IELTS Kelime Listesi (Sayfa 2)

IELTS Kelime Listesi: 2.288 kelime, IELTS Academic okuma, dinleme, yazma ve konuşma bölümleri için kelimeler. Her kelimenin Türkçe anlamı ve bir örnek cümlesi var; liste kolaydan zora sıralı. Seviyeler: B1 564, B2 1.145, C1 579.

251–500. kelimeler · Sayfa 2/10 · Güncelleme:

Kelimeler 251–500

KelimeAnlamıÖrnek cümle
251. learner · isim · B1öğrenen kişi; öğrenciAdult learners often return to education because they want to change their careers.Yetişkin öğrenenler genellikle kariyerlerini değiştirmek istedikleri için eğitime geri döner.
252. vocabulary · isim · B1kelime hazinesi; sözcük dağarcığıReading widely is one of the best ways to build a rich vocabulary in a foreign language.Çok okumak, yabancı bir dilde zengin bir kelime hazinesi oluşturmanın en iyi yollarından biridir.
253. pronunciation · isim · B1telaffuzClear pronunciation matters more in the speaking test than using very difficult words.Konuşma sınavında net telaffuz, çok zor kelimeler kullanmaktan daha önemlidir.
254. private school · isim · B1özel okulCritics say that private schools give wealthy children an unfair head start in life.Eleştirmenler, özel okulların zengin çocuklara hayatta haksız bir avantaj sağladığını söylüyor.
255. classmate · isim · B1sınıf arkadaşıI learned more about teamwork from my classmates than from any textbook.Takım çalışması hakkında sınıf arkadaşlarımdan, herhangi bir ders kitabından öğrendiğimden daha fazlasını öğrendim.
256. textbook · isim · B1ders kitabıMany universities are replacing expensive printed textbooks with free online materials.Birçok üniversite pahalı basılı ders kitaplarını ücretsiz çevrim içi materyallerle değiştiriyor.
257. cheat · fiil · B1kopya çekmek; hile yapmakStudents who cheat in exams risk being removed from the course completely.Sınavlarda kopya çeken öğrenciler dersten tamamen atılma riskiyle karşı karşıya kalır.
258. learn by heart · kalıp · B1ezberlemekIn my school we had to learn long poems by heart, which I found rather pointless.Okulumuzda uzun şiirleri ezberlemek zorundaydık ve bunu oldukça anlamsız bulmuştum.
259. group work · isim · B1grup çalışmasıGroup work helps students to listen to different opinions and share responsibility.Grup çalışması, öğrencilerin farklı görüşleri dinlemesine ve sorumluluğu paylaşmasına yardımcı olur.
260. field trip · isim · B1gezi; okul gezisi (arazi çalışması)Our geography class went on a field trip to a river to measure how fast the water moves.Coğrafya sınıfımız, suyun ne kadar hızlı aktığını ölçmek için nehre bir okul gezisine gitti.
261. presentation · isim · B1sunumGiving a presentation in front of the class taught me to organise my ideas clearly.Sınıfın önünde sunum yapmak bana fikirlerimi net biçimde düzenlemeyi öğretti.
262. optional · sıfat · B1isteğe bağlı; seçmeliArt and music are optional at our school, so many pupils never study them after the age of fourteen.Okulumuzda resim ve müzik seçmeli olduğu için birçok öğrenci on dört yaşından sonra bunları hiç görmüyor.
263. mark · isim · B1not; puanParents sometimes put too much pressure on children to get high marks in every subject.Ebeveynler bazen çocuklara her derste yüksek not alsınlar diye aşırı baskı yapıyor.
264. educational · sıfat · B1eğitici; eğitimle ilgiliMuseums should offer more educational activities so that children can learn while they enjoy themselves.Müzeler, çocukların hem eğlenip hem öğrenebilmesi için daha fazla eğitici etkinlik sunmalıdır.
265. foreign language · isim · B1yabancı dilLearning a foreign language at an early age can improve a child's memory and listening skills.Erken yaşta yabancı dil öğrenmek, çocuğun hafızasını ve dinleme becerilerini geliştirebilir.
266. fail · fiil · B1(sınavdan) kalmak; başarısız olmakMany students who fail the exam on their first attempt succeed when they try again after extra practice.Sınavdan ilk denemede kalan birçok öğrenci, ek çalışmadan sonra tekrar denediğinde başarılı oluyor.
267. certificate · isim · B1sertifika; belgeAfter completing the course, each participant receives a certificate that employers recognise across the country.Kursu tamamladıktan sonra her katılımcı, ülke genelinde işverenlerin tanıdığı bir sertifika alıyor.
268. term · isim · B1(okulda) dönemStudents usually have three terms in the school year, with a holiday between each one.Öğrencilerin okul yılında genellikle üç dönemi vardır ve her dönem arasında bir tatil bulunur.
269. head teacher · isim · B1okul müdürüThe head teacher announced that the school would introduce a longer lunch break to help students relax.Okul müdürü, öğrencilerin dinlenmesine yardımcı olmak için okulda daha uzun bir öğle arası uygulanacağını duyurdu.
270. kindergarten · isim · B1anaokulu; anasınıfıIn many countries, children start kindergarten at the age of five and learn mainly through play.Birçok ülkede çocuklar beş yaşında anasınıfına başlar ve çoğunlukla oyun yoluyla öğrenir.
271. pre-school · sıfat · B1okul öncesiPre-school education gives children a head start in language and social skills before formal lessons begin.Okul öncesi eğitim, resmî dersler başlamadan önce çocuklara dil ve sosyal becerilerde avantaj sağlar.
272. careers advice · isim · B1kariyer danışmanlığı; meslek rehberliğiGood careers advice at school helps teenagers choose subjects that match their strengths and future plans.Okulda verilen iyi bir kariyer danışmanlığı, gençlerin güçlü yönlerine ve gelecek planlarına uygun dersleri seçmesine yardımcı olur.
273. after-school club · isim · B1okul sonrası kulübüWorking parents often depend on an after-school club to look after their children until the evening.Çalışan ebeveynler, çocuklarına akşama kadar bakılması için çoğu zaman okul sonrası kulüplerine güvenir.
274. determination · isim · B1azim; kararlılıkWith enough determination, even students who struggle at first can reach a high standard.Yeterli azimle, başta zorlanan öğrenciler bile yüksek bir seviyeye ulaşabilir.
275. access · fiil · B1erişmek; ulaşmak (bilgi, dosya, internet vb.)Students can access the library's online journals from home using their university password.Öğrenciler üniversite şifreleriyle kütüphanenin çevrimiçi dergilerine evden erişebilir.
276. device · isim · B1cihaz; aygıtMost teenagers now own at least one mobile device that connects to the internet.Çoğu genç artık internete bağlanan en az bir mobil cihaza sahip.
277. digital · sıfat · B1dijital; sayısalDigital books are cheaper to produce than printed ones, so publishers are releasing more of them.Dijital kitapların üretimi basılı olanlardan ucuz olduğu için yayıncılar bunlardan daha fazla çıkarıyor.
278. social media · isim · B1sosyal medyaSocial media has changed the way young people receive news and discuss current events.Sosyal medya, gençlerin haber alma ve güncel olayları tartışma biçimini değiştirdi.
279. influence · fiil · B1etkilemek; etki etmekOnline reviews strongly influence what people decide to buy, even when the writers are strangers.Çevrimiçi yorumlar, yazarlar yabancı olsa bile insanların ne satın alacağına güçlü biçimde etki eder.
