A1 İngilizce Kelime Listesi (Sayfa 2)

A1 İngilizce Kelime Listesi: 649 kelime, İngilizceye yeni başlayanlar için günlük hayatın en temel kelimeleri. Her kelimenin Türkçe anlamı ve bir örnek cümlesi var; liste kolaydan zora sıralı.

251–500. kelimeler · Sayfa 2/3 · Güncelleme:

Kelimeler 251–500

KelimeAnlamıÖrnek cümle
251. concert · isimkonserWe have tickets for a concert next Friday.Gelecek cuma günkü konser için biletlerimiz var.
252. match · isimmaç; karşılaşmaThe match starts at eight o'clock tonight.Maç bu akşam saat sekizde başlıyor.
253. win · fiilkazanmak; yenmekOur team wants to win the game on Sunday.Takımımız pazar günkü maçı kazanmak istiyor.
254. lose · fiilkaybetmek (oyunu, maçı)We lost the game, but we had a lot of fun.Oyunu kaybettik ama çok eğlendik.
255. player · isimoyuncu; sporcuHe is the best player in our basketball club.O, basketbol kulübümüzün en iyi oyuncusu.
256. club · isimkulüp; dernekI go to a chess club on Monday evenings.Pazartesi akşamları bir satranç kulübüne gidiyorum.
257. join · fiilkatılmak; üye olmakWould you like to join our running club?Koşu kulübümüze katılmak ister misin?
258. practise · fiilpratik yapmak; çalışmak (bir beceri için)I practise the guitar for twenty minutes every day.Her gün yirmi dakika gitar pratiği yapıyorum.
259. yoga · isimyogaShe does yoga in the living room before work.İşten önce oturma odasında yoga yapıyor.
260. hiking · isimdoğa yürüyüşü; dağ yürüyüşüWe go hiking in the mountains every spring.Her ilkbahar dağlarda doğa yürüyüşüne çıkıyoruz.
261. camping · isimkamp yapmaCamping by the lake was the best part of our summer.Göl kenarında kamp yapmak yazımızın en güzel kısmıydı.
262. picnic · isimpiknikLet's have a picnic by the river if the weather is good.Hava güzel olursa nehrin kenarında piknik yapalım.
263. chess · isimsatrançMy grandfather taught me chess when I was seven.Dedem bana yedi yaşımdayken satranç öğretti.
264. puzzle · isimyapboz; bulmacaWe did a big puzzle together on a rainy Sunday.Yağmurlu bir pazar günü birlikte büyük bir yapboz yaptık.
265. magazine · isimdergiHe reads a sports magazine at the café every Saturday.Her cumartesi kafede bir spor dergisi okur.
266. novel · isimromanI am reading a very exciting novel at the moment.Şu anda çok heyecanlı bir roman okuyorum.
267. series · isimdizi (televizyon dizisi)We finished a long series in just two weeks.Uzun bir diziyi sadece iki haftada bitirdik.
268. online · sıfatçevrimiçi; internet üzerindenHe plays online games with people from other countries.Başka ülkelerden insanlarla çevrimiçi oyunlar oynuyor.
269. social media · isimsosyal medyaI spend too much time on social media in the evenings.Akşamları sosyal medyada çok fazla zaman geçiriyorum.
270. collect · fiilbiriktirmek; koleksiyon yapmakMy uncle collects old stamps and keeps them in a special album.Amcam eski pulları biriktirir ve onları özel bir albümde saklar.
271. ball · isimtopThe boys kicked the ball over the fence.Çocuklar topu çitin üzerinden tekmeledi.
272. tennis · isimtenisShe has tennis lessons twice a week.Haftada iki kez tenis dersi alıyor.
273. basketball · isimbasketbolBasketball is a very popular sport at our school.Basketbol okulumuzda çok popüler bir spor.
274. training · isimantrenman, idmanOur training starts at six, so please don't be late.Antrenmanımız altıda başlıyor, o yüzden lütfen geç kalma.
275. coach · isimantrenörThe coach told us to run two more laps around the field.Antrenör bize sahanın etrafında iki tur daha koşmamızı söyledi.
276. score · fiilgol atmak; sayı yapmakEmre scored two goals in the second half.Emre ikinci yarıda iki gol attı.
277. goal · isimgol; kaleWhat a great goal! The crowd stood up and cheered.Ne harika bir gol! Kalabalık ayağa kalkıp alkışladı.
278. fast · sıfathızlı, çabukShe is the fastest runner in our group.O, grubumuzdaki en hızlı koşucu.
279. slow · sıfatyavaşI am a slow swimmer, but I enjoy it a lot.Yavaş bir yüzücüyüm ama bundan çok keyif alıyorum.
280. fitness · isimzindelik, fiziksel formSwimming is a good way to improve your fitness.Yüzme, formunu geliştirmek için iyi bir yoldur.
