A1 İngilizce Kelime Listesi (Sayfa 3)

A1 İngilizce Kelime Listesi: 649 kelime, İngilizceye yeni başlayanlar için günlük hayatın en temel kelimeleri. Her kelimenin Türkçe anlamı ve bir örnek cümlesi var; liste kolaydan zora sıralı.

501–649. kelimeler · Sayfa 3/3 · Güncelleme:

Kelimeler 501–649

KelimeAnlamıÖrnek cümle
501. go straight · kalıpdüz git; dümdüz ilerleGo straight for two hundred metres, and the square is on your left.İki yüz metre düz git, meydan solunda olacak.
502. next to · edatyanında; bitişiğindeThe café is next to the cinema, on the left side.Kafe sinemanın yanında, sol tarafta.
503. between · edatarasındaThe hotel is between the bank and the station.Otel, bankayla istasyonun arasında.
504. behind · edatarkasındaThe garden is behind the church, so you can't see it from the road.Bahçe kilisenin arkasında, bu yüzden yoldan görünmüyor.
505. in front of · edatönündeLet's meet in front of the station at six.Saat altıda istasyonun önünde buluşalım.
506. island · isimadaWe took a boat to a beautiful island on Saturday.Cumartesi günü tekneyle güzel bir adaya gittik.
507. factory · isimfabrikaThe factory outside the town makes chocolate.Kasabanın dışındaki fabrika çikolata üretiyor.
508. capital · isimbaşkentAnkara is the capital of Turkey, but Istanbul is more famous.Ankara Türkiye'nin başkenti ama İstanbul daha ünlü.
509. centre · isimmerkez; ortaThe best cafés are in the centre of the town.En iyi kafeler kasabanın merkezinde.
510. north · isimkuzeyTrabzon is in the north of Turkey, by the Black Sea.Trabzon, Türkiye'nin kuzeyinde, Karadeniz kıyısında.
511. entrance · isimgirişPlease wait for me at the entrance of the stadium.Lütfen beni stadyumun girişinde bekle.
512. exit · isimçıkışThe exit is at the end of the corridor, on the right.Çıkış koridorun sonunda, sağda.
513. weather · isimhava durumu; havaThe weather is very nice today, so we are going to have lunch outdoors.Bugün hava çok güzel, bu yüzden öğle yemeğini dışarıda yiyeceğiz.
514. rain · isimyağmurWe stayed at the café for an hour because of the heavy rain.Şiddetli yağmur yüzünden kafede bir saat kaldık.
515. sun · isimgüneşThe sun comes up at six o'clock in the summer.Yazın güneş saat altıda doğar.
516. snow · isimkarThere was a lot of snow on the roads this morning.Bu sabah yollarda çok kar vardı.
517. wind · isimrüzgârA strong wind blew my hat off my head.Güçlü bir rüzgâr şapkamı başımdan uçurdu.
518. cloud · isimbulutA dark cloud is coming, so it may rain soon.Kara bir bulut geliyor, bu yüzden yakında yağmur yağabilir.
519. hot · sıfatsıcak; çok sıcakIt is too hot in Antalya in August, so we go there in May.Ağustosta Antalya'da hava çok sıcak, bu yüzden oraya mayısta gidiyoruz.
520. cold · sıfatsoğukThe water in the sea is too cold for swimming today.Denizdeki su bugün yüzmek için fazla soğuk.
521. warm · sıfatılık; sıcak (hoş)It is a warm evening, so you don't need a coat.Akşam hava ılık, bu yüzden montuna ihtiyacın yok.
522. cool · sıfatserinThe mornings are cool in September, but the afternoons are warm.Eylülde sabahlar serindir ama öğleden sonraları hava ılıktır.
523. sunny · sıfatgüneşliTomorrow will be sunny, so let's go to the beach.Yarın hava güneşli olacak, hadi plaja gidelim.
524. rainy · sıfatyağmurluIt was a rainy Sunday, so I watched films all day.Yağmurlu bir pazardı, bu yüzden bütün gün film izledim.
525. cloudy · sıfatbulutluIt is cloudy this morning, but the sun may come out later.Bu sabah hava bulutlu ama güneş daha sonra çıkabilir.
526. windy · sıfatrüzgârlıIt is too windy to use an umbrella today.Bugün şemsiye kullanmak için hava çok rüzgârlı.
527. storm · isimfırtınaThe storm last night broke a tree near our car.Dün geceki fırtına arabamızın yanındaki bir ağacı kırdı.