280. data · isim · B1veri; bilgilerResearchers collected data from over two thousand households to study how families use the internet.Araştırmacılar, ailelerin interneti nasıl kullandığını incelemek için iki binden fazla haneden veri topladı.
281. network · isim · B1ağ; şebekeThe school's wireless network was down all morning, so the lessons had to be taught without computers.Okulun kablosuz ağı sabah boyunca çalışmadığı için dersler bilgisayarsız işlenmek zorunda kaldı.
282. software · isim · B1yazılımThe company released new software that helps small businesses manage their accounts more easily.Şirket, küçük işletmelerin hesaplarını daha kolay yönetmesine yardımcı olan yeni bir yazılım çıkardı.
283. advertising · isim · B1reklamcılık; reklamOnline advertising is now cheaper and easier to target than traditional posters or television commercials.Çevrimiçi reklamcılık artık geleneksel afişlere veya televizyon reklamlarına göre daha ucuz ve hedeflenmesi daha kolay.
284. rely on · öbek fiil · B1güvenmek; bağımlı olmakModern businesses rely on computer systems to store customer information and process payments.Modern işletmeler, müşteri bilgilerini saklamak ve ödemeleri işlemek için bilgisayar sistemlerine güvenir.
285. download · fiil · B1indirmek (dosya, uygulama vb.)You need to download the application before you can join the video conference.Video konferansa katılabilmek için önce uygulamayı indirmeniz gerekiyor.
286. journalist · isim · B1gazeteciThe journalist spent six months investigating the company before publishing her report.Gazeteci, raporunu yayımlamadan önce altı ay boyunca şirketi araştırdı.
287. smartphone · isim · B1akıllı telefonMost teenagers now use a smartphone to read the news, chat with friends and do their homework.Artık çoğu genç haberleri okumak, arkadaşlarıyla yazışmak ve ödevlerini yapmak için akıllı telefon kullanıyor.
288. website · isim · B1web sitesiThe university's website gives full details of courses, entry requirements and student services.Üniversitenin web sitesi dersler, giriş koşulları ve öğrenci hizmetleri hakkında tüm ayrıntıları veriyor.
289. online · sıfat · B1çevrimiçi; internet üzerindenMany people prefer online banking because it saves them a trip to the branch.Birçok kişi şubeye gitme zahmetinden kurtardığı için internet bankacılığını tercih ediyor.
290. invention · isim · B1icat; buluşThe invention of the printing press made books cheaper and helped knowledge spread across Europe.Matbaanın icadı kitapları ucuzlattı ve bilginin Avrupa'ya yayılmasına yardımcı oldu.
291. update · fiil · B1güncellemekYou should update your phone regularly so that it stays safe and runs smoothly.Telefonunuzun güvenli kalması ve sorunsuz çalışması için onu düzenli olarak güncellemelisiniz.
292. browse · fiil · B1(internette) göz atmak, gezinmekI usually browse a few news sites over breakfast to see what has happened overnight.Gece neler olduğunu görmek için genellikle kahvaltıda birkaç haber sitesine göz atarım.
293. upload · fiil · B1yüklemek (internete)Candidates must upload a copy of their passport before they can complete the online registration.Adaylar çevrimiçi kaydı tamamlamadan önce pasaportlarının bir kopyasını yüklemek zorundadır.
294. password · isim · B1şifre; parolaExperts advise people to choose a long, unusual password and never to use it for more than one account.Uzmanlar insanlara uzun ve sıra dışı bir şifre seçmelerini, onu birden fazla hesap için asla kullanmamalarını öneriyor.
295. app · isim · B1uygulama (mobil)She uses a language app for twenty minutes every day on the bus to work.İşe giderken otobüste her gün yirmi dakika bir dil uygulaması kullanıyor.
296. blog · isim · B1blogHe started a travel blog to share photos and advice with people planning trips abroad.Yurt dışı gezisi planlayan insanlarla fotoğraf ve tavsiye paylaşmak için bir seyahat blogu başlattı.
297. documentary · isim · B1belgeselWe watched a documentary about plastic in the oceans, and it changed how I shop.Okyanuslardaki plastik hakkında bir belgesel izledik ve bu, alışveriş yapış biçimimi değiştirdi.
298. audience · isim · B1izleyici kitlesi; seyirci; okur kitlesiStreaming services aim to reach a global audience rather than viewers in a single country.Yayın hizmetleri tek bir ülkedeki izleyicilere değil, küresel bir izleyici kitlesine ulaşmayı hedefliyor.
299. celebrity · isim · B1ünlü kişiYoung people often copy the clothes and opinions of a celebrity they admire online.Gençler çevrimiçi hayran oldukları bir ünlünün kıyafetlerini ve fikirlerini sık sık taklit ediyor.
300. entertainment · isim · B1eğlence; eğlence sektörüFor many families, television is still the main form of entertainment in the evening.Birçok aile için televizyon hâlâ akşamları başlıca eğlence kaynağıdır.
301. article · isim · B1makale; gazete yazısıI read an article which claimed that people check their phones more than a hundred times a day.İnsanların telefonlarına günde yüz defadan fazla baktığını öne süren bir makale okudum.
302. technology · isim · B1teknoloji; bilimsel bilginin pratikte kullanımıAdvances in technology have changed the way people study, work and communicate with each other.Teknolojideki ilerlemeler insanların öğrenme, çalışma ve birbiriyle iletişim kurma biçimini değiştirdi.
303. virus · isim · B1bilgisayar virüsü; zararlı programI lost most of my photos when a virus infected my laptop last summer.Geçen yaz dizüstü bilgisayarıma bir virüs bulaşınca fotoğraflarımın çoğunu kaybettim.
304. spam · isim · B1istenmeyen toplu e-posta; gereksiz mesajlarMy inbox fills up with spam every morning, so I have to delete dozens of messages.Gelen kutum her sabah gereksiz iletilerle doluyor, bu yüzden onlarca mesajı silmem gerekiyor.
305. robot · isim · B1robotIn some car factories, a robot now performs the dangerous welding work that people once did.Bazı otomobil fabrikalarında artık eskiden insanların yaptığı tehlikeli kaynak işini bir robot yapıyor.
306. editor · isim · B1editör; yayın yönetmeniThe editor rejected the story because the reporter had not checked the facts carefully enough.Editör, muhabir olguları yeterince dikkatli kontrol etmediği için haberi reddetti.
307. channel · isim · B1kanal; televizyon ya da video kanalıMy brother runs a cooking channel that now has more than fifty thousand subscribers.Kardeşim, artık elli binden fazla abonesi olan bir yemek kanalı işletiyor.
308. gaming · isim · B1bilgisayar ya da video oyunu oynamaExcessive gaming at night can reduce sleep and make it harder for teenagers to concentrate at school.Geceleri aşırı oyun oynamak uykuyu azaltabilir ve gençlerin okulda odaklanmasını zorlaştırabilir.
309. subtitles · isim · B1altyazıWatching English films with subtitles helped me understand fast speech and learn new expressions.İngilizce filmleri altyazıyla izlemek hızlı konuşmayı anlamama ve yeni ifadeler öğrenmeme yardımcı oldu.
310. follower · isim · B1takipçiAfter the video was shared, the young chef gained ten thousand new followers in a week.Video paylaşıldıktan sonra genç aşçı bir hafta içinde on bin yeni takipçi kazandı.
311. electronic · sıfat · B1elektronikElectronic books are cheaper and lighter than paper ones, so many commuters prefer reading them.Elektronik kitaplar kâğıt olanlardan daha ucuz ve hafif olduğu için birçok yolcu bunları okumayı tercih ediyor.