281. jump · fiilzıplamak, atlamakThe children jump over the rope again and again.Çocuklar ipin üzerinden tekrar tekrar atlıyor.
282. throw · fiilatmak (fırlatmak)Throw the ball to me, and I will catch it.Topu bana at, ben yakalayacağım.
283. kick · fiiltekmelemek, vurmak (ayakla)He kicked the ball very hard and it hit the wall.Topa çok sert vurdu ve top duvara çarptı.
284. race · isimyarışThere is a short race for children before the main event.Ana etkinlikten önce çocuklar için kısa bir yarış var.
285. swimming · isimyüzme (spor)Swimming is good for your back and your heart.Yüzme, sırtın ve kalbin için iyidir.
286. running · isimkoşu, koşu sporuRunning by the sea in the morning is my favourite hobby.Sabahları deniz kenarında koşmak en sevdiğim hobi.
287. cycling · isimbisiklet sporu, bisiklete binmeCycling is popular here because the roads are flat.Yollar düz olduğu için burada bisiklet sporu popüler.
288. fan · isimtaraftar, hayranMy uncle is a big fan of Galatasaray.Amcam Galatasaray'ın büyük bir taraftarı.
289. champion · isimşampiyonShe became the national swimming champion at the age of sixteen.On altı yaşında ulusal yüzme şampiyonu oldu.
290. referee · isimhakemThe referee blew his whistle and the match ended.Hakem düdüğünü çaldı ve maç bitti.
291. court · isimkort, saha (tenis, basketbol)The tennis court is behind the sports hall.Tenis kortu spor salonunun arkasında.
292. racket · isimraketI left my racket in the car, so I can't play now.Raketimi arabada unuttum, bu yüzden şimdi oynayamam.
293. stretch · fiilesneme hareketi yapmak, gerinmekAlways stretch your legs before you go for a run.Koşuya çıkmadan önce bacaklarını mutlaka esnet.
294. weights · isimağırlıklar (halter, dambıl)He lifts weights three times a week to get stronger.Daha güçlü olmak için haftada üç kez ağırlık kaldırıyor.
295. muscle · isimkasMy leg muscles hurt after the long run.Uzun koşudan sonra bacak kaslarım ağrıyor.
296. trainers · isimspor ayakkabıPut on your trainers; we are going to play football.Spor ayakkabılarını giy; futbol oynamaya gidiyoruz.
297. ski · fiilkayak yapmakEvery winter we go to Uludağ to ski.Her kış kayak yapmak için Uludağ'a gidiyoruz.
298. beat · fiilyenmekOur school team beat the other school three goals to one.Okul takımımız diğer okulu üç bire yendi.
299. marathon · isimmaratonMy uncle ran a marathon in Istanbul last November.Amcam geçen kasımda İstanbul'da maraton koştu.
300. medal · isimmadalyaShe won a gold medal in the swimming race.Yüzme yarışında altın madalya kazandı.
301. energy · isimenerjiI have more energy after I do some exercise in the morning.Sabah biraz egzersiz yaptıktan sonra daha çok enerjim oluyor.
302. climb · fiiltırmanmakOn Sunday we climb the hill behind the village for exercise.Pazar günü egzersiz için köyün arkasındaki tepeye tırmanıyoruz.
303. phone · isimtelefonI left my phone on the kitchen table, so I could not read your message.Telefonumu mutfak masasında unuttum, bu yüzden mesajını okuyamadım.
304. internet · isiminternetWe don't have the internet in our holiday cabin, so we read paper books.Tatil kulübemizde internet yok, bu yüzden basılı kitap okuyoruz.
305. website · isimweb sitesiThe website of the bus company shows all the times for next week.Otobüs firmasının web sitesi gelecek haftanın tüm saatlerini gösteriyor.
306. message · isimmesaj; iletiI got a message from Ali saying that he will be ten minutes late.Ali'den, on dakika geç kalacağını söyleyen bir mesaj aldım.
307. text · fiilkısa mesaj göndermekPlease text me when you arrive, and I will come down to meet you.Lütfen vardığında bana mesaj at, ben de seni karşılamaya ineyim.
308. smartphone · isimakıllı telefonMy grandfather bought a smartphone last month and now he sends us photos every day.Dedem geçen ay akıllı telefon aldı ve şimdi bize her gün fotoğraf gönderiyor.
309. laptop · isimdizüstü bilgisayarShe carries her laptop in a black bag when she goes to the library.Kütüphaneye giderken dizüstü bilgisayarını siyah bir çantada taşıyor.
310. screen · isimekranThe screen of my phone is broken, but I can still use it.Telefonumun ekranı kırık ama yine de kullanabiliyorum.
311. keyboard · isimklavyeI spilled tea on my keyboard, and now some letters do not work.Klavyemin üstüne çay döktüm ve şimdi bazı harfler çalışmıyor.
