenin altmıştan fazla katı ve harika bir manzarası var.
594. forecast · isimtahmin; hava durumu tahminiThe forecast says it will be dry on Saturday, so we can have the barbecue outside.Tahmine göre cumartesi hava kuru olacak, yani mangalı dışarıda yapabiliriz.
595. plant · isimbitki; fideI water the plant on my desk every Monday morning before I start answering emails.Masamdaki bitkiyi e-postalara yanıt vermeye başlamadan önce her pazartesi sabahı sularım.
596. grow · fiilbüyümek; yetişmek; yetiştirmekMy grandfather grows tomatoes and peppers behind his small house in the village.Dedem köydeki küçük evinin arkasında domates ve biber yetiştiriyor.
597. pet · isimevcil hayvanDo you have a pet, or is your building too small for one?Evcil hayvanın var mı, yoksa binanız bunun için fazla mı küçük?
598. wild · sıfatyabani; vahşiWe saw wild goats on the rocks while we were driving along the coast.Sahil boyunca araba sürerken kayalıklarda yabani keçiler gördük.
599. shine · fiilparlamak; ışık saçmakThe sun was shining, so we left our coats at the hotel and went out.Güneş parlıyordu, bu yüzden montlarımızı otelde bırakıp dışarı çıktık.
600. ice · isimbuzBe careful when you drive in the morning, because there is ice on the road.Sabahları araba kullanırken dikkatli ol, çünkü yolda buz var.
601. freeze · fiildonmak; dondurmakThe pond freezes every January, and the children come to play on the ice.Gölet her ocak ayında donuyor ve çocuklar buzun üzerinde oynamaya geliyor.
602. melt · fiilerimek; eritmekThe snow on the hills started to melt as soon as the weather got warmer.Hava ısınır ısınmaz tepelerdeki kar erimeye başladı.
603. thunder · isimgök gürültüsüThe thunder was so loud that our dog hid under the bed.Gök gürültüsü o kadar yüksekti ki köpeğimiz yatağın altına saklandı.
604. lightning · isimşimşek; yıldırımWe watched the lightning over the sea from our hotel balcony last night.Dün gece otel balkonumuzdan denizin üzerindeki şimşekleri izledik.
605. rainbow · isimgökkuşağıAfter the short storm, a beautiful rainbow appeared above the hills.Kısa süren fırtınadan sonra tepelerin üzerinde güzel bir gökkuşağı belirdi.
606. flood · isimsel; taşkınThe flood destroyed several bridges, and many roads are still closed.Sel birkaç köprüyü yıktı ve birçok yol hâlâ kapalı.
607. breeze · isimhafif rüzgâr; esintiA light breeze came from the sea, so the afternoon didn't feel too hot.Denizden hafif bir esinti geliyordu, bu yüzden öğleden sonra çok sıcak hissettirmedi.
608. mild · sıfatılıman; yumuşakThe winters here are mild, so we hardly ever need heavy coats.Buradaki kışlar ılıman, bu yüzden neredeyse hiç kalın mont giymemiz gerekmiyor.
609. humid · sıfatnemli (hava)It's very humid in July, so I always sleep with the fan on.Temmuzda hava çok nemli oluyor, bu yüzden hep vantilatör açık uyurum.
610. puddle · isimsu birikintisi; çukurda biriken yağmur suyuMy little brother jumped into every puddle on the way home from the park.Küçük kardeşim parktan eve dönerken her su birikintisine atladı.
611. sunrise · isimgün doğumuWe got up early to watch the sunrise from the top of the hill.Tepenin zirvesinden gün doğumunu izlemek için erken kalktık.
612. sunset · isimgün batımıThe sunset over the water was so beautiful that everyone took photos.Suyun üzerindeki gün batımı o kadar güzeldi ki herkes fotoğraf çekti.
613. shade · isimgölge (güneşten korunan yer)It was too hot, so we sat in the shade of a big tree and rested.Çok sıcaktı, bu yüzden büyük bir ağacın gölgesinde oturup dinlendik.