528. temperature · isimsıcaklık; dereceThe temperature today is twenty degrees.Bugün sıcaklık yirmi derece.
529. season · isimmevsimWhich season is your favourite, summer or winter?En sevdiğin mevsim hangisi, yaz mı kış mı?
530. spring · isimilkbaharIn spring, the trees in our street turn green again.İlkbaharda sokağımızdaki ağaçlar yeniden yeşillenir.
531. summer · isimyazWe always go to the sea in summer.Yazın her zaman denize gideriz.
532. autumn · isimsonbaharAutumn is my favourite season because the weather is cool and calm.Sonbahar en sevdiğim mevsim çünkü hava serin ve sakin.
533. winter · isimkışWinter in Erzurum is very long and very cold.Erzurum'da kış çok uzun ve çok soğuktur.
534. wet · sıfatıslakMy shoes are wet because I forgot my umbrella.Şemsiyemi unuttuğum için ayakkabılarım ıslak.
535. dry · sıfatkuruThe ground is dry because it has not rained for a month.Bir aydır yağmur yağmadığı için toprak kuru.
536. umbrella · isimşemsiyeTake an umbrella with you because the sky is very dark.Yanına bir şemsiye al çünkü gökyüzü çok karanlık.
537. dog · isimköpekMy dog waits for me at the gate every evening.Köpeğim her akşam beni kapıda bekler.
538. cat · isimkediThe cat is sitting in the sun on the car.Kedi arabanın üzerinde güneşleniyor.
539. bird · isimkuşA bird sings outside my window every morning.Her sabah penceremin dışında bir kuş ötüyor.
540. horse · isimatShe rides a horse every Saturday morning in the mountains.Her cumartesi sabahı dağlarda ata biniyor.
541. cow · isiminekThe cows were standing in the green field near the river.İnekler nehrin yakınındaki yeşil tarlada duruyordu.
542. sheep · isimkoyunA farmer was taking his sheep up the mountain.Bir çiftçi koyunlarını dağa çıkarıyordu.
543. rabbit · isimtavşanA white rabbit ran across the grass.Beyaz bir tavşan çimenlerin üzerinden koştu.
544. animal · isimhayvanWhat is your favourite animal at the zoo?Hayvanat bahçesindeki en sevdiğin hayvan hangisi?
545. tree · isimağaçWe had a picnic under a tall tree.Uzun bir ağacın altında piknik yaptık.
546. flower · isimçiçekHe brought me a red flower on my birthday.Doğum günümde bana kırmızı bir çiçek getirdi.
547. grass · isimçimen; otThe children are playing football on the grass.Çocuklar çimenin üzerinde futbol oynuyor.
548. leaf · isimyaprakIn autumn, every leaf on this tree turns yellow or brown.Sonbaharda bu ağacın her yaprağı sarıya ya da kahverengiye döner.
549. forest · isimormanThere are many animals in this forest, including birds and rabbits.Bu ormanda kuşlar ve tavşanlar dahil birçok hayvan var.
550. sky · isimgökyüzü; gökThe sky is blue and there isn't a single cloud.Gökyüzü mavi ve tek bir bulut bile yok.
551. moon · isimay (gök cismi)The moon is very bright tonight.Ay bu gece çok parlak.
552. star · isimyıldızWe counted the stars from the beach until midnight.Gece yarısına kadar plajdan yıldızları saydık.
553. fog · isimsisThere was thick fog this morning, so the ferry did not leave.Bu sabah yoğun sis vardı, bu yüzden vapur kalkmadı.
554. nature · isimdoğaOn weekends, I go to the mountains to enjoy nature.Hafta sonları doğanın tadını çıkarmak için dağlara giderim.
555. head · isimbaş, kafaMy head hurts, so I am going to sit down for a few minutes.Başım ağrıyor, bu yüzden birkaç dakika oturacağım.
556. hand · isimelPlease raise your hand if you are ready to start the class.Derse başlamaya hazırsanız lütfen elinizi kaldırın.
557. eye · isimgözI have something in my eye, and it is very painful.Gözüme bir şey kaçtı ve çok acıyor.
558. ear · isimkulakMy left ear hurts when I swim in cold water.Soğuk suda yüzdüğümde sol kulağım ağrıyor.
559. nose · isimburunHe blew his nose and put the tissue in his pocket.Sümkürdü ve mendili cebine koydu.
560. mouth · isimağızSay 'ah' with your mouth wide, so I can see your throat.Boğazını görebilmem için ağzın iyice açıkken 'aa' de.
561. leg · isimbacakI fell on the ice and hurt my right leg.Buzda düştüm ve sağ bacağımı incittim.
562. foot · isimayak (çoğul: feet)I hurt my foot while playing football yesterday.Dün futbol oynarken ayağımı incittim.
563. arm · isimkolHe broke his arm when he fell from the tree.Ağaçtan düşünce kolunu kırdı.
564. back · isimsırt; belMy back hurts because I sat in front of the computer all day.Bütün gün bilgisayarın başında oturduğum için sırtım ağrıyor.
565. stomach · isimmide; karınDon't run straight after lunch, or you may get a pain in your stomach.Öğle yemeğinden hemen sonra koşma, yoksa karnına ağrı girebilir.
566. tooth · isimdiş (çoğul: teeth)My little son lost his first tooth last night.Küçük oğlum dün gece ilk dişini kaybetti.
567. hair · isimsaç; kılShe has short black hair and brown eyes.Kısa siyah saçları ve kahverengi gözleri var.
568. face · isimyüzYour face is red. Do you have a fever?Yüzün kıpkırmızı. Ateşin mi var?
569. finger · isimparmak (el parmağı)I cut my finger while I was chopping onions.Soğan doğrarken parmağımı kestim.
570. neck · isimboyunMy neck is stiff after sitting at the computer all day.Bütün gün bilgisayar başında oturduktan sonra boynum tutuldu.
571. knee · isimdizHe fell and hurt his knee on the football pitch.Düştü ve futbol sahasında dizini incitti.
572. heart · isimkalpRegular exercise is good for your heart.Düzenli egzersiz kalbin için iyidir.
573. throat · isimboğazI have a sore throat, so I can't talk much today.Boğazım ağrıyor, bu yüzden bugün fazla konuşamıyorum.
574. shoulder · isimomuzShe carries her heavy bag on one shoulder.Ağır çantasını tek omzunda taşıyor.
575. healthy · sıfatsağlıklı; sağlığa yararlıFruit and vegetables are healthy, so try to have them every day.Meyve ve sebze sağlıklıdır, bu yüzden her gün tüketmeye çalış.
576. sick · sıfathasta; midesi bulananI feel sick, so I am going to lie down for a while.Midem bulanıyor, o yüzden bir süre uzanacağım.
577. ill · sıfathasta, rahatsızTom is ill today, so he can't come to the party.Tom bugün hasta, bu yüzden partiye gelemiyor.
578. pain · isimağrı, acıI have a sharp pain in my chest when I cough.Öksürdüğümde göğsümde keskin bir ağrı hissediyorum.
579. headache · isimbaş ağrısıI have a terrible headache, so I am turning off the music.Başım çok ağrıyor, bu yüzden müziği kapatıyorum.
580. stomachache · isimkarın ağrısı, mide ağrısıHe had a stomachache after too much ice cream.Çok fazla dondurma yedikten sonra karnı ağrıdı.
581. toothache · isimdiş ağrısıI have a bad toothache, so I'm calling the dentist now.Çok kötü bir diş ağrım var, bu yüzden şimdi diş hekimini arıyorum.
582. cough · isimöksürükHe has a bad cough, so he drinks warm tea with honey.Kötü bir öksürüğü var, bu yüzden ballı sıcak çay içiyor.
583. fever · isimateş (hastalık ateşi)The baby has a fever, so her parents are calling the clinic.Bebeğin ateşi var, bu yüzden ailesi kliniği arıyor.
584. medicine · isimilaçTake this medicine twice a day after breakfast.Bu ilacı günde iki kez, kahvaltıdan sonra al.
585. nurse · isimhemşireThe nurse took my temperature and wrote it on a card.Hemşire ateşimi ölçtü ve bir karta yazdı.
586. dentist · isimdiş hekimiI go to the dentist twice a year.Yılda iki kez diş hekimine gidiyorum.
587. patient · isimhasta (tedavi gören kişi)The patient is waiting in the corridor with her husband.Hasta, kocasıyla birlikte koridorda bekliyor.
588. rest · fiildinlenmekYou should rest for two days until your leg feels better.Bacağın iyileşene kadar iki gün dinlenmelisin.
589. hurt · fiilacımak, ağrımak; incitmekWhere does it hurt? Show me with your finger.Neresi ağrıyor? Parmağınla göster.
590. body · isimvücut, bedenWater is very important for the human body.Su, insan vücudu için çok önemlidir.
591. skin · isimcilt, deriUse some cream if your skin is dry in winter.Kışın cildin kuruysa krem kullan.
592. exercise · isimegzersiz, spor hareketiSwimming is good exercise for your back.Yüzmek, sırtın için iyi bir egzersizdir.
593. diet · isimbeslenme düzeni; diyetMy diet is simple: lots of vegetables, some fish and very little sugar.Beslenmem basit: bol sebze, biraz balık ve çok az şeker.
594. strong · sıfatgüçlü, kuvvetliMy grandfather is very strong; he carries heavy bags easily.Dedem çok güçlü; ağır çantaları kolayca taşıyor.
595. flu · isimgripHalf of our class has the flu this week.Sınıfımızın yarısı bu hafta grip oldu.
596. ambulance · isimambulansSomeone called an ambulance after the accident.Kazadan sonra biri ambulans çağırdı.
597. blood · isimkanThe nurse took a little blood from my arm for the test.Hemşire test için kolumdan biraz kan aldı.
598. feel · fiilhissetmek; (kendini) ... hissetmekHow do you feel today? I feel much better, thank you.Bugün nasıl hissediyorsun? Kendimi çok daha iyi hissediyorum, teşekkürler.
599. take care of · kalıpbakmak, ilgilenmek; kendine iyi bakmakTake care of yourself and get plenty of rest this weekend.Kendine iyi bak ve bu hafta sonu bol bol dinlen.
600. sore · sıfatağrıyan, sızlayanMy legs are sore after the long football match.Uzun futbol maçından sonra bacaklarım sızlıyor.
601. get well soon · kalıpgeçmiş olsun, çabuk iyileşGet well soon! Everyone in the class is thinking of you.Geçmiş olsun! Sınıftaki herkes seni düşünüyor.
602. feeling · isimduygu; hisI have a good feeling about tomorrow.Yarın hakkında içimde iyi bir his var.
603. fine · sıfatiyi; sağlıklı; sorun yokI had a headache this morning, but now I am fine.Bu sabah başım ağrıyordu ama şimdi iyiyim.
604. good · sıfatiyi; hoşThe weather is good, so let's have a picnic.Hava güzel, o yüzden piknik yapalım.
605. bad · sıfatkötü; fenaI have bad news: the match is cancelled.Kötü bir haberim var: maç iptal edildi.
606. glad · sıfatmemnun; sevinenI am glad you can come to my birthday party.Doğum günü partime gelebildiğin için memnunum.
607. sorry · sıfatüzgün; pişman; özür dilerimI'm sorry, I didn't hear your name. Can you say it again?Üzgünüm, adını duymadım. Tekrar söyler misin?
608. cry · fiilağlamakThe baby cries when she is hungry.Bebek acıktığında ağlıyor.
609. scared · sıfatkorkmuş; ürkmüşThe little dog is scared of loud noises.Küçük köpek yüksek seslerden korkuyor.
610. calm · sıfatsakin; durgunPlease stay calm and tell me what happened.Lütfen sakin ol ve bana ne olduğunu anlat.
611. lazy · sıfattembel; üşengeçI feel lazy on Sundays and stay in my pyjamas all day.Pazarları kendimi tembel hissediyor ve bütün gün pijamamla kalıyorum.
612. brave · sıfatcesur; yürekliThe brave boy jumped into the water to get the ball.Cesur çocuk topu almak için suya atladı.
613. careful · sıfatdikkatli; özenliBe careful with that tea, it is very hot.O çaya dikkat et, çok sıcak.
614. serious · sıfatciddi; ağırbaşlıDad looks serious today, so I think something is wrong.Babam bugün ciddi görünüyor, bence bir sorun var.
615. honest · sıfatdürüst; samimiShe is an honest girl and always tells the truth.O dürüst bir kız ve her zaman doğruyu söylüyor.
616. surprised · sıfatşaşırmışI was surprised when I saw my cousin at the party.Kuzenimi partide görünce şaşırdım.
617. surprise · isimsürpriz; şaşkınlıkThe flowers were a nice surprise for my mum.Çiçekler annem için güzel bir sürprizdi.
618. hate · fiilnefret etmek; hiç sevmemekI hate waking up early on cold mornings.Soğuk sabahlarda erken kalkmaktan nefret ediyorum.
619. dream · isimrüya; hayalI had a strange dream about a talking cat last night.Dün gece konuşan bir kedi hakkında garip bir rüya gördüm.
620. pleased · sıfatmemnun; hoşnutMy parents were pleased with my good results.Ailem iyi sonuçlarımdan memnun kaldı.
621. great · sıfatharika; çok güzelThat is great news, congratulations!Bu harika bir haber, tebrikler!
622. alone · sıfatyalnız; tek başınaHe often goes to the cinema alone on Fridays.Cuma günleri sık sık sinemaya tek başına gidiyor.
623. shout · fiilbağırmakPlease don't shout; I can hear you very well.Lütfen bağırma; seni çok iyi duyabiliyorum.
624. joke · isimşaka; fıkraMy uncle always tells a joke at dinner.Amcam akşam yemeğinde hep bir fıkra anlatır.
625. interested · sıfatilgili; ilgi duyanShe is interested in animals and reads about them often.Hayvanlara ilgi duyuyor ve onlar hakkında sık sık okuyor.
626. lucky · sıfatşanslıI was lucky because the rain stopped before I went out.Şanslıydım çünkü ben dışarı çıkmadan önce yağmur durdu.
627. cute · sıfatsevimli; tatlıYour puppy is so cute with those round eyes.Yavru köpeğin o yuvarlak gözleriyle çok sevimli.
628. engineer · isimmühendisMy uncle is an engineer and he designs bridges and roads.Amcam mühendis ve köprüler ile yollar tasarlıyor.
629. waiter · isimgarsonThe waiter brought our order very quickly and smiled at us.Garson siparişimizi çok çabuk getirdi ve bize gülümsedi.
630. police officer · isimpolis memuruA police officer stood at the corner and showed the tourists the way.Bir polis memuru köşede durup turistlere yolu gösterdi.
631. farmer · isimçiftçiThe farmer gets up at five o'clock to feed his cows.Çiftçi ineklerini beslemek için saat beşte kalkar.
632. lawyer · isimavukatThe lawyer read the papers carefully before speaking to the judge.Avukat, yargıçla konuşmadan önce belgeleri dikkatle okudu.
633. chef · isimaşçıbaşı; şefThe chef prepares pasta for about a hundred guests every evening.Şef her akşam yaklaşık yüz misafir için makarna hazırlar.
634. pilot · isimpilotThe pilot said we would land in two hours.Pilot iki saat içinde ineceğimizi söyledi.
635. hairdresser · isimkuaförThe hairdresser made my hair much shorter and it looks great.Kuaför saçımı epey kısalttı ve harika görünüyor.
636. computer · isimbilgisayarI use a computer to write reports all day.Bütün gün rapor yazmak için bilgisayar kullanıyorum.
637. email · isime-postaPlease send me an email before Friday.Lütfen cumadan önce bana bir e-posta gönderin.
638. break · isimmola; araWe have a ten-minute break at eleven o'clock.Saat on birde on dakikalık bir molamız var.
639. tool · isimalet; araçA hammer is a useful tool for a builder.Çekiç, bir inşaat ustası için yararlı bir alettir.
640. start · fiilbaşlamakI start at eight o'clock every morning.Her sabah saat sekizde başlarım.
641. finish · fiilbitirmek; sona ermekI usually finish at five o'clock on weekdays.Hafta içi genellikle saat beşte bitiririm.
642. baker · isimfırıncıThe baker gets up at three to make the morning rolls.Fırıncı sabah ekmekleri yapmak için saat üçte kalkar.
643. vet · isimveterinerThe vet checked my dog and said it was healthy.Veteriner köpeğimi muayene etti ve sağlıklı olduğunu söyledi.
644. tell · fiilsöylemek; anlatmak; haber vermekCan you tell me the time of the next show?Bir sonraki gösterinin saatini bana söyleyebilir misin?
645. say · fiilsöylemek; demekWhat did she say about the new plan?Yeni plan hakkında ne dedi?
646. excuse me · kalıpaffedersiniz; pardon (dikkat çekmek için)Excuse me, is anyone sitting here?Affedersiniz, burada oturan var mı?
647. thank · fiilteşekkür etmekI want to thank everyone for coming tonight.Bu akşam geldiğiniz için herkese teşekkür etmek istiyorum.
648. you're welcome · kalıprica ederim; bir şey değil"Thanks for the information." "You're welcome, any time.""Bilgi için teşekkürler." "Rica ederim, her zaman."
649. classroom · isimsınıf; ders odasıThe classroom was so quiet that you could hear the clock ticking on the wall.Sınıf o kadar sessizdi ki duvardaki saatin tik taklarını duyabiliyordunuz.