312. mouse · isim(bilgisayar) faresiI prefer to use a mouse instead of the small pad on my laptop.Dizüstü bilgisayarımdaki küçük yüzey yerine fare kullanmayı tercih ederim.
313. app · isimuygulamaThere is a good app for English words, and I use it on the bus.İngilizce kelimeler için iyi bir uygulama var ve onu otobüste kullanıyorum.
314. password · isimşifre; parolaI forgot my password, so I could not log in to my email.Şifremi unuttum, bu yüzden e-postama giriş yapamadım.
315. video · isimvideoWe made a short video of the children at the beach and sent it to Grandma.Çocukların plajdaki kısa bir videosunu çektik ve büyükanneye gönderdik.
316. television · isimtelevizyonThe television in the living room is too loud, so please turn it down.Oturma odasındaki televizyon çok yüksek sesli, lütfen sesini kıs.
317. radio · isimradyoMy father listens to the radio every morning while he makes his breakfast.Babam her sabah kahvaltısını hazırlarken radyo dinler.
318. news · isimhaberler; haberI read the news on my phone before I get out of bed.Yataktan kalkmadan önce telefonumdan haberleri okurum.
319. newspaper · isimgazeteMy grandfather reads the newspaper with his tea every afternoon.Dedem her öğleden sonra çayının yanında gazete okur.
320. channel · isimkanalMy brother has a YouTube channel about cooking, and it has two hundred followers.Kardeşimin yemek hakkında bir YouTube kanalı var ve iki yüz takipçisi var.
321. programme · isimprogram (televizyon veya radyo)My favourite programme starts at eight o'clock, so please do not phone me then.En sevdiğim program saat sekizde başlıyor, o yüzden o saatte beni arama.
322. click · fiiltıklamakClick on the blue button to start the video.Videoyu başlatmak için mavi düğmeye tıkla.
323. search · fiilaramak; arama yapmakI searched for a cheap flight to Izmir, but I found nothing good.İzmir'e ucuz bir uçuş aradım ama iyi bir şey bulamadım.
324. download · fiilindirmekPlease download the app before the lesson starts tomorrow.Lütfen yarın ders başlamadan önce uygulamayı indir.
325. send · fiilgöndermekCan you send me the address by email tonight?Adresi bu akşam bana e-postayla gönderebilir misin?
326. type · fiilyazmak (klavyeyle); daktilo etmekMy grandmother types very slowly, but she never makes a mistake.Büyükannem çok yavaş yazıyor ama hiç hata yapmıyor.
327. wi-fi · isimkablosuz internetDoes this café have wi-fi? I have to send an email to my manager.Bu kafede kablosuz internet var mı? Müdürüme bir e-posta göndermem gerekiyor.
328. battery · isimpil; bataryaMy phone battery is almost empty, and I forgot my charger at home.Telefonumun pili neredeyse bitti ve şarj aletimi evde unuttum.
329. charger · isimşarj aletiDo you have a charger for this phone? Mine is broken.Bu telefon için şarj aletin var mı? Benimki bozuk.
330. headphones · isimkulaklıkHe wears headphones on the train so he does not hear the noise.Gürültüyü duymamak için trende kulaklık takıyor.
331. account · isimhesap (internet hesabı)I made an account on the website, and now I can see my orders.Web sitesinde bir hesap açtım ve artık siparişlerimi görebiliyorum.
332. file · isimdosyaI sent you the file, but it is too big for email.Dosyayı sana gönderdim ama e-posta için çok büyük.
333. print · fiilyazdırmak; çıktı almakCould you print this form for me? The printer in my flat is broken.Bu formu benim için yazdırabilir misin? Dairemdeki yazıcı bozuk.
334. tablet · isimtablet bilgisayarMy daughter reads stories on a tablet before she goes to bed.Kızım yatmadan önce tablette hikâye okuyor.
335. link · isimbağlantı; linkI will send you the link to the video, so you can watch it too.Videonun bağlantısını sana göndereceğim, böylece sen de izleyebilirsin.
336. post · fiilpaylaşmak; internette yayımlamakShe posts a photo of her breakfast on social media every morning.Her sabah kahvaltısının bir fotoğrafını sosyal medyada paylaşıyor.
337. turn on · öbek fiilaçmak (cihazı çalıştırmak)Please turn on the television, because the match starts in five minutes.Lütfen televizyonu aç, çünkü maç beş dakika sonra başlıyor.
338. turn off · öbek fiilkapatmak (cihazı durdurmak)Turn off your phone in the exam, or the teacher will take it.Sınavda telefonunu kapat, yoksa öğretmen onu alır.
339. chat · fiilsohbet etmek; çevrimiçi yazışmakI chat with my cousin in Germany on my phone every Sunday.Almanya'daki kuzenimle her pazar telefondan yazışıyorum.
340. food · isimyiyecek; yemekThe food in this café is cheap and very good.Bu kafedeki yemekler ucuz ve çok iyi.