614. hill · isimtepe; yamaçTheir house is on a hill, so you can see the whole town from the garden.Evleri bir tepede, bu yüzden bahçeden bütün kasabayı görebilirsiniz.
615. valley · isimvadiWe walked through a green valley and then stopped for lunch next to a stream.Yeşil bir vadiden yürüdük, sonra bir derenin yanında öğle yemeği için durduk.
616. field · isimtarla; çayırThere is a large field of sunflowers next to the road to the airport.Havalimanı yolunun hemen yanında geniş bir ayçiçeği tarlası var.
617. rock · isimkaya; kayalıkWe sat on a flat rock by the water and watched the boats go past.Suyun kenarında düz bir kayanın üstüne oturup geçen tekneleri izledik.
618. sand · isimkumThe sand was so hot that we had to run to the water.Kum o kadar sıcaktı ki suya kadar koşmak zorunda kaldık.
619. wave · isimdalgaThe waves were very high today, so the lifeguard told everyone to stay out of the water.Dalgalar bugün çok yüksekti, bu yüzden cankurtaran herkese sudan uzak durmalarını söyledi.
620. branch · isimdalA small bird was sitting on a branch outside my window this morning.Bu sabah penceremin dışında küçük bir kuş bir dalın üzerinde oturuyordu.
621. seed · isimtohum; çekirdekI planted some seeds in a pot, and after two weeks small green leaves appeared.Bir saksıya birkaç tohum ektim ve iki hafta sonra küçük yeşil yapraklar çıktı.
622. insect · isimböcekClose the window at night, or insects will come into the room.Geceleri pencereyi kapat, yoksa odaya böcekler girer.
623. bee · isimarıA bee landed on my glass of juice, so I moved away slowly.Bir arı meyve suyu bardağıma kondu, ben de yavaşça uzaklaştım.
624. butterfly · isimkelebekA yellow butterfly flew around the flowers while we were having tea outside.Dışarıda çay içerken sarı bir kelebek çiçeklerin etrafında uçtu.
625. spider · isimörümcekThere's a big spider in the corner of the room, and I don't want to touch it.Odanın köşesinde büyük bir örümcek var ve ona dokunmak istemiyorum.
626. snake · isimyılanWe saw a snake on the path, so we stopped and waited until it disappeared.Patikada bir yılan gördük, bu yüzden durup o kaybolana kadar bekledik.
627. duck · isimördekThe children gave bread to the ducks on the pond every Sunday.Çocuklar her pazar gölette ördeklere ekmek verirdi.
628. pig · isimdomuzOn the school trip, we saw pigs, goats and chickens at a small farm.Okul gezisinde küçük bir çiftlikte domuzlar, keçiler ve tavuklar gördük.
629. goat · isimkeçiThe shepherd walked up the hill with his goats every morning.Çoban her sabah keçileriyle tepeye yürürdü.
630. lion · isimaslanThe lion was lying in the shade, and a crowd of visitors stood watching it.Aslan gölgede yatıyordu ve bir grup ziyaretçi durup onu izliyordu.
631. elephant · isimfilMy daughter's favourite toy is a soft elephant that she takes everywhere.Kızımın en sevdiği oyuncak, her yere götürdüğü yumuşak bir fil.
632. monkey · isimmaymunA monkey took a banana from the tourist's bag and ran up a tree.Bir maymun turistin çantasından muz aldı ve bir ağaca tırmandı.
633. bear · isimayıIn the national park, you must keep your food closed because bears can smell it.Milli parkta yiyeceklerinizi kapalı tutmalısınız, çünkü ayılar kokusunu alabilir.
634. wolf · isimkurtLong ago, wolves lived in these hills, but now they are very rare.Uzun zaman önce bu tepelerde kurtlar yaşardı ama şimdi çok nadirler.
635. whale · isimbalinaWe took a boat trip and were lucky enough to see a whale near the coast.Tekne gezisine çıktık ve şansımıza kıyıya yakın bir yerde bir balina gördük.
636. dolphin · isimyunusSome dolphins followed our boat for almost an hour, and everyone was excited.Birkaç yunus teknemizi neredeyse bir saat takip etti ve herkes çok heyecanlandı.