312. log in · öbek fiil · B1giriş yapmak; hesaba oturum açmakYou need to log in with your student number before you can see your exam results.Sınav sonuçlarınızı görmeden önce öğrenci numaranızla giriş yapmanız gerekiyor.
313. delete · fiil · B1silmek; bilgisayardan kaldırmakI had to delete several old videos from my phone because there was no storage left.Telefonumda depolama alanı kalmadığı için birkaç eski videoyu silmek zorunda kaldım.
314. offline · sıfat · B1çevrimdışı; internete bağlı olmayanSome people spend a weekend completely offline to rest from the constant stream of messages and news.Bazı insanlar sürekli gelen mesajlardan ve haberlerden dinlenmek için hafta sonunu tamamen çevrimdışı geçirir.
315. video call · isim · B1görüntülü görüşmeThanks to weekly video calls, I can still see my cousins even though they live on another continent.Haftalık görüntülü görüşmeler sayesinde, kuzenlerim başka bir kıtada yaşasa da onları hâlâ görebiliyorum.
316. e-book · isim · B1e-kitap; elektronik kitapTravellers like e-books because a single device can hold hundreds of titles without adding any weight to a bag.Gezginler e-kitapları sever çünkü tek bir cihaz, çantaya hiç ağırlık katmadan yüzlerce kitap taşıyabilir.
317. laptop · isim · B1dizüstü bilgisayarMost students bring a laptop to lectures so that they can take notes and look up unfamiliar terms.Öğrencilerin çoğu, not almak ve bilmedikleri terimlere bakmak için derslere dizüstü bilgisayar getiriyor.
318. touchscreen · isim · B1dokunmatik ekranEven very young children can use a touchscreen without being taught how it works.Çok küçük çocuklar bile nasıl çalıştığı öğretilmeden dokunmatik ekranı kullanabiliyor.
319. wi-fi · isim · B1kablosuz internet bağlantısıThe hotel advertises free wi-fi, but the signal in the rooms is so weak that it is almost useless.Otel ücretsiz wi-fi sunduğunu duyuruyor ama odalardaki sinyal o kadar zayıf ki neredeyse işe yaramıyor.
320. headphones · isim · B1kulaklıkPassengers wearing headphones on the train are often unaware of announcements about delays.Trende kulaklık takan yolcular, gecikme anonslarından çoğu zaman habersiz kalıyor.
321. webcam · isim · B1web kamerasıDuring the interview, the candidate's webcam stopped working and the panel could only hear her voice.Görüşme sırasında adayın web kamerası bozuldu ve panel yalnızca sesini duyabildi.
322. screenshot · isim · B1ekran görüntüsüShe sent me a screenshot of the error message so that I could see exactly what had gone wrong.Tam olarak neyin ters gittiğini görebileyim diye bana hata mesajının ekran görüntüsünü gönderdi.
323. inbox · isim · B1gelen kutusuBy Monday morning my inbox is usually full of messages that I have no time to answer.Pazartesi sabahına kadar gelen kutum genellikle yanıtlayacak vaktim olmayan mesajlarla doluyor.
324. profile · isim · B1profil (kullanıcı bilgi sayfası)Employers sometimes read a candidate's profile to learn more about their interests and personality.İşverenler bazen bir adayın ilgi alanlarını ve kişiliğini daha iyi tanımak için profilini okuyor.
325. reporter · isim · B1muhabirA young reporter interviewed survivors at the scene and sent her story to the newsroom within an hour.Genç bir muhabir olay yerinde hayatta kalanlarla röportaj yaptı ve haberini bir saat içinde editör masasına gönderdi.
326. balanced diet · kalıp · B1dengeli beslenmeEating a balanced diet with plenty of vegetables helps people stay healthy throughout their lives.Bol sebzeli dengeli beslenmek, insanların hayatları boyunca sağlıklı kalmasına yardımcı olur.
327. physical activity · isim · B1fiziksel aktivite; beden hareketiDoctors recommend at least thirty minutes of physical activity on most days of the week.Doktorlar haftanın çoğu günü en az otuz dakika fiziksel aktivite yapılmasını öneriyor.
328. lifestyle · isim · B1yaşam tarzıMany young professionals adopt a busy lifestyle that leaves little time for cooking or exercise.Birçok genç profesyonel, yemek yapmaya ya da spora çok az zaman bırakan yoğun bir yaşam tarzı benimsiyor.
329. prevent · fiil · B1önlemek; engellemekWashing your hands frequently is one of the simplest ways to prevent infections from spreading.Ellerinizi sık yıkamak, enfeksiyonların yayılmasını önlemenin en basit yollarından biridir.
330. disease · isim · B1hastalıkHeart disease remains one of the leading causes of death in industrialised nations.Kalp hastalığı, sanayileşmiş ülkelerde ölümlerin önde gelen nedenlerinden biri olmayı sürdürüyor.
331. mental health · isim · B1ruh sağlığıLong working hours and constant pressure can seriously damage employees' mental health.Uzun çalışma saatleri ve sürekli baskı, çalışanların ruh sağlığına ciddi zarar verebilir.
332. stress · isim · B1stres; gerginlikMany students experience a great deal of stress in the weeks before their final exams.Birçok öğrenci final sınavlarından önceki haftalarda yoğun stres yaşıyor.
333. take up · öbek fiil · B1(bir spor/hobi) edinmek, başlamakAfter turning forty, my uncle decided to take up swimming to improve his fitness.Kırkına geldikten sonra amcam, formunu geliştirmek için yüzmeye başlamaya karar verdi.
334. treatment · isim · B1tedaviPatients in rural areas often have to travel long distances to receive proper treatment.Kırsal bölgelerdeki hastalar, uygun tedavi görmek için çoğu zaman uzun mesafeler kat etmek zorunda kalıyor.
335. junk food · isim · B1abur cubur; sağlıksız hazır yiyecekAdvertising junk food during children's television programmes should be banned, in my opinion.Bence çocuk programları sırasında abur cubur reklamı yapmak yasaklanmalı.
336. overweight · sıfat · B1fazla kiloluNearly half of the adults in the survey were found to be overweight.Ankete katılan yetişkinlerin neredeyse yarısının fazla kilolu olduğu görüldü.
337. fitness · isim · B1zindelik; fiziksel formThe council opened free outdoor gyms to encourage residents to improve their fitness.Belediye, sakinleri formlarını geliştirmeye teşvik etmek için ücretsiz açık hava spor alanları açtı.
338. habit · isim · B1alışkanlıkDeveloping healthy eating habits at a young age can benefit a person for life.Küçük yaşta sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinmek, bir insana ömür boyu fayda sağlayabilir.
339. recover · fiil · B1iyileşmek; toparlanmakIt took her nearly two months to recover fully from the operation.Ameliyattan tamamen iyileşmesi neredeyse iki ay sürdü.
340. cut down on · öbek fiil · B1azaltmak; kısmakMy doctor advised me to cut down on salt and fatty foods.Doktorum bana tuzu ve yağlı yiyecekleri azaltmamı tavsiye etti.
341. maintain · fiil · B1sürdürmek; korumakIt is easier to maintain a healthy weight if you walk or cycle to work every day.Her gün işe yürüyerek veya bisikletle gidiyorsanız sağlıklı bir kiloyu korumak daha kolaydır.
342. exercise · fiil · B1egzersiz yapmak; spor yapmakPeople who exercise at least three times a week are less likely to report feeling low in energy.Haftada en az üç kez egzersiz yapan insanların enerjilerinin düşük olduğunu bildirme olasılığı daha azdır.
343. injury · isim · B1yaralanma; sakatlıkMany amateur runners suffer a knee injury because they increase their distance too quickly.Birçok amatör koşucu mesafesini çok hızlı artırdığı için diz sakatlığı yaşar.
344. illness · isim · B1hastalık; rahatsızlıkA long illness can make it difficult for students to keep up with their studies.Uzun süren bir hastalık, öğrencilerin derslerini takip etmesini zorlaştırabilir.
345. calorie · isim · B1kaloriA can of sweet fizzy drink contains more calories than most people realise.Bir kutu tatlı gazlı içecek, çoğu insanın fark ettiğinden daha fazla kalori içerir.
346. work out · öbek fiil · B1antrenman yapmak; spor salonunda çalışmakI try to work out in the gym before work because I have more energy in the morning.İşten önce spor salonunda antrenman yapmaya çalışıyorum çünkü sabahları daha enerjik oluyorum.
347. check-up · isim · B1sağlık kontrolü; genel muayeneDoctors recommend that adults have a general check-up at least once a year.Doktorlar, yetişkinlerin yılda en az bir kez genel sağlık kontrolünden geçmesini önerir.
348. diet · isim · B1beslenme düzeni; yeme alışkanlığı; rejimExperts say that a diet rich in vegetables and whole grains lowers the chance of heart problems.Uzmanlar sebze ve tam tahıl bakımından zengin bir beslenmenin kalp sorunları ihtimalini azalttığını söylüyor.
349. fit · sıfat · B1formda; sağlıklı ve güçlüRegular swimming helps people of all ages stay fit without putting too much strain on their joints.Düzenli yüzme, her yaştan insanın eklemlerini fazla zorlamadan formda kalmasına yardımcı olur.
350. give up · öbek fiil · B1bırakmak (alışkanlık); vazgeçmekMany smokers find it extremely hard to give up, even when they know the risks.Birçok sigara içen, riskleri bilse bile bırakmayı son derece zor buluyor.
351. smoking · isim · B1sigara içmeSmoking is now forbidden in all indoor public places in many countries.Sigara içmek artık birçok ülkede tüm kapalı kamusal alanlarda yasaktır.
352. alcohol · isim · B1alkol; alkollü içkiDrinking too much alcohol over many years can seriously affect the liver.Uzun yıllar boyunca çok fazla alkol tüketmek karaciğeri ciddi şekilde etkileyebilir.
353. relaxation · isim · B1rahatlama; dinlenmeReading before bed is my favourite form of relaxation after a long day at work.Yatmadan önce kitap okumak, işte uzun bir günün ardından en sevdiğim dinlenme şeklidir.
354. ingredient · isim · B1malzeme; içerikCheck the label carefully, because sugar is often the main ingredient in so-called healthy cereals.Etiketi dikkatle kontrol edin, çünkü sözde sağlıklı mısır gevreklerinin ana malzemesi çoğu zaman şekerdir.
355. snack · isim · B1ara öğün; atıştırmalıkReplacing a bag of crisps with a piece of fruit is an easy way to choose a healthier snack.Bir paket cipsi bir meyveyle değiştirmek, daha sağlıklı bir atıştırmalık seçmenin kolay bir yoludur.
356. fast food · isim · B1fast food; hazır yemekThe rise of fast food outlets near schools has worried many parents and teachers.Okulların yakınında fast food satış noktalarının artması birçok ebeveyni ve öğretmeni endişelendirdi.
357. vegetarian · sıfat · B1vejetaryenMore young people are becoming vegetarian because of concerns about animal welfare and the environment.Hayvan refahı ve çevre kaygıları nedeniyle daha fazla genç vejetaryen oluyor.
358. vitamin · isim · B1vitaminCitrus fruits are an excellent source of vitamin C, which helps the body fight colds.Narenciye meyveleri, vücudun nezleyle savaşmasına yardımcı olan C vitamininin mükemmel bir kaynağıdır.
359. muscle · isim · B1kasStrength training builds muscle and also helps older adults keep their balance.Kuvvet antrenmanı kas geliştirir ve yaşlı yetişkinlerin dengesini korumasına da yardımcı olur.
360. patient · isim · B1hastaDoctors should give every patient clear information about their condition and the options available.Doktorlar her hastaya durumu ve mevcut seçenekler hakkında açık bilgi vermelidir.
361. mood · isim · B1ruh hali; moralStudies suggest that a short walk outside can improve a person's mood within minutes.Araştırmalar, dışarıda yapılan kısa bir yürüyüşün kişinin ruh halini dakikalar içinde iyileştirebileceğini gösteriyor.
362. look after · öbek fiil · B1bakmak; özen göstermekEmployees who look after their health usually take fewer days off work.Sağlığına dikkat eden çalışanlar genellikle daha az gün izin alır.
363. vaccine · isim · B1aşıResearchers developed a new vaccine within a year, which helped to protect millions of people worldwide.Araştırmacılar bir yıl içinde yeni bir aşı geliştirdi ve bu, dünya çapında milyonlarca insanın korunmasına yardımcı oldu.
364. cancer · isim · B1kanserEarly detection greatly improves a patient's chances of surviving cancer, so regular tests are strongly recommended.Erken teşhis, bir hastanın kanseri atlatma şansını büyük ölçüde artırır; bu yüzden düzenli tetkikler şiddetle önerilir.
365. heart attack · isim · B1kalp kriziPeople who sit for most of the day are at greater risk of suffering a heart attack later in life.Günün çoğunu oturarak geçiren insanlar, ilerleyen yaşlarda kalp krizi geçirme konusunda daha büyük risk altındadır.
366. clinic · isim · B1klinik; sağlık merkeziIn rural areas, a single clinic often serves several villages, so patients may have to travel far.Kırsal bölgelerde tek bir sağlık merkezi çoğu zaman birkaç köye hizmet verir; bu yüzden hastalar uzağa gitmek zorunda kalabilir.
367. first aid · isim · B1ilk yardımMany employers now require staff to attend a first aid course in case of accidents at work.Birçok işveren artık iş yerinde kaza olması ihtimaline karşı çalışanların ilk yardım kursuna katılmasını istiyor.
368. ambulance · isim · B1ambulansIn heavy traffic, an ambulance can lose valuable minutes, which sometimes makes the difference between life and death.Yoğun trafikte bir ambulans değerli dakikalar kaybedebilir; bu da bazen yaşam ile ölüm arasındaki farkı yaratır.
369. quit · fiil · B1bırakmak (alışkanlık, iş vb.)It is never too late to quit smoking, because the body begins to repair itself within weeks.Sigarayı bırakmak için asla geç değildir, çünkü vücut haftalar içinde kendini onarmaya başlar.
370. vegan · sıfat · B1vegan (hayvansal ürün tüketmeyen)More restaurants now offer vegan dishes because a growing number of customers avoid all animal products.Giderek daha fazla müşteri tüm hayvansal ürünlerden uzak durduğu için artık daha çok restoran vegan yemekler sunuyor.
371. home-cooked · sıfat · B1evde pişirilmişHome-cooked meals tend to contain less salt and sugar than ready meals from the supermarket.Evde pişirilen yemekler, süpermarketteki hazır yemeklere göre genellikle daha az tuz ve şeker içerir.
372. hiking · isim · B1doğa yürüyüşü; trekkingI enjoy hiking at weekends because it keeps me active and lets me escape the noise of the city.Hafta sonları doğa yürüyüşü yapmaktan hoşlanıyorum, çünkü hem aktif kalmamı hem de şehrin gürültüsünden uzaklaşmamı sağlıyor.
373. stay hydrated · kalıp · B1yeterince su içmek; vücudun su dengesini korumakDuring hot weather, it is especially important to stay hydrated, particularly if you are doing sport.Sıcak havalarda, özellikle spor yapıyorsanız, yeterince su içmek çok önemlidir.
374. athlete · isim · B1atlet; sporcuProfessional athletes follow strict routines, but ordinary people can also benefit from regular training.Profesyonel sporcular katı rutinler izler, ancak sıradan insanlar da düzenli antrenmandan yararlanabilir.
375. jogging · isim · B1koşu; yavaş tempoda koşmaJogging in the park before work has become a popular way for busy people to stay in shape.İşten önce parkta koşu yapmak, yoğun insanlar için formda kalmanın popüler bir yolu haline geldi.
376. gym · isim · B1spor salonuMany people join a gym in January but stop going after a few weeks because they lose motivation.Birçok insan ocak ayında spor salonuna yazılır, ancak motivasyonunu kaybettiği için birkaç hafta sonra gitmeyi bırakır.
377. yoga · isim · B1yogaDoing yoga for twenty minutes every morning has made me feel more relaxed and less stiff.Her sabah yirmi dakika yoga yapmak beni daha rahat hissettirdi ve kaslarımdaki sertliği azalttı.
378. stretch · fiil · B1esnemek; kasları germekIf you sit at a desk all day, you should stand up and stretch every hour.Bütün gün bir masa başında oturuyorsanız, her saat ayağa kalkıp kaslarınızı germelisiniz.
379. energetic · sıfat · B1enerjik; dinçPeople who sleep well and eat regularly usually feel more energetic and perform better at work.İyi uyuyan ve düzenli beslenen insanlar genellikle kendilerini daha enerjik hisseder ve işte daha başarılı olur.
380. exhausted · sıfat · B1bitkin; çok yorgunAfter working double shifts for a month, she was so exhausted that her doctor ordered complete rest.Bir ay boyunca çift vardiya çalıştıktan sonra o kadar bitkin düştü ki doktoru tam dinlenmesini istedi.
381. unemployment · isim · B1işsizlik; işsiz olma durumuYouth unemployment has become a serious concern in many countries, especially among graduates with few practical skills.Genç işsizliği, özellikle pratik becerisi az olan mezunlar arasında birçok ülkede ciddi bir endişe kaynağı haline geldi.
382. salary · isim · B1maaş (aylık sabit ücret)Many graduates accept a low starting salary because the job offers excellent training.Birçok mezun, iş çok iyi eğitim sunduğu için düşük bir başlangıç maaşını kabul ediyor.
383. wage · isim · B1ücret; saat veya hafta başına ödenen paraThe government plans to raise the minimum wage so that cleaners and waiters can afford rent.Hükümet, temizlikçilerin ve garsonların kirayı ödeyebilmesi için asgari ücreti yükseltmeyi planlıyor.
384. income · isim · B1gelirThe survey compares the average household income of city residents with that of people living in villages.Anket, şehirde yaşayanların ortalama hane gelirini köylerde yaşayanlarınkiyle karşılaştırıyor.
385. employer · isim · B1işverenA good employer should offer fair pay, training and a safe place to work.İyi bir işveren adil maaş, eğitim ve güvenli bir çalışma ortamı sunmalıdır.
386. export · fiil · B1ihraç etmek; dışarıya satmakThe country exports most of its textiles to Europe, which makes it sensitive to changes in demand there.Ülke tekstil ürünlerinin çoğunu Avrupa'ya ihraç ediyor; bu da oradaki talep değişimlerine karşı onu hassas kılıyor.
387. import · fiil · B1ithal etmek; dışarıdan almakBecause it has little farmland, the island has to import nearly all of its wheat.Tarım arazisi az olduğu için ada, buğdayının neredeyse tamamını ithal etmek zorunda.
388. profit · isim · B1kârThe company made a record profit last year, yet it refused to give its staff a pay rise.Şirket geçen yıl rekor kâr elde etti, ama çalışanlarına zam vermeyi reddetti.
389. budget · isim · B1bütçeThe council has a tight budget this year, so it cannot afford to build the new library.Belediyenin bu yıl bütçesi kısıtlı, bu yüzden yeni kütüphaneyi yaptıramıyor.
390. overtime · isim · B1fazla mesaiNurses often do overtime during winter, when the hospitals are crowded with patients.Hastaneler hastalarla dolduğunda, hemşireler kışın sık sık fazla mesai yapar.
391. skilled · sıfat · B1nitelikli; becerikli; uzmanThe construction industry is short of skilled workers such as electricians and plumbers.İnşaat sektöründe elektrikçi ve tesisatçı gibi nitelikli işçi eksikliği var.
392. cost of living · isim · B1geçim maliyeti; hayat pahalılığıMany students avoid studying in London because the cost of living there is so high.Birçok öğrenci, Londra'da geçim maliyeti çok yüksek olduğu için orada okumaktan kaçınıyor.
393. commute · fiil · B1evle iş yeri arasında düzenli gidip gelmekThousands of people commute from the suburbs into the city centre every weekday morning.Binlerce insan hafta içi her sabah banliyölerden şehir merkezine gidip geliyor.
394. economy · isim · B1ekonomi; bir ülkenin üretim, ticaret ve para sistemiThe country's economy depends heavily on tourism, so a fall in visitor numbers affects thousands of families.Ülkenin ekonomisi büyük ölçüde turizme bağlı olduğundan, ziyaretçi sayısındaki düşüş binlerce aileyi etkiliyor.
395. employment · isim · B1istihdam; iş, çalışma durumuRising employment in the service sector has made up for the loss of factory jobs.Hizmet sektöründeki artan istihdam, fabrika işlerindeki kaybı telafi etti.
396. employee · isim · B1çalışan; işçi, personelMany employees now expect their companies to offer training and chances to progress.Birçok çalışan artık şirketlerinden eğitim ve ilerleme fırsatları sunmasını bekliyor.
397. career · isim · B1kariyer, meslek hayatıShe began her career as a nurse and later became the manager of a large hospital.Kariyerine hemşire olarak başladı ve daha sonra büyük bir hastanenin yöneticisi oldu.
398. industry · isim · B1sanayi; endüstri koluThe car industry has shifted production to countries where labour is cheaper.Otomotiv sanayisi üretimi işgücünün daha ucuz olduğu ülkelere kaydırdı.
399. tax · isim · B1vergiSome economists believe a higher tax on luxury goods would fund better public services.Bazı ekonomistler, lüks mallara uygulanan daha yüksek verginin daha iyi kamu hizmetlerini finanse edeceğine inanıyor.
400. afford · fiil · B1(parasal olarak) karşılayabilmek, gücü yetmekYoung people in big cities often cannot afford to buy a home of their own.Büyük şehirlerdeki gençlerin çoğu zaman kendi evlerini almaya gücü yetmiyor.
401. earn a living · kalıp · B1geçimini sağlamak, ekmeğini kazanmakMany people in rural areas earn a living by farming small plots of land.Kırsal bölgelerdeki birçok insan küçük arazilerde çiftçilik yaparak geçimini sağlıyor.
402. full-time · sıfat · B1tam zamanlıAfter finishing university, he found a full-time position at a marketing agency.Üniversiteyi bitirdikten sonra bir pazarlama ajansında tam zamanlı bir iş buldu.
403. part-time · sıfat · B1yarı zamanlıMany students take part-time jobs in cafés to pay for their living costs.Birçok öğrenci yaşam giderlerini karşılamak için kafelerde yarı zamanlı işlerde çalışıyor.
404. workplace · isim · B1iş yeri, çalışma ortamıA friendly workplace can make employees more motivated and less likely to change jobs.Samimi bir iş ortamı çalışanları daha motive eder ve işten ayrılma ihtimallerini azaltır.
405. retire · fiil · B1emekli olmakIn many countries people are now expected to retire later than their parents did.Birçok ülkede insanların artık ebeveynlerinden daha geç emekli olması bekleniyor.
406. hire · fiil · B1işe almakThe firm plans to hire fifty new graduates to cope with the growing demand.Firma, artan talebi karşılamak için elli yeni mezunu işe almayı planlıyor.
407. staff · isim · B1personel, çalışanlarThe hospital has introduced new training to help its staff deal with emergencies.Hastane, personelinin acil durumlarla başa çıkmasına yardımcı olmak için yeni bir eğitim başlattı.
408. teamwork · isim · B1takım çalışmasıGood teamwork is often more valuable than individual talent in modern companies.Modern şirketlerde iyi bir takım çalışması çoğu zaman bireysel yetenekten daha değerlidir.
409. loan · isim · B1kredi; borç paraMany young entrepreneurs start a business with a bank loan rather than their own savings.Birçok genç girişimci kendi birikimi yerine banka kredisiyle iş kuruyor.
410. savings · isim · B1birikim, tasarruf edilen paraDuring the crisis many people had to spend their savings just to cover basic bills.Kriz sırasında birçok insan sadece temel faturaları ödemek için birikimlerini harcamak zorunda kaldı.
411. bonus · isim · B1ikramiye, primStaff received a bonus at the end of the year because the company had performed so well.Şirket çok iyi performans gösterdiği için çalışanlar yıl sonunda ikramiye aldı.
412. job market · isim · B1iş piyasası; iş bulma olanaklarıYoung people entering the job market this year face fierce competition for a limited number of openings.Bu yıl iş piyasasına giren gençler, sınırlı sayıdaki pozisyon için sert bir rekabetle karşılaşıyor.
413. pay rise · isim · B1maaş zammıWorkers at the factory were given a three per cent pay rise after months of talks.Fabrikadaki işçilere aylar süren görüşmelerin ardından yüzde üç maaş zammı verildi.
414. strike · isim · B1grevHospital cleaners went on strike for two weeks, demanding safer conditions and fairer hours.Hastane temizlik görevlileri daha güvenli koşullar ve daha adil çalışma saatleri talep ederek iki hafta grev yaptı.
415. developing country · isim · B1gelişmekte olan ülkeIn many developing countries, agriculture still provides work for more than half of the population.Gelişmekte olan birçok ülkede tarım hâlâ nüfusun yarısından fazlasına iş sağlıyor.
416. set up · öbek fiil · B1kurmak; açmak (işletme)She used her own savings to set up a small translation agency in her hometown.Memleketinde küçük bir çeviri ajansı kurmak için kendi birikimini kullandı.
417. brand · isim · B1markaCustomers often stay loyal to a brand because they trust the quality of its products.Müşteriler, ürünlerin kalitesine güvendikleri için çoğu zaman bir markaya sadık kalır.
418. client · isim · B1müşteri (hizmet alan)A good consultant listens carefully to every client before suggesting a solution.İyi bir danışman, çözüm önermeden önce her müşterisini dikkatle dinler.
419. job description · isim · B1iş tanımıBefore sending your letter, read the job description carefully to check that your skills match.Mektubunuzu göndermeden önce becerilerinizin uyup uymadığını görmek için iş tanımını dikkatle okuyun.
420. CV · isim · B1özgeçmişKeep your CV to two pages and list your most recent experience first.Özgeçmişinizi iki sayfada tutun ve en son deneyiminizi en başa yazın.
421. luxury · isim · B1lüksFor many families, a foreign holiday is a luxury rather than something they can plan every year.Birçok aile için yurt dışı tatili, her yıl planlayabilecekleri bir şey değil, bir lükstür.
422. profession · isim · B1meslek (özellikle eğitim gerektiren)Teaching is a demanding profession, but many people find it deeply satisfying.Öğretmenlik zorlu bir meslektir ama pek çok kişi onu derinden tatmin edici bulur.
423. work experience · isim · B1iş deneyimi; staj gibi çalışma tecrübesiEmployers often prefer candidates who have some work experience, even if it was only a summer job.İşverenler, yalnızca bir yaz işi bile olsa, biraz iş deneyimi olan adayları genellikle tercih eder.
424. competition · isim · B1rekabet; yarışmaFierce competition between supermarkets has kept the price of basic food items low.Süpermarketler arasındaki sert rekabet, temel gıda ürünlerinin fiyatını düşük tutmuştur.
425. working hours · isim · B1çalışma saatleriMany parents would like shorter working hours so that they can spend more time with their children.Birçok ebeveyn, çocuklarıyla daha fazla vakit geçirebilmek için daha kısa çalışma saatleri ister.
426. employ · fiil · B1işe almak, istihdam etmekThe factory employs more than two thousand people from the surrounding towns.Fabrika, çevre kasabalardan iki binden fazla kişiyi istihdam ediyor.
427. expenses · isim · B1giderler, masraflarAfter paying all my monthly expenses, I have very little money left to save.Tüm aylık giderlerimi ödedikten sonra biriktirmek için çok az param kalıyor.
428. spending · isim · B1harcamaGovernment spending on public health rose sharply during the last five years.Kamunun sağlığa yaptığı harcama son beş yılda keskin biçimde arttı.
429. sack · fiil · B1işten çıkarmak, kovmakThe manager was sacked after the company discovered that he had falsified the sales reports.Şirket satış raporlarını tahrif ettiğini fark edince yönetici işten çıkarıldı.
430. paid leave · isim · B1ücretli izinWorkers in some countries receive more than thirty days of paid leave every year.Bazı ülkelerdeki çalışanlar her yıl otuz günden fazla ücretli izin kullanır.
431. goods · isim · B1mallar, ürünlerThe port handles millions of tonnes of imported goods every year, from electronics to clothing.Liman her yıl elektronik eşyadan giyime kadar milyonlarca ton ithal malı işliyor.
432. small business · isim · B1küçük işletmeRising rents are making it harder for small businesses to survive in the city centre.Artan kiralar, küçük işletmelerin şehir merkezinde ayakta kalmasını zorlaştırıyor.
433. commuter · isim · B1her gün evi ile işi arasında uzun mesafe gidip gelen kişiThousands of commuters board the early trains to reach the city centre before nine o'clock.Her gün işine gidip gelen binlerce kişi, dokuzdan önce şehir merkezine varmak için erken saatteki trenlere biniyor.
434. public transport · isim · B1toplu taşımaCheaper and more reliable public transport would persuade more people to leave their cars at home.Daha ucuz ve güvenilir toplu taşıma, daha fazla insanı arabasını evde bırakmaya ikna ederdi.
435. tradition · isim · B1gelenekSharing a large meal with relatives on holidays is a tradition in many cultures.Bayramlarda akrabalarla büyük bir yemek paylaşmak birçok kültürde bir gelenektir.
436. poverty · isim · B1yoksullukEducation is often seen as the most effective way for families to escape poverty.Eğitim çoğu zaman ailelerin yoksulluktan kurtulması için en etkili yol olarak görülür.
437. housing · isim · B1konut; barınmaA shortage of housing has pushed many students to share small flats far from their universities.Konut sıkıntısı, birçok öğrenciyi üniversitelerinden uzakta küçük dairelerde ev arkadaşıyla kalmaya itti.
438. neighbourhood · isim · B1mahalle; semtI prefer a quiet neighbourhood with a small park and a few local shops within walking distance.Küçük bir parkı ve yürüme mesafesinde birkaç yerel dükkânı olan sakin bir mahalleyi tercih ederim.
439. crime rate · isim · B1suç oranıBetter street lighting and more patrols helped to lower the crime rate in the district.Daha iyi sokak aydınlatması ve daha fazla devriye, bölgedeki suç oranının düşmesine yardımcı oldu.
440. citizen · isim · B1vatandaş; yurttaşEvery citizen has the right to vote, regardless of their income or background.Her vatandaşın, geliri ya da geçmişi ne olursa olsun oy kullanma hakkı vardır.
441. volunteer · isim · B1gönüllüVolunteers from the neighbourhood cleaned the riverbank and planted trees along the path.Mahalleden gönüllüler nehir kıyısını temizledi ve patika boyunca ağaç dikti.
442. charity · isim · B1hayır kurumu; yardım kuruluşuThe students organised a concert to raise money for a local charity that supports homeless families.Öğrenciler, evsiz ailelere destek olan yerel bir hayır kurumu için para toplamak amacıyla bir konser düzenledi.
443. custom · isim · B1âdet; töre; gelenekIn some countries it is a custom to take off your shoes before entering someone's home.Bazı ülkelerde birinin evine girmeden önce ayakkabıları çıkarmak bir âdettir.
444. skyscraper · isim · B1gökdelenThe city's skyline is dominated by glass skyscrapers that house banks and international companies.Şehrin silüetine, bankalara ve uluslararası şirketlere ev sahipliği yapan cam gökdelenler hâkim.
445. community · isim · B1topluluk; toplum; mahalle halkıA strong sense of community makes people more willing to help their neighbours in difficult times.Güçlü bir topluluk duygusu, insanları zor zamanlarda komşularına yardım etmeye daha istekli kılar.
446. society · isim · B1toplum; belirli kurallara sahip insan topluluğuEducation plays a vital part in helping young people become responsible members of society.Eğitim, gençlerin topluma sorumlu bireyler olarak katılmasında hayati bir rol oynar.
447. population · isim · B1nüfusThe population of the capital has grown steadily as people move there to find better jobs.Daha iyi işler bulmak için insanlar oraya taşındıkça başkentin nüfusu istikrarlı biçimde arttı.
448. suburb · isim · B1banliyö; şehrin dış mahallesiFamilies often choose to live in a suburb because it is quieter and has more space.Aileler genellikle daha sakin olduğu ve daha geniş alan sunduğu için banliyöde yaşamayı seçer.
449. generation · isim · B1nesil, kuşakThe younger generation tends to be more comfortable with change than their grandparents were.Genç nesil, büyükanne ve büyükbabalarına göre değişime genellikle daha rahat uyum sağlar.
450. elderly · sıfat · B1yaşlı (saygılı ifade)Local councils should provide more services for elderly residents who live alone.Yerel yönetimler tek başına yaşayan yaşlı sakinler için daha fazla hizmet sağlamalıdır.
451. crowded · sıfat · B1kalabalık, insanla doluThe old market is too crowded at weekends for anyone to walk comfortably.Eski pazar hafta sonları o kadar kalabalık ki kimse rahatça yürüyemiyor.
452. city centre · isim · B1şehir merkeziCars will be banned from the city centre on Sundays to make the air cleaner and the streets safer.Havayı daha temiz, sokakları daha güvenli kılmak için pazar günleri şehir merkezinde araç kullanımı yasaklanacak.
453. role model · isim · B1rol model, örnek alınan kişiFamous athletes should remember that they are role models for thousands of young fans.Ünlü sporcular, binlerce genç hayranları için rol model olduklarını unutmamalıdır.
454. ceremony · isim · B1törenThe whole village attends the opening ceremony of the harvest festival each autumn.Bütün köy her sonbahar hasat festivalinin açılış törenine katılır.
455. festival · isim · B1festival; şenlikThe annual film festival attracts thousands of visitors and brings a lot of money into the local economy.Yıllık film festivali binlerce ziyaretçi çekiyor ve yerel ekonomiye çok para kazandırıyor.
456. exhibition · isim · B1sergiFree entry to the exhibition encouraged more local families to visit the gallery for the first time.Sergiye ücretsiz giriş, daha fazla yerel ailenin galeriyi ilk kez ziyaret etmesini sağladı.
457. tourism · isim · B1turizm; turistleri ağırlama sektörüTourism brings much-needed money to small coastal towns, but it can also push up local prices.Turizm küçük kıyı kasabalarına çok ihtiyaç duyulan parayı getiriyor, ancak yerel fiyatları da yukarı çekebiliyor.
458. tourist attraction · isim · B1turistik mekân; gezilip görülecek yerThe old castle is the biggest tourist attraction in the region and draws thousands of visitors every summer.Eski kale bölgenin en büyük turistik mekânıdır ve her yaz binlerce ziyaretçi çeker.
459. donate · fiil · B1bağışlamakLocal businesses donated food and blankets to families who lost their homes in the earthquake.Yerel işletmeler, depremde evlerini kaybeden ailelere yiyecek ve battaniye bağışladı.
460. middle class · isim · B1orta sınıfAs the middle class grows, demand for cars, holidays and private education rises.Orta sınıf büyüdükçe otomobil, tatil ve özel eğitim talebi artıyor.
461. working class · isim · B1işçi sınıfıThe novel describes the daily struggles of the working class in a nineteenth-century mill town.Roman, on dokuzuncu yüzyılda bir dokuma kasabasındaki işçi sınıfının gündelik mücadelelerini anlatıyor.
462. pavement · isim · B1kaldırımCyclists should not ride on the pavement because it is dangerous for people walking.Bisikletliler kaldırımda sürmemeli, çünkü bu yürüyen insanlar için tehlikelidir.
463. nightlife · isim · B1gece hayatıBarcelona is famous for its lively nightlife, with clubs that stay open until dawn.Barselona, sabaha kadar açık kalan kulüpleriyle hareketli gece hayatıyla ünlüdür.
464. council · isim · B1belediye meclisi; konseyThe city council has voted to turn the empty factory into a library and a youth centre.Şehir meclisi, boş fabrikayı bir kütüphane ve gençlik merkezine dönüştürmek için oy kullandı.
465. native speaker · isim · B1anadil konuşuru; bir dili ana dili olarak konuşan kişiLearners often feel nervous when they first talk to a native speaker, but practice builds confidence.Öğrenciler bir anadil konuşuruyla ilk kez konuşurken genellikle gergin olur, ancak pratik özgüven kazandırır.
466. election · isim · B1seçimTurnout in the local election was low because many young people did not feel their vote mattered.Yerel seçimde katılım düşüktü, çünkü birçok genç oyunun önemli olduğunu düşünmüyordu.
467. religion · isim · B1din; inanç sistemiIn a multi-faith city, children often learn about religion by sharing festivals with their classmates.Çok inançlı bir şehirde çocuklar, sınıf arkadaşlarıyla bayramları paylaşarak din hakkında bilgi edinir.
468. museum · isim · B1müzeThe city has made entry to its main museum free on Sundays so that more families can visit.Şehir, daha fazla ailenin ziyaret edebilmesi için ana müzesinin girişini pazar günleri ücretsiz yaptı.
469. foreigner · isim · B1yabancı; başka bir ülkeden gelen kişiAs a foreigner in a new city, she found that learning a few local phrases made people much friendlier.Yeni bir şehirde yabancı olarak, birkaç yerel ifade öğrenmenin insanları çok daha sıcakkanlı yaptığını fark etti.
470. nationality · isim · B1uyruk; vatandaşlıkThe form asks for your name, date of birth and nationality, so have your passport ready.Form adınızı, doğum tarihinizi ve uyruğunuzu soruyor, bu yüzden pasaportunuzu hazır bulundurun.
471. border · isim · B1sınır; iki ülke arasındaki çizgiThousands of people cross the border every day to work in the neighbouring country.Her gün binlerce insan komşu ülkede çalışmak için sınırı geçiyor.
472. divorce · isim · B1boşanmaExperts say the rise in divorce has changed how many children in cities grow up.Uzmanlar, boşanmalardaki artışın şehirlerde birçok çocuğun nasıl büyüdüğünü değiştirdiğini söylüyor.
473. traffic jam · isim · B1trafik sıkışıklığıI was stuck in a traffic jam for an hour, so I missed the start of the meeting.Bir saat trafikte sıkışıp kaldığım için toplantının başlangıcını kaçırdım.
474. speed limit · isim · B1hız sınırıThe council lowered the speed limit near the school to make the road safer for children.Belediye, çocuklar için yolu daha güvenli hale getirmek amacıyla okulun yakınındaki hız sınırını düşürdü.
475. mayor · isim · B1belediye başkanıThe mayor announced plans to plant thousands of trees along the main roads.Belediye başkanı, ana yollar boyunca binlerce ağaç dikme planını açıkladı.
476. in my opinion · kalıp · B1bana göre; benim görüşüme göreIn my opinion, students learn more when they are allowed to choose some of their own topics.Bana göre öğrenciler, kendi konularının bir kısmını seçmelerine izin verildiğinde daha çok öğrenir.
477. point of view · kalıp · B1bakış açısı; görüşFrom a parent's point of view, strict school rules can seem reasonable and even necessary.Bir ebeveynin bakış açısından, katı okul kuralları makul ve hatta gerekli görünebilir.
478. argue · fiil · B1savunmak, ileri sürmek; tartışmakSome people argue that public transport should be free for everyone in big cities.Bazı insanlar büyük şehirlerde toplu taşımanın herkes için ücretsiz olması gerektiğini savunuyor.
479. disagree · fiil · B1aynı fikirde olmamak; katılmamakI partly disagree with the statement that technology makes children lazy.Teknolojinin çocukları tembelleştirdiği görüşüne kısmen katılmıyorum.
480. support · fiil · B1desteklemek; savunmakMany citizens support the plan to build more cycle lanes in the city centre.Birçok vatandaş şehir merkezine daha fazla bisiklet yolu yapılması planını destekliyor.
481. be in favour of · kalıp · B1lehinde olmak; taraftar olmakI am strongly in favour of longer school holidays because children need time to rest.Çocukların dinlenmeye ihtiyacı olduğu için daha uzun okul tatillerinin kesinlikle yanındayım.
482. advantage · isim · B1avantaj; olumlu yönOne clear advantage of working from home is that you save time on travelling.Evden çalışmanın bariz bir avantajı, yolda geçen zamandan tasarruf etmenizdir.
483. disadvantage · isim · B1dezavantaj; olumsuz yönThe main disadvantage of living in a big city is the high cost of housing.Büyük şehirde yaşamanın başlıca dezavantajı konut maliyetinin yüksek olmasıdır.
484. pros and cons · kalıp · B1olumlu ve olumsuz yönler; artılar ve eksilerBefore choosing a university abroad, you should think carefully about the pros and cons.Yurtdışında bir üniversite seçmeden önce artılarını ve eksilerini dikkatle düşünmelisiniz.
485. on the other hand · kalıp · B1öte yandan; diğer taraftanCars are convenient; on the other hand, they cause traffic jams and noise in cities.Arabalar pratiktir; öte yandan şehirlerde trafik sıkışıklığına ve gürültüye neden olurlar.
486. however · zarf · B1ancak, bununla birlikteMany people enjoy online shopping. However, it can make it harder for small local shops to survive.Birçok kişi internetten alışverişten hoşlanıyor. Ancak bu, küçük yerel dükkânların ayakta kalmasını zorlaştırabilir.
487. in addition · kalıp · B1ek olarak; ayrıcaCycling keeps people fit. In addition, it costs almost nothing compared with driving.Bisiklet sürmek insanları formda tutar. Ayrıca araba kullanmaya kıyasla neredeyse hiçbir masrafı yoktur.
488. therefore · zarf · B1bu nedenle; dolayısıylaHealthy food is often expensive. Therefore, some families cannot afford a balanced diet.Sağlıklı yiyecekler çoğu zaman pahalıdır. Bu nedenle bazı aileler dengeli beslenmeyi karşılayamaz.
489. for instance · kalıp · B1örneğinCities can be stressful. For instance, noise and crowded streets make many people tired and anxious.Şehirler stresli olabilir. Örneğin gürültü ve kalabalık sokaklar birçok insanı yorar ve kaygılandırır.
490. persuade · fiil · B1ikna etmekThe campaign managed to persuade many drivers to leave their cars at home once a week.Kampanya, birçok sürücüyü haftada bir gün arabasını evde bırakmaya ikna etmeyi başardı.
491. argument · isim · B1savunulan görüş; gerekçeli düşünceThe strongest argument for longer school days is that parents would have more time to work.Daha uzun okul günlerinin lehindeki en güçlü gerekçe, ebeveynlerin çalışmak için daha çok zamanı olacağıdır.
492. reasonable · sıfat · B1makul; mantıklıIt seems reasonable to ask people to pay more if they use more water.Daha çok su kullanan kişilerden daha fazla ödemelerini istemek makul görünüyor.
493. logical · sıfat · B1mantıklı; mantığa uygunIt is logical to assume that cheaper tickets will attract more passengers.Daha ucuz biletlerin daha fazla yolcu çekeceğini varsaymak mantıklıdır.
494. above all · kalıp · B1her şeyden önce; en önemlisiA good leader should be honest and fair, and above all, willing to listen.İyi bir lider dürüst ve adil olmalı, en önemlisi de dinlemeye istekli olmalıdır.
495. in other words · kalıp · B1başka bir deyişleCheap flights harm the environment. In other words, the real price of travel is higher than the ticket suggests.Ucuz uçuşlar çevreye zarar verir. Başka bir deyişle, seyahatin gerçek bedeli bilet fiyatından yüksektir.
496. agree · fiil · B1aynı fikirde olmak; katılmakI completely agree that students should have more say in what they study at university.Öğrencilerin üniversitede ne okuyacakları konusunda daha fazla söz hakkı olması gerektiğine tamamen katılıyorum.
497. believe · fiil · B1inanmak; düşünmekMany people believe that happiness depends more on relationships than on money.Birçok kişi mutluluğun paradan çok ilişkilere bağlı olduğuna inanır.
498. attitude · isim · B1tutum; bakış açısıYoung people's attitude towards work has changed a great deal over the last twenty years.Gençlerin çalışmaya karşı tutumu son yirmi yılda çok değişti.
499. doubt · fiil · B1şüphe etmek; tereddüt etmekI doubt that a four-day working week would suit every kind of business.Haftada dört gün çalışmanın her tür işletmeye uyacağından şüpheliyim.
500. have a point · kalıp · B1haklı olmak; söylediğinde haklılık payı olmakYou have a point about ticket prices, but the service is still much better than before.Bilet fiyatları konusunda haklısın, ama hizmet yine de eskisinden çok daha iyi.