B2 İngilizce Kelime Listesi (Sayfa 4)

B2 İngilizce Kelime Listesi: 875 kelime, orta üstü seviyede haber, iş ve akademik metinleri anlamak için kelimeler. Her kelimenin Türkçe anlamı ve bir örnek cümlesi var; liste kolaydan zora sıralı.

751–875. kelimeler · Sayfa 4/4 · Güncelleme:

Kelimeler 751–875

KelimeAnlamıÖrnek cümle
751. self-conscious · sıfatçekingen; başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünü fazla dert edenI felt self-conscious about my accent, so I avoided speaking in front of the whole group.Aksanım konusunda çekingen hissettiğim için bütün grubun önünde konuşmaktan kaçındım.
752. overjoyed · sıfatçok sevinmiş; havalara uçanShe was overjoyed when she heard that her application had been accepted.Başvurusunun kabul edildiğini duyunca çok sevindi.
753. irritated · sıfatsinirlenmiş; rahatsız olmuşHe grew irritated when the waiter forgot his order for the third time.Garson siparişini üçüncü kez unutunca sinirlenmeye başladı.
754. level-headed · sıfatsoğukkanlı; mantıklı ve sakinAyşe stays level-headed even when everything seems to be going wrong.Ayşe her şey ters gidiyormuş gibi görünse bile soğukkanlılığını korur.
755. irritable · sıfathuysuz; çabuk sinirlenenI get irritable when I haven't slept properly, so please don't take it personally.Düzgün uyumadığımda huysuzlaşıyorum, o yüzden lütfen üstüne alınma.
756. conceited · sıfatkibirli; kendini beğenmişHe is so conceited that he thinks every good idea in the room must be his.O kadar kibirli ki odadaki her iyi fikrin kendisine ait olduğunu sanıyor.
757. inquisitive · sıfatmeraklı; her şeyi öğrenmek isteyenInquisitive by nature, she kept asking the guide how the old bridge had been built.Doğası gereği meraklı olduğu için rehbere eski köprünün nasıl yapıldığını sorup durdu.
758. dependable · sıfatgüvenilir; sözünün eriMurat is dependable: if he promises to finish something by Friday, he does.Murat güvenilir biri: Cumaya kadar bitiririm dediyse bitirir.
759. courageous · sıfatcesur; yürekliIt was courageous of her to speak out against the decision in front of everyone.Herkesin önünde karara karşı çıkması cesurca bir davranıştı.
760. timid · sıfatürkek; çekingenThe timid puppy hid behind its owner whenever visitors came in.Ürkek yavru köpek misafirler geldiğinde sahibinin arkasına saklanıyordu.
761. assertive · sıfatkendinden emin ve iddialı; hakkını nazikçe savunanYou need to be more assertive if you want your ideas to be taken seriously.Fikirlerinin ciddiye alınmasını istiyorsan daha kararlı ve net olman gerekiyor.
762. impulsive · sıfatdüşünmeden davranan; fevriBuying a motorbike on the same day I saw it was a typically impulsive decision.Motosikleti gördüğüm gün satın almak tipik bir fevri karardı.
763. gullible · sıfatsaf; kolay kandırılanGullible people are easy targets for online scams that promise quick profits.Saf insanlar, hızlı kazanç vaat eden internet dolandırıcılıklarının kolay hedefidir.
764. witty · sıfatesprili; nükteliHer witty remarks kept everyone entertained throughout the dinner.Esprili yorumları yemek boyunca herkesi eğlendirdi.
765. uneasy · sıfattedirgin; huzursuzI felt uneasy walking home alone because I thought someone was following me.Biri beni takip ediyormuş gibi geldiği için eve yalnız yürürken tedirgin oldum.
766. suspicious · sıfatşüpheci; kuşkuluShe became suspicious when the stranger asked too many questions about her daily schedule.Yabancı günlük programı hakkında çok fazla soru sorunca şüphelenmeye başladı.
767. tense · sıfatgerginThe atmosphere in the room was tense as we waited for the results to be announced.Sonuçların açıklanmasını beklerken odanın havası gergindi.
768. devastated · sıfatyıkılmış; perişanShe was devastated by the news that her favourite band had split up.En sevdiği grubun dağıldığı haberiyle yıkıldı.
769. discouraged · sıfatcesareti kırılmış; morali bozulmuşDon't get discouraged by one poor result; keep trying and you will improve.Tek bir kötü sonuçla cesaretin kırılmasın; denemeye devam edersen gelişirsin.
770. get on someone's nerves · kalıpsinirine dokunmak; canını sıkmakHis constant tapping on the table is really starting to get on my nerves.Sürekli masaya vurması artık gerçekten sinirime dokunmaya başladı.
771. burst into tears · kalıpbirden gözyaşlarına boğulmak; hıçkırarak ağlamaya başlamakShe burst into tears as soon as she saw her old classmates at the station.Eski sınıf arkadaşlarını istasyonda görür görmez gözyaşlarına boğuldu.
772. smug · sıfatkendini beğenmiş; böbürlenenHe gave a smug grin after winning the argument, which irritated everyone.Tartışmayı kazandıktan sonra kendini beğenmiş bir sırıtış takındı ve bu herkesi sinirlendirdi.
773. snobbish · sıfatzüppe; kendini başkalarından üstün görenPeople thought she was snobbish, but she was simply uncomfortable around strangers.İnsanlar onun züppe olduğunu düşünüyordu ama o sadece yabancıların yanında rahat edemiyordu.
774. vain · sıfatkendine hayran; görünüşüne aşırı düşkünHe is so vain that he checks his reflection in every shop window he passes.O kadar kendine hayran ki önünden geçtiği her vitrinde yansımasına bakıyor.
775. fearless · sıfatkorkusuzThe fearless reporter travelled to the war zone to tell the real story.Korkusuz muhabir gerçek hikâyeyi anlatmak için savaş bölgesine gitti.
776. dull · sıfatsıkıcı; renksiz, ilgi çekmeyenSome people find him dull, but he is really just quiet and serious.Bazı insanlar onu sıkıcı buluyor ama aslında o sadece sessiz ve ciddi biri.
777. charming · sıfatçekici; cana yakınThe new receptionist is charming and makes every visitor feel welcome.Yeni resepsiyonist cana yakın biri ve her ziyaretçiyi hoş karşılandığını hissettiriyor.
778. charismatic · sıfatkarizmatik; insanları kendine çekenA charismatic speaker can hold an audience's attention for hours without any notes.Karizmatik bir konuşmacı notsuz bile saatlerce dinleyicinin ilgisini çekebilir.
779. overreact · fiilabartılı tepki vermekI know I tend to overreact when someone criticises my work, but I'm trying to change.Biri işimi eleştirdiğinde abartılı tepki verme eğiliminde olduğumu biliyorum ama değişmeye çalışıyorum.
780. soothing · sıfatyatıştırıcı; rahatlatıcıSlow, soothing music helps me forget the pressure of the day.Yavaş ve rahatlatıcı müzik, günün baskısını unutmama yardımcı oluyor.
781. flustered · sıfattelaşlanmış; ne yapacağını şaşırmışShe got flustered when the interviewer asked an unexpected question and forgot her answer.Görüşmeci beklenmedik bir soru sorunca o telaşlandı ve cevabını unuttu.
782. panic · fiilpaniğe kapılmak; telaşa düşmekDon't panic if you can't find your passport; we still have two hours before departure.Pasaportunu bulamazsan paniğe kapılma; kalkışa daha iki saatimiz var.
783. dread · fiilçok çekinmek; korkuyla beklemekI dread giving presentations because my hands always start shaking.Sunum yapmaktan çok çekiniyorum çünkü ellerim hep titremeye başlıyor.
784. long for · öbek fiilözlemle istemek; hasretini çekmekAfter months in the city, he longed for the silence of the mountains.Şehirde geçen aylardan sonra dağların sessizliğine hasret kaldı.
785. withdrawn · sıfatiçine kapanık; çevresinden uzaklaşmışAfter the accident he became withdrawn and stopped answering his friends' messages.Kazadan sonra içine kapandı ve arkadaşlarının mesajlarına cevap vermeyi bıraktı.
786. humiliated · sıfatküçük düşmüş; aşağılanmışShe felt humiliated when her mistakes were read aloud to the whole group.Hataları bütün grubun önünde yüksek sesle okununca küçük düşmüş hissetti.
787. offended · sıfatgücenmiş; alınmışPlease don't be offended, but I think your plan has a few serious weaknesses.Lütfen alınma ama bence planının birkaç ciddi zayıf yönü var.
788. ruthless · sıfatacımasız; merhametsizHe was ruthless in business and cared more about profit than about his staff.İş hayatında acımasızdı ve çalışanlarından çok kârı umursuyordu.
789. naive · sıfatsaf; toy, deneyimsizIt was naive of us to believe that the repairs would be finished on time.Tamirlerin zamanında biteceğine inanmak bizim açımızdan saflıktı.
790. restless · sıfathuzursuz; yerinde duramayanThe children grew restless during the long flight and kept asking when we would land.Çocuklar uzun uçuş sırasında huzursuzlaştı ve ne zaman ineceğimizi sorup durdu.
791. sentimental · sıfatduygusal; hatıralara düşkünI'm too sentimental to throw away the letters my grandfather wrote to me.Dedemin bana yazdığı mektupları atamayacak kadar duygusalım.
792. diligent · sıfatçalışkan; titiz ve gayretliA diligent learner, she reviewed her notes every evening without being told.Çalışkan bir öğrenci olan o, kimse söylemeden her akşam notlarını tekrar ederdi.
793. nerve-racking · sıfatsinir bozucu; insanı gerenWaiting for my exam results was the most nerve-racking week of my life.Sınav sonuçlarımı beklemek hayatımın en gergin haftasıydı.
794. at ease · kalıprahat; kendini huzurlu hissedenThe host's warm welcome immediately made everyone feel at ease.Ev sahibinin sıcak karşılaması herkesi hemen rahat hissettirdi.
795. on edge · kalıpgergin; diken üstündeI've been on edge all morning because the surgeon said he would phone with my results.Cerrah sonuçlarımla birlikte arayacağını söylediği için bütün sabah diken üstündeyim.
796. snap at · öbek fiilters ters cevap vermek; çıkışmakSorry I snapped at you earlier; I was under a lot of pressure.Az önce sana çıkıştığım için özür dilerim; çok baskı altındaydım.
797. extrovert · isimdışa dönük kişiAs an extrovert, she gets her energy from spending time with large groups of people.Dışa dönük biri olarak enerjisini kalabalık gruplarla vakit geçirerek alıyor.
798. sceptical · sıfatşüpheci; kuşkuyla yaklaşanI'm sceptical about diets that promise dramatic results in only one week.Bir haftada çarpıcı sonuçlar vaat eden diyetlere kuşkuyla yaklaşıyorum.
799. permanent · sıfatkalıcı; süresiz (kadrolu)After two years of short contracts, she was finally offered a permanent position at the firm.İki yıl boyunca kısa süreli sözleşmelerle çalıştıktan sonra, sonunda şirkette kadrolu bir pozisyon teklif edildi.
800. appoint · fiilatamak; görevlendirmekThe board decided to appoint a new finance director before the end of the year.Yönetim kurulu, yıl bitmeden yeni bir finans direktörü atamaya karar verdi.
801. dismiss · fiilişten çıkarmak; görevden almakHe was dismissed after the company discovered he had falsified his expense reports.Şirket masraf raporlarını sahteleştirdiğini fark edince işten çıkarıldı.
802. resignation · isimistifaShe handed in her resignation on Monday and agreed to stay for another month.Pazartesi günü istifasını verdi ve bir ay daha kalmayı kabul etti.
803. probation · isimdeneme süresiDuring the six-month probation, either side can end the agreement with very short notice.Altı aylık deneme süresi boyunca taraflardan biri sözleşmeyi çok kısa bir bildirimle sonlandırabilir.
804. appraisal · isimperformans değerlendirmesiMy annual appraisal went well, and my supervisor suggested I take on more responsibility.Yıllık performans değerlendirmem iyi geçti ve amirim daha fazla sorumluluk almamı önerdi.
805. timesheet · isimçalışma saati çizelgesiPlease fill in your timesheet by Friday afternoon so that payroll can process it on time.Maaş bölümü zamanında işleyebilsin diye lütfen çalışma çizelgenizi cuma öğleden sonraya kadar doldurun.
806. incentive · isimteşvik; özendirici ödülThe firm offers a cash incentive to staff who bring in new clients.Firma, yeni müşteri getiren personele nakit teşvik veriyor.
807. perk · isimyan hak; ek avantajFree language classes are one of the best perks of working for this organisation.Ücretsiz dil kursları, bu kurumda çalışmanın en güzel yan haklarından biri.
808. strike · isimgrevTrain drivers voted to go on strike next week unless their pay demands are met.Tren makinistleri, ücret talepleri karşılanmazsa gelecek hafta greve gitmek için oy kullandı.
809. trade union · isimsendikaThe trade union met management to discuss the planned changes to working hours.Sendika, çalışma saatlerindeki planlanan değişiklikleri görüşmek için yönetimle bir araya geldi.
810. morale · isimmoral; çalışma motivasyonuStaff morale dropped sharply when the company announced it would freeze all salaries.Şirket tüm maaşları donduracağını açıklayınca personelin morali ciddi biçimde düştü.
811. output · isimüretim; çıktı miktarıNew machinery has doubled the factory's output without increasing the number of employees.Yeni makineler, çalışan sayısını artırmadan fabrikanın üretimini ikiye katladı.
812. milestone · isimönemli aşama; dönüm noktasıCompleting the first prototype was a major milestone for the whole development team.İlk prototipin tamamlanması, tüm geliştirme ekibi için önemli bir aşamaydı.
813. proposal · isimöneri; teklifOur proposal for the new software system was approved after a short discussion.Yeni yazılım sistemi önerimiz kısa bir görüşmenin ardından onaylandı.
814. handover · isimdevir teslimBefore her maternity leave, Elif prepared a detailed handover note for her replacement.Doğum iznine ayrılmadan önce Elif, yerine gelecek kişi için ayrıntılı bir devir teslim notu hazırladı.
815. follow up · öbek fiiltakip etmek; konunun peşine düşmekI'll follow up with the supplier tomorrow to make sure the order is still on schedule.Siparişin hâlâ programa uygun olduğundan emin olmak için yarın tedarikçiyle konuyu takip edeceğim.
816. merger · isimbirleşme (şirketler)After the merger, many employees had to learn completely different systems and procedures.Birleşmeden sonra birçok çalışan tamamen farklı sistemleri ve prosedürleri öğrenmek zorunda kaldı.
817. cover for · öbek fiilyerine bakmak; birinin işini üstlenmekCould you cover for me on Thursday? I have a dentist appointment in the morning.Perşembe günü yerime bakabilir misin? Sabah diş hekimi randevum var.
818. sign off · öbek fiilimzalayıp onaylamakThe finance department must sign off on every purchase above five thousand euros.Finans departmanı beş bin euroyu aşan her satın alımı imzalayıp onaylamak zorunda.
819. oversee · fiilgözetmek; denetlemekShe oversees a team of twelve engineers who are building the new bridge.Yeni köprüyü inşa eden on iki mühendisten oluşan ekibi o denetliyor.
820. undertake · fiilüstlenmek; girişmekThe consultancy will undertake a detailed survey of customer needs over the next three months.Danışmanlık firması önümüzdeki üç ay boyunca müşteri ihtiyaçları üzerine ayrıntılı bir anket çalışması yürütecek.
821. accomplish · fiilbaşarmak; tamamlamakWe accomplished everything on the list ahead of schedule, so the team went out to celebrate.Listedeki her şeyi programdan önce tamamladık, bu yüzden ekip kutlamaya çıktı.
822. multitask · fiilaynı anda birkaç işi yürütmekReceptionists need to multitask, answering phones while greeting visitors and sorting the post.Resepsiyonistlerin aynı anda birkaç işi yürütmesi gerekir: ziyaretçileri karşılarken telefonlara bakar, postaları ayıklar.
823. networking · isimiş çevresi edinme; ilişki ağı kurmaIndustry events are a great opportunity for networking, and I found my current position that way.Sektör etkinlikleri iş çevresi edinmek için harika bir fırsat; şu anki işimi de böyle buldum.
824. shortlist · fiilkısa listeye almakOut of two hundred applicants, only five were shortlisted for a final interview.İki yüz başvurandan yalnızca beşi son görüşme için kısa listeye alındı.
825. seasonal · sıfatmevsimlikMany students find seasonal employment in coastal hotels during the summer months.Birçok öğrenci yaz aylarında kıyıdaki otellerde mevsimlik iş buluyor.
826. credentials · isimnitelikler; yeterlilik belgeleriWith her academic credentials and ten years in banking, she was the obvious choice.Akademik nitelikleri ve bankacılıktaki on yıllık geçmişiyle açık ara en uygun seçimdi.
827. induction · isimoryantasyon; işe başlatma programıThe induction lasts two days and covers safety rules, software tools and company policies.Oryantasyon iki gün sürüyor ve güvenlik kurallarını, yazılım araçlarını ve şirket politikalarını kapsıyor.
828. mandatory · sıfatzorunluAttendance at the safety briefing is mandatory for everyone who enters the construction site.Güvenlik brifingine katılmak, şantiyeye girenlerin hepsi için zorunludur.
829. dress code · isimkıyafet kuralıThe bank has a strict dress code, so jeans and trainers are not allowed.Bankanın katı bir kıyafet kuralı var, bu yüzden kot pantolon ve spor ayakkabıya izin verilmiyor.
830. flexitime · isimesnek çalışma saatleriThanks to flexitime, I can start early on Fridays and finish before the traffic gets heavy.Esnek çalışma saatleri sayesinde cuma günleri erken başlayıp trafik yoğunlaşmadan çıkabiliyorum.
831. subordinate · isimast; emri altında çalışan kişiA good manager treats subordinates with respect and listens to their ideas.İyi bir yönetici astlarına saygılı davranır ve onların fikirlerini dinler.
832. deduction · isimkesintiAfter all the deductions, my take-home pay was much lower than I had expected.Tüm kesintilerden sonra ele geçen maaşım beklediğimden çok daha düşüktü.
833. brief · fiilbilgilendirmek; talimat vermekThe director briefed the sales staff about the new product just before the launch.Direktör, lansmandan hemen önce satış personelini yeni ürün hakkında bilgilendirdi.
834. grievance · isimşikâyet; yakınma (iş yerinde)He filed a formal grievance after being refused a promotion for the third time.Üçüncü kez terfi ettirilmeyince resmî bir şikâyette bulundu.
835. harassment · isimtaciz; rahatsız etmeThe company introduced a clear policy against harassment and set up a confidential reporting line.Şirket tacize karşı net bir politika getirdi ve gizli bir bildirim hattı kurdu.
836. hierarchy · isimhiyerarşi; kademeli yapıIn a rigid hierarchy, ideas from junior staff rarely reach the people who make decisions.Katı bir hiyerarşide alt kademedeki çalışanların fikirleri karar vericilere nadiren ulaşır.
837. executive · isimüst düzey yöneticiSeveral executives flew in from head office to attend the annual strategy review.Birkaç üst düzey yönetici yıllık strateji toplantısına katılmak için genel merkezden geldi.
838. corporate · sıfatkurumsal; şirketlere aitAfter ten years in corporate law, she left to open a small advice centre.On yıl şirketler hukukunda çalıştıktan sonra küçük bir danışma merkezi açmak için ayrıldı.
839. firm · isimfirma; şirket (özellikle küçük veya orta ölçekli)My cousin works for a firm of architects that designs school buildings across the region.Kuzenim, bölge genelinde okul binaları tasarlayan bir mimarlık firmasında çalışıyor.
840. sector · isimsektör; alanThe technology sector has created thousands of new openings for graduates in recent years.Teknoloji sektörü son yıllarda mezunlar için binlerce yeni iş imkânı yarattı.
841. deputy · isimyardımcı; vekilThe head is away this week, so the deputy will chair the weekly planning session.Müdür bu hafta yok, bu yüzden haftalık planlama toplantısına yardımcısı başkanlık edecek.
842. downsize · fiilküçülmek; personel sayısını azaltmakThe factory had to downsize after losing its largest customer, and forty workers lost their jobs.Fabrika en büyük müşterisini kaybedince küçülmek zorunda kaldı ve kırk işçi işini yitirdi.
843. contractor · isimmüteahhit; sözleşmeli çalışanWe hired an outside contractor to rebuild the warehouse instead of using our own staff.Depoyu yeniden inşa etmek için kendi personelimizi kullanmak yerine dışarıdan bir müteahhit tuttuk.
844. estimate · isimtahmini maliyet; kabaca hesapThe plumber gave us an estimate of six hundred pounds, but the final bill was higher.Tesisatçı bize altı yüz sterlinlik bir tahmini maliyet verdi ama nihai fatura daha yüksek geldi.
845. vocational · sıfatmeslekiMany young people choose vocational courses because they lead directly to practical employment.Birçok genç, doğrudan uygulamalı bir işe yönlendirdiği için mesleki kursları tercih ediyor.
846. rota · isimnöbet/vardiya çizelgesiThe weekend rota is posted on the notice board, so check when you're on duty.Hafta sonu çizelgesi ilan panosunda asılı, ne zaman görevde olduğunuza bakın.
847. liaise · fiilirtibat kurmak; koordinasyon sağlamakPart of my role is to liaise with the design team and make sure deadlines are respected.Görevimin bir kısmı tasarım ekibiyle irtibat kurmak ve teslim tarihlerine uyulmasını sağlamak.
848. high street · isimana cadde; dükkânların toplandığı çarşı caddesiSeveral family-run shops on the high street have closed because people now prefer to order online.Ana caddedeki aile işletmesi dükkânların birkaçı kapandı, çünkü insanlar artık internetten sipariş vermeyi tercih ediyor.
849. sleepy · sıfatdurgun; sakin ve sessiz (yer için)It's a sleepy little place where nothing much happens, apart from the Saturday fair.Cumartesi panayırı dışında pek bir şeyin olmadığı durgun, küçük bir yer.
850. courtyard · isimavluBehind the heavy gate there is a peaceful courtyard with a fountain and a few orange trees.Ağır kapının ardında bir çeşmesi ve birkaç portakal ağacı olan huzurlu bir avlu var.
851. mill · isimdeğirmen; (tekstil gibi) fabrikaThe old cotton mill by the river now houses art studios and a small museum.Nehir kenarındaki eski pamuk fabrikasında şimdi sanat atölyeleri ve küçük bir müze var.
852. minaret · isimminareThe slender minaret of the old mosque is visible from almost every part of the valley.Eski camiin ince minaresi vadinin hemen her yerinden görülüyor.
853. dome · isimkubbeSunlight streams through small windows in the dome, filling the whole prayer hall with a soft glow.Güneş ışığı kubbedeki küçük pencerelerden süzülerek bütün ibadet salonunu yumuşak bir parıltıyla dolduruyor.
854. county · isimkontluk; (İngiltere/ABD'de) idari bölgeShe grew up in a rural county in the north of England, famous for its sheep farming.Kuzey İngiltere'de, koyun yetiştiriciliğiyle ünlü kırsal bir kontlukta büyüdü.
855. homeless · sıfatevsiz; barınaksızThe charity provides hot meals and temporary beds for homeless people during the coldest weeks.Hayır kurumu, en soğuk haftalarda evsiz insanlara sıcak yemek ve geçici yatak sağlıyor.
856. blood pressure · isimtansiyon; kan basıncıHer blood pressure has been checked every six months since she turned fifty.Elli yaşına girdiğinden beri tansiyonu altı ayda bir kontrol ediliyor.
857. GP · isimpratisyen hekim; aile hekimiMy GP referred me to a specialist after the blood test came back with unusual results.Kan tahlili sıra dışı sonuçlar verince pratisyen hekimim beni bir uzmana yönlendirdi.
858. palm · isimavuç içiHis palms were sweaty before the interview, so he wiped them on his trousers.Görüşmeden önce avuç içleri terlemişti, o yüzden pantolonuna sildi.
859. scar · isimyara izi; nedbeThe small scar above her eyebrow is a reminder of a childhood accident.Kaşının üstündeki küçük yara izi, çocukluğunda geçirdiği bir kazanın hatırası.
860. blink · fiilgözünü kırpıştırmak; göz kapağını açıp kapamakShe blinked several times as she stepped out of the dark tunnel into the bright sunshine.Karanlık tünelden parlak güneş ışığına çıkarken birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.
861. snore · fiilhorlamakMy husband snores so loudly that I sometimes have to move to the guest room.Eşim o kadar yüksek sesle horluyor ki bazen misafir odasına geçmek zorunda kalıyorum.
862. nanny · isimdadıShe grew up with a nanny who taught her three languages.Ona üç dil öğreten bir dadıyla büyüdü.
863. homeowner · isimkonut sahibi; kendi evinin sahibi olan kişiRising interest rates have hit homeowners hard, especially those who took out large loans just before the increase.Artan faiz oranları, özellikle artıştan hemen önce yüksek kredi çekmiş konut sahiplerini ağır biçimde etkiledi.
864. long-haul · sıfatuzun mesafeli (özellikle uçuş için)After the long-haul leg to Sydney, she needed two full days to reset her body clock.Sidney'e yaptığı uzun mesafeli uçuştan sonra vücut saatini düzeltmek için tam iki güne ihtiyacı oldu.
865. short-haul · sıfatkısa mesafeli (özellikle uçuş için)Short-haul routes within Europe are often quicker by rail and far kinder to the environment.Avrupa içindeki kısa mesafeli hatlarda tren genellikle daha hızlıdır ve çevreye çok daha az zarar verir.
866. altitude · isimyükseklik; rakımAt that altitude the air is so thin that even a short climb leaves you breathless.O yükseklikte hava o kadar seyrek ki kısa bir tırmanış bile insanı nefessiz bırakıyor.
867. aboard · zarfgemide / uçakta / trende; gemiye / uçağa / treneOnce everyone was aboard, the crew sealed the hatch and the vessel pulled away slowly.Herkes gemiye bindikten sonra mürettebat kapağı kapattı ve gemi yavaşça uzaklaştı.
868. steward · isimuçak veya gemi görevlisi, kabin görevlisiThe steward moved calmly between the rows, reassuring passengers while the aircraft shook.Uçak sallanırken kabin görevlisi sıralar arasında sakince ilerleyip yolcuları yatıştırdı.
869. gearbox · isimvites kutusuA grinding noise from the gearbox told us the repair would not be cheap.Vites kutusundan gelen gıcırtı, onarımın ucuz olmayacağını anlattı.
870. accelerator · isimgaz pedalıHe eased his foot off the accelerator as the road narrowed and the fog thickened.Yol daralıp sis yoğunlaşırken ayağını gaz pedalından yavaşça çekti.
871. merge · fiil(yola/şeride) katılmak, birleşmekDrivers must merge smoothly into the left lane where the two roads become one.İki yolun birleştiği yerde sürücüler sol şeride sorunsuzca katılmalıdır.
872. level crossing · isimhemzemin geçitBarriers came down at the level crossing, and everyone waited while a long goods train rumbled by.Hemzemin geçitte bariyerler indi ve uzun bir yük treni gürleyerek geçerken herkes bekledi.
873. anchor · isimçapa, demirThe crew dropped anchor in a sheltered bay and waited for the swell to ease.Mürettebat korunaklı bir koyda demir attı ve dalgaların yatışmasını bekledi.
874. deck · isimgüverteWe spent the evening on the upper deck, watching the coastline slip by in the dusk.Akşamı üst güvertede, kıyı şeridinin alacakaranlıkta yavaşça uzaklaşmasını izleyerek geçirdik.
875. shipwreck · isimgemi kazası; batık gemi enkazıThe divers explored a Roman shipwreck lying forty metres below the surface off the southern coast.Dalgıçlar, güney kıyısı açıklarında yüzeyin kırk metre altında yatan bir Roma dönemi batığını keşfetti.