637. tail · isimkuyrukWhen I come home, my dog moves his tail and jumps up to greet me.Eve geldiğimde köpeğim kuyruğunu sallıyor ve beni karşılamak için zıplıyor.
638. wing · isimkanatThe bird had a hurt wing, so we took it to the vet.Kuşun kanadı yaralıydı, bu yüzden onu veterinere götürdük.
639. nest · isimyuva (kuş vb.)There is a nest with three small eggs in the tree outside our kitchen.Mutfağımızın dışındaki ağaçta üç küçük yumurtalı bir kuş yuvası var.
640. cage · isimkafesShe keeps her pet bird in a large cage near the window, but she often lets it fly around.Evcil kuşunu pencerenin yanındaki büyük bir kafeste tutuyor ama sık sık onu etrafta uçmaya bırakıyor.
641. feed · fiilbeslemek; yemek vermekI feed the cats in our street every evening after I come home from work.İşten eve geldikten sonra her akşam sokağımızdaki kedileri besliyorum.
642. health · isimsağlıkHe quit smoking because he cared about his health.Sağlığına önem verdiği için sigarayı bıraktı.
643. injury · isimyaralanma; sakatlıkThe player missed the whole season because of a serious injury.Oyuncu ciddi bir sakatlık yüzünden tüm sezonu kaçırdı.
644. symptom · isimbelirti; semptomLosing taste was one early symptom of the virus.Tat alma duyusunu kaybetmek virüsün erken belirtilerinden biriydi.
645. recover · fiiliyileşmek; toparlanmakShe is recovering well after her operation and will return next week.Ameliyatından sonra iyi toparlanıyor ve haftaya geri dönecek.
646. treatment · isimtedaviThe treatment lasts two weeks, and she takes it twice a day.Tedavi iki hafta sürüyor ve onu günde iki kez alıyor.
647. prescription · isimreçeteYou cannot get this antibiotic without a prescription from your GP.Bu antibiyotiği aile hekiminden reçete almadan alamazsınız.
648. pill · isimhapTake one pill after each meal and do not skip any.Her yemekten sonra bir hap al ve hiçbirini atlama.
649. allergy · isimalerjiShe has an allergy to nuts, so she reads every label.Kuruyemişlere alerjisi var, bu yüzden her etiketi okuyor.
650. infection · isimenfeksiyonThe small wound turned into an infection because nobody covered it.Küçük yara kimse kapatmadığı için enfeksiyona dönüştü.
651. check-up · isimgenel sağlık kontrolüI have a yearly check-up to make sure everything is normal.Her şeyin normal olduğundan emin olmak için yılda bir kez kontrole gidiyorum.
652. emergency · isimacil durumCall 112 in an emergency, even if you are not sure.Emin olmasanız bile acil durumda 112'yi arayın.
653. first aid · isimilk yardımOur team took a first aid course so we can react quickly.Ekibimiz hızlı müdahale edebilmek için ilk yardım kursuna katıldı.
654. weight · isimkilo; ağırlıkShe checks her weight every Monday morning on the same scale.Her pazartesi sabahı aynı tartıda kilosunu kontrol ediyor.
655. breathe · fiilnefes almakBreathe in slowly, hold it for three seconds, then breathe out.Yavaşça nefes al, üç saniye tut, sonra nefes ver.
656. sneeze · fiilhapşırmakPlease use a tissue when you sneeze in the classroom.Lütfen sınıfta hapşırdığında mendil kullan.
657. dizzy · sıfatbaşı dönen; sersemlemişI stood up too quickly and became dizzy for a moment.Çok hızlı ayağa kalktım ve bir an başım döndü.
658. bandage · isimsargı; bandajHe wrapped a white bandage around the wound and held it tight.Yaranın etrafına beyaz bir sargı sardı ve sıkıca tuttu.
659. wound · isimyaraKeep the wound dry and look at it every day.Yarayı kuru tut ve her gün kontrol et.
660. bruise · isimçürük; morarmaShe had a dark bruise after she fell on the ice.Buzda düştükten sonra vücudunda koyu bir çürük oluştu.
