A2 İngilizce Kelime Listesi (Sayfa 2)

A2 İngilizce Kelime Listesi: 754 kelime, temel seviyeyi pekiştirenler için gündelik konuların kelimeleri. Her kelimenin Türkçe anlamı ve bir örnek cümlesi var; liste kolaydan zora sıralı.

251–500. kelimeler · Sayfa 2/4 · Güncelleme:

Kelimeler 251–500

KelimeAnlamıÖrnek cümle
251. festival · isimfestival; şenlikEvery summer we go to a music festival by the sea and sleep in a tent.Her yaz deniz kenarındaki bir müzik festivaline gidiyoruz ve çadırda uyuyoruz.
252. exhibition · isimsergiWe spent the afternoon at an exhibition of old posters in the town centre.Öğleden sonrayı şehir merkezindeki eski afişlerin sergilendiği bir sergide geçirdik.
253. episode · isimbölüm (dizi, program)We usually watch one episode of our favourite series after dinner, then go to bed.Akşam yemeğinden sonra genelde en sevdiğimiz dizinin bir bölümünü izliyor, sonra yatıyoruz.
254. documentary · isimbelgeselLast night I saw a documentary about life under the ocean, and it was fascinating.Dün gece okyanus altındaki yaşam hakkında bir belgesel izledim ve çok etkileyiciydi.
255. comedy · isimkomediI'm tired this evening, so let's watch a light comedy instead of a serious drama.Bu akşam yorgunum, o yüzden ciddi bir dram yerine hafif bir komedi izleyelim.
256. audience · isimseyirci; dinleyici kitlesiThe audience clapped for a long time when the singer finished her last song.Şarkıcı son şarkısını bitirdiğinde seyirciler uzun süre alkışladı.
257. skill · isimbeceri; yetenekSwimming is a useful skill, and it's never too late to start.Yüzmek faydalı bir beceridir ve başlamak için asla geç değildir.
258. beginner · isimacemi; yeni başlayanI'm a complete beginner at the piano, so I can only play very simple tunes.Piyanoda tam bir acemiyim, bu yüzden sadece çok basit melodiler çalabiliyorum.
259. photography · isimfotoğrafçılıkHe took a short course in photography and now sells his pictures online.Kısa bir fotoğrafçılık kursu aldı ve şimdi fotoğraflarını internetten satıyor.
260. jogging · isimhafif tempolu koşu; joggingJogging by the lake before sunrise is the best way to start my day.Gün doğmadan önce gölün kenarında hafif tempolu koşu yapmak güne başlamanın en iyi yolu.
261. skating · isimpaten kayma; buz pateniWe went skating on the frozen pond, and I fell over at least five times.Donmuş gölette patenle kaymaya gittik ve ben en az beş kez düştüm.
262. sailing · isimyelkencilik; yelkenli ile gezmeMy grandfather loves sailing and spends every August on his little boat near Bodrum.Dedem yelkenciliği çok seviyor ve her ağustosu Bodrum yakınlarındaki küçük teknesinde geçiriyor.
263. surfing · isimsörfSurfing looks easy on television, but staying on the board is really hard.Sörf televizyonda kolay görünüyor ama tahtanın üzerinde durmak gerçekten zor.
264. golf · isimgolfMy uncle plays golf every Sunday morning and then has lunch at the club.Amcam her pazar sabahı golf oynuyor, sonra kulüpte öğle yemeği yiyor.
265. volleyball · isimvoleybolOn the beach we always play volleyball until it gets too dark to see the ball.Plajda top görünmeyecek kadar karanlık olana dek hep voleybol oynarız.
266. badminton · isimbadmintonThere was too much wind to play badminton in the garden, so we stayed inside.Bahçede badminton oynamak için rüzgâr çok kuvvetliydi, bu yüzden içeride kaldık.
267. boxing · isimboksHe started boxing at sixteen and trains at a small club near the station.On altı yaşında boks yapmaya başladı ve istasyonun yakınındaki küçük bir kulüpte antrenman yapıyor.
268. knit · fiil(örgü) örmekMy aunt likes to knit warm socks for everyone in the family before winter.Teyzem kıştan önce ailedeki herkes için sıcak çoraplar örmeyi sever.
269. sew · fiildikmek; dikiş yapmakShe learned to sew from her grandmother and now makes her own summer dresses.Dikiş dikmeyi büyükannesinden öğrendi ve şimdi kendi yazlık elbiselerini yapıyor.
270. instrument · isim(müzik) enstrüman; çalgıDo you play any instrument, or do you only like listening to music?Herhangi bir çalgı çalıyor musun, yoksa sadece müzik dinlemeyi mi seviyorsun?
271. violin · isimkemanHer daughter practises the violin for half an hour after school every day.Kızı her gün okuldan sonra yarım saat keman çalışıyor.
272. drums · isimdavul; bateriMy neighbour plays the drums in a rock band, so weekends can be quite loud.Komşum bir rock grubunda bateri çalıyor, bu yüzden hafta sonları oldukça gürültülü olabiliyor.
273. band · isimmüzik grubuA local band played at the café on Friday, and the place was full.Cuma günü yerel bir grup kafede çaldı ve mekân doluydu.
274. poem · isimşiirHe wrote a short poem about the sea and read it to his class.Deniz hakkında kısa bir şiir yazdı ve sınıfına okudu.
275. author · isimyazarMy favourite author has just published a new book about travelling in Asia.En sevdiğim yazar az önce Asya'da seyahat etmek hakkında yeni bir kitap yayımladı.
276. comic · isimçizgi roman; çizgi dergiWhen I was young, I saved my pocket money to buy a new comic every week.Küçükken her hafta yeni bir çizgi roman almak için harçlığımı biriktirirdim.