341. water · isimsuPlease give me a glass of water with some ice.Lütfen bana buzlu bir bardak su verir misiniz?
342. bread · isimekmekWe had bread and olives for breakfast this morning.Bu sabah kahvaltıda ekmek ve zeytin yedik.
343. milk · isimsütI put a little milk in my coffee.Kahveme biraz süt koyuyorum.
344. coffee · isimkahveDo you take sugar in your coffee, or just milk?Kahvene şeker mi alıyorsun, yoksa sadece süt mü?
345. tea · isimçayTurkish tea is served hot in thin glasses after every meal.Türk çayı her yemekten sonra ince belli bardaklarda sıcak olarak servis edilir.
346. egg · isimyumurtaI usually have one boiled egg and some olives for breakfast.Kahvaltıda genellikle bir haşlanmış yumurta ve biraz zeytin yerim.
347. rice · isimpirinç; pilavRice with chicken is my favourite dinner during the week.Tavuklu pilav hafta içi en sevdiğim akşam yemeğidir.
348. meat · isimetMy uncle never eats meat, so he chooses vegetable dishes.Amcam hiç et yemez, bu yüzden sebze yemeklerini seçer.
349. chicken · isimtavuk; tavuk etiThe chicken is in the oven and will be ready in an hour.Tavuk fırında ve bir saate hazır olur.
350. fish · isimbalıkFish is cheap at the harbour on Saturday mornings.Cumartesi sabahları limanda balık ucuzdur.
351. cheese · isimpeynirPut some cheese on the bread, then add a tomato.Ekmeğin üzerine biraz peynir koy, sonra bir domates ekle.
352. apple · isimelmaShe keeps an apple in her bag for the afternoon.Öğleden sonra için çantasında bir elma bulundurur.
353. banana · isimmuzA banana is a quick breakfast when you have no time.Vaktin olmadığında muz hızlı bir kahvaltıdır.
354. tomato · isimdomatesCut the tomato into thin pieces for the salad.Domatesi salata için ince parçalara kes.
355. potato · isimpatatesI made mashed potato with butter for the whole group.Bütün grup için tereyağlı patates püresi yaptım.
356. vegetable · isimsebzeSpinach is a green vegetable with a lot of iron.Ispanak bol demir içeren yeşil bir sebzedir.
357. fruit · isimmeyveWe have fresh fruit after dinner every evening.Her akşam yemekten sonra taze meyve yeriz.
358. salad · isimsalataI ordered a green salad and a bowl of soup.Bir yeşil salata ve bir kase çorba sipariş ettim.
359. soup · isimçorbaHot lentil soup is perfect on a cold winter day.Sıcak mercimek çorbası soğuk bir kış günü için mükemmeldir.
360. sandwich · isimsandviçHe takes a cheese sandwich to the factory every day.Her gün fabrikaya peynirli bir sandviç götürüyor.
361. breakfast · isimkahvaltıBreakfast is at seven, so please come downstairs on time.Kahvaltı saat yedide, o yüzden lütfen zamanında aşağı gelin.
362. lunch · isimöğle yemeğiWe usually have lunch at one o'clock in the canteen.Genellikle saat birde kantinde öğle yemeği yeriz.
363. dinner · isimakşam yemeğiDinner is ready! Please wash your hands and come downstairs.Akşam yemeği hazır! Lütfen ellerinizi yıkayıp aşağı gelin.
364. hungry · sıfataçI'm very hungry because I didn't have breakfast this morning.Bu sabah kahvaltı yapmadığım için çok açım.
365. thirsty · sıfatsusamışAfter the long football game, all the players were thirsty.Uzun futbol maçından sonra bütün oyuncular susamıştı.
366. delicious · sıfatlezzetli; nefisThis soup is delicious. Can you give me the recipe?Bu çorba çok lezzetli. Bana tarifini verebilir misin?
367. sweet · sıfattatlı; şekerliBaklava is very sweet, so I have it with black tea.Baklava çok tatlıdır, bu yüzden onu sade çayla yerim.
368. salty · sıfattuzluThe soup is too salty, so I'll add some water.Çorba çok tuzlu, o yüzden biraz su ekleyeceğim.
369. sugar · isimşekerHow many spoons of sugar do you take in your tea?Çayına kaç kaşık şeker alıyorsun?
370. salt · isimtuzCould you pass the salt, please? My egg has no taste.Tuzu uzatabilir misiniz lütfen? Yumurtamın hiç tadı yok.
371. butter · isimtereyağıSpread some butter on the bread before you add the jam.Reçeli eklemeden önce ekmeğin üzerine biraz tereyağı sür.
372. juice · isimmeyve suyuA glass of orange juice is on the tray for you.Tepside senin için bir bardak portakal suyu var.
373. cake · isimkek; pastaWe made a chocolate cake for my cousin's birthday.Kuzenimin doğum günü için çikolatalı bir kek yaptık.