661. bone · isimkemikHe fell from a ladder and broke a bone in two places.Merdivenden düştü ve bir kemiğini iki yerden kırdı.
662. chest · isimgöğüs; göğüs kafesiThe swimmer's chest rose and fell as he took deep breaths.Yüzücünün göğsü, derin nefesler alırken inip kalkıyordu.
663. lung · isimakciğerSmoking slowly damages the lungs, so he decided to stop.Sigara akciğerlere yavaş yavaş zarar veriyor, bu yüzden bırakmaya karar verdi.
664. brain · isimbeyinThe scan showed no damage to his brain.Tarama, beyninde herhangi bir hasar olmadığını gösterdi.
665. ankle · isimayak bileğiShe twisted her ankle on the icy path and could not continue.Buzlu patikada ayak bileğini burktu ve devam edemedi.
666. wrist · isimbilekHe wears his watch on his left wrist.Saatini sol bileğine takıyor.
667. elbow · isimdirsekHe leaned on the counter with one elbow and waited.Bir dirseğiyle tezgâha yaslandı ve bekledi.
668. thumb · isimbaşparmakHe hit his thumb with a hammer and it turned blue.Başparmağına çekiçle vurdu ve parmağı morardı.
669. toe · isimayak parmağıI dropped a tin on my toe and it turned purple.Ayak parmağımın üstüne bir konserve düşürdüm ve parmağım mor oldu.
670. tongue · isimdilThe pizza was so hot that it burned my tongue.Pizza o kadar sıcaktı ki dilimi yaktı.
671. lip · isimdudakShe has a thin scar on her upper lip.Üst dudağında ince bir yara izi var.
672. waist · isimbelThese trousers are too tight around the waist.Bu pantolon belden çok dar.
673. hip · isimkalçaShe broke her hip in a fall and needed surgery.Düşünce kalçasını kırdı ve ameliyat olması gerekti.
674. surgery · isimameliyat; cerrahiHe will have surgery on Monday, and he must stay two nights.Pazartesi günü ameliyat olacak ve iki gece kalması gerekiyor.
675. surgeon · isimcerrahThe surgeon explained the operation to us before it began.Cerrah, ameliyat başlamadan önce bize ameliyatı anlattı.
676. clinic · isimklinik; poliklinikYou can get a vaccine at the clinic without a long wait.Aşıyı poliklinikte uzun beklemeden yaptırabilirsiniz.
677. vaccine · isimaşıThe vaccine protects you from a dangerous virus for a year.Aşı seni tehlikeli bir virüsten bir yıl boyunca korur.
678. virus · isimvirüsThe virus spreads quickly through the air.Virüs havada hızla yayılıyor.
679. germ · isimmikropSoap kills most germs, so use it before every meal.Sabun mikropların çoğunu öldürür, bu yüzden her yemekten önce kullan.
680. weak · sıfatgüçsüz; zayıfAfter the operation he was too weak to lift the box.Ameliyattan sonra kutuyu kaldıramayacak kadar güçsüzdü.
681. swollen · sıfatşişmişHer ankle was swollen and purple the next morning.Ertesi sabah ayak bileği şişmiş ve morarmıştı.
682. sprain · fiilburkmakWear sensible boots on the ice, or you might sprain your ankle.Buzda uygun botlar giy, yoksa ayak bileğini burkabilirsin.
683. vomit · fiilkusmakThe passenger began to vomit when the ship started to rock.Gemi sallanmaya başlayınca yolcu kusmaya başladı.
684. rash · isimdöküntü; kızarıklıkA red rash appeared after he tried the cream.Kremi denedikten sonra kırmızı bir döküntü çıktı.
685. itchy · sıfatkaşıntılı; kaşındıranThis wool sweater is itchy, so I never wear it.Bu yün kazak kaşındırıyor, o yüzden hiç giymiyorum.
686. heal · fiiliyileşmek; (yara) kapanmakIt takes about six weeks for a broken bone to heal.Kırık bir kemiğin iyileşmesi yaklaşık altı hafta sürer.
687. vitamin · isimvitaminKiwis are full of vitamin C.Kivi C vitamini bakımından zengindir.