277. blog · isimblog; internet günlüğüShe writes a blog about cheap holidays and shares her best travel tips.Ucuz tatiller hakkında bir blog yazıyor ve en iyi seyahat önerilerini paylaşıyor.
278. barbecue · isimmangal; barbekü partisiIf the weather stays nice, we'll have a barbecue on the beach on Sunday.Hava güzel kalırsa pazar günü plajda mangal yapacağız.
279. sunbathe · fiilgüneşlenmekThey like to sunbathe for an hour in the morning and then swim in the sea.Sabahları bir saat güneşlenmeyi, sonra denizde yüzmeyi seviyorlar.
280. tent · isimçadırIt started to rain in the night, but our tent kept us completely dry.Gece yağmur başladı ama çadırımız bizi tamamen kuru tuttu.
281. campsite · isimkamp alanıThe campsite is next to a quiet lake, and it has hot showers and a small shop.Kamp alanı sakin bir gölün yanında ve sıcak duşları ile küçük bir dükkânı var.
282. subtitles · isimaltyazıI watch English films with subtitles because it helps me learn new words.İngilizce filmleri altyazılı izliyorum çünkü yeni kelimeler öğrenmeme yardımcı oluyor.
283. compete · fiilyarışmak; rekabet etmekShe wants to compete in the national championships next spring.Gelecek baharda ulusal şampiyonada yarışmak istiyor.
284. athlete · isimatlet; sporcuThe young athlete gets up at five o'clock every day to practise.Genç atlet her gün antrenman yapmak için sabah beşte kalkıyor.
285. opponent · isimrakipOur opponent was much taller than us, but we still played well.Rakibimiz bizden çok daha uzundu ama yine de iyi oynadık.
286. tournament · isimturnuvaOur school is organising a volleyball tournament for the end of May.Okulumuz mayıs sonu için bir voleybol turnuvası düzenliyor.
287. final · isimfinal; son maçWe watched the final at my cousin's place, and everyone shouted at the screen.Finali kuzenimin evinde izledik ve herkes ekrana bağırdı.
288. prize · isimödülThe first prize in the fun run was a new pair of shoes.Eğlence koşusunun birincilik ödülü yeni bir çift ayakkabıydı.
289. trophy · isimkupaThe captain lifted the golden trophy and the crowd started to sing.Kaptan altın kupayı kaldırdı ve kalabalık şarkı söylemeye başladı.
290. record · isimrekorShe broke the school record in the hundred metres last week.Geçen hafta yüz metrede okul rekorunu kırdı.
291. league · isimligMy brother's team is at the top of the local league this year.Kardeşimin takımı bu yıl yerel ligin zirvesinde.
292. crowd · isimkalabalık; seyirci topluluğuA huge crowd waited outside the stadium before the match.Büyük bir kalabalık maçtan önce stadyumun dışında bekliyordu.
293. cheer · fiiltezahürat yapmak; alkışlayıp coşkuyla desteklemekAll the parents cheered when the little girl crossed the finish line.Küçük kız bitiş çizgisini geçince bütün aileler tezahürat yaptı.
294. supporter · isimtaraftar; destekçiHe has been a loyal supporter of this club since he was six.Altı yaşından beri bu kulübün sadık bir taraftarı.
295. spectator · isimseyirci; izleyiciOnly a few spectators stayed in the rain to watch the end of the race.Yağmurda yalnızca birkaç seyirci kalıp yarışın sonunu izledi.
296. hit · fiilvurmakHe hit the ball so far that nobody could find it in the grass.Topa o kadar uzağa vurdu ki kimse onu çimenlerde bulamadı.
297. pitch · isimsaha (futbol, ragbi vb.)The pitch was so wet after the storm that the game was cancelled.Fırtınadan sonra saha o kadar ıslaktı ki maç iptal edildi.
298. track · isimatletizm pisti; koşu parkuruEvery Saturday I do ten laps on the track behind the sports hall.Her cumartesi spor salonunun arkasındaki pistte on tur atıyorum.
299. equipment · isimekipman; donanımThe club lends basic equipment to beginners, so you don't have to buy anything.Kulüp yeni başlayanlara temel ekipman veriyor, bu yüzden hiçbir şey almak zorunda değilsin.
300. sportswear · isimspor giyimI put my sportswear in my bag the night before, so I'm ready in the morning.Sabah hazır olmak için spor kıyafetlerimi bir gece önceden çantama koyuyorum.
301. membership · isimüyelikMy annual membership includes the pool, the classes and the sauna.Yıllık üyeliğime havuz, dersler ve sauna dahil.
302. active · sıfathareketli; aktifMy grandfather is still very active and goes for long walks every morning.Dedem hâlâ çok hareketli ve her sabah uzun yürüyüşlere çıkıyor.
303. in shape · kalıpformda; sağlıklı ve zindeHe wants to get in shape before his holiday on the coast.Sahildeki tatilinden önce forma girmek istiyor.
304. sweat · fiilterlemekWe sweated a lot in the hot hall, so we took a long break.Sıcak salonda çok terledik, bu yüzden uzun bir ara verdik.
305. stamina · isimdayanıklılık; kondisyonYou need a lot of stamina to play a full game in this heat.Bu sıcakta bir maçı baştan sona oynamak için çok dayanıklılık gerekir.
306. burn · fiil(kalori) yakmakA fast swim for thirty minutes can burn hundreds of calories.Otuz dakikalık hızlı bir yüzüş yüzlerce kalori yakabilir.
307. calorie · isimkaloriCheck how many calories are in that chocolate bar before you eat it.O çikolatayı yemeden önce kaç kalori olduğuna bak.
308. protein · isimproteinAthletes often eat extra protein after a hard session to help their bodies.Sporcular zorlu bir antrenmandan sonra vücutlarına yardımcı olmak için genellikle ekstra protein tüketir.