374. menu · isimmenüCan we see the menu, please? We are ready to order.Menüyü görebilir miyiz lütfen? Sipariş vermeye hazırız.
375. glass · isimbardakHe dropped a glass of water and it broke on the floor.Bir bardak suyu düşürdü ve yerde kırıldı.
376. bottle · isimşişePlease bring a bottle of water and two glasses.Lütfen bir şişe su ve iki bardak getirin.
377. knife · isimbıçakBe careful with that knife; it is very sharp.O bıçağa dikkat et; çok keskin.
378. fork · isimçatalI use a fork for pasta and a spoon for soup.Makarna için çatal, çorba için kaşık kullanırım.
379. spoon · isimkaşıkStir the tea with a spoon so the sugar melts.Şeker erisin diye çayı bir kaşıkla karıştır.
380. boil · fiilkaynatmak; haşlamak; kaynamakBoil the water first, then add the pasta.Önce suyu kaynat, sonra makarnayı ekle.
381. fry · fiilkızartmak; kızarmakFry the onions in a little oil for five minutes.Soğanları az yağda beş dakika kavur.
382. bake · fiilfırında pişirmekMy grandmother bakes bread in a stone oven every Sunday.Büyükannem her pazar taş fırında ekmek pişirir.
383. cut · fiilkesmek; dilimlemekPlease cut the cake into eight equal pieces.Lütfen keki sekiz eşit parçaya kes.
384. recipe · isimyemek tarifiThis recipe for soup is simple and uses only five things.Bu çorba tarifi basit ve sadece beş malzeme kullanıyor.
385. price · isimfiyat; bir şeyin kaç para olduğuThe price of this jacket is very good, so I will take it.Bu ceketin fiyatı çok iyi, o yüzden onu alacağım.
386. pay · fiilödemek; para vermekYou can pay at the desk near the entrance.Girişin yanındaki masada ödeme yapabilirsiniz.
387. cost · fiil(fiyatı) olmak; mal olmakHow much does this phone cost in your country?Bu telefon sizin ülkenizde ne kadar tutuyor?
388. cheap · sıfatucuzThe bread here is cheap, and it is also very fresh.Buradaki ekmek ucuz ve ayrıca çok taze.
389. expensive · sıfatpahalıThese shoes are nice, but they are too expensive for me.Bu ayakkabılar güzel ama benim için çok pahalı.
390. cash · isimnakit; peşin paraDo you take cash, or only cards?Nakit kabul ediyor musunuz, yoksa sadece kart mı?
391. card · isimkart; banka veya kredi kartıI forgot my card, so I have to pay with cash.Kartımı unuttum, o yüzden nakit ödemek zorundayım.
392. change · isimpara üstü; bozuk paraThe cashier gave me my change and a small bag.Kasiyer bana para üstümü ve küçük bir poşet verdi.
393. sell · fiilsatmakThey sell fresh fruit and vegetables every morning.Her sabah taze meyve ve sebze satıyorlar.
394. bag · isimçanta; poşetCan I have a bag for these apples, please?Bu elmalar için bir poşet alabilir miyim lütfen?
395. store · isimmağaza; dükkânThere is a clothes store next to the bank.Bankanın yanında bir giyim mağazası var.
396. bill · isimhesap; faturaCould we have the bill, please? We are in a hurry.Hesabı alabilir miyiz lütfen? Acelemiz var.
397. discount · isimindirimStudents get a ten percent discount on all books here.Öğrenciler burada tüm kitaplarda yüzde on indirim alıyor.
398. sale · isimindirim dönemi; satışThe winter sale starts tomorrow, so the store will be full.Kış indirimi yarın başlıyor, bu yüzden mağaza dolu olacak.
399. wallet · isimcüzdanMy wallet is in my coat, next to my keys.Cüzdanım paltomun içinde, anahtarlarımın yanında.
400. coin · isimmadeni para; bozuk paraI need a one-pound coin for the shopping trolley.Alışveriş arabası için bir sterlinlik bozuk paraya ihtiyacım var.
401. note · isimbanknot; kâğıt paraHe paid with a twenty-euro note and waited for his change.Yirmi euroluk banknotla ödedi ve para üstünü bekledi.
402. bank · isimbankaI go to the bank on Friday to get some cash.Biraz nakit çekmek için cuma günü bankaya gidiyorum.
403. cashier · isimkasiyerThe cashier smiled and said, "Thank you, have a nice day."Kasiyer gülümsedi ve "Teşekkürler, iyi günler" dedi.
404. basket · isimsepetI only have milk and eggs, so I will take a basket.Sadece süt ve yumurta alacağım, o yüzden bir sepet alacağım.
405. size · isimbeden; numara; boyutDo you have this shirt in a larger size?Bu gömleğin daha büyük bir bedeni var mı?
406. try on · öbek fiildenemek; üzerine giyip bakmakCan I try on these jeans in the changing room?Bu kotları soyunma odasında deneyebilir miyim?