688. unhealthy · sıfatsağlıksız; sağlığa zararlıEating crisps every evening is unhealthy for anyone.Her akşam cips yemek herkes için sağlıksızdır.
689. injection · isimiğne; enjeksiyonThe injection took only a few seconds, and it was over quickly.İğne sadece birkaç saniye sürdü ve çabucak bitti.
690. sunburn · isimgüneş yanığıHe got sunburn because he lay on the sand all afternoon.Öğleden sonra boyunca kumda yattığı için güneş yanığı oldu.
691. faint · fiilbayılmakHe fainted after standing in the crowd for two hours.İki saat kalabalığın içinde durduktan sonra bayıldı.
692. unhappy · sıfatmutsuz; memnun olmayanAyşe looked unhappy after she read the long email from her manager this morning.Ayşe bu sabah müdüründen gelen uzun e-postayı okuduktan sonra mutsuz görünüyordu.
693. frightened · sıfatkorkmuş; ürkmüşThe little dog was frightened by the fireworks and ran away from the garden.Küçük köpek havai fişeklerden korktu ve bahçeden kaçtı.
694. fear · isimkorkuHer fear of flying stopped her from visiting Germany last summer.Uçma korkusu, geçen yaz Almanya'yı ziyaret etmesine engel oldu.
695. anger · isimöfke; kızgınlıkHe tried to hide his anger when the delivery arrived late for the third time.Teslimat üçüncü kez geç geldiğinde öfkesini saklamaya çalıştı.
696. joy · isimsevinç; neşeSelin's face was full of joy when she saw the surprise party.Sürpriz partiyi gördüğünde Selin'in yüzü sevinçle doluydu.
697. courage · isimcesaret; yüreklilikIt took a lot of courage to speak English in front of the whole group.Bütün grubun önünde İngilizce konuşmak çok cesaret istedi.
698. patience · isimsabırYou need a lot of patience to learn a new language.Yeni bir dil öğrenmek için çok sabır gerekir.
699. kindness · isimnezaket; iyilik; incelikI will never forget the kindness of the woman who found my lost wallet.Kayıp cüzdanımı bulan kadının iyiliğini asla unutmayacağım.
700. unfriendly · sıfatsoğuk; samimiyetsiz; arkadaşça olmayanThe man at the front desk was unfriendly and did not even say good morning.Resepsiyondaki adam soğuktu ve günaydın bile demedi.
701. impolite · sıfatkaba; saygısız; nezaketsizIn some countries it is impolite to start eating before the oldest person.Bazı ülkelerde en yaşlı kişiden önce yemeğe başlamak kabalık sayılır.
702. dishonest · sıfatdürüst olmayan; sahtekârThe seller was dishonest and told us the old phone had never been repaired.Satıcı dürüst değildi ve bize eski telefonun hiç tamir edilmediğini söyledi.
703. unlucky · sıfatşanssız; talihsizWe were unlucky with the weather, so the picnic ended after ten minutes.Hava konusunda şanssızdık, bu yüzden piknik on dakikada bitti.
704. unfair · sıfathaksız; adaletsizIt feels unfair that Mert gets a bonus while I get nothing.Mert prim alırken benim hiçbir şey almamam haksızlık gibi geliyor.
705. fair · sıfatadil; hakkaniyetliOur teacher is very fair and gives every student the same chance to speak.Öğretmenimiz çok adildir ve her öğrenciye konuşmak için aynı fırsatı verir.
706. positive · sıfatolumlu; pozitif; iyimserTry to stay positive, because the interview went better than you think.Olumlu kalmaya çalış, çünkü mülakat düşündüğünden daha iyi geçti.
707. negative · sıfatolumsuz; negatif; kötümserHe is always so negative that nobody wants to plan anything with him.O hep o kadar olumsuz ki kimse onunla bir şey planlamak istemiyor.
708. stupid · sıfataptal; saçmaI felt stupid when I realised I had been using the wrong password all week.Bütün hafta yanlış şifreyi kullandığımı fark edince kendimi aptal gibi hissettim.