309. push-up · isimşınavThe teacher made us do twenty push-ups before the football game.Öğretmen futbol maçından önce bize yirmi şınav çektirdi.
310. treadmill · isimkoşu bandıWhen it rains, I use the treadmill instead of going out.Yağmur yağınca dışarı çıkmak yerine koşu bandını kullanıyorum.
311. dumbbell · isimdambılShe keeps a pair of dumbbells next to the sofa and uses them while watching TV.Kanepenin yanında bir çift dambıl tutuyor ve televizyon izlerken kullanıyor.
312. cramp · isimkrampI got a cramp in my leg halfway through the swim and had to stop.Yüzmenin ortasında bacağıma kramp girdi ve durmak zorunda kaldım.
313. swimmer · isimyüzücüMy sister is a strong swimmer and often swims across the lake.Ablam güçlü bir yüzücü ve sık sık gölü yüzerek geçiyor.
314. swimsuit · isimmayoDon't forget your swimsuit and a towel for the pool tomorrow.Yarın havuz için mayonu ve havlunu unutma.
315. lifeguard · isimcankurtaranThe lifeguard told the children to stay near the shore because of the waves.Cankurtaran, dalgalar yüzünden çocuklara kıyıya yakın durmalarını söyledi.
316. rugby · isimragbiRugby is a rough game, so the players wear thick shirts and mouth guards.Ragbi sert bir oyun olduğu için oyuncular kalın forma ve ağız koruyucu giyer.
317. baseball · isimbeyzbolBaseball is very popular in the United States, but not many people play it here.Beyzbol Amerika Birleşik Devletleri'nde çok popüler ama burada çok kişi oynamıyor.
318. gymnastics · isimjimnastikMy niece does gymnastics twice a week and can already do a perfect handstand.Yeğenim haftada iki kez jimnastik yapıyor ve şimdiden mükemmel bir amut yapabiliyor.
319. athletics · isimatletizmThe school athletics day includes the long jump and a relay race.Okulun atletizm gününde uzun atlama ve bayrak yarışı da var.
320. skate · fiilpaten kaymakIn winter, we skate on the frozen lake near my grandmother's village.Kışın büyükannemin köyü yakınındaki donmuş gölde paten kayıyoruz.
321. surf · fiilsörf yapmakHe learned to surf during a summer course on the Aegean coast.Ege kıyısındaki bir yaz kursunda sörf yapmayı öğrendi.
322. sail · fiilyelkenle gitmek; yelken yapmakOn Saturday we sailed around the bay and had a picnic on the deck.Cumartesi günü körfezde yelkenle dolaştık ve güvertede piknik yaptık.
323. penalty · isimpenaltı; ceza atışıThe striker missed the penalty, and the game ended without a winner.Forvet penaltıyı kaçırdı ve maç kazananı olmadan bitti.
324. striker · isimforvet; santrforOur new striker scored twice in his first game for the club.Yeni forvetimiz kulüpteki ilk maçında iki gol attı.
325. whistle · isimdüdükThe final whistle blew, and the players fell to the grass, exhausted.Son düdük çaldı ve oyuncular bitkin halde çimlere yığıldı.
326. cheat · fiilhile yapmak; kopya çekmekThe runner was removed from the competition because he cheated during the race.Koşucu yarış sırasında hile yaptığı için yarışmadan çıkarıldı.
327. mobile · isimcep telefonu (İngiliz İngilizcesinde)I forgot my mobile at the café, so I could not tell Ayşe that I was late.Cep telefonumu kafede unuttum, bu yüzden Ayşe'ye geç kalacağımı söyleyemedim.
328. update · fiilgüncellemek; güncelleme yapmakI have to update my software, but it takes almost an hour.Yazılımımı güncellemem gerekiyor ama bu neredeyse bir saat sürüyor.
329. install · fiil(program) kurmak, yüklemekI installed the program in two minutes, and now it works perfectly.Programı iki dakikada kurdum ve şimdi mükemmel çalışıyor.
330. upload · fiil(internete) yüklemekShe uploaded the holiday photos to her blog last night.Dün gece tatil fotoğraflarını bloguna yükledi.
331. log in · öbek fiilgiriş yapmak, oturum açmakI can't log in because I typed my username wrong.Kullanıcı adımı yanlış yazdığım için giriş yapamıyorum.
332. username · isimkullanıcı adıChoose a short username that is simple to spell and remember.Hecelemesi ve akılda tutması kolay, kısa bir kullanıcı adı seç.
333. notification · isimbildirimA notification appeared on my screen to say the parcel had arrived.Ekranımda paketin geldiğini söyleyen bir bildirim belirdi.
334. selfie · isimözçekim, selfieWe took a selfie in front of the tower before we went inside.İçeri girmeden önce kulenin önünde bir selfie çektik.
335. headline · isimmanşet; haber başlığıThe headline said that the match was cancelled because of the storm.Manşette, maçın fırtına yüzünden iptal edildiği yazıyordu.
336. article · isimmakale; gazete veya dergi yazısıI read a short article about electric cars this morning.Bu sabah elektrikli arabalar hakkında kısa bir makale okudum.
337. advert · isimreklamThere are too many adverts during the football match.Futbol maçı sırasında çok fazla reklam var.
338. presenter · isimsunucuThe presenter welcomed the guests and introduced the first singer.Sunucu konukları karşıladı ve ilk şarkıcıyı tanıttı.
339. cartoon · isimçizgi film; karikatürChildren love this cartoon because the characters are so silly.Çocuklar bu çizgi filmi seviyor çünkü karakterler çok komik.
340. software · isimyazılımThis software helps you make short videos in a few minutes.Bu yazılım birkaç dakikada kısa videolar yapmana yardımcı olur.