407. fit · fiil(bedene) uymak; olmakThis coat does not fit me. The arms are too short.Bu mont bana olmuyor. Kolları çok kısa.
408. colour · isimrenkI like this bag, but do you have it in another colour?Bu çantayı beğendim ama başka bir rengi var mı?
409. spend · fiilharcamakI try not to spend too much on clothes each month.Her ay giysilere çok fazla harcamamaya çalışıyorum.
410. save · fiilbiriktirmek; tasarruf etmekShe wants to save a little money every week for a new laptop.Yeni bir dizüstü bilgisayar için her hafta biraz para biriktirmek istiyor.
411. earn · fiilkazanmak (para)My brother earns enough to pay for his own phone.Kardeşim kendi telefonunu ödeyecek kadar kazanıyor.
412. total · isimtoplam; toplam tutarThe total is twenty-five pounds, including the bag.Toplam yirmi beş sterlin, poşet dahil.
413. how much · kalıpne kadar; kaç paraExcuse me, how much is this green scarf?Affedersiniz, bu yeşil atkı kaç para?
414. pair · isimçift; bir çiftI am looking for a pair of black shoes.Bir çift siyah ayakkabı arıyorum.
415. kilo · isimkilo; kilogramTwo kilos of oranges, please, and one kilo of tomatoes.İki kilo portakal ve bir kilo domates lütfen.
416. half · isimyarım; yarıI only need half a kilo of cheese, not a whole kilo.Sadece yarım kilo peynir yeter, bir kilo değil.
417. enough · belirleyiciyeterli; yeteri kadarI don't have enough cash to pay for all this.Bunların hepsini ödemeye yetecek kadar nakdim yok.
418. mall · isimalışveriş merkeziWe meet at the mall on Saturday and have lunch there.Cumartesi günleri alışveriş merkezinde buluşuyor ve orada öğle yemeği yiyoruz.
419. pocket · isimcepI put the coins in my pocket after I paid.Ödeme yaptıktan sonra bozuk paraları cebime koydum.
420. pound · isimsterlin; İngiliz parasıThis sandwich costs three pounds at the station.Bu sandviç istasyonda üç sterline mal oluyor.
421. euro · isimeuro (para birimi)A coffee in this café is only two euros.Bu kafede bir kahve sadece iki euro.
422. dollar · isimdolarThe hotel in New York costs a hundred dollars a night.New York'taki otel gecelik yüz dolara mal oluyor.
423. gift · isimhediyeI am looking for a gift for my sister's birthday.Kız kardeşimin doğum günü için bir hediye arıyorum.
424. fresh · sıfattazeThe fish at this stall is always fresh.Bu tezgâhtaki balık her zaman taze.
425. heavy · sıfatağırMy bags are heavy because I bought a lot of water.Çok su aldığım için çantalarım ağır.
426. sold out · kalıptükenmiş; satılmışI am sorry, the red ones are sold out today.Üzgünüm, kırmızı olanlar bugün tükendi.
427. clothes · isimgiysiler; kıyafetlerThe clothes in this store are cheap and good.Bu mağazadaki giysiler ucuz ve kaliteli.
428. shoes · isimayakkabıI need to try on these shoes in a bigger size.Bu ayakkabıları daha büyük bir numarada denemem gerekiyor.
429. price tag · isimfiyat etiketiI can't see the price tag on this lamp.Bu lambanın üzerindeki fiyat etiketini göremiyorum.
430. bus · isimotobüsI take the bus to the city centre every morning at eight o'clock.Her sabah saat sekizde şehir merkezine otobüsle giderim.
431. train · isimtrenThe train to Ankara leaves at half past nine from this station.Ankara'ya giden tren bu istasyondan dokuz buçukta kalkıyor.
432. taxi · isimtaksiIt was raining, so we took a taxi to the hotel.Yağmur yağıyordu, bu yüzden otele taksiyle gittik.
433. car · isimaraba, otomobilMy uncle has a red car, and he drives it to work.Amcamın kırmızı bir arabası var ve işe onunla gidiyor.
434. ticket · isimbiletCan I see your ticket, please, before you get on the train?Trene binmeden önce biletinizi görebilir miyim lütfen?
435. station · isimistasyon, garWe are meeting at the train station at six in the evening.Akşam altıda tren istasyonunda buluşuyoruz.
436. airport · isimhavalimanı, havaalanıOur flight is early, so we must be at the airport by five.Uçuşumuz erken, bu yüzden saat beşte havalimanında olmalıyız.
437. plane · isimuçakThe plane was very big, and there were more than two hundred passengers.Uçak çok büyüktü ve iki yüzden fazla yolcu vardı.
438. travel · fiilseyahat etmek, yolculuk yapmakI travel to Izmir by coach about once a month to see my aunt.Teyzemi görmek için ayda yaklaşık bir kez otobüsle İzmir'e seyahat ediyorum.
439. trip · isimgezi, kısa yolculukWe are planning a day trip to the sea next Saturday.Önümüzdeki cumartesi denize günübirlik bir gezi planlıyoruz.
440. arrive · fiilvarmak, ulaşmakThe bus arrives at the station at ten past four.Otobüs istasyona dördü on geçe varıyor.
441. leave · fiilayrılmak, yola çıkmak, kalkmakThe ferry leaves at noon, so please be at the port early.Vapur öğlen kalkıyor, o yüzden lütfen limanda erken olun.
442. hotel · isimotelOur hotel is next to the beach, and breakfast is included.Otelimiz plajın yanında ve kahvaltı dahil.
443. passport · isimpasaportDon't forget your passport when you go to the airport.Havalimanına giderken pasaportunu unutma.
444. suitcase · isimbavul, valizMy suitcase is heavy because I packed too many shoes.Valizim ağır çünkü çok fazla ayakkabı koydum.
445. map · isimharitaI have a map on my phone, so I can find the hotel easily.Telefonumda bir harita var, bu yüzden oteli kolayca bulabilirim.
446. road · isimyol, karayoluThe road to the mountain is long, but the view is beautiful.Dağa giden yol uzun ama manzara çok güzel.
447. bike · isimbisikletIn summer, I go to the beach by bike with my cousins.Yazın kuzenlerimle bisikletle plaja giderim.
448. metro · isimmetroThe metro is fast, and it stops near my English school.Metro hızlı ve İngilizce kursumun yakınında duruyor.
449. tram · isimtramvayWe took the tram along the river and saw the old town.Nehir boyunca tramvaya bindik ve eski şehri gördük.
450. ferry · isimvapur, araba vapuruThe ferry across the sea takes about forty minutes.Denizin karşısına geçen vapur yaklaşık kırk dakika sürüyor.
451. boat · isimtekne, kayıkWe went on a boat trip and saw many small islands.Tekne gezisine çıktık ve birçok küçük ada gördük.
452. flight · isimuçuş, uçak seferiThe flight from Istanbul to London takes about four hours.İstanbul'dan Londra'ya uçuş yaklaşık dört saat sürüyor.
453. platform · isimperonYour train leaves from platform three, on the left.Treniniz soldaki üç numaralı perondan kalkıyor.
454. driver · isimşoför, sürücüThe bus driver was very helpful and told us where to get off.Otobüs şoförü çok yardımseverdi ve nerede ineceğimizi söyledi.
455. passenger · isimyolcuEvery passenger must wear a seat belt in the car.Arabadaki her yolcu emniyet kemeri takmalı.
456. holiday · isimtatilWe are going on holiday to Antalya for one week in August.Ağustosta bir haftalığına tatil için Antalya'ya gidiyoruz.
457. visit · fiilziyaret etmek, gezmekNext year I want to visit Rome and see the old buildings.Seneye Roma'yı ziyaret edip eski binaları görmek istiyorum.
458. book · fiilrezervasyon yaptırmak, önceden ayırtmakI booked two seats on the morning train to Konya.Konya'ya giden sabah trenine iki yer ayırttım.
459. reservation · isimrezervasyonI have a reservation at the hotel for three nights.Otelde üç gecelik bir rezervasyonum var.
460. return ticket · isimgidiş-dönüş biletiI'd like a return ticket to Bursa, please.Bursa'ya gidiş-dönüş bir bilet istiyorum lütfen.
461. one-way · sıfattek yönlü, sadece gidişA one-way ticket to the airport costs less than a return ticket.Havalimanına tek yön bilet, gidiş-dönüş biletten daha ucuz.
462. late · sıfatgeç, gecikmişSorry, I'm late because my train was delayed by twenty minutes.Üzgünüm, geciktim çünkü trenim yirmi dakika rötar yaptı.
463. luggage · isimbagaj, eşya (seyahatte)Please put your luggage on the belt and wait for your turn.Lütfen bagajınızı banda koyun ve sıranızı bekleyin.
464. get off · öbek fiil(taşıttan) inmekYou should get off at the next stop, next to the bank.Bir sonraki durakta, bankanın yanında inmelisiniz.
465. stop · isimdurakMy stop is the third one after the big hotel.Benim durağım büyük otelden sonraki üçüncü durak.
466. seat · isimkoltuk, yerI have a seat by the window, so I can watch the sea.Cam kenarında bir yerim var, böylece denizi izleyebilirim.
467. check in · öbek fiilgiriş yaptırmak, check-in yapmakWe need to check in at the hotel before we go to the beach.Plaja gitmeden önce otelde check-in yaptırmamız gerekiyor.
468. turn left · kalıpsola dönmekGo to the end of this road and turn left at the lights.Bu yolun sonuna kadar gidin ve ışıklarda sola dönün.
469. turn right · kalıpsağa dönmekTurn right after the petrol station and you will see the hotel.Benzin istasyonundan sonra sağa dönün, oteli göreceksiniz.
470. go straight on · kalıpdüz gitmekGo straight on for two hundred metres, and the station is on your right.İki yüz metre düz gidin, istasyon sağınızda olacak.
471. journey · isimyolculukThe journey from Istanbul to Trabzon by bus takes about fifteen hours.İstanbul'dan Trabzon'a otobüsle yolculuk yaklaşık on beş saat sürüyor.
472. timetable · isimsefer tarifesi, saat çizelgesiLet me check the timetable to see when the next train goes.Bir sonraki trenin ne zaman gittiğini görmek için tarifeye bakayım.
473. drive · fiilaraba sürmek, arabayla gitmekMy sister can't drive yet, so she goes everywhere by bus.Kız kardeşim henüz araba kullanamıyor, bu yüzden her yere otobüsle gidiyor.
474. ride · fiil(bisiklet, at, motosiklet) sürmek, binmekI ride my bike along the sea every Sunday morning.Her pazar sabahı bisikletimle deniz boyunca gidiyorum.
475. fly · fiiluçmak, uçakla gitmekWe fly to Berlin on Friday and come back on Monday.Cuma günü Berlin'e uçuyoruz ve pazartesi dönüyoruz.
476. beach · isimplaj, kumsalThe beach was empty in the morning, so we swam for an hour.Sabah plaj bomboştu, bu yüzden bir saat yüzdük.
477. petrol · isimbenzinWe stopped to get petrol before the long drive.Uzun yolculuktan önce benzin almak için durduk.
478. place · isimyer; mekânIstanbul is a wonderful place to visit in spring.İstanbul, ilkbaharda ziyaret edilecek harika bir yer.
479. town · isimkasaba; küçük şehirWe spent the weekend in a pretty town by the sea.Hafta sonunu denizin kıyısındaki güzel bir kasabada geçirdik.
480. cinema · isimsinemaOn Friday evening we are going to the cinema to see a comedy.Cuma akşamı bir komedi izlemek için sinemaya gidiyoruz.
481. square · isimmeydanThere is a fountain in the middle of the square.Meydanın ortasında bir çeşme var.
482. building · isimbinaThe tallest building in our town is the hotel.Kasabamızın en yüksek binası otel.
483. mosque · isimcamiThe Blue Mosque is one of the most famous buildings in Istanbul.Sultanahmet Camii, İstanbul'un en ünlü yapılarından biridir.
484. church · isimkiliseThe church is on the hill, and you can hear its bell from here.Kilise tepede ve çanını buradan duyabilirsin.
485. café · isimkafeWe met at a café and had tea and cake.Bir kafede buluştuk ve çay içip pasta yedik.
486. sea · isimdenizThe sea is warm in August, so the water is perfect for swimming.Ağustosta deniz ılık olur, bu yüzden su yüzmek için mükemmeldir.
487. river · isimnehir; ırmakA river goes through the town, and many ducks swim in it.Kasabanın içinden bir nehir geçiyor ve içinde birçok ördek yüzüyor.
488. lake · isimgölWe had a picnic by the lake on Sunday.Pazar günü gölün kenarında piknik yaptık.
489. mountain · isimdağIn winter there is a lot of snow on the mountain.Kışın dağda çok kar olur.
490. farm · isimçiftlikMy uncle has a farm with cows and chickens.Amcamın inekleri ve tavukları olan bir çiftliği var.
491. zoo · isimhayvanat bahçesiMy cousins love the zoo because they can see lions and monkeys.Kuzenlerim hayvanat bahçesini çok seviyor çünkü aslanları ve maymunları görebiliyorlar.
492. stadium · isimstadyumThe stadium is full when our team plays on Sunday.Takımımız pazar günü oynadığında stadyum dolar.
493. theatre · isimtiyatroWe saw a funny play at the theatre last night.Dün gece tiyatroda komik bir oyun izledik.
494. gym · isimspor salonuI go to the gym every morning before breakfast.Her sabah kahvaltıdan önce spor salonuna giderim.
495. swimming pool · isimyüzme havuzuThe hotel has a swimming pool on the roof.Otelin çatıda bir yüzme havuzu var.
496. castle · isimkale; şatoThe castle on the hill is very beautiful at night.Tepedeki kale geceleri çok güzel görünür.
497. police station · isimpolis karakoluExcuse me, where is the police station? I lost my bag.Affedersiniz, karakol nerede? Çantamı kaybettim.
498. tower · isimkuleFrom the top of the tower you can see the whole town.Kulenin tepesinden bütün kasabayı görebilirsin.
499. petrol station · isimbenzin istasyonu; akaryakıt istasyonuLet's stop at the petrol station because the car is almost out of petrol.Arabanın benzini bitmek üzere, o yüzden benzin istasyonunda duralım.
500. corner · isimköşe; sokak başıThe café is on the corner, and you can see it from here.Kafe köşede ve buradan görebilirsin.