709. crazy · sıfatçılgın; deli gibi; akıl almazIt sounds crazy, but she wants to cycle across Turkey alone.Kulağa çılgınca geliyor ama o Türkiye'yi tek başına bisikletle geçmek istiyor.
710. mad · sıfatkızgın (günlük dilde); deliMy manager was mad at me because I forgot to send the report.Raporu göndermeyi unuttuğum için müdürüm bana kızdı.
711. sure · sıfatemin; kesinI am not sure whether Deniz is coming tonight, so I will ask him again.Deniz'in bu akşam gelip gelmediğinden emin değilim, bu yüzden ona tekrar soracağım.
712. sense of humour · kalıpmizah anlayışı; espri yeteneğiOur new colleague has a great sense of humour, so lunch is never boring.Yeni iş arkadaşımızın harika bir mizah anlayışı var, bu yüzden öğle yemeği hiç sıkıcı geçmiyor.
713. frightening · sıfatkorkutucu; ürkütücüDriving on the motorway in heavy rain was a frightening experience.Şiddetli yağmurda otoyolda araba kullanmak korkutucu bir deneyimdi.
714. exciting · sıfatheyecan verici; heyecanlıThe last ten minutes of the match were really exciting.Maçın son on dakikası gerçekten heyecan vericiydi.
715. tiring · sıfatyorucuStanding all day at the counter is more tiring than it looks.Bütün gün tezgâhın başında ayakta durmak göründüğünden daha yorucu.
716. pleasant · sıfathoş; güzel; keyifliWe had a pleasant evening talking on the terrace with Kemal and his wife.Kemal ve eşiyle terasta sohbet ederek keyifli bir akşam geçirdik.
717. excitement · isimheyecan; coşkuThere was a lot of excitement in the office on the day of the big announcement.Büyük duyurunun yapıldığı gün ofiste çok heyecan vardı.
718. dislike · fiilhoşlanmamak; sevmemekI dislike waiting in long queues, so I usually shop online.Uzun kuyruklarda beklemekten hoşlanmam, bu yüzden genellikle internetten alışveriş yaparım.
719. happily · zarfmutlu bir şekilde; memnuniyetle; seve seveThe twins played happily on the beach until it got dark.İkizler hava kararana kadar sahilde mutlu mutlu oynadı.
720. luckily · zarfşans eseri; neyse kiLuckily, I had an umbrella with me when the storm started.Fırtına başladığında neyse ki yanımda şemsiye vardı.
721. sadly · zarfne yazık ki; üzülerek; hüzünleSadly, the café we loved has closed and we have to find a new place.Ne yazık ki çok sevdiğimiz kafe kapandı ve yeni bir yer bulmamız gerekiyor.
722. sadness · isimüzüntü; hüzünShe felt a deep sadness when her best friend moved to another country.En yakın arkadaşı başka bir ülkeye taşındığında derin bir üzüntü hissetti.
723. happiness · isimmutlulukFor my grandmother, happiness is a quiet morning with her tea and her garden.Büyükannem için mutluluk, çayı ve bahçesiyle geçen sakin bir sabahtır.
724. unkind · sıfatkırıcı; nezaketsiz; acımasızIt was unkind of him to laugh at her accent in front of everyone.Herkesin önünde onun aksanına gülmesi çok kırıcıydı.
725. worker · isimişçi; çalışan kişiThe workers arrive at six every morning to get the building ready before it opens.İşçiler bina açılmadan önce hazır olsun diye her sabah altıda gelir.
726. employer · isimişverenMy employer gives us a free English course every autumn.İşverenim her sonbahar bize ücretsiz bir İngilizce kursu veriyor.
727. hire · fiilişe almak; çalıştırmakThe hotel wants to hire three new people before the summer season begins.Otel, yaz sezonu başlamadan önce üç yeni kişiyi işe almak istiyor.
728. CV · isimözgeçmişI updated my CV last night and sent it to two different companies.Dün gece özgeçmişimi güncelledim ve iki farklı şirkete gönderdim.
729. day off · kalıpizin günüWednesday is my day off, so I usually visit my dentist then.Çarşamba benim izin günüm, o yüzden genellikle diş hekimime o gün giderim.
730. coworker · isimiş arkadaşıOne of my coworkers brings homemade cakes to work every Monday.İş arkadaşlarımdan biri her pazartesi işe ev yapımı kek getiriyor.
731. position · isimpozisyon; görevShe is applying for a position in the accounts department at a local bank.Yerel bir bankanın muhasebe biriminde bir pozisyon için başvuruyor.
732. machine · isimmakineThe machine stopped working this morning, so we had to call a technician.Makine bu sabah çalışmayı bıraktı, bu yüzden bir teknisyen çağırmak zorunda kaldık.
733. safety · isimgüvenlik; emniyetSafety rules say you must wear a helmet on the building site.Güvenlik kuralları inşaat sahasında baret takmanız gerektiğini söyler.
734. carpenter · isimmarangoz; doğramacıMy uncle is a carpenter, and he made the wooden bookcase in our hall.Amcam marangoz ve koridorumuzdaki ahşap kitaplığı o yaptı.
735. actor · isimoyuncu; aktörHe worked as a waiter for years before he became a famous actor.Ünlü bir oyuncu olmadan önce yıllarca garsonluk yaptı.
736. musician · isimmüzisyenMy cousin is a musician and plays in a small band at weekends.Kuzenim müzisyen ve hafta sonları küçük bir grupta çalıyor.
737. designer · isimtasarımcıShe is a graphic designer, and she makes posters for local theatres.Grafik tasarımcı ve yerel tiyatrolar için afişler hazırlıyor.
738. photographer · isimfotoğrafçıThe photographer asked everyone to stand closer together before taking the group photo.Fotoğrafçı, grup fotoğrafını çekmeden önce herkesten birbirine biraz daha yaklaşmasını istedi.
739. soldier · isimaskerHis grandfather was a soldier, and he often told stories about those years.Dedesi askerdi ve o yıllar hakkında sık sık hikâyeler anlatırdı.
740. organise · fiildüzenlemek; organize etmekShe organises all the trips for our department, from the tickets to the hotels.Biletlerden otellere kadar bölümümüzün bütün gezilerini o organize ediyor.
741. prepare · fiilhazırlamak; hazırlanmakI need to prepare some papers before the client arrives at noon.Müşteri öğlen gelmeden önce bazı evrakları hazırlamam gerekiyor.
742. bicycle · isimbisikletI bought a second-hand bicycle last spring and now I ride it to the beach on Sundays.Geçen bahar ikinci el bir bisiklet aldım ve şimdi pazar günleri onunla plaja gidiyorum.
743. desert · isimçölTemperatures in the desert can drop sharply at night, even after a scorching day.Çölde sıcaklık, kavurucu bir günün ardından bile geceleyin hızla düşebilir.
744. ocean · isimokyanusSailing across the Atlantic Ocean alone took him almost two months.Atlas Okyanusu'nu tek başına yelkenle geçmek ona neredeyse iki ay sürdü.
745. stone · isimtaşThe children threw a stone into the pond and watched the circles spread.Çocuklar göle bir taş attı ve yayılan halkaları izledi.
746. fox · isimtilkiA fox crossed the road in front of our car just after midnight.Gece yarısından hemen sonra bir tilki arabamızın önünden yolun karşısına geçti.
747. deer · isimgeyikWe saw a group of deer eating quietly at the edge of the woods.Ormanlığın kenarında sessizce otlayan bir geyik sürüsü gördük.
748. frog · isimkurbağaAt night, the frogs near the pond were so loud that we could hardly talk.Geceleri gölet kenarındaki kurbağalar o kadar gürültülüydü ki zar zor konuşabiliyorduk.
749. shark · isimköpekbalığıMost sharks are not dangerous to people, although films often show them as monsters.Filmler onları çoğu zaman canavar gibi gösterse de köpekbalıklarının çoğu insanlar için tehlikeli değildir.
750. donkey · isimeşekIn the narrow mountain village, donkeys still carry bags up the steep paths.Dar dağ köyünde eşekler hâlâ çantaları dik patikalardan yukarı taşıyor.