341. device · isimcihaz, aygıtPlease keep all electronic devices in your bag during the exam.Lütfen sınav sırasında tüm elektronik cihazları çantanızda tutun.
342. gadget · isimküçük teknolojik alet, gereçHe has every new gadget, from smart watches to wireless earphones.Akıllı saatlerden kablosuz kulaklıklara kadar çıkan her yeni teknolojik aleti var.
343. technology · isimteknolojiTechnology has made it much faster to contact relatives in other countries.Teknoloji, başka ülkelerdeki akrabalarla iletişim kurmayı çok hızlandırdı.
344. digital · sıfatdijital, sayısalI prefer a digital watch because the numbers are clear and big.Dijital saati tercih ediyorum çünkü rakamlar net ve büyük.
345. network · isimağ; internet bağlantı ağıThe network is down, so nobody here can reach the internet.Ağ çöktü, bu yüzden burada kimse internete ulaşamıyor.
346. signal · isimsinyal, çekim gücüThere is no signal in the tunnel, so the call keeps cutting off.Tünelde sinyal yok, bu yüzden görüşme sürekli kesiliyor.
347. connect · fiilbağlamak; bağlanmakCan you connect the speaker to my laptop with this cable?Hoparlörü bu kabloyla dizüstü bilgisayarıma bağlayabilir misin?
348. browser · isim(internet) tarayıcıMy browser is very slow because I have too many tabs open.Çok fazla sekme açık olduğu için tarayıcım çok yavaş.
349. folder · isimklasör (bilgisayarda)I put all my holiday documents in one folder on my laptop.Tüm tatil belgelerimi dizüstü bilgisayarımdaki tek bir klasöre koydum.
350. delete · fiilsilmekBe careful not to delete the wrong file.Yanlış dosyayı silmemeye dikkat et.
351. copy · fiilkopyalamakCan you copy this file onto my USB stick, please?Bu dosyayı lütfen USB belleğime kopyalar mısın?
352. scroll · fiil(ekranı) kaydırmakI scroll through the news every morning while I wait for the bus.Her sabah otobüs beklerken haberlere göz gezdirip ekranı kaydırıyorum.
353. comment · isimyorumSomeone left a rude comment under my latest blog entry.Biri son blog yazımın altına kaba bir yorum bıraktı.
354. follower · isimtakipçiShe has more than ten thousand followers because she posts funny videos.Komik videolar paylaştığı için on binden fazla takipçisi var.
355. emoji · isimemojiShe ended her message with a smiling emoji.Mesajını gülen bir emojiyle bitirdi.
356. speaker · isimhoparlörThis small speaker is loud enough for a whole garden party.Bu küçük hoparlör, koca bir bahçe partisi için yeterince yüksek sesli.
357. volume · isimses (seviyesi)Could you lower the volume? The baby is sleeping.Sesi kısabilir misin? Bebek uyuyor.
358. remote control · isimuzaktan kumandaI cannot find the remote control; it was on the sofa a minute ago.Kumandayı bulamıyorum; bir dakika önce koltuğun üzerindeydi.
359. storage · isimdepolama alanı, hafızaI deleted old videos because my phone has no storage left.Telefonumda depolama alanı kalmadığı için eski videoları sildim.
360. inbox · isimgelen kutusuMy inbox is full of emails that I never read.Gelen kutum hiç okumadığım e-postalarla dolu.
361. offline · sıfatçevrimdışı, internete bağlı olmayanI was offline all weekend, so I missed your messages.Hafta sonu boyunca çevrimdışıydım, bu yüzden mesajlarını kaçırdım.
362. webcam · isimweb kamerasıMy webcam is broken, so you can hear me but not see me.Web kameram bozuk, bu yüzden beni duyabiliyorsun ama göremiyorsun.
363. screenshot · isimekran görüntüsüI took a screenshot of the ticket in case I lost the email.E-postayı kaybedersem diye biletin ekran görüntüsünü aldım.
364. cable · isimkabloThe cable is too short to reach the socket.Kablo prize ulaşamayacak kadar kısa.
365. wireless · sıfatkablosuzThese wireless earphones are comfortable, and there are no cables to get tangled.Bu kablosuz kulaklıklar rahat ve birbirine dolanacak kablo yok.
366. reply · fiilyanıtlamak, cevap vermek; yanıtI wrote to the hotel yesterday, but they haven't replied yet.Dün otele yazdım ama henüz yanıt vermediler.
367. conversation · isimkonuşma; sohbetWe had a long conversation about our plans for next week.Gelecek haftaki planlarımız hakkında uzun bir konuşma yaptık.
368. discuss · fiiltartışmak; görüşmek (bir konuyu ele almak)We need to discuss the details before Friday.Ayrıntıları cuma gününden önce görüşmemiz gerekiyor.
369. mention · fiilbahsetmek; değinmekShe didn't mention that she was leaving early today.Bugün erken ayrılacağından hiç bahsetmedi.
370. agree · fiilaynı fikirde olmak; katılmakI agree with you; that idea sounds sensible.Sana katılıyorum; bu fikir mantıklı geliyor.
371. disagree · fiilaynı fikirde olmamak; katılmamakI disagree with Tom, but we can still have a calm discussion.Tom'a katılmıyorum ama yine de sakin bir şekilde tartışabiliriz.
372. opinion · isimgörüş; fikirIn my opinion, the second plan is much better.Bence ikinci plan çok daha iyi.
373. describe · fiiltarif etmek; betimlemekCan you describe the thief to the officer?Hırsızı polis memuruna tarif edebilir misin?
374. contact · fiililetişime geçmek; ulaşmakYou can contact me any time this week.Bu hafta istediğin zaman benimle iletişime geçebilirsin.
375. announce · fiilduyurmak; ilan etmekThe host will announce the winner at six o'clock.Sunucu kazananı saat altıda açıklayacak.
376. accent · isimaksan; şiveHe has a strong Scottish accent, so it is sometimes hard to follow.Güçlü bir İskoç aksanı var, bu yüzden bazen onu takip etmek zor.
377. whisper · fiilfısıldamakPlease whisper; the performance has already started.Lütfen fısıltıyla konuş; gösteri çoktan başladı.
378. voice · isimses (konuşurken çıkan ses)I recognised her voice immediately as she came in.İçeri girer girmez onun sesini hemen tanıdım.
379. loud · sıfatyüksek sesli; gürültülüThe noise was so loud that we couldn't hear each other.Gürültü o kadar yüksekti ki birbirimizi duyamadık.
380. clear · sıfataçık; net; anlaşılırHer instructions were short and clear, so I finished quickly.Talimatları kısa ve netti, bu yüzden hızlıca bitirdim.
381. nod · fiilbaşını sallamak (onaylamak için)She nodded to show that she agreed with me.Bana katıldığını göstermek için başını salladı.
382. ring · fiiltelefon etmek; aramak (İngiliz İngilizcesi)I'll ring you when the train arrives tonight.Bu akşam tren gelince seni arayacağım.
383. topic · isimkonu; mevzuLet's change the topic; we have been on this one too long.Konuyu değiştirelim; bunun üzerinde çok uzun süredir duruyoruz.
384. speech · isimkonuşma; nutukThe mayor gave a short speech at the opening.Belediye başkanı açılışta kısa bir konuşma yaptı.
385. lie · fiilyalan söylemekDon't lie to me; I saw you there.Bana yalan söyleme; seni orada gördüm.
386. truth · isimgerçek; doğruTell me the truth: did you break the vase?Bana gerçeği söyle: vazoyu sen mi kırdın?
387. recommend · fiiltavsiye etmek; önermekWhich dish would you recommend for a first-time visitor?İlk kez gelen biri için hangi yemeği tavsiye edersin?
388. by the way · kalıpbu arada; ha, aklıma gelmişkenBy the way, I saw Ayşe yesterday, and she says hello.Bu arada, dün Ayşe'yi gördüm, sana selam söylüyor.
389. never mind · kalıpboş ver; önemli değilNever mind, it doesn't matter. I'll find it myself.Boş ver, önemli değil. Kendim bulurum.
390. always · zarfher zaman; daimaAyşe always brushes her teeth before she goes out in the morning.Ayşe sabah dışarı çıkmadan önce her zaman dişlerini fırçalar.
391. usually · zarfgenellikle; çoğunluklaSalim usually replies to emails within an hour, so you can expect a message soon.Salim e-postalara genellikle bir saat içinde cevap verir, o yüzden yakında bir mesaj bekleyebilirsin.
392. often · zarfsık sık; çoğu zamanI often go to bed after midnight because I stay up reading on my tablet.Tabletimde bir şeyler okuyarak uyanık kaldığım için sık sık gece yarısından sonra yatarım.
393. sometimes · zarfbazen; ara sıraSometimes I take the stairs instead of the lift because I want some exercise.Bazen biraz hareket etmek istediğim için asansör yerine merdivenleri kullanırım.
394. never · zarfasla; hiçbir zamanMy grandfather never drinks anything cold in the morning, not even in summer.Dedem sabahları yazın bile asla soğuk bir şey içmez.
395. rarely · zarfnadiren; çok seyrekWe rarely see each other during the week because our timetables are so different.Programlarımız çok farklı olduğu için hafta içi birbirimizi nadiren görürüz.
396. every day · kalıpher gün; günlük olarakMurat takes a short break every day at four o'clock and has a cup of tea.Murat her gün saat dörtte kısa bir ara verir ve bir bardak çay içer.
397. once · zarfbir kez; bir defaI go to the dentist only once a year, usually in January.Diş hekimine yılda sadece bir kez giderim, genellikle ocak ayında.
398. twice · zarfiki kez; iki defaMy sister phones our grandmother twice a week, on Wednesday and on Sunday.Kız kardeşim büyükannemizi haftada iki kez arar: çarşamba ve pazar günü.
399. wake up · öbek fiiluyanmak; uyandırmakI wake up at six thirty on weekdays, but on Sundays I wake up much later.Hafta içi altı buçukta uyanırım, ama pazar günleri çok daha geç uyanırım.
400. get up · öbek fiilyataktan kalkmak; ayağa kalkmakIt is hard to get up early when it is dark and cold outside.Dışarısı karanlık ve soğukken erken kalkmak zordur.
401. morning · isimsabahIn the morning the streets are quiet, and I like to go for a short run.Sabahları sokaklar sessizdir ve ben kısa bir koşuya çıkmayı severim.
402. afternoon · isimöğleden sonraOn Fridays I am free in the afternoon, so I usually meet my cousin at a café.Cuma günleri öğleden sonra boşum, o yüzden genellikle kuzenimle bir kafede buluşurum.
403. evening · isimakşamWe usually sit on the balcony in the evening and talk about our day.Akşamları genellikle balkonda oturur ve günümüz hakkında konuşuruz.
404. night · isimgeceThe baby woke up three times last night, so we are all very tired today.Bebek dün gece üç kez uyandı, bu yüzden bugün hepimiz çok yorgunuz.
405. midnight · isimgece yarısıThe film ended at midnight, so we took a taxi home instead of waiting for the bus.Film gece yarısı bitti, bu yüzden otobüsü beklemek yerine eve taksiyle gittik.
406. noon · isimöğle vakti; saat on ikiThe shop is closed from noon until two o'clock, so come back after that.Dükkân öğle vaktinden saat ikiye kadar kapalı, o yüzden ondan sonra tekrar gel.
407. minute · isimdakikaPlease wait a minute while I find my glasses and read the message again.Lütfen gözlüğümü bulup mesajı tekrar okuyana kadar bir dakika bekle.
408. hour · isimsaat (süre); bir saatlik zamanIt takes about an hour to get from my flat to the airport.Dairemden havalimanına gitmek yaklaşık bir saat sürer.
409. second · isimsaniye; kısa bir anGive me one second, I will just find my password and then I can log in.Bana bir saniye ver, şifremi bulayım, sonra giriş yapabilirim.
410. week · isimhaftaI have a lot of things to do this week, but next week will be quieter.Bu hafta yapacak çok şeyim var ama gelecek hafta daha sakin olacak.
411. month · isimay (zaman birimi)My rent goes up next month, so I am looking for a cheaper place.Kiram gelecek ay artıyor, bu yüzden daha ucuz bir yer arıyorum.
412. year · isimyıl; seneWe moved to this town two years ago, and we still love the quiet streets.Bu kasabaya iki yıl önce taşındık ve sessiz sokaklarını hâlâ çok seviyoruz.
413. today · zarfbugünI cannot meet you today because I have a dentist appointment at five.Bugün seninle buluşamam çünkü saat beşte diş hekimi randevum var.
414. tomorrow · zarfyarınThe weather will be sunny tomorrow, so let's have a picnic by the lake.Yarın hava güneşli olacak, o yüzden gölün kenarında piknik yapalım.
415. yesterday · zarfdünYesterday I stayed at home all day because I had a bad cold.Dün kötü bir nezleye yakalandığım için bütün gün evde kaldım.
416. tonight · zarfbu gece; bu akşamTonight I am going to cook pasta and then watch a series on my laptop.Bu akşam makarna yapıp sonra dizüstü bilgisayarımda bir dizi izleyeceğim.
417. early · zarferkenWe have to leave early tomorrow because the flight is at six in the morning.Yarın erken çıkmamız gerekiyor çünkü uçuş sabah altıda.
418. soon · zarfyakında; birazdanDon't worry, the doctor will be here soon, and then you can go in.Merak etme, doktor birazdan burada olacak, sonra içeri girebilirsin.
419. already · zarfçoktan; şimdiden; zatenI have already paid the bill, so you don't need to take out your wallet.Hesabı çoktan ödedim, o yüzden cüzdanını çıkarmana gerek yok.
420. yet · zarfhenüz; daha (olumsuz ve soru cümlelerinde)Have you seen the new exhibition yet? I haven't had a chance to go.Yeni sergiyi henüz gördün mü? Ben gitmeye fırsat bulamadım.
421. still · zarfhâlâ; hâlenIt is nine o'clock and my brother is still asleep.Saat dokuz ve kardeşim hâlâ uyuyor.
422. just · zarfaz önce; deminI have just spoken to the manager, and she says the report is ready.Müdürle az önce konuştum ve rapor hazır diyor.
423. again · zarftekrar; yineThe line was bad, so could you please say your address again?Hat kötüydü, adresini lütfen bir kez daha söyler misin?
424. later · zarfdaha sonra; sonraI am in a hurry right now, so I will phone you later this evening.Şu an acelem var, o yüzden seni bu akşam daha sonra arayacağım.
425. before · edatönce; -den öncePlease turn off your phone before the film and keep it in your bag.Lütfen filmden önce telefonunu kapat ve çantanda tut.
426. after · edatsonra; -den sonraAfter class we usually go to the canteen and have a quick snack.Dersten sonra genellikle kantine gider ve çabucak bir şeyler atıştırırız.
427. during · edat-in sırasında; boyuncaPlease don't use your phone during the exam, or you will have to leave.Lütfen sınav sırasında telefonunu kullanma, yoksa dışarı çıkman gerekir.
428. until · edat-e kadar; -e dekThe library stays open until nine o'clock every evening except Sunday.Kütüphane pazar hariç her akşam saat dokuza kadar açık kalır.
429. since · edat-den beriI have lived in this neighbourhood since 2019, and I know everyone here.2019'dan beri bu mahallede yaşıyorum ve burada herkesi tanıyorum.
430. ago · zarfönce (geçmişte bir süre öncesi)We got married ten years ago, and we still celebrate every anniversary.On yıl önce evlendik ve hâlâ her yıldönümünü kutlarız.
431. habit · isimalışkanlıkDrinking a glass of water after waking up is a good habit.Uyandıktan sonra bir bardak su içmek iyi bir alışkanlıktır.
432. regularly · zarfdüzenli olarakIf you exercise regularly, you will sleep better and feel stronger.Düzenli olarak egzersiz yaparsan daha iyi uyur ve daha güçlü hissedersin.
433. calendar · isimtakvimI wrote the dentist appointment in my calendar, so I won't miss it.Diş hekimi randevusunu takvimime yazdım, bu yüzden kaçırmam.
434. alarm · isimalarm; çalar saatin sesiI set my alarm for six, but I turned it off and slept again.Alarmı altıya kurdum ama kapatıp tekrar uyudum.
435. hurry · fiilacele etmek; çabuk olmakHurry up, or we will miss the ferry and have to wait another hour.Acele et, yoksa vapuru kaçıracağız ve bir saat daha beklemek zorunda kalacağız.
436. wait · fiilbeklemekI waited for twenty minutes outside the cinema, but my friends never came.Sinemanın önünde yirmi dakika bekledim ama arkadaşlarım hiç gelmedi.
437. weekly · sıfathaftalık; her hafta olanOur weekly phone call with my grandparents is always on Sunday afternoon.Büyükanne ve büyükbabamla haftalık telefon görüşmemiz her zaman pazar öğleden sonradır.
438. nap · isimşekerleme; kısa uykuAfter lunch my father takes a short nap on the sofa for about twenty minutes.Öğle yemeğinden sonra babam kanepede yaklaşık yirmi dakikalık kısa bir şekerleme yapar.
439. meal · isimyemek öğünü; bir seferde yenen yemekMy favourite meal of the day is the one we have together on Sunday evenings.Günün en sevdiğim öğünü pazar akşamları birlikte yediğimiz yemek.
440. snack · isimatıştırmalık; ara öğünI usually have a small snack at four o'clock because dinner is so late in our country.Akşam yemeği çok geç olduğu için genellikle saat dörtte küçük bir şeyler atıştırırım.
441. dessert · isimtatlı (yemekten sonra yenen)For dessert, we shared a big bowl of ice cream with chocolate sauce.Tatlı olarak çikolata soslu büyük bir kase dondurmayı paylaştık.
442. ingredient · isimmalzeme; bir yemeğin içindeki maddeYou only need four ingredients to make this pasta, and all of them are cheap.Bu makarnayı yapmak için yalnızca dört malzemeye ihtiyacın var ve hepsi ucuz.
443. taste · fiiltadına bakmak; tadı olmakPlease taste the sauce and tell me if it needs anything else.Lütfen sosun tadına bak ve başka bir şeye ihtiyacı olup olmadığını söyle.
444. tasty · sıfatlezzetli, tadı güzelThe soup at that small place near the station is simple but really tasty.İstasyonun yakınındaki o küçük yerin çorbası basit ama gerçekten lezzetli.
445. spicy · sıfatbaharatlı; acıI can't have this curry because it's far too spicy for me.Bu köriyi yiyemem çünkü benim için fazla acı.
446. sour · sıfatekşiThese grapes are still very sour, so let's wait a few more days.Bu üzümler hâlâ çok ekşi, o yüzden birkaç gün daha bekleyelim.
447. bitter · sıfatacı (tat olarak); burukDark chocolate tastes a little bitter, so some children don't enjoy it.Bitter çikolatanın tadı biraz acıdır, bu yüzden bazı çocuklar onu sevmez.
448. onion · isimsoğanChop one onion and put it in the pan with a little oil.Bir soğanı doğra ve biraz yağla birlikte tavaya koy.
449. garlic · isimsarımsakMy grandmother adds a lot of garlic to almost every dish she makes.Büyükannem yaptığı hemen hemen her yemeğe bol sarımsak ekler.
450. carrot · isimhavuçPeel two carrots and slice them thinly before you add them to the pot.İki havucu soy ve tencereye eklemeden önce ince ince dilimle.
451. lemon · isimlimonShe squeezed half a lemon over the grilled fish before serving it.Servis etmeden önce ızgara balığın üzerine yarım limon sıktı.
452. orange · isimportakalHe peeled an orange and gave me half while we waited for the train.Bir portakal soydu ve tren beklerken bana yarısını verdi.
453. strawberry · isimçilekIn May, the local strawberries are so good that we buy two boxes every week.Mayıs ayında yerel çilekler o kadar güzel ki her hafta iki kutu alıyoruz.
454. beef · isimdana eti; sığır etiWe had beef with roast vegetables for the Sunday meal.Pazar yemeğinde fırında sebzelerle birlikte dana eti yedik.
455. lamb · isimkuzu etiMy uncle makes a wonderful lamb stew with beans and plenty of garlic.Amcam fasulye ve bolca sarımsakla harika bir kuzu güveci yapar.
456. pasta · isimmakarnaPasta is my usual quick meal when I come home late from the gym.Spordan eve geç döndüğümde her zamanki hızlı yemeğim makarnadır.
457. yoghurt · isimyoğurtI usually have yoghurt with honey and a few nuts in the morning.Sabahları genellikle bal ve birkaç fındıkla yoğurt yerim.
458. chocolate · isimçikolataShe gave me a box of chocolates to say thank you for my advice.Tavsiyem için teşekkür etmek amacıyla bana bir kutu çikolata verdi.
459. biscuit · isimbisküviHe dipped a biscuit in his hot tea and smiled.Bisküvisini sıcak çayına daldırdı ve gülümsedi.
460. ice cream · isimdondurmaOn hot evenings, the whole street queues outside the little ice cream stand.Sıcak akşamlarda bütün sokak küçük dondurma tezgâhının önünde sıraya girer.
461. sauce · isimsosThe pasta was fine, but the tomato sauce was a bit too sour.Makarna iyiydi ama domates sosu biraz fazla ekşiydi.
462. honey · isimbalWhen I have a sore throat, I put a spoonful of honey in warm lemon tea.Boğazım ağrıdığında sıcak limonlu çaya bir kaşık bal koyarım.
463. flour · isimunMix the flour with two eggs and a little oil to make a soft dough.Yumuşak bir hamur yapmak için unu iki yumurta ve biraz yağla karıştır.
464. oil · isim(yemeklik) yağHeat a little olive oil in the pan before you add the onions.Soğanları eklemeden önce tavada biraz zeytinyağı ısıt.
465. pepper · isimbiber; karabiberCould you pass me the pepper? This dish needs a bit more flavour.Karabiberi uzatır mısın? Bu yemeğin biraz daha lezzete ihtiyacı var.
466. mushroom · isimmantarI don't usually choose pizza with mushrooms, but this one smells wonderful.Normalde mantarlı pizza seçmem ama bunun kokusu harika.
467. beans · isimfasulye; bakla (sebze olarak)My grandfather grows green beans behind his house and brings us a bag every summer.Dedem evinin arkasında yeşil fasulye yetiştirir ve her yaz bize bir poşet getirir.
468. chop · fiildoğramak; küçük parçalara kesmekFirst, chop the onions and garlic as finely as you can.Önce soğanı ve sarımsağı elinden geldiğince ince doğra.
469. peel · fiil(kabuğunu) soymakCan you peel the carrots while I get the pan ready?Ben tavayı hazırlarken havuçları soyar mısın?
470. slice · isimdilimHe put a slice of lemon in his glass and sat down by the sea.Bardağına bir dilim limon koydu ve deniz kenarına oturdu.
471. stir · fiilkarıştırmak (kaşıkla)Stir the sauce slowly so that it doesn't burn on the bottom.Sosu yavaşça karıştır ki dibi yanmasın.
472. pour · fiildökmek; doldurmak (sıvı)She poured some tea for each of us and then sat down.Her birimize biraz çay doldurdu ve sonra oturdu.
473. mix · fiilkarıştırmak; birleştirmekMix the flour and the honey until you have a smooth, thick paste.Pürüzsüz, koyu bir karışım elde edene kadar unu ve balı karıştır.
474. roast · fiilfırında kızartmak; kavurmakWe roast the lamb for about two hours with garlic and a little oil.Kuzu etini sarımsak ve biraz yağla yaklaşık iki saat fırında kızartırız.
475. grill · fiilızgarada pişirmekOn summer evenings, my neighbours grill sausages and onions on their small terrace.Yaz akşamları komşularım küçük teraslarında sosis ve soğan ızgara yapar.
476. bowl · isimkase; çanakHe put the strawberries in a large bowl and covered them with yoghurt.Çilekleri büyük bir kaseye koydu ve üzerini yoğurtla kapladı.
477. pan · isimtavaMake sure the pan is hot before you put the mushrooms in.Mantarları koymadan önce tavanın sıcak olduğundan emin ol.
478. saucepan · isimsos tenceresi; saplı tencerePut the beans and some stock in a saucepan and heat them slowly.Fasulyeyi ve biraz et suyunu bir tencereye koy ve yavaşça ısıt.
479. jar · isimkavanozThere's an empty jar on the top shelf if you want to keep the sauce.Sosu saklamak istersen üst rafta boş bir kavanoz var.
480. packet · isimpaketI bought a packet of biscuits and a packet of pasta on my way home.Eve dönerken bir paket bisküvi ve bir paket makarna aldım.
481. order · fiilsipariş vermekAre you ready to order, or do you need a few more minutes?Sipariş vermeye hazır mısınız, yoksa birkaç dakika daha ister misiniz?
482. serve · fiilservis etmek; yemek vermekThey serve a very good lamb dish with beans every Friday.Her cuma fasulyeli çok güzel bir kuzu yemeği servis ediyorlar.
483. tip · isimbahşişThe service was excellent, so we left a ten percent tip on the table.Servis mükemmeldi, bu yüzden masada yüzde on bahşiş bıraktık.
484. vegetarian · sıfatvejetaryen; etsizMy sister has been vegetarian for two years, so I made a mushroom pasta for her.Kız kardeşim iki yıldır vejetaryen, bu yüzden onun için mantarlı makarna yaptım.
485. leftovers · isimartakalan yemek; yemek artıklarıWe had the leftovers from last night's roast for lunch the next day.Ertesi gün öğle için dünkü akşamdan kalan etli yemeği yedik.
486. raw · sıfatçiğ; pişmemişCarrots and peppers are good raw, but I prefer my mushrooms cooked.Havuç ve biber çiğ güzel olur, ama ben mantarı pişmiş severim.
487. ripe · sıfatolgun; yenmeye hazırThese strawberries are perfectly ripe, so we should have them today.Bu çilekler tam olgunlaşmış, o yüzden bugün yemeliyiz.
488. wine · isimşarapWe ordered a bottle of red wine to go with the beef.Dana etinin yanına bir şişe kırmızı şarap sipariş ettik.
489. budget · isimbütçeWe have a small budget for the holiday, so we will stay in a simple hotel.Tatil için bütçemiz az, bu yüzden sade bir otelde kalacağız.
490. deal · isimuygun fırsat; anlaşmaThe phone shop has a great deal on headphones this week.Telefoncuda bu hafta kulaklıklarda harika bir fırsat var.
491. delivery · isimteslimat, getirmeThe delivery of our new sofa is planned for Friday morning.Yeni koltuğumuzun teslimatı Cuma sabahı için planlandı.
492. deliver · fiilteslim etmek, getirmekDoes the pizza place deliver to our street after midnight?Pizzacı gece yarısından sonra bizim sokağa getiriyor mu?
493. return · fiiliade etmek; geri götürmekThe shirt was too tight, so I returned it the next day.Gömlek çok dardı, bu yüzden ertesi gün iade ettim.
494. exchange · fiildeğiştirmek (ürünü başkasıyla)Can I exchange these trousers for a bigger pair, please?Bu pantolonu daha büyük bir bedenle değiştirebilir miyim lütfen?
495. payment · isimödemeThe first payment for the course is due on the fifth of May.Kursun ilk ödemesi mayısın beşinde yapılmalı.
496. tax · isimvergiThe price on the label already includes tax.Etiketteki fiyata vergi dahildir.
497. fee · isimücret, harçThere is a small fee if you want the shop to wrap your present.Hediyenizi mağazanın paketlemesini isterseniz küçük bir ücret var.
498. charge · fiilücret almak, fiyat istemekThe café doesn't charge extra for a second cup of tea.Kafe ikinci bardak çay için ekstra ücret almıyor.
499. rich · sıfatzenginShe isn't rich, but she always finds a way to help others.Zengin değil ama başkalarına yardım etmenin her zaman bir yolunu buluyor.
500. poor · sıfatyoksul, fakirHe grew up in a poor village and started working at twelve.Yoksul bir köyde büyüdü ve on iki yaşında çalışmaya